Dermatoloji

Cilt Kanseri Ameliyatı (Bazal Hücreli Karsinom Eksizyonu)

Cilt kanseri ameliyatı nedir, nasıl yapılır? Bazal hücreli karsinom gibi lezyonların cerrahi eksizyonu ve tedavi süreci hakkında bilgi alın.

Bazal hücreli karsinom, dünya genelinde en sık görülen deri malignitesi olarak bilinmekte olup epidermisin bazal tabaka keratinositlerinden köken almaktadır. Ultraviyole ışınlara kronik maruziyet, açık cilt tipi, kümülatif güneş hasarı, immünsupresyon ve genetik yatkınlık gibi çok sayıda etken bu tümörün gelişiminde rol oynamaktadır. Metastaz potansiyeli oldukça düşük olmasına karşın yerel doku invazyonu, özellikle yüzün estetik ve fonksiyonel açıdan kritik bölgelerinde belirgin doku kayıplarına ve deformitelere yol açabilmektedir. Bu nedenle bazal hücreli karsinomun erken tanısı, uygun cerrahi teknikle temiz sınırlarla çıkarılması ve sonrasında düzenli dermatolojik takibi büyük önem taşımaktadır. Koru Hastanesi Dermatoloji bölümü, bazal hücreli karsinom hastalarına dermoskopi ile ayrıntılı ön değerlendirme, uygun biyopsi tekniği seçimi, klasik geniş eksizyon ya da uygun endikasyonlarda Mohs mikrografik cerrahi konsültasyonu ve rekonstrüksiyon planlaması gibi kapsamlı hizmetleri multidisipliner bir çerçevede sunmaktadır. Aşağıdaki bölümlerde bazal hücreli karsinomun tanınmasından cerrahi tekniklere, komplikasyonlardan uzun dönem izleme kadar klinik pratikte sık karşılaşılan on dört soru ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

Bazal Hucreli Karsinom Nedir ve Diger Cilt Kanserlerinden Nasil Ayirt Edilir?

Bazal hücreli karsinom, epidermisin bazal tabakasındaki pluripotent keratinositlerden ya da dış kök kılıfı hücrelerinden köken alan, düşük metastaz potansiyeline karşın belirgin lokal invazyon yeteneğine sahip bir cilt kanseridir. Uzun yıllar boyunca güneş ışınına maruz kalan yüz, kulak, boyun ve saçlı deri gibi bölgelerde daha sık ortaya çıkar. Ultraviyole B ışınlarının p53 tümör baskılayıcı geninde yol açtığı imza mutasyonlar, hedgehog sinyal yolağındaki PTCH1 ve SMO gen değişiklikleri, sürekli ve kontrolsüz bir bazaloid hücre proliferasyonuna zemin hazırlar. Bu moleküler bozukluk, klinik olarak sedefli yüzeyi, telenjiektazik damarları ve mercan tanesini andıran kenar yapısı ile karakteristik bir görünüm oluşturur. Bazı hastalarda kronik yara benzeri lezyon şeklinde de kendini gösterebilir.

Bazal hücreli karsinomu diğer cilt kanserlerinden ayırt etmek için lezyonun klinik seyri, morfolojisi ve dermoskopik bulguları birlikte değerlendirilir. Skuamöz hücreli karsinom, genellikle daha hızlı büyüyen, hiperkeratotik yüzeyi belirgin, ülserasyona ve palpasyonla ağrıya daha meyilli, alt dudak, kulak sarmalı ve el sırtı gibi UV maruziyeti belirgin bölgelerde ortaya çıkan ve metastaz riski daha yüksek bir malignitedir. Melanom ise ABCDE kuralı çerçevesinde asimetri, düzensiz kenar, çok renklilik, altı milimetreyi aşan çap ve zamanla değişen özellikleriyle kendini belli eder. Merkel hücreli karsinom hızlı büyüyen, mor-kırmızı, ağrısız bir nodül şeklinde ortaya çıkan nadir ama agresif bir tümördür. Bazal hücreli karsinomda ise yavaş ilerleyen, aylar hatta yıllar içinde büyüyen, ortasında ülserleşme ya da kabuklanma bulunan ve inci parlaklığında kenarlara sahip lezyonlar tipiktir.

Kesin ayrım her zaman histopatolojik inceleme ile yapılır. Punch biyopsi, shave biyopsi veya insizyonel biyopsi ile alınan doku örneği hem tanıyı doğrular hem de alt tip belirlemesine olanak tanır. Nodüler, superfisyel, pigmente, morfeaform, infiltratif ve mikronodüler gibi farklı histolojik alt tiplerin bilinmesi, cerrahi güvenli sınırın ve tedavi yaklaşımının şekillenmesinde belirleyici rol oynar. Dermoskopi bulguları arasında dal budak salmış telenjiektaziler, gri-mavi ovoid yuvalar, çok sayıda gri-mavi noktacık, yaprak benzeri alanlar, tekerlek jantı benzeri alanlar ve ülserasyon başlıca özellikleri oluşturur. Bu bulgular gözden kaçırıldığında lezyon uzun süre iyi huylu bir sivilce ya da kist zannedilebilir ve gecikmiş tanı derin doku invazyonuna zemin hazırlayabilir.

Klinik pratikte bazal hücreli karsinomun altında yatan risk faktörlerinin değerlendirilmesi de tanısal süreç kadar önemlidir. Açık cilt tipi Fitzpatrick I ve II, kızıl ya da sarı saç, mavi göz, çocukluk çağında yoğun güneş yanığı öyküsü, uzun süreli açık havada çalışma, solaryum kullanımı, arsenik maruziyeti, iyonlaştırıcı radyasyon öyküsü ve organ nakli sonrası kronik immünsupresyon zemin oluşturan faktörler arasında yer alır. Gorlin sendromu gibi nadir kalıtsal tablolarda genç yaşta çok sayıda bazal hücreli karsinom, palmoplantar çukurcuklar, çene kistleri ve iskelet anomalileri bir arada görülebilir. Bu nedenle özellikle otuz yaş altı hastalarda ya da çoklu lezyon varlığında ayrıntılı sistemik ve genetik değerlendirme yapılması yerinde bir yaklaşım olur.

Ciltte Iyilesmeyen Yara veya Sedef Benzeri Lezyon Bazal Hucreli Karsinom Belirtisi Olabilir mi?

Cildin herhangi bir bölgesinde birkaç haftadan uzun süredir iyileşmeyen, tekrar tekrar kabuk bağlayıp kanayan ve normal yara iyileşme dinamiğine uymayan lezyonlar bazal hücreli karsinom açısından her zaman şüphe uyandırmalıdır. Sağlıklı ciltte küçük bir sıyrık ya da çıban birkaç gün içinde inflamatuvar aşamayı tamamlar, granülasyon dokusu oluşur, epitelizasyon başlar ve genellikle iki hafta içinde tam iyileşme sağlanır. Buna karşılık bazal hücreli karsinomda tümör hücrelerinin sürekli çoğalması ve dokunun anjiyogenik desteği yeterli olmadığı için lezyonun ortasında persistan bir ülserasyon meydana gelir. Hasta bu durumu genellikle geçmeyen bir yara, kaşınan bir sivilce veya kesilip iyileşmeyen bir tıraş kesiği olarak tanımlar.

Sedef benzeri lezyon görüntüsü ise özellikle superfisyel bazal hücreli karsinom alt tipinde belirgin bir bulgu olarak dikkat çeker. Gövdede, sırtta, omuzda ya da uyluk ön yüzünde yer alan, keskin sınırlı, kırmızı-pembe zeminli, hafif hiperkeratotik ve zaman zaman kaşıntı veren plaklar sıklıkla egzama, sedef hastalığı, mantar enfeksiyonu ya da Bowen hastalığı ile karıştırılır. Topikal steroid ve antifungal tedavilere yanıt vermeyen, kenar biçimi düzensiz, bir bölgede giderek genişleyen ve santralinde soluk atrofik alanlar oluşturan lezyonlarda dermoskopi ve biyopsi mutlaka gündeme gelmelidir. Bu tür geç tanılar, tümörün yıllarca kozmetik bir sorun sanılarak sürüncemede kalmasına ve gereksiz büyümesine yol açabilir.

İyileşmeyen yaranın en tipik yerleşim yerleri burun kanadı, burun sırtı, göz kapağı iç kenarı, göz iç köşesi, kulak sarmalı, temporal bölge, alın ve saçlı deri sınırındaki alanlardır. Bu bölgelerdeki kronik güneş hasarı, aktinik keratoz zemininde bir kanser gelişimini kolaylaştırır. Hastalar zaman zaman iyileşmeyen yaranın altında sert bir kabartı, çevresinde inci parlaklığında bir kenar ve içinde küçük genişlemiş damarlar fark ettiklerini ifade ederler. Bazen kanamanın nedeni olarak hafif bir travmayı gösterirler; oysa aynı bölgede birkaç ay içinde tekrarlayan kanama epizodları önemli bir alarm işaretidir. Erken evrede yakalanan bir bazal hücreli karsinom çok daha küçük bir cerrahi eksizyonla ve daha estetik bir izle tedavi edilebildiği için bu tür lezyonların ihmal edilmemesi büyük önem taşır.

Klinik değerlendirmede lezyonun renk, sınır, damarlanma, ülserasyon, palpasyon bulguları, çevre dokuya yapışıklığı ve altta yatan kemik ile fiksasyon açısından ayrıntılı sorgulanması gerekir. Dermatolog, dermoskopik incelemeye ek olarak gerekli gördüğünde konfokal mikroskopi ya da yüksek çözünürlüklü ultrasonografi gibi noninvaziv görüntüleme yöntemlerinden yararlanır. Sonrasında en uygun bölgeden alınan biyopsi ile histopatolojik doğrulama sağlanır. Uzun süredir mevcut bir yaranın son dönemde büyüme hızının artması, çevre dokuda hipoestezi, ağrı ve derin doku ile birlikte hareket etmez hale gelmesi, invazyonun derinleştiğine işaret eden ileri düzey bulgular olarak yorumlanır.

Bazal Hucreli Karsinom Hangi Yuz Bolgelerinde Cerrahi Acidan Daha Zorludur?

Yüzün belirli bölgeleri, hem embriyolojik füzyon hatları hem de anatomik özellikleri nedeniyle bazal hücreli karsinom cerrahisinde özel dikkat gerektirir. Bu bölgeler literatürde H-zonu ya da yüksek riskli maskeli bölge olarak tanımlanır. H-zonu, göz iç ve dış köşesini, göz kapaklarını, burun sırtı ve kanatlarını, dudak vermilyon sınırını, kulak sarmalı ile kulak arkası bölgeyi, temporal bölge ile preauriküler alanı kapsar. Bu bölgelerde embriyonik füzyon hatları boyunca tümör hücreleri daha derin dokulara doğru sinsi biçimde ilerleyebilir, klinik olarak görülenden çok daha geniş bir alan mikroskobik olarak tutulmuş olabilir. Bu özellik nedeniyle H-zonundaki tümörler hem daha yüksek nüks riski hem de daha zor rekonstrüksiyon süreci ile ilişkilendirilir.

Burun bölgesinde yer alan bazal hücreli karsinomlar, burun sırtı, burun kanadı, kolumella ve burun ucu gibi ince ve az esnek dokuların bulunduğu alanlarda cerrahi olarak zorlayıcıdır. Bu bölgelerde deri kalınlığı sınırlı, yağ dokusu az ve altta kıkırdak yapıları yer aldığı için birincil kapama seçenekleri sıklıkla yetersiz kalır. Burun kanadı defektlerinde bilobed flep, nazolabial flep ya da paramedian alın flebi gibi lokal ya da bölgesel fleplerin kullanılması, kıkırdak greftleri ile destek sağlanması gerekebilir. Göz kapağı bölgesindeki tümörlerde ise göz kapağı fonksiyonunun ve gözyaşı drenajının korunması, ektropiyon ve entropiyon gibi geç komplikasyonların önlenmesi açısından oftalmoloji ile ortak planlama sıklıkla gereklidir.

Kulak bölgesindeki bazal hücreli karsinomlar, hem kıkırdak invazyonu hem de parotis bölgesi ve dış kulak yolu ile komşuluğu nedeniyle özel yaklaşım gerektirir. Kulak sarmalı yerleşimli tümörlerde tam kat eksizyon ve wedge rezeksiyon gerekebilirken helikal ilerleyen flepler ile onarım tercih edilir. Kulak arkası ve preauriküler bölge, fasiyal sinir dallarına yakın komşuluğu nedeniyle cerrahi sırasında motor sinir güvenliğinin sağlanması gereken alanlardır. Dudak vermilyon sınırındaki bazal hücreli karsinomlar ise mikrostomi riski, oral kompetans ve estetik bir sınır çizgisinin korunması açısından ciddi bir cerrahi planlama zorluğu yaratır. Bu bölgelerde tümör güvenli sınırlarla çıkarılırken hem fonksiyonun hem de estetiğin korunması bir dermatolog ve plastik cerrah iş birliğini zorunlu kılar.

Saçlı deri, alın, temporal bölge ve boyun gibi görece daha esnek dokularda yer alan bazal hücreli karsinomlarda cerrahi genellikle daha kolay olmakla birlikte, saçlı deride galeal invazyon ve kemik penceresi riski, temporal bölgede yüzeyel temporal arter ve fasiyal sinirin temporal dalı ile komşuluk gibi anatomik incelikler göz ardı edilmemelidir. Tekrarlayan bazal hücreli karsinomlar, önceki cerrahi izleri ve radyoterapi almış bölgeler cerrahi planlamada ilave zorluklar oluşturur. Skar dokusu içinde tümör hücrelerinin sınırlarını klinik olarak belirlemek güçleşir, bu durumda Mohs mikrografik cerrahi yaklaşımı ya da geniş güvenli sınır uygulaması akılcı seçenekler olarak öne çıkar.

Guvenli Cerrahi Sinir (Klasik Eksizyon) Kac Milimetre Olarak Belirlenir?

Klasik geniş eksizyonda güvenli cerrahi sınır, tümörün klinik olarak görülen kenarından itibaren sağlıklı görünen deriyi de içeren tanımlı bir mesafedir. Düşük riskli bazal hücreli karsinomlarda genel kabul gören güvenli sınır dört milimetredir. Bu değer, çok merkezli klinik çalışmalarda küçük ve iyi sınırlı primer tümörlerin yaklaşık yüzde doksan beşinde tam eksizyon sağlandığı gözlemine dayanarak yerleşmiştir. Bu tür lezyonlar genellikle iki santimetreden küçük çaplı, nodüler ya da superfisyel alt tipte ve yüz dışı gövde, ekstremite gibi düşük riskli lokalizasyonlarda yerleşim gösterir. Cerrahi planlamada tümörün klinik sınırı dikkatle işaretlenmeli, dermoskopi ile subklinik uzanımlar değerlendirilmeli ve buna dört milimetrelik güvenli marj eklenerek eksizyon planı çizilmelidir.

Yüksek riskli bazal hücreli karsinomlarda güvenli sınır beş ila on milimetreye kadar genişletilebilir. Yüksek risk kategorisine giren durumlar arasında iki santimetreyi aşan tümör çapı, morfeaform, infiltratif ve mikronodüler gibi agresif histolojik alt tipler, H-zonu yerleşimi, tekrarlayan lezyonlar, immünsuprese hastalar, önceki radyoterapi zemininde gelişen tümörler ve perinöral tutulum gösteren vakalar sayılabilir. Bu tür yüksek riskli olgularda dört milimetre güvenli sınır yeterli olmayabilir; mümkünse Mohs mikrografik cerrahi tercih edilir, bu olanaklı değilse geniş güvenli sınır ile eksizyon ve intraoperatif ya da postoperatif ayrıntılı histopatolojik değerlendirme yapılır.

Güvenli sınırın belirlenmesinde yalnızca yatay genişlik değil, derinlik boyutu da büyük önem taşır. Cerrahi eksizyonun subkütan yağ dokusuna, gerekli durumlarda fasyaya veya perikondriyum ile periosta kadar uzatılması gerekebilir. Bazal hücreli karsinom nadiren kıkırdak ve kemik invazyonu yapabilir; özellikle burun, kulak ve saçlı deri bölgesindeki büyük ya da tekrarlayan tümörlerde bu risk artar. Bu durumlarda görüntüleme yöntemleri ile derin invazyon değerlendirilir, gerekiyorsa kıkırdak ya da periost eksizyonu da güvenli sınıra dahil edilir. Klasik eksizyonun sınırlarını hem iyi belirlemek hem de sağlıklı görünen dokuyu gereksiz feda etmemek dermatolojik cerrahinin dengeli bir sanatıdır.

Eksizyon sonrası doku örneği, patoloji laboratuvarına yönlendirici sütür ya da işaretleyici boyalar ile birlikte gönderilir. Bu işaretlemeler patologun kesit alma sırasında sınırları doğru yorumlamasına yardımcı olur. Sonuç raporunda cerrahi sınırlar arasındaki mesafeler milimetre cinsinden belirtilir. Sınırlar temiz olsa bile tümöre çok yakın bir kenar, özellikle agresif alt tiplerde ek girişim gerekliliğini gündeme getirebilir. Klasik eksizyonun başarısı, hem yeterli güvenli sınırın seçilmesine hem de dokunun laboratuvarda titiz biçimde değerlendirilmesine bağlıdır.

Mohs Mikrografik Cerrahi ile Standart Eksizyon Arasindaki Fark Nedir?

Standart eksizyon, klinik olarak belirlenen tümör sınırından itibaren önceden tanımlanmış bir güvenli marj ile dokunun tek seferde çıkarılması, ardından formalinde fiske edilmiş doku örneğinin parafin blok yöntemiyle geleneksel histopatolojik incelemeye alınması esasına dayanır. Bu yaklaşım, düşük ve orta riskli bazal hücreli karsinomlar için oldukça yüksek başarı oranları sunar. Bununla birlikte standart yöntemde patolog, doku örneğinin yalnızca temsili kesitlerini değerlendirir; sınırların yaklaşık yüzde birlik ya da daha az bir bölümü mikroskop altında incelenir. Bu durum, mikroskobik tümör uzantılarının bazı bölgelerde gözden kaçmasına yol açabilir.

Mohs mikrografik cerrahi ise doku koruyucu ve sınır kontrolü açısından son derece hassas bir tekniktir. Cerrah tümörü ince bir tabaka halinde çıkarır, bu tabaka özel harita çizimleri ile yönlendirilerek dondurularak kesit alınır ve tüm çevresel ve derin cerrahi sınırlar aynı seansta mikroskop altında değerlendirilir. Sınırda tümör görüldüğü bölgelerde yeniden aynı yönden ince bir katman daha alınır ve süreç tüm sınırlar temiz olana kadar tekrarlanır. Bu yaklaşım, cerrahi sınırların yüzde yüzüne yakınının incelenmesini sağlar, sağlıklı doku kaybını en aza indirir ve nüks oranlarını literatürde en düşük seviyelerde tutar.

Mohs mikrografik cerrahi özellikle H-zonu yerleşimli, iki santimetreden büyük, tekrarlayan, morfeaform, infiltratif veya mikronodüler alt tipteki, immünsuprese hastalarda gelişen ve perinöral tutulum bulunan bazal hücreli karsinomlarda tercih edilir. Bu teknikte doku, formalin yerine kriyostat cihazında dondurularak kesilir ve boyanır; bu sayede tek seansta sonuç alınabilir. Ancak Mohs cerrahisi özel donanım, eğitim almış cerrah ve laboratuvar altyapısı gerektirir. Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulanmakta olup bazal hücreli karsinomun uygun endikasyonlarında altın standart olarak kabul edilmektedir. Standart eksizyona kıyasla operasyon süresi daha uzundur, ancak nüks oranı düşük, doku koruma oranı ise yüksektir.

Standart eksizyon ile Mohs mikrografik cerrahi arasında bir tercih yapılırken hastanın yaşı, tümörün lokalizasyonu, boyutu, histolojik alt tipi, önceki tedavi öyküsü, sistemik hastalıkları ve estetik beklentileri değerlendirilmelidir. Yüz dışı bölgelerde küçük ve düşük riskli tümörlerde standart eksizyon çoğu zaman yeterlidir ve maliyet-etkinlik açısından da uygun bir seçenektir. Buna karşılık göz kapağı, burun ucu, kulak ve dudak gibi hassas bölgelerdeki tümörlerde Mohs mikrografik cerrahi ya da benzeri ayrıntılı kenar kontrolü yapılan teknikler, hem onkolojik hem de estetik başarı için tercih edilebilir bir yaklaşım oluşturur.

Tumor Cikarildiktan Sonra Defekt Primer Sutur, Flep veya Greft ile Nasil Onarilir?

Cerrahi eksizyon sonrası ortaya çıkan defekt, boyut, lokalizasyon, çevre dokunun elastisitesi ve altta yatan yapıların durumuna göre farklı rekonstrüksiyon yöntemleriyle onarılır. En basit ve genellikle ilk tercih edilen yöntem primer sütürasyondur. Bu yöntemde defekt kenarları, deri gerilim çizgileri boyunca yönlendirilerek düşük gerilimle karşı karşıya getirilir ve katmanlı olarak dikilir. Küçük ve orta boyutlu, çevresinde yeterli deri esnekliği bulunan defektlerde primer kapama, doğal deri kıvrımlarına uyumlu ve estetik açıdan tatmin edici sonuçlar sağlar. Deri gerilim çizgileri özellikle yüzde mimik hatlarına ve dinlenme durumundaki cilt kıvrımlarına uyumlu olacak şekilde planlanmalıdır.

Defektin primer sütürasyona uygun olmadığı durumlarda lokal flepler devreye girer. Bir flep, kanlanmasını koruyacak bir sap üzerinde çevrilen ve komşu bölgeden defekte transfer edilen dokudur. Yüzde sıklıkla kullanılan flep teknikleri arasında rotasyon flebi, transpozisyon flebi, ilerletme flebi, romboid flep, bilobed flep, nazolabial flep ve paramedian alın flebi sayılabilir. Bu tekniklerin her biri belirli defekt lokalizasyonuna, cilt gerilim hatlarına ve dokunun rengi ile kalınlığına uyum sağlayacak şekilde seçilir. Doğru planlanmış bir flep hem estetik hem de fonksiyonel açıdan üstün sonuçlar verirken yanlış seçilmiş bir flep hipertrofik iz, retraksiyon ve trap door deformitesi gibi sorunlara neden olabilir.

Deri greftleri, özellikle geniş defektlerin flep ile kapatılamadığı durumlarda ya da fonksiyonel bölgelerde tercih edilebilir. Tam kat deri greftleri, kulak arkası, supraklaviküler bölge veya iç kol gibi verici bölgelerden alınır ve defekte adapte edilir. Bu greftler, ince deri greftlerine kıyasla daha iyi renk ve doku uyumu sağlar. İnce split-thickness deri greftleri ise geniş defektlerde ya da onkolojik takibin kolaylaştırılması istenen durumlarda kullanılabilir; ancak renk uyumsuzluğu ve büzüşme riski daha yüksektir. Grefte alt zeminin yeterli kanlanma sağlaması, iyi bir immobilizasyon ile uyumu ve enfeksiyon kontrolü başarının temel bileşenleridir.

Karmaşık defektlerde birden fazla tekniğin kombinasyonu gerekebilir. Özellikle burun kanadı, göz kapağı, dudak, kulak sarmalı gibi bölgelerde tam kat defektler kıkırdak greftleri, mukoza greftleri ve deri fleplerinin bir arada kullanıldığı çok aşamalı rekonstrüksiyonlarla onarılır. Rekonstrüksiyon planlaması yapılırken hastanın yaşam beklentisi, sistemik hastalıkları, sigara kullanımı, radyoterapi öyküsü ve mesleki gereksinimleri dikkate alınır. Sigara özellikle flep dolaşımını olumsuz etkilediği için preoperatif dönemde bırakılması önerilir. Doğru planlanmış bir onarım, hastanın hem estetik hem de psikososyal iyilik halini önemli ölçüde destekler.

Burun, Goz Kapagi ve Kulakta Bazal Hucreli Karsinom Cerrahisi Neden Ozel Deneyim Gerektirir?

Burun, göz kapağı ve kulak bölgeleri hem embriyolojik gelişim özellikleri hem de anatomik yapıları nedeniyle bazal hücreli karsinom cerrahisinde ayrıcalıklı bir yer tutar. Burun bölgesinde deri kalınlığı bölgeye göre büyük farklılık gösterir; burun kökünde ince ve hareketli deri bulunurken burun ucunda ve kanatlarında kalın, sebase bezden zengin ve daha az esnek bir deri yapısı yer alır. Bu farklılıklar hem tümörün klinik görünümünü hem de rekonstrüksiyon seçeneklerini etkiler. Burun bölgesinde bilobed flep, nazolabial flep, paramedian alın flebi gibi tekniklerin doğru planlanması, kıkırdak greftleri ile burun kanadının çökme riskinin önlenmesi ve nazal solunum fonksiyonunun korunması cerrahinin başarısı için kritik önem taşır.

Göz kapağı bölgesinde bazal hücreli karsinom en sık alt göz kapağı ve iç kantüste ortaya çıkar. Bu bölgede tümörün lakrimal kanal ve gözyaşı drenaj sistemine invazyonu ciddi fonksiyonel sonuçlara yol açabilir. Cerrahi sırasında hem tarsus hem de konjonktiva değerlendirilir; tam kat defektlerde tarsokonjonktival flep, mukoza greftleri ve deri flepleri birlikte kullanılır. Kapak marjının hizalanması, ektropiyon ve entropiyon oluşumunun önlenmesi, gözün korunması ve estetik simetrinin sağlanması için deneyim gerektiren aşamalardır. Bu bölgede oftalmoloji ve dermatolojinin ortak çalışması yaygın bir yaklaşımdır.

Kulak bölgesinde bazal hücreli karsinom kulak sarmalı, tragus, konka, lobül ve kulak arkasında ortaya çıkabilir. Kulak sarmalı yerleşimli tümörlerde tam kat eksizyon sıklıkla gerekir ve wedge rezeksiyon ile helikal ilerletme flepleri tercih edilir. Kıkırdak invazyonu bulunan olgularda kıkırdağın kısmen ya da tamamen eksize edilmesi gerekebilir; bu durum kulak konturunun bozulmasına yol açabileceğinden kıkırdak greftleri, kompozit greftler ve çok aşamalı rekonstrüksiyon planları gündeme gelir. Kulak arkası bölgesindeki tümörler mastoid ve dış kulak yolu ile komşuluk gösterdiğinden olası ileri invazyonda kulak burun boğaz uzmanı ile ortak değerlendirme gerekebilir.

Bu üç bölgede yer alan tümörlerde yalnızca onkolojik başarı değil, uzun dönem fonksiyonel ve estetik sonuçlar da eşit derecede önemlidir. Cerrahi öncesinde yüksek çözünürlüklü fotoğraflar çekilmesi, dermoskopi ve gerektiğinde konfokal mikroskopi ile klinik sınırların ayrıntılı haritalanması, üç boyutlu simülasyon programlarının kullanılması ve rekonstrüksiyonun her aşamasının detaylı planlanması bu bölgelerdeki cerrahi başarının temel taşlarıdır. Deneyimli dermatolojik cerrahlar ve plastik cerrahlar bu tür olguları çok disiplinli bir yaklaşım ile ele alır.

Cerrahi Sinir Pozitif Cikarsa Yeniden Ameliyat mi Radyoterapi mi Tercih Edilir?

Bazal hücreli karsinom eksizyonu sonrası histopatolojik incelemede cerrahi sınırın pozitif çıkması, patoloğun rapor ettiği kesit hattında tümör hücrelerinin varlığını ifade eder ve klinik olarak önemli bir bulgudur. Bu durumda kalan tümör hücrelerinden nüks gelişme olasılığı belirgin biçimde artar. Yönetim kararı, sınırın hangi kenarda pozitif olduğu, tümörün alt tipi, hastanın yaşı, sistemik hastalıkları, önceki tedavi öyküsü ve lokalizasyona bağlı olarak bireyselleştirilir.

Yeniden ameliyat, çoğu olguda ilk tercih edilen yaklaşımdır. Cerrahi olarak ulaşılabilir bir bölgede, hastanın genel durumu uygun ve rekonstrüksiyon olanaklı ise pozitif sınır bölgesine yönelik yeniden geniş eksizyon planlanır. Mümkün olduğunda Mohs mikrografik cerrahi bu aşamada özellikle avantajlıdır; çünkü sadece pozitif sınıra karşılık gelen bölgede doku alınarak sağlıklı dokunun mümkün olduğunca korunması sağlanır. İkinci ameliyat sonrası temiz sınır elde edildiğinde uzun dönem nüks oranı yeniden ilk cerrahiye yakın seviyelere iner. Yeniden ameliyat sırasında dokunun gerilimi, önceki flep ya da greftin durumu ve estetik sonuç dikkatle planlanır.

Radyoterapi, cerrahiye uygun olmayan hastalarda ya da tekrar cerrahi ile ciddi fonksiyonel-kozmetik kayıp beklenen olgularda tercih edilebilir. İleri yaşta, ciddi komorbid hastalıkları olan, cerrahi risk taşıyan ya da eğitim düzeyi ve tercihleri nedeniyle radyoterapiyi seçen hastalarda, uygun doz ve fraksiyon şeması ile primer radyoterapi veya postoperatif adjuvan radyoterapi uygulanabilir. Postoperatif radyoterapi özellikle geniş perinöral tutulum, agresif alt tip, tekrarlayan tümör ve derin doku invazyonu gibi yüksek riskli durumlarda ek yarar sağlar. Ancak radyoterapi sonrası bölgelerde uzun dönemde radyasyon dermatiti, telenjiektazi, atrofi, hiperpigmentasyon ve nadiren sekonder malignite gelişimi gibi yan etkiler dikkate alınmalıdır.

Bu iki yaklaşım arasındaki tercih multidisipliner bir tümör konseyinde değerlendirilmelidir. Dermatolog, plastik cerrah, radyasyon onkoloğu, medikal onkolog ve gerektiğinde ilgili cerrahi branşların birlikte katıldığı bu değerlendirmelerde hastanın onkolojik güvenliği kadar yaşam kalitesi de göz önünde bulundurulur. Sistemik tedavi seçenekleri olan vismodegib ve sonidegib gibi hedgehog sinyal yolağı inhibitörleri, cerrahi ve radyoterapiye uygun olmayan lokal ileri veya metastatik olgularda değerlendirilebilir.

Morfeaform ve Infiltratif Alt Tipler Neden Daha Genis Sinirlarla Cikarilir?

Bazal hücreli karsinomun histolojik alt tipleri, klinik davranış, cerrahi güvenli sınır ve nüks riski açısından belirgin farklılıklar gösterir. Nodüler ve superfisyel alt tipler genellikle iyi sınırlı, klinik olarak belirgin bir kenarı olan ve düşük agresyon gösteren tümörlerdir. Morfeaform, infiltratif ve mikronodüler alt tipler ise cerrahi ve klinik açıdan çok daha zorlu bir grubu oluşturur. Bu alt tiplerde tümör hücreleri, kollajen matriks içine ince kordonlar halinde dağılır, klinik olarak görülen kenardan çok daha uzaklara sinsi biçimde uzanır ve makroskopik olarak deri seviyesinde beyazımsı bir plak, hafif çökük bir alan ya da skar benzeri sertleşme olarak fark edilir.

Morfeaform alt tipte tümör hücreleri dens fibröz stroma içinde küçük demetler halinde ilerlediği için sınırları klinik muayenede belirgin biçimde tanımlamak zordur. Bu durum, standart dört milimetre güvenli sınırın çoğu zaman yetersiz kalmasına ve pozitif cerrahi sınır oranlarının yüksek olmasına yol açar. Bu nedenle morfeaform bazal hücreli karsinomlarda güvenli sınır beş ila on milimetreye çıkarılır ya da tercihen Mohs mikrografik cerrahi ile ayrıntılı sınır kontrolü yapılır. İnfiltratif alt tipte de benzer biçimde, tümör hücreleri dermis boyunca dağınık, iğ şeklinde uzanımlar oluşturur ve derin dokuya doğru ilerler. Bu alt tipteki tümörlerde de geniş güvenli sınır ve mikroskobik sınır kontrolü büyük önem taşır.

Mikronodüler alt tip, standart nodüler alt tipe göre çok daha küçük tümör kümeleri şeklinde dermis içinde dağınık yerleşim gösterir. Bu durum klinik sınırın gerçek tümör sınırından belirgin biçimde uzak olmasına yol açar ve dört milimetrelik güvenli sınır çoğu zaman yetersiz kalır. Perinöral tutulum bulunan olgularda ise tümör hücrelerinin sinir kılıfı boyunca uzun mesafeler kat edebildiği bilindiğinden, standart eksizyon sınırları yeterli olmayabilir. Bu tür olgularda Mohs mikrografik cerrahi ya da geniş güvenli sınırlı eksizyon ile birlikte adjuvan radyoterapi seçenekleri değerlendirilebilir.

Bu alt tiplerin doğru tanınması preoperatif biyopsi ile mümkündür. Yüzeyel shave biyopsi bu alt tipleri belirlemek için yeterli olmayabilir; derin komponenti değerlendirebilecek punch biyopsi ya da insizyonel biyopsi tercih edilmelidir. Patoloji raporunda alt tipin açıkça belirtilmesi, güvenli sınırın belirlenmesi, cerrahi tekniğin seçilmesi ve adjuvan tedavilerin planlanması açısından belirleyicidir. Klinikte skar görünümlü bir lezyonun yalnızca eski bir yaraya bağlanması, morfeaform bazal hücreli karsinomun geç tanısına yol açabilir; bu nedenle şüpheli tüm skar benzeri plaklarda dermoskopi ve gerekli biyopsi mutlaka değerlendirilmelidir.

Ameliyat Sonrasi Iz Zamanla Nasil Silikleser ve Iz Bakimi Nasil Yapilmalidir?

Ameliyat sonrası iyileşme süreci ve iz oluşumu, hem hastanın biyolojik özelliklerine hem de cerrahi teknik ile postoperatif bakıma sıkı biçimde bağlıdır. İlk üç ay boyunca iz genellikle kırmızı, hafif kabarık ve zaman zaman kaşıntılı olarak görülür; bu dönemde neoanjiyogenez ve kollajen sentezi aktiftir. Üçüncü ile altıncı aylar arasında kollajen liflerinin reorganizasyonu ile birlikte kırmızılık giderek yerini pembeye ve ardından soluk renge bırakır. Altıncı aydan sonra iz olgunlaşma sürecine girer, çoğu hastada bir yıl ile iki yıl arasında son görünümünü kazanır. Bu süreçte cilt tipi, yaş, genetik yatkınlık, cerrahi bölgenin gerilimi ve yara bakımı sonucu etkileyen başlıca etkenlerdir.

İz bakımı, cerrahi bölgenin sütürler alındıktan sonra en az üç ay boyunca güneşten korunması ile başlar. Bölge, geniş spektrumlu ve yüksek koruma faktörlü güneş kremleri ile örtülmeli, giyim ve şapka gibi fiziksel bariyerler kullanılmalıdır. Güneş ışığına maruz kalan yeni izler kalıcı hiperpigmentasyon ve genişleme eğilimi gösterebilir. Silikon jel veya silikon plaster gibi ürünler, iyileşme başladıktan sonra iz olgunlaşmasını hızlandırmak ve hipertrofik iz riskini azaltmak amacıyla kullanılabilir. Bu ürünler günde en az on iki saat, mümkünse yirmi dört saat boyunca uygulandığında en etkili sonuç verir.

Hipertrofik iz ya da keloid gelişimine yatkın hastalarda, aile öyküsü, önceki iz deneyimi ve etnik faktörler göz önüne alınarak profilaktik önlemler alınabilir. Uygun olgularda intralezyoner steroid enjeksiyonları, silikon jel uygulaması ve basınç tedavisi ile iyi sonuçlar elde edilebilir. İnatçı hipertrofik izlerde vasküler lazer, fraksiyonel lazer, mikroiğneleme ve dermabrazyon gibi ileri tedaviler değerlendirilebilir. Retrakte, çukur ya da genişlemiş izlerde iz revizyon cerrahisi gündeme gelebilir. Ancak revizyon işlemi öncesi izin en az bir yıl olgunlaşması beklenmelidir.

Hastaların ameliyat sonrası dönemde bölgeye yönelik hareketleri, sigara kullanımı ve beslenme durumları da iz kalitesini etkiler. Sigara nikotini vazokonstrüksiyon yaparak yara dolaşımını olumsuz etkiler ve iz genişlemesine zemin hazırlar. Protein, çinko, C vitamini ve demir alımının yeterli olması yara iyileşmesini destekler. Erken dönemde bölgeye gerilim uygulayan hareketlerden kaçınılması, dikişlerin zamanında alınması, düzenli kontrollere gidilmesi ve olası enfeksiyon belirtilerinin (artan kızarıklık, ısı artışı, akıntı, ağrı) erken fark edilmesi süreçte hastanın rolünü belirginleştirir.

Bazal Hucreli Karsinom Metastaz Yapar mi ve Lenf Nodu Degerlendirmesi Gerekli midir?

Bazal hücreli karsinomun metastaz yapma potansiyeli oldukça düşüktür; literatürde bildirilen metastaz oranları yüzde bir civarında ya da daha altındadır. Bu düşük oran, tümörün büyük çoğunlukla lokal invazyonla sınırlı kalmasına ve nadiren lenfovasküler yayılım göstermesine bağlıdır. Bununla birlikte özellikle uzun süre tedavisiz kalmış, çok büyük çaplı, tekrarlayan, immünsuprese hastalarda gelişen ve morfeaform ya da bazoskuamöz alt tipli tümörlerde metastaz olasılığı görece artar. En sık metastaz alanları bölgesel lenf nodları, akciğer, kemik ve karaciğerdir.

Rutin klinik pratikte küçük ve düşük riskli bazal hücreli karsinomlarda lenf nodu değerlendirmesi ya da sentinel lenf nodu biyopsisi önerilmez. Ancak yüksek riskli olgularda, özellikle iki santimetreden büyük tümörlerde, derin invazyon bulguları taşıyan olgularda, perinöral tutulum saptanan hastalarda ve tekrarlayan lezyonlarda bölgesel lenf nodlarının klinik muayene ile değerlendirilmesi, gerektiğinde ultrasonografi ile taranması akılcı bir yaklaşım olur. Klinik olarak şüpheli lenf nodu varlığında ince iğne aspirasyon biyopsisi ya da eksizyonel biyopsi ile histolojik doğrulama yapılır.

İleri evre olgularda görüntüleme yöntemleri metastaz araştırması için kullanılabilir. Bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme ve pozitron emisyon tomografisi gibi teknikler, tümörün derin doku ve kemik invazyonunu değerlendirirken uzak metastaz olasılığını da tarar. Sistemik yayılım saptanan az sayıdaki olguda medikal onkoloji ile birlikte hedgehog sinyal yolağı inhibitörleri vismodegib ve sonidegib gibi tedaviler gündeme gelir. Bu ilaçlar özellikle inoperabl lokal ileri ya da metastatik bazal hücreli karsinomlarda anlamlı klinik yanıt sağlayabilmektedir; ancak sistemik yan etkileri nedeniyle multidisipliner takip gerektirir.

Klinik pratikte hastalara metastaz açısından abartılı endişe yaratmamak, ancak yüksek riskli özelliklerin varlığında dikkatli olmak gerekir. Metastaz riskini azaltmanın en etkili yolu, tümörün erken tanınması ve uygun cerrahi tekniklerle tam eksizyonunun sağlanmasıdır. Uzun süre ihmal edilmiş ya da agresif seyirli olgularda ise multidisipliner değerlendirme, ayrıntılı görüntüleme ve gerekiyorsa sistemik tedavi seçenekleri devreye alınır.

Cerrahi Sonrasi Ayni Bolgede veya Farkli Bolgede Nuks Riski Nedir?

Bazal hücreli karsinom sonrası nüks, temiz cerrahi sınırlarla çıkarılan olgularda görece düşük olsa da her hastada dikkatle takip edilmesi gereken bir olasılıktır. Aynı bölgede nüks, ilk cerrahi bölgede ya da çok yakın komşuluğunda yeni bir tümör oluşumunu ifade eder. Bu tür nüksler genellikle ilk beş yıl içinde ortaya çıkar; özellikle ilk iki yıl kritik bir dönem oluşturur. Aynı bölge nüks riski, tümörün alt tipi, lokalizasyonu, boyutu, cerrahi tekniği ve sınır durumuna göre değişir. Düşük riskli olgularda beş yıllık nüks oranı yüzde beşin altında iken yüksek riskli olgularda bu oran yüzde on beş veya daha üzerine çıkabilir.

Aynı bölgede nüks eden olgularda tümör daha derin dokulara ilerlemiş, önceki flep ya da greft altında gelişmiş ve klinik olarak sınırları belirsiz hale gelmiş olabilir. Bu nedenle nüks olgularında Mohs mikrografik cerrahi ya da geniş güvenli sınırlı eksizyon daha güçlü biçimde tercih edilir. Görüntüleme yöntemleri ile derin invazyon değerlendirilir, gerekli görülen olgularda multidisipliner konseyde adjuvan radyoterapi ya da sistemik tedavi tartışılır. Bu tür olgularda rekonstrüksiyon planlaması da ilk cerrahiye kıyasla daha karmaşıktır.

Farklı bölgede yeni bir bazal hücreli karsinom gelişme riski, ilk tümör tanısı sonrası anlamlı biçimde artar. Bir bazal hücreli karsinom tanısı almış hastalarda beş yıl içinde ikinci bir bazal hücreli karsinom gelişme olasılığı yüzde otuz ile kırk arasında değişmekte, bu oran skuamöz hücreli karsinom ve melanom gelişimi için de artmış olarak bildirilmektedir. Bu yüksek risk kümülatif güneş hasarına, açık cilt tipine ve genetik yatkınlığa dayanır. Hastalar bu nedenle ilk tanı sonrası düzenli dermatolojik takibe alınmalı, ayrıntılı tam vücut deri muayenesi belirli aralıklarla tekrarlanmalıdır.

Nüks riskini azaltmak için birinci basamak koruyucu önlem güneşten korunmadır. Geniş spektrumlu güneş kremleri, koruyucu giysiler, geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri ve öğle saatlerinde güneş ışığından kaçınma, cildin ilave UV maruziyetini sınırlar. Aktinik keratoz gibi öncül lezyonların düzenli takibi ve gerektiğinde kriyoterapi, topikal 5-florourasil, imikimod, fotodinamik tedavi gibi yöntemlerle tedavi edilmesi, yeni tümörlerin gelişme riskini önemli ölçüde azaltır.

Dermoskopi ve Konfokal Mikroskopi Cerrahi Planlamada Nasil Kullanilir?

Dermoskopi, dermatoloji pratiğinde tanı doğruluğunu belirgin biçimde artıran, hastanın ek travma yaşamasına gerek bırakmayan, elle taşınabilir bir büyütme cihazı ile deri lezyonlarının derinlemesine incelenmesini sağlayan bir yöntemdir. Bazal hücreli karsinom için tanımlanmış tipik dermoskopik bulgular arasında dallanma gösteren telenjiektaziler, çok sayıda gri-mavi ovoid yuva, çok sayıda küçük gri-mavi noktalar, yaprak benzeri alanlar, tekerlek jantı benzeri alanlar, ülserasyon ve kırmızı-beyaz yapısız alanlar sayılır. Bu bulguların varlığında dermoskopi tanı doğruluğunu belirgin biçimde artırır ve gereksiz biyopsi ihtiyacını azaltır.

Cerrahi planlama açısından dermoskopi, tümör sınırlarının klinik olarak görünenden daha ayrıntılı biçimde belirlenmesini sağlar. Özellikle pigmente bazal hücreli karsinomlarda, klinik olarak fark edilmeyen periferik uzanımlar dermoskopide açıkça görülebilir. Bu sayede cerrah, güvenli sınırın nereden başlayacağını daha doğru işaretleyebilir ve mikroskobik uzanımların dışlanma olasılığı artar. Dermoskopi aynı zamanda cilt kanseri şüpheli çevredeki diğer lezyonların değerlendirilmesinde de kullanılır; multipl aktinik keratoz, superfisyel bazal hücreli karsinom ya da melanom gibi eşlik eden patolojilerin fark edilmesine olanak tanır.

Konfokal mikroskopi ise cildin gerçek zamanlı, hücresel düzeyde görüntülenmesini sağlayan noninvaziv bir yöntemdir. Bu teknikle, cildin yaklaşık iki yüz mikron derinliğine kadar tabakalar halinde optik biyopsi elde edilebilir. Konfokal mikroskopi, dermoskopik bulgular şüpheli olan olgularda, klinik olarak yaygın ancak sınırları belirsiz lezyonlarda ve tekrarlayan tümörlerde ek bilgi sağlar. Bazal hücreli karsinomun karakteristik hücresel bulguları arasında polarize hücre kümeleri, tümör adacıkları, siliet arşitektürü, artan damarlanma ve genişlemiş inflamatuvar hücre infiltrasyonu gözlenir.

Konfokal mikroskopi, cerrahi öncesi sınır haritalaması ve postoperatif nüks takibinde giderek daha fazla kullanılmakta olsa da özel donanım ve deneyim gerektirir. Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulanmakta, seçilmiş olgularda ek fayda sağlamaktadır. Klinik pratikte dermoskopi ilk basamak, konfokal mikroskopi ise seçilmiş olgularda ikinci basamak noninvaziv değerlendirme aracı olarak yer alır. Her iki yöntem de biyopsi ve histopatolojik değerlendirmenin yerini tutmaz; ancak biyopsi yerinin seçilmesi, cerrahi sınırların planlanması ve postoperatif takipte önemli katkı sağlar.

Ameliyat Sonrasi Dermatolojik Takip Kac Yil Devam Etmelidir?

Bazal hücreli karsinom cerrahisi sonrası dermatolojik takip, hem aynı bölgede olası nüksün hem de farklı bölgelerde gelişebilecek yeni tümörlerin erken tanınması açısından belirleyici bir süreçtir. Genel yaklaşımda temiz cerrahi sınırla eksize edilen düşük riskli bir bazal hücreli karsinom sonrası ilk iki yıl boyunca üç ila altı ayda bir, sonraki üç yıl boyunca altı ayda bir, beşinci yıldan itibaren yılda bir kez düzenli dermatolojik muayene önerilir. Bu program, tümörün klinik davranışı ve hastanın risk profiline göre bireyselleştirilmelidir.

Yüksek riskli olgularda, özellikle H-zonu yerleşimli, iki santimetreden büyük, morfeaform, infiltratif, mikronodüler alt tipli, immünsuprese hastalarda gelişen ya da tekrarlayan bazal hücreli karsinomlarda takip programı daha sık aralıklarla ve daha uzun süre devam ettirilir. Bu olgularda ilk iki yıl boyunca üç ayda bir, sonraki üç yıl boyunca altı ayda bir ve beşinci yıldan itibaren yılda bir kez dermatolojik muayene önerilir; takip süresinin ömür boyu sürmesi çoğu kaynak tarafından tavsiye edilir. Gorlin sendromu ve genç yaşta çoklu bazal hücreli karsinom gelişen hastalar ise yaşam boyu takip programına dahil edilir.

Takip muayenesinde yalnızca eski cerrahi bölge değil, tüm cilt yüzeyi dermoskopi ile birlikte ayrıntılı biçimde incelenir. Fotoğraflı takip, hasta bazlı takip yazılımları ve dermoskopik görüntü arşivleri, yeni tümör gelişimini ve olası nüks bulgularını objektif biçimde değerlendirme olanağı sağlar. Aynı zamanda hastalara aylık kendi kendine cilt muayenesi konusunda eğitim verilmesi, iyileşmeyen yaraların, yeni beneklerin, değişen benlerin ve süregelen kaşıntılı bölgelerin fark edilmesine yardımcı olur. Böylece hasta, tıbbi ekiple birlikte kendi izleminde aktif bir rol üstlenmiş olur.

Takip sırasında yalnızca cilt kanseri riski değil, aynı zamanda güneşten korunma alışkanlıkları, D vitamini düzeyi, aktinik keratoz gibi öncül lezyonların yönetimi, yara izlerinin uzun dönem seyri ve psikososyal etkiler de değerlendirilir. Kanser tanısı almış olmak hastalarda anksiyete ve kanserofobiye yol açabilir; bu nedenle takip görüşmeleri hem bilgilendirme hem de psikolojik destek fırsatı olarak kullanılmalıdır. Bilinçli, düzenli ve uzun süreli bir takip programı, hem hastalığın kontrolü hem de hastanın yaşam kalitesi açısından belirleyicidir.

Bazal hücreli karsinom, erken tanındığında büyük çoğunlukla küratif olarak tedavi edilebilen, ancak ihmal edildiğinde ciddi doku kayıplarına ve estetik-fonksiyonel sorunlara yol açabilen bir cilt kanseridir. Doğru biyopsi tekniği ile alt tipin belirlenmesi, güvenli sınırın klinik ve dermoskopik bulgulara göre seçilmesi, uygun endikasyonlarda Mohs mikrografik cerrahinin planlanması, defektin fonksiyonel ve estetik açıdan uygun tekniklerle onarılması ve postoperatif dönemde düzenli takibin sürdürülmesi hastalığın uzun dönem sonuçlarını belirleyen en önemli basamaklardır. Koru Hastanesi Dermatoloji bölümü, bazal hücreli karsinom şüphesi taşıyan lezyonların değerlendirilmesinden cerrahi tedavisine, rekonstrüksiyon süreçlerinden uzun dönem izleme ve genel dermatolojik takibe kadar tüm aşamalarda hastalara multidisipliner bir yaklaşım sunmayı hedeflemektedir. Yüz, kulak, göz kapağı ve burun gibi hassas bölgelerdeki tümörlerde plastik cerrahi, oftalmoloji, kulak burun boğaz, radyasyon onkolojisi ve medikal onkoloji ile birlikte planlanan bireyselleştirilmiş tedaviler, hem onkolojik başarı hem de yaşam kalitesi açısından güçlü sonuçlar hedefler.

Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hastanın kendi klinik durumuna özgü tanı, tedavi ve takip kararlarında hekim muayenesinin yerini tutmaz. Ciltte iyileşmeyen bir yara, kanayan bir lezyon, aylar içinde yavaş büyüyen bir kabartı, skar benzeri sertleşen bir plak ya da mevcut bir benin renk, boyut veya kenar özelliklerinde değişiklik fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulması önerilir. Erken tanı hem daha küçük cerrahi girişimlerle hem de daha estetik izlerle iyileşme fırsatı sunar. Uzun süreli güneş maruziyeti, açık cilt tipi, aile öyküsü ve önceki cilt kanseri öyküsü bulunan bireylerde düzenli tam vücut deri muayenesi ve gerektiğinde dermoskopik değerlendirme, hem bazal hücreli karsinom hem de diğer cilt kanserleri açısından koruyucu bir yaklaşım sağlar.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu