Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları, burun, sinüsler, farenks, larenks ve orta kulağı kapsayan anatomik bölgelerde ortaya çıkan iltihabi süreçlerin genel adıdır. Pediatri pratiğinde en sık karşılaşılan hastalık gruplarından biri olarak değerlendirilen bu tablolar, çocukluk çağında bağışıklık sisteminin olgunlaşma sürecinde bulunması, kalabalık ortamlarda geçirilen zamanın artması ve solunum yolu mukozasının yapısal özellikleri nedeniyle yüksek sıklıkta gözlemlenmektedir. Okul öncesi dönemdeki bir çocuğun yıl içinde altı ila sekiz kez enfeksiyon geçirmesi olağan kabul edilirken, kreş veya anaokuluna devam eden çocuklarda bu sıklığın on iki katına kadar çıkabildiği belirtilmektedir. Söz konusu tabloların büyük çoğunluğu viral kaynaklı olup kendini sınırlayan bir seyir izlemektedir.
Etiyolojik açıdan bakıldığında üst solunum yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yüzde seksen beşinin virüsler tarafından oluşturulduğu bilinmektedir. Rinovirüsler, koronavirüsler, respiratuar sinsityal virüs, parainfluenza virüsleri, adenovirüsler, influenza A ve B virüsleri, insan metapnömovirüsü ve bokavirüs bu tablolardan sorumlu başlıca etkenler arasında yer almaktadır. Bakteriyel etkenler daha az sıklıkta karşımıza çıkmakla birlikte, özellikle A grubu beta hemolitik streptokok, Streptococcus pneumoniae, Haemophilus influenzae ve Moraxella catarrhalis gibi mikroorganizmalar farenjit, sinüzit ve otitis media tablolarında etken olarak saptanabilmektedir. Etkenin doğru belirlenmesi, hastalığın seyri ve yönetimi açısından önemli bir başlangıç noktası oluşturmaktadır.
Bulaş yolları arasında damlacık yoluyla temas, kontamine yüzeylere dokunma sonrasında ağız, burun ve göz mukozasına virüs taşınması ve yakın temas öne çıkmaktadır. Çocukların hijyen alışkanlıklarının henüz tam olarak yerleşmemiş olması, sık el kontağı gerektiren oyunlar oynamaları ve solunum yolu salgılarını kontrol etme becerilerinin sınırlı kalması bulaş riskini artıran etmenlerdir. Kuluçka süresi etkene göre değişkenlik göstermekle birlikte genellikle bir ila üç gün arasındadır. Bu dönemde çocuk, klinik belirti göstermeksizin çevresine mikroorganizmayı yayabilmektedir. Kış aylarında iç mek├ónlarda geçirilen zamanın artması, havalandırmanın yetersiz kalması ve mukozanın kuru havadan olumsuz etkilenmesi mevsimsel piklerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır.
Klinik belirtiler etkilenen anatomik bölgeye ve etkene göre farklılık göstermektedir. Basit soğuk algınlığında burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, boğazda kaşıntı, hafif öksürük ve subfebril ateş ön plana çıkmaktadır. Belirtiler genellikle üç ila beş gün içinde belirginleşir ve yedi ila on gün içinde gerilemektedir. Bebeklerde ise huzursuzluk, beslenme güçlüğü, uyku düzeninde bozulma ve nazal solunumun engellenmesine bağlı emme zorluğu öne çıkan bulgulardır. Süt çocuğunun burnundan solunum yapmayı tercih etmesi nedeniyle burun tıkanıklığı, beslenme ve uyku kalitesini belirgin biçimde etkileyebilmektedir. Ateşin genellikle otuz sekiz ila otuz dokuz derece arasında seyrettiği, üç günü aşmadığı gözlemlenmektedir.
Farenjit ve tonsillit tablolarında boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, boyunda ağrılı lenfadenopati ve ateş belirginleşmektedir. Viral farenjitlerde eşlik eden nezle, öksürük, ses kısıklığı ve konjonktival hiperemi gibi bulgular ayırıcı tanıya yardımcı olmaktadır. Streptokokal farenjitte ise ani başlayan yüksek ateş, tonsiller üzerinde eksüda, damakta peteşiler, hassas ön servikal lenfadenopati ve karın ağrısı tablosuna eşlik edebilmektedir. Bu ayrımın klinik olarak yapılabilmesi için Centor veya McIsaac gibi skorlama sistemlerinden yararlanılmakta, gerekli durumlarda hızlı antijen testi veya boğaz kültürü ile mikrobiyolojik doğrulama yoluna gidilmektedir. Doğru tanı, gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesi açısından kritik bir adım olarak değerlendirilmektedir.
Akut otitis media, çocukluk çağının sık görülen komplikasyonlarından biridir ve genellikle viral üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından ortokulakta biriken sıvının bakteriyel enfeksiyona zemin hazırlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Çocuklarda östaki borusunun daha kısa, daha yatay ve daha geniş olması bu tablonun yetişkinlere göre çok daha sık gözlemlenmesine yol açmaktadır. Kulak ağrısı, ateş, huzursuzluk, uykusuzluk, kulağa dokunma isteği ve bazen kulaktan akıntı ile karakterizedir. Konuşmayı henüz öğrenmemiş bebeklerde kulağı çekiştirme, başını iki yana sallama ve beslenme sırasında ağlama gibi dolaylı bulgular değerlendirilmektedir. Otoskopik muayenede timpanik membranın hiperemik, bombeleşmiş ve hareketsiz görünmesi tanıyı desteklemektedir.
Akut sinüzit, viral enfeksiyonun ardından on gün içinde iyileşmeyen ya da başlangıçtaki gerilemeden sonra tekrar kötüleşen tablolarda düşünülmelidir. Yüzde dolgunluk hissi, sabahları yoğunlaşan burun akıntısı, geniz akıntısı, öksürük, halsizlik ve zaman zaman ateş bulguları eşlik etmektedir. Çocuklarda maksiller ve etmoid sinüsler doğumda mevcut olmakla birlikte frontal ve sfenoid sinüslerin gelişimi ileriki yaşlarda tamamlanmaktadır. Bu nedenle sinüzit tablosu yaş grubuna göre farklı klinik özellikler taşıyabilmektedir. Krup olarak bilinen laringotrakeobronşit, özellikle altı ay ile üç yaş arasındaki çocuklarda parainfluenza virüsleri kaynaklı olarak gelişmekte, havlar tarzda öksürük, ses kısıklığı ve inspiratuar stridor ile karakterize bir tablo oluşturmaktadır.
Tanısal yaklaşımda ayrıntılı öykü ve fizik muayene temel unsurları oluşturmaktadır. Ateşin süresi, öksürüğün niteliği, burun akıntısının rengi ve kıvamı, beslenme durumu, uyku düzeni, çevresel maruziyetler ve kardeş, kreş, okul temasları sorgulanmaktadır. Fizik muayenede genel durum, hidrasyon, solunum sayısı, çekilme bulguları, orofarenks görünümü, timpanik membran değerlendirmesi, servikal lenf nodları ve akciğer oskültasyonu ayrıntılı biçimde incelenmektedir. Rutin laboratuvar tetkiklerine viral enfeksiyonların büyük kısmında gerek duyulmazken, komplikasyon şüphesi veya uzayan tabloda tam kan sayımı, akut faz göstergeleri, hızlı antijen testleri ve gerektiğinde görüntüleme yöntemlerinden yararlanılmaktadır.
Yönetim ilkeleri açısından üst solunum yolu enfeksiyonlarının önemli bir kısmı destekleyici yaklaşımlarla ele alınmaktadır. Yeterli sıvı alımı, dinlenme, uygun ortam nemi, tuzlu su damlaları veya sprey ile burun temizliği, yaşa uygun ateş düşürücü ilaçların hekim önerisiyle kullanılması ve dengeli beslenme sürecin daha rahat geçirilmesine katkı sağlamaktadır. Bebeklerde burun aspiratörleri ile burun temizliğinin beslenme öncesinde yapılması nefes alışverişini kolaylaştırmaktadır. İki yaşından küçük çocuklarda öksürük şurupları ve dekonjestanların kullanımı önerilmemekte, bu ilaçların yan etki profilinin çocuk yaş grubunda daha belirgin olabildiği vurgulanmaktadır. Antibiyotik kullanımı yalnızca bakteriyel enfeksiyon düşünüldüğünde ve uygun endikasyonlarda söz konusu olmaktadır.
Akılcı antibiyotik kullanımı, çocuk sağlığı alanında üzerinde önemle durulan bir konudur. Viral kaynaklı tablolarda antibiyotik başlanması hem etkisiz kalmakta hem de bağırsak mikrobiyotasında istenmeyen değişikliklere, alerji riskinde artışa ve antimikrobiyal direncin toplumsal düzeyde yayılmasına yol açabilmektedir. Streptokokal farenjitin doğrulanması durumunda uygun süre ve dozda penisilin veya alternatif antibiyotikler kullanılmaktadır. Akut otitis media yönetiminde ise yaş, ateş, ağrı şiddeti ve tek ya da çift taraflı tutulum gibi ölçütlere göre gözlem veya antibiyotik seçenekleri değerlendirilmektedir. Sinüzitte antibiyotik başlanmadan önce klinik tanı ölçütlerinin karşılanmış olması aranmaktadır. Tüm bu kararlar, hekim değerlendirmesi sonucunda kişiye özel biçimde şekillendirilmektedir.
Uyarıcı bulguların erken tanınması, komplikasyonların önlenmesi açısından ailelere yol gösterici olmaktadır. Üç aylıktan küçük bebeklerde herhangi bir düzeyde ateş, uzayan ve düşmeyen yüksek ateş, hızlı ve zorlu solunum, göğüs kafesinde çekilme, dudaklarda morarma, belirgin halsizlik, beslenmeyi reddetme, ağız kuruluğu, idrar çıkışında azalma, uykuya eğilim artışı, boyun sertliği, döküntü, uzayan öksürük, kulaktan akıntı ve kişide belirgin durum değişikliği zaman kaybetmeden hekim değerlendirmesi gerektiren durumlardır. Alt solunum yollarına yayılım şüphesi, dehidratasyon bulguları veya belirtilerin on günü aşması gibi durumlar da yakın izlem gerektirmektedir. Bu tür bulguların varlığında pediatrik değerlendirme geciktirilmemelidir.
Komplikasyonlar arasında akut otitis media, sinüzit, mastoidit, peritonsiller apse, retrofarengeal apse, servikal lenfadenit, febril konvülziyon, bronşiolit, pnömoni ve nadiren de olsa poststreptokokal glomerülonefrit ve akut romatizmal ateş sayılabilmektedir. Bu tabloların bir kısmı uygun izlem ile önlenebilirken bir kısmı erken tanı ile daha hafif seyredebilmektedir. Astım, alerjik rinit, kistik fibrozis, immün yetmezlik veya konjenital kalp hastalığı bulunan çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha ağır seyredebileceği, altta yatan hastalığın alevlenmesine yol açabileceği bilinmektedir. Bu nedenle risk grubundaki çocuklarda hekim izlemi ve önceden belirlenmiş bir eylem planı daha büyük önem taşımaktadır.
Korunma stratejileri arasında el hijyeninin yerleştirilmesi, öksürük ve hapşırma sırasında ağız ve burnun dirsek içi ya da mendil ile kapatılması, kullanılmış mendillerin uygun biçimde atılması, ortak eşyaların paylaşılmaması, kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak durulması, sigara dumanına maruziyetin engellenmesi ve iç mek├ónların düzenli havalandırılması öne çıkmaktadır. Anne sütü ile beslenmenin sürdürülmesi, bebeklerde bağışıklık gelişimine önemli katkı sağlamaktadır. Ulusal aşı takviminde yer alan aşıların zamanında yapılması, pnömokok, Haemophilus influenzae tip b, boğmaca, kızamık ve diğer solunum yolu etkenlerine karşı koruma sağlamaktadır. Altı ayını dolduran çocuklarda mevsimsel grip aşısı önerilmekte, risk grubundaki çocuklarda ek koruma stratejileri gündeme gelmektedir.
Beslenme, uyku ve yaşam düzeni de dirençli bir bağışıklık yanıtı oluşturulmasında etkili unsurlar arasında yer almaktadır. Yaşa uygun kalori ve protein alımı, taze sebze ve meyve tüketiminin sürdürülmesi, D vitamini ve demir gibi mikro besin ögelerinin yeterli düzeyde karşılanması, düzenli uyku alışkanlığının kazandırılması ve açık havada geçirilen zamanın artırılması bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkiler oluşturmaktadır. Aşırı hijyen ile normal mikrobiyota arasındaki dengenin korunması, uzun süreli antibiyotik kullanımından kaçınılması ve gereksiz ilaç uygulamalarının önlenmesi çocuğun uzun vadeli sağlığı açısından önem taşımaktadır. Aile bireylerinin de aynı korunma önlemlerini benimsemesi, ev içi bulaş zincirinin kırılmasına katkı sağlamaktadır.
Kreş ve okul çağındaki çocuklarda enfeksiyonların sık yinelemesi, ailelerde kaygı oluşturabilmektedir. Bu dönemde geçirilen enfeksiyonların büyük kısmı bağışıklık sisteminin olgunlaşma sürecinin doğal bir parçası olarak kabul edilmektedir. Ancak yılda sekizden fazla enfeksiyon, ikiden fazla ciddi sinüzit atağı, iki veya daha fazla pnömoni, tekrarlayan derin doku enfeksiyonu, uzayan antibiyotik ihtiyacı veya olağan dışı etkenlerle karşılaşılması durumunda primer immün yetmezlikler açısından ileri değerlendirme gerekebilmektedir. Adenoid vejetasyon, kronik tonsillit, alerjik rinit ve gastroözofageal reflü gibi eşlik eden durumlar da tekrarlayan tabloların altında yatan etmenler arasında araştırılmaktadır.
Çocuk sağlığı ve hastalıkları hekimi tarafından yürütülen düzenli izlem, üst solunum yolu enfeksiyonlarının uygun biçimde yönetilmesi, komplikasyonların erken tanınması ve tekrarlayan tabloların altta yatan nedenlerinin araştırılması açısından temel bir çerçeve sunmaktadır. Aileye verilen bilgilendirme, belirtilerin doğru yorumlanması, ilaç kullanımının hekim önerisi doğrultusunda düzenlenmesi ve gereksiz sağlık kuruluşu başvurularının azaltılması bakımından değerli bir destek oluşturmaktadır. Koru Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünde, ayrıntılı öykü, kapsamlı fizik muayene ve gerekli görülen laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile bütüncül bir yaklaşım benimsenmekte; her çocuğun yaşına, klinik durumuna ve eşlik eden hastalıklarına uygun bir izlem planı oluşturulmaktadır.










