Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuklarda Lenfoma Farkındalığı

Çocuklarda Lenfoma Farkındalığı, doğru tanı ve izlemle yaşam kalitesi üzerinde önemli etki yaratan bir hastalıktır. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Çocukluk çağı lenfomaları, lenfatik sistemde yer alan lenfositlerin kontrolsüz çoğalması sonucu ortaya çıkan ve pediatrik onkoloji pratiğinde dikkat çekici bir yer tutan habis hastalık grubudur. Lenfatik sistem; lenf düğümleri, dalak, timus, bademcikler ve kemik iliği gibi yapılardan oluşan, bağışıklık yanıtının düzenlenmesinde belirleyici rol üstlenen geniş bir ağdır. Bu ağ içerisinde köken alan kötü huylu hücreler, çocuklarda görülen kanser türleri arasında lösemi ve merkezi sinir sistemi tümörlerinin ardından üçüncü sırada bulunmaktadır. Farkındalık çalışmaları, erken tanı oranlarının yükseltilmesi ve aile hekimliği düzeyinde yönlendirmenin doğru biçimde yapılabilmesi açısından önemli kabul edilmektedir.

Pediatrik lenfomalar genel olarak iki ana başlık altında değerlendirilmektedir. Hodgkin lenfoma, içerisinde Reed-Sternberg hücrelerinin gözlendiği, daha çok adölesan yaş grubunu etkileyen ve histopatolojik özellikleri belirgin olan alt türdür. Hodgkin dışı lenfoma ise B veya T hücre kökenli olabilen, daha küçük yaşlarda da görülebilen ve histolojik açıdan çok daha heterojen bir yelpaze sunan formdur. Çocuklarda en sık karşılaşılan Hodgkin dışı alt tipler arasında Burkitt lenfoma, lenfoblastik lenfoma, anaplastik büyük hücreli lenfoma ve diffüz büyük B hücreli lenfoma yer almaktadır. Her bir alt türün biyolojik davranışı, yayılım örüntüsü ve klinik gidişi birbirinden ayrılmakta; bu da değerlendirmenin pediatrik hematoloji ve onkoloji uzmanlarınca titizlikle yapılmasını gerekli kılmaktadır.

Hastalığın görülme sıklığı yaşa, cinsiyete ve coğrafi bölgeye göre değişkenlik göstermektedir. Hodgkin lenfoma adölesan dönemde belirgin bir tepe noktasına ulaşırken, Hodgkin dışı lenfomalar daha küçük yaşlarda da gözlenebilmektedir. Erkek çocuklarda görülme oranı kız çocuklarına kıyasla bir miktar yüksek bulunmaktadır. Bazı bölgelerde Burkitt lenfoma gibi alt tiplerin sıklığı, Epstein-Barr virüsü ile ilişkilendirilen endemik formlar nedeniyle artış gösterebilmektedir. Türkiye'de yapılan çok merkezli çalışmalar, çocukluk çağı lenfomalarının tüm pediatrik kanserler içerisindeki payının yaklaşık yüzde on ile on beş arasında değiştiğini ortaya koymaktadır.

Etiyolojik faktörler tam olarak aydınlatılamamış olsa da çok sayıda risk öğesi tanımlanmıştır. Bağışıklık sisteminin doğuştan ya da sonradan kazanılmış yetersizlikleri, lenfoma gelişimi için zemin hazırlayan en önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Ataksi telanjiektazi, Wiskott-Aldrich sendromu, ağır kombine immün yetmezlik ve ortak değişken immün yetmezlik gibi tablolarda risk belirgin biçimde artmaktadır. Organ nakli sonrasında uygulanan bağışıklık baskılayıcı yaklaşımlar, edinsel immün yetmezlik sendromu ve uzun süreli viral enfeksiyonlar da risk artışına yol açabilmektedir. Epstein-Barr virüsü, insan T hücreli lenfotropik virüs ve insan immün yetmezlik virüsü, lenfomatöz dönüşümle ilişkilendirilen başlıca enfeksiyöz etkenler arasında sayılmaktadır. Genetik yatkınlık, çevresel toksik maddelere maruziyet ve önceden uygulanan ışın yaklaşımları da risk havuzunu genişleten unsurlardır.

Klinik bulgular, lenfomanın tipine, yerleşim yerine ve yayılım derecesine göre belirgin farklılıklar göstermektedir. En sık karşılaşılan başlangıç bulgusu, ağrısız büyüyen lenf bezi şişlikleridir. Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde haftalar içinde giderek büyüyen, lastik kıvamında ve birbirine yapışık olabilen lenf bezleri ailelerin dikkatini çeken ilk işaret olabilmektedir. Mediastinal yerleşimli kitlelerde nefes darlığı, öksürük, yutma güçlüğü ve yüz şişliği gözlenebilmekte; bu tablo özellikle T hücreli lenfoblastik lenfomada üst vena kava sendromuyla seyredebilmektedir. Karın içi tutulumda karın ağrısı, şişlik, bağırsak tıkanıklığı veya invajinasyon benzeri tablolar görülebilmektedir. Genel belirtiler içinde açıklanamayan ateş, gece terlemeleri, son altı ayda yüzde onu aşan kilo kaybı ve kaşıntı, B semptomları olarak adlandırılmakta ve hastalığın evrelemesinde dikkate alınmaktadır.

Ailelerin değerlendirmesi gereken uyarıcı durumlar arasında, iki ila üç haftadan uzun süredir devam eden ve enfeksiyon odağı saptanamayan lenf bezi büyümeleri, gece uykudan uyandıran terlemeler, iştahsızlık ve halsizlikle birlikte ilerleyen kilo kayıpları sayılabilmektedir. Pediatrik pratikte lenf bezi büyümelerinin önemli bir bölümü iyi huylu reaktif değişikliklere bağlı olsa da boyutu altı haftadan uzun süre değişmeyen, iki santimetrenin üzerine ulaşan, supraklaviküler bölgede konumlanan ve diğer sistemik bulgularla birlikte seyreden olgularda ileri inceleme önerilmektedir. Bu noktada birinci basamak hekimi ile pediatrik hematoloji uzmanı arasındaki yönlendirme zinciri belirleyici bir işlev üstlenmektedir.

Tanısal süreç, ayrıntılı öykü ve fizik muayene ile başlamaktadır. Lenf bezlerinin boyutu, kıvamı, hareketliliği ve dağılımı kayıt altına alınmakta; karaciğer ve dalak büyüklüğü palpasyonla değerlendirilmektedir. Laboratuvar incelemelerinde tam kan sayımı, periferik yayma, sedimentasyon, C-reaktif protein, laktat dehidrogenaz, ürik asit, böbrek ve karaciğer işlev göstergeleri istenmektedir. Görüntüleme açısından boyun, toraks ve karın ultrasonografisi başlangıç değerlendirmesinde sıkça kullanılmakta; ileri aşamada bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme ve pozitron emisyon tomografisi tercih edilmektedir. Kesin tanı ise eksizyonel lenf bezi biyopsisi ve histopatolojik incelemeyle konulmaktadır. İmmünohistokimyasal boyamalar, akım sitometrisi, sitogenetik analizler ve moleküler çalışmalar, alt tipin belirlenmesinde temel araçlar arasında yer almaktadır.

Evreleme süreci, hastalığın yaygınlığını ortaya koymak ve uygun yaklaşımı planlamak açısından kritik öneme sahiptir. Hodgkin lenfomada Ann Arbor sınıflaması, B semptomlarının varlığı ve büyük kitle tanımıyla birlikte kullanılmaktadır. Hodgkin dışı lenfomalarda ise pediatriye özgü St. Jude/Murphy sınıflaması tercih edilmekte; merkezi sinir sistemi ve kemik iliği tutulumu özellikle araştırılmaktadır. Kemik iliği aspirasyon ve biyopsisi, lomber ponksiyon ile beyin omurilik sıvısı incelemesi, evreleme aşamasında rutin olarak değerlendirilen uygulamalar arasındadır. Pozitron emisyon tomografisinin son yıllarda hem başlangıç evrelemesinde hem de yanıt değerlendirmesinde kullanım alanı genişlemiştir.

Çocukluk çağı lenfomalarında uygulanan yaklaşımlar, alt tipe ve evreye göre belirgin farklılık göstermektedir. Çok ilaçlı kemoterapi protokolleri temel uygulamayı oluşturmakta; bazı durumlarda ışın yaklaşımı, hedefe yönelik moleküller, monoklonal antikorlar ve immünoterapötik ajanlar süreçte yer almaktadır. Hodgkin lenfomada ABVD, OEPA ve COPDAC gibi protokoller risk grubuna göre düzenlenmektedir. Hodgkin dışı lenfomalarda Burkitt protokolü, lenfoblastik lenfomada lösemi benzeri uzun süreli yaklaşımlar ve anaplastik büyük hücreli lenfomada özgül kemoterapi şemaları sıklıkla uygulanmaktadır. Yüksek riskli ya da yineleyen olgularda otolog veya allojeneik kök hücre nakli, CAR-T hücre yaklaşımları ve hedefe yönelik ajanlar gündeme alınabilmektedir. Tüm bu uygulamalar pediatrik hematoloji ve onkoloji ekibi tarafından yürütülmekte, multidisipliner bir çerçevede değerlendirilmektedir.

Süreç boyunca destek bakım uygulamaları, başarı oranlarının yükseltilmesinde belirleyici rol üstlenmektedir. Febril nötropeni yönetimi, tümör lizis sendromunun önlenmesi, beslenme desteği, ağız bakımı, bulantı kusma kontrolü, kan ürünü desteği ve enfeksiyon profilaksisi titizlikle planlanan başlıklardandır. Özellikle Burkitt lenfoma gibi hızla bölünen tümörlerde tümör lizis sendromu ciddi bir komplikasyon olarak öne çıkmakta; bol sıvı uygulaması, ürik asit düşürücü ajanlar ve elektrolit takibi koruyucu yaklaşımın temel bileşenlerini oluşturmaktadır. Psikososyal destek, çocuğun ve ailenin sürece uyumu açısından önemli bir bileşen olarak konumlanmakta; çocuk psikiyatristi, sosyal hizmet uzmanı ve okul hayatına yeniden entegrasyon programları bütüncül bir destek ağı sunmaktadır.

Çocukluk çağı lenfomalarında prognoz, son kırk yılda belirgin biçimde iyileşmeye katkı sağlayan bir seyir izlemektedir. Hodgkin lenfomada beş yıllık genel sağkalım oranları erken evrede yüzde doksan beşin üzerine ulaşabilmekte, ileri evrelerde dahi büyük çoğunlukta uzun süreli yanıt elde edilebilmektedir. Hodgkin dışı lenfomalarda alt tipe göre değişmekle birlikte, Burkitt ve diffüz büyük B hücreli lenfomada güncel protokollerle yüzde seksenin üzerinde başarı oranları bildirilmektedir. Lenfoblastik lenfoma ve anaplastik büyük hücreli lenfomada da güncel yaklaşımlar yüz güldürücü sonuçlar ortaya koymaktadır. Yine de risk grubuna, moleküler özelliklere ve yanıt hızına göre prognoz farklılık göstermekte; bireysel değerlendirme zorunlu kabul edilmektedir.

Uzun süreli izlem, çocukluk çağı lenfomalarında pediatrik onkoloji pratiğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hastalık tamamlandıktan sonra dahi, geç dönemde ortaya çıkabilen yan etkilerin takibi sürdürülmektedir. Kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi, tiroid işlevlerinin izlenmesi, büyüme ve gelişme parametrelerinin kayıt altına alınması, gonadal işlevlerin gözden geçirilmesi ve ikincil habis hastalıklar açısından farkındalık, izlem programının temel başlıklarını oluşturmaktadır. Antrasiklin grubu ilaçlara bağlı kardiyotoksisite, ışın uygulanmış bölgelerde geç dönemde gözlenebilen değişiklikler, fertilite üzerine olası etkiler ve nörokognitif gelişim, çok disiplinli izlem konseylerinde değerlendirilen başlıklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle, sürecin tamamlanmasının ardından düzenli kontrollerin sürdürülmesi önerilmektedir.

Aileler için bilgilendirme süreci, hastalığın seyri ve süreç içerisindeki olası dalgalanmalar konusunda gerçekçi bir çerçeve sunmaktadır. Çocuğun yaşına uygun, anlaşılır bir dille bilgilendirilmesi, sürece uyumunu kolaylaştırmaktadır. Kardeşlerin de bu süreçten etkilendiği unutulmamalı; aile içi iletişim, eğitim hayatına dönüş planlaması ve sosyal çevreyle ilişkilerin sürdürülmesi konusunda destek programları devreye alınmaktadır. Okul ile iş birliği içinde hazırlanan eğitim takvimleri, çocuğun akademik ve sosyal gelişimini destekleyici bir işlev üstlenmektedir. Ayrıca, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, aşı takviminin pediatrik enfeksiyon hastalıkları uzmanı ile birlikte güncellenmesi ve günlük yaşam aktivitelerinin uyumlu biçimde planlanması bütüncül yaklaşımın parçalarıdır.

Farkındalığın toplumsal düzeyde artırılması, geç başvuru oranlarının düşürülmesi açısından önemli bir kazanım sunmaktadır. Ailelere, öğretmenlere ve aile hekimlerine yönelik bilgilendirme çalışmaları, açıklanamayan lenf bezi büyümelerinin ve sistemik bulguların erken dönemde değerlendirilmesine olanak tanımaktadır. Pediatrik hematoloji ve onkoloji merkezleriyle birinci basamak arasında kurulan etkili yönlendirme ağı, tanı sürecinin kısalmasına önemli katkılar sunmaktadır. Toplum sağlığı bilincinin güçlenmesi, gereksiz endişenin azaltılması kadar gerçek uyarıcı bulguların gözden kaçırılmaması açısından da değerli bir kazanım oluşturmaktadır.

Çocukluk çağı lenfomaları, doğru zamanda değerlendirildiğinde güncel yaklaşımlarla yüksek başarı oranlarına ulaşılabilen, multidisipliner bir hastalık grubudur. Pediatrik hematoloji ve onkoloji uzmanı, radyoloji, patoloji, çocuk cerrahisi, ışın onkolojisi, psikososyal destek birimleri ve uzun dönem izlem ekiplerinin birlikte çalıştığı bütüncül yaklaşım, sürecin her aşamasında belirleyici rol oynamaktadır. Farkındalığın artırılması, uyarıcı bulguların ihmal edilmeden değerlendirilmesi ve düzenli izlem süreçlerinin sürdürülmesi, çocukların sağlıklı bir geleceğe ulaşmasında temel unsurlar arasında yer almaya devam etmektedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Doktorlarımız

Bu alanda deneyimli uzman hekimlerimizle yanınızdayız

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu