Kalp ve Damar Cerrahisi

Trattamento delle vene varicose con iniezione (scleroterapia)

Il trattamento delle vene varicose con iniezione fa collassare la vena iniettando schiuma o farmaco liquido nelle sottili reti venose. Richiedi informazioni al nostro team di Chirurgia Cardiovascolare di Koru Ankara.

Bacaklarda mor, mavi ya da kırmızı renkte kılcal damarların belirmesi, dizlerin arkasında ya da baldırların yüzeyinde kıvrımlı damarların ortaya çıkması yalnızca kozmetik bir sorun değildir. Bu tablo, venöz sistemin kapakçık yetmezliği ile giden ve zamanla ağırlık, yanma, kramp, ayak bileğinde ödem gibi şikayetler doğuran kronik bir hastalığın yüzeye vurmuş halidir. Skleroterapi, yıllardır bu tabloya yönelik en güvenilir ve en az girişimsel çözümlerden biri olarak hastanın günlük yaşamına aynı gün dönmesine olanak tanır.

Skleroterapi, ince bir iğne aracılığıyla hastalıklı ven içine sklerozan adı verilen özel bir ilaç enjekte ederek damarın iç yüzeyinde kontrollü bir hasar oluşturur ve o damarı zamanla fibröz bir kordona dönüştürür. Kapanan bu ven bir süre sonra vücut tarafından yeniden emilir; kan akımı çevredeki sağlıklı damarlara yönlenir. Bu yönüyle skleroterapi hem küçük yüzeyel kılcal damarların hem de orta boyutlu varis paketlerinin tedavisinde tercih edilen bir yöntemdir.

Modern flebolojide sıvı skleroterapi, köpük skleroterapisi ve ultrason eşliğinde uygulanan formlar birbirini tamamlayan seçenekler olarak sunulur. Doğru hastada, doğru ajan ve doğru konsantrasyonla uygulandığında yüksek başarı oranları elde edilirken, iyi bir hasta seçimi ve titiz bir uygulama tekniği ile komplikasyon oranı da oldukça düşük tutulabilir.

Skleroterapi (Varis Kurutma Uygulaması) Nedir ve Nasıl Uygulanır?

Skleroterapi, tıbbi terminolojide sklerozan olarak adlandırılan özel bir ilacın çok ince iğnelerle hastalıklı damar içine verilerek bu damarın iç tabakasında kontrollü bir yangı ve endotelyal hasar oluşturulması, ardından damarın fibrozis yoluyla kapanması esasına dayanan bir tedavidir. Halk arasında varis kurutma, iğne ile varis tedavisi ya da kılcal damar tedavisi olarak bilinen bu yöntem, aslında kapanan damarın vücut tarafından zamanla emilmesi ve kan akımının komşu sağlıklı damarlara yönlenmesi ile sonuçlanan fizyolojik bir süreci başlatır. Uygulama, teknik olarak basit görünse de doğru damarın seçilmesi, uygun ajan ve konsantrasyonun belirlenmesi ve enjeksiyon dinamiğinin iyi ayarlanması bakımından deneyim gerektirir.

Modern skleroterapinin temelleri 1930'lu yıllarda sodyum tetradesil sülfat gibi deterjan yapıdaki sklerozan ajanların kullanıma girmesiyle atılmış, 2000'li yılların başında Tessari tarafından tanımlanan iki şırınga tekniğiyle hazırlanan mikroköpük formu bu tedaviyi tamamen yeni bir boyuta taşımıştır. Bugün deterjan sınıfından sodyum tetradesil sülfat ve polidokanol, hiperosmotik ajanlardan hipertonik salin, kimyasal irritan grubundan kromlu gliserin ve etanolamin oleat, hastanın kliniği ve hedef damarın çapına göre farklı konsantrasyonlarda tercih edilebilir. Örümcek ağı biçimindeki telanjiektaziler için düşük yoğunluklu sıvı formlar yeterli olurken, üç milimetreyi geçen varikoz venler için köpük formu daha etkin bir seçenek olarak öne çıkar.

Uygulama seansı genellikle hasta muayene masasında sırt üstü ya da ayakta konumlandırıldıktan sonra başlar. Cilt antiseptik solüsyonla temizlenir, hedef damar dikkatle belirlenir ve gerekli olduğunda dupleks ultrason eşliğinde çalışılır. Yirmi yedi ila otuz gauge kalınlığındaki çok ince iğneler kullanılarak damar içine girildiği doğrulanır, ardından planlanan miktar sklerozan ajan yavaşça enjekte edilir. Her nokta için verilen hacim tedavi edilen damarın boyutuna göre değişir; küçük telanjiektazilerde milimetreler ölçüsünde bir hacim yeterken, büyük varis paketlerinde birkaç mililitreye kadar çıkabilir. Enjeksiyon sonrasında pamuk topu ve elastik bandaj ya da tıbbi kompresyon çorabı ile bölge desteklenir; hasta hemen yürütülerek ilacın derin sisteme kaçmasının önüne geçilir ve toparlanma süreci başlatılır.

Varis Nasıl Tanımlanır?

Varis, tıbbi anlamda venöz sistemin kapakçıklarındaki yetmezlik nedeniyle bacak damarlarında biriken kanın basıncını artırmasıyla ortaya çıkan, damarın kalıcı olarak genişlemesi ve kıvrımlanması ile karakterize kronik bir hastalıktır. Sağlıklı bir bacakta yer çekimine karşı yukarı doğru yönelen kan, ven içindeki tek yönlü kapakçıklar sayesinde geri kaçamaz. Bu kapakçıkların yapısal ya da fonksiyonel olarak yetersiz kalması durumunda kan aşağıya doğru sızmaya, ven duvarına daha fazla basınç binmeye ve zamanla damarın genişleyip kıvrılmasına yol açar. Bu tabloya venöz reflü adı verilir ve varis oluşumunun temel mekanizmasıdır.

Klinik pratikte varisler çap ve görünüme göre birbirinden ayrılır. Bir milimetrenin altındaki, cilt yüzeyine yakın ve örümcek ağı biçiminde uzanan damarlar telanjiektazi olarak tanımlanır. Bir ila üç milimetre çapındaki, hafif mavimsi renkte ve daha derinde yer alan damarlar retiküler ven adını alır. Üç milimetreyi geçen, kabarık, kıvrımlı ve palpe edilebilen damarlar ise varikoz ven olarak sınıflandırılır. Bunların üzerinde ana toplayıcı damarlar olan büyük ve küçük safen venlerin kendisi ya da bunları derin sisteme bağlayan perforant venler de yetmezlik gösterebilir. Bu yapıların hangisinin ya da hangilerinin hastalıklı olduğu, tedavi planının en kritik belirleyicisidir.

Hastalar genellikle kozmetik kaygıyla başvursa da varis yalnızca bir görüntü sorunu değildir. Bacaklarda akşama doğru artan ağırlık hissi, yanma, karıncalanma, baldırlarda kramp, ayak bileğinde ödem, cilt renginde koyulaşma, egzama benzeri döküntüler ve ileri evrede ayak bileğinde iyileşmeyen yaralar hastalığın ilerlemesine bağlı bulgulardır. Aile öyküsü, uzun süre ayakta ya da oturur pozisyonda çalışma, obezite, gebelik, hormon replasman tedavisi ve geçirilmiş derin ven trombozu en sık sorumlu tutulan risk faktörleridir. Değerlendirme fizik muayeneden çok daha ötesindedir; dupleks ultrason ile venöz sistemin haritalanması, reflünün süresinin ve derin ven açıklığının belgelenmesi hem doğru tanı hem de doğru tedavi için vazgeçilmezdir.

Skleroterapi Nasıl Açıklanır?

Skleroterapinin biyolojik temeli, sklerozan ajanın damarın iç yüzeyini döşeyen endotel hücrelerini kimyasal olarak hasara uğratması, ardından damar duvarının tüm katmanlarında kontrollü bir inflamasyon başlatmasıdır. Bu inflamatuvar yanıt fibroblastların aktive olmasına, damar duvarının kalınlaşmasına ve zamanla lümenin fibröz bir kordon halinde tamamen kapanmasına yol açar. Kapanan bu ven artık kanı iletmez; bir süre sonra makrofajlar tarafından yavaş yavaş temizlenir ve doku içine emilir. Böylece hem yüzeyel görünüm hem de altta yatan reflü ortadan kalkar ve kan akımı komşu sağlıklı damarlara yönlenir.

Ajan seçimi hastanın klinik tablosuna göre kişiselleştirilir. Küçük kırmızı ve mor kılcal damarlarda genellikle düşük konsantrasyonda polidokanol veya sodyum tetradesil sülfat tercih edilir; bu grup için hipertonik salin de klasik bir seçenek olmayı sürdürmektedir. Retiküler venler için orta yoğunluk aralığında konsantrasyonlar uygundur. Varikoz venler ve safen sistem yetmezliklerinde ise sıvı formun etkin olmadığı bilinmektedir; bu grup için Tessari yönteminde bir mililitre sklerozan ile dört mililitre havanın iki şırınga arasında hızla çalkalanmasıyla hazırlanan mikroköpük, damar duvarına daha uzun süreli ve daha geniş yüzeyde temas sağladığı için üstündür. Bu teknik, aynı zamanda kanı damardan uzaklaştırıp ilacın etkisini artırdığı için düşük doz ile yüksek etki elde etmeye olanak tanır.

Uygulama sırasında ultrason cihazı özellikle büyük çaplı ven ve derin lokalizasyonlarda vazgeçilmezdir. Dupleks eşliğinde hedef ven gerçek zamanlı görülür, iğnenin damar içine girdiği doğrulanır, sklerozan ajanın yayılımı ekrandan takip edilir ve derin sisteme kaçmadığı denetlenir. Enjekte edilen hacim küçük telanjiektazi için yarım mililitrenin altında tutulurken orta büyüklükteki varis paketlerinde bir ila iki mililitre, safen ven ablasyonu için ise özel protokollere göre hesaplanmış köpük hacimleri kullanılır. Seans süresi hedef bölgenin büyüklüğüne göre otuz ila altmış dakika arasında değişir; anesteziye ihtiyaç duyulmaz çünkü iğneler oldukça incedir. Genel bir tedavi programı iki ila dört haftalık aralarla iki ile altı seans arasında planlanır; bacak yüküne ve hastalığın yaygınlığına göre bu sayı bireysel olarak belirlenir.

Skleroterapi Sonrası Toparlanma Dönemi Nasıldır?

Skleroterapinin en güçlü yanlarından biri toparlanma sürecinin oldukça kısa ve konforlu olmasıdır. Seansın hemen ardından hasta muayene odasında bir süre yürütülür; bu erken ambulasyon hem ilacın etkinliğini artırır hem de derin ven sistemine kaçış riskini azaltır. Uygulama sonrası günlük hayata aynı gün dönmek mümkündür; ofis işleri, yürüyüş ve hafif sosyal aktiviteler için bekleme gerekmez. Ağır fiziksel aktiviteler, koşu, uzun süreli ayakta durma, sıcak duş, sauna, jakuzi ve doğrudan güneş maruziyeti ilk günlerde önerilmez; bu önlemler hem enflamasyonu sınırlar hem de olası pigmentasyon riskini düşürür.

Tedavi sonrası kompresyonun rolü büyüktür. Küçük kılcal damar seanslarında yirmi dört saat boyunca hafif kompresyon çorabı yeterli olabilirken, orta çaplı varislerde ve özellikle köpük skleroterapi sonrasında iki hafta kadar sınıf iki tıbbi kompresyon çorabının gün boyu kullanılması önerilir. Safen sistem ablasyonu düzeyindeki uygulamalarda bu süre dört haftaya kadar uzayabilir. Kompresyon; kapanmış venin duvarlarını birbirine yaklaştırarak fibrozisi hızlandırır, ödemi ve kanamayı sınırlar, matting ve pigmentasyon gibi kozmetik yan etkilerin sıklığını azaltır. Yürüyüş, tedavinin görünmez bir parçasıdır ve günde en az otuz kırk beş dakika süreyle önerilir.

İlk günlerde uygulanan bölgelerde hafif bir gerginlik, hassasiyet, morarma ve renk değişikliği olması beklenen bir tablodur ve zaman içinde geriler. Damarlar bazen tedaviden sonra ilk haftalarda daha koyu görünebilir; bu durum genellikle içerideki pıhtı ve inflamasyonun geçici sonucudur ve haftalar içinde açılarak kaybolur. Bazı hastalarda hedef damar üzerinde ele gelen sertlik hissedilebilir; bu sertlik damar kapanmasının doğal bir bulgusudur ve zamanla yumuşar. Doktor kontrolleri genellikle iki ile altı hafta arasında planlanır; bu kontrollerde damarın kapanma durumu değerlendirilir, gerektiğinde ek seanslar programlanır ve pıhtı birikimi olan bölgeler ince bir iğne ile boşaltılarak süreç hızlandırılabilir.

Skleroterapi Yönteminin Faydaları Nelerdir?

Skleroterapinin en belirgin üstünlüğü, cerrahi bir kesi gerektirmeksizin, yalnızca ince iğneler aracılığıyla varis tablosunu tedavi edebilmesidir. Klasik varis ameliyatlarının aksine hastanede yatış, genel ya da rejyonel anestezi ve uzun iyileşme dönemine ihtiyaç duyulmaz. Poliklinik koşullarında güvenle yapılabilen bu uygulama, hasta için hem zaman hem konfor anlamında büyük bir avantaj sağlar. Küçük telanjiektazilerden orta boyutlu varis paketlerine, perforan yetmezliklerden safen sistemin belirli reflü paternlerine kadar geniş bir yelpazede etkin bir seçenek olarak kullanılabilir.

Kozmetik yönüyle skleroterapi, örümcek ağı biçimindeki mor ve kırmızı damarları büyük ölçüde silerek bacakların daha temiz ve pürüzsüz görünmesini sağlar. Doğru hasta seçildiğinde küçük kılcal damarlarda üç ay içinde belirgin bir açılma elde edilir; retiküler venlerde de benzer düzeyde başarı görülür. Kozmetik iyileşme sadece görüntü ile sınırlı kalmaz; birçok hasta uzun süredir kısıtladığı kıyafet tercihlerine yeniden dönebildiğini, plaj ve havuz ortamlarında kendini yeniden rahat hissettiğini ifade eder. Bu psikososyal katkı, tedavinin en az fiziksel faydası kadar önemli bir boyutudur.

Fonksiyonel açıdan skleroterapi, yüzeyel venöz reflüyü ortadan kaldırdığı ölçüde bacaktaki venöz basıncı düşürür. Bu düşüş; akşam saatlerinde artan ağırlık hissi, yanma, kramp, huzursuz bacak yakınmaları ve ayak bileğindeki ödemin belirgin biçimde azalmasına yol açar. Uygun seçilmiş hastalarda ciltteki koyulaşma, egzama ve stazın neden olduğu inflamatuvar bulgular geriler; ileri evrede venöz ülser gelişimi riski azalır. Tedavinin cerrahiye göre daha kısa süreli olması, farklı bölgelerin farklı seanslarda ele alınabilmesi, gerektiğinde endovenöz termal ablasyon ya da mini flebektomi gibi diğer yöntemlerle kombine edilebilmesi de skleroterapiyi çağdaş flebolojinin merkezine yerleştiren avantajlar arasındadır.

Köpük Yöntemiyle Skleroterapi Nasıl Yapılır?

Köpük skleroterapi, sıvı formdaki sklerozan ajanın hava ya da karbondioksit gibi bir gaz ile karıştırılarak mikroköpük haline getirilmesi ve bu köpüğün damar içine enjekte edilmesi esasına dayanan modern bir tekniktir. En yaygın kullanılan hazırlık şekli Tessari yöntemidir. Bu yöntemde bir şırıngaya bir mililitre sklerozan ajan, diğerine dört mililitre steril hava alınır, üç yollu musluk aracılığıyla iki şırınga arasında hızla karşılıklı çalkalanır ve homojen, ince kabarcıklı, kıvamı yoğun bir köpük elde edilir. Bu köpük, sıvı formun aksine damar duvarı ile daha uzun süreli ve daha geniş bir yüzeyde temas eder; içerideki kanı damar dışına iterek ilacın seyrelmesini önler ve düşük dozlarda dahi yüksek biyolojik etki oluşturur.

Köpük formu özellikle üç milimetreyi aşan varikoz venlerde, büyük safen ven yetmezliğinde, perforan yetmezliklerinde ve daha önce endovenöz ablasyon ya da cerrahi geçirmiş hastalarda ortaya çıkan rezidüel varislerde tercih edilir. Uygulama sırasında dupleks ultrason vazgeçilmezdir. Ultrason probu ile hedef damar gerçek zamanlı olarak görülür, iğnenin damar içine girdiği kesin biçimde doğrulanır ve köpüğün damar boyunca yayılımı ekrandan takip edilir. Bu görüntüleme aynı zamanda köpüğün derin ven sistemine kaçıp kaçmadığını denetleyerek güvenliği artırır. Uygulama sırasında hasta baş yüksek pozisyonda değil, bacak hafif yukarıda ve tercihen sırt üstü konumlandırılır; bu pozisyon, köpüğün safen ven boyunca daha kontrollü yayılmasını sağlar.

Köpük skleroterapi ile safen ven kapatılmasında üç yıllık oklüzyon oranları yüksek seyretmekte, endovenöz termal ablasyon yöntemlerine kıyasla biraz daha düşük ama halen tatmin edici bir başarı düzeyi sunmaktadır. Bu yöntemin belirgin bir üstünlüğü, ısı temelli ablasyonların uygulanmasının zor olduğu kıvrımlı, yüzeyel ve düz olmayan damarlarda güvenle kullanılabilmesidir. Ayrıca lokal anesteziye ve tümesan uygulamasına gerek kalmaması önemli bir konfor avantajı sağlar. Öte yandan patent foramen ovale gibi kalpte sağdan sola geçişe izin veren yapıların varlığında paradoksik hava kabarcığı embolisi riski akılda tutulmalıdır. Bu nedenle köpük skleroterapi yapılacak hastalarda ayrıntılı bir öykü, gerektiğinde ekokardiyografi ile ek değerlendirme ve seans başına kullanılan köpük hacminin belirli sınırlar içinde tutulması hem başarı hem de güvenlik için temel prensiplerdir.

Skleroterapi Kimlere Uygulanamaz ve Yan Etkileri Nelerdir?

Skleroterapi genel olarak güvenli bir yöntem olsa da her müdahale gibi belirli grup hastalarda uygulanmaması ya da özel değerlendirme ile ele alınması gereken durumlar vardır. Aktif derin ven trombozu, tedavi edilen ilaçlara bilinen alerji, uygulanacak bölgede aktif enfeksiyon, ciddi periferik arter hastalığı, hareketsiz yatağa bağımlılık, kontrolsüz sistemik hastalıklar, gebelik ve emzirme dönemi mutlak kontrendikasyonlar arasında yer alır. Bilinen patent foramen ovale, geçirilmiş pulmoner emboli, kalıtsal tromboz eğilimi ve yaygın alerji öyküsü ise özellikle köpük skleroterapide riskin dikkatle tartılması gereken relatif kontrendikasyonlar olarak öne çıkar. Bu nedenle her hastada ayrıntılı bir öykü, fizik muayene ve dupleks ultrasonografi ile hem yüzeyel hem derin venöz sistemin haritalanması, tedaviye karar vermeden önce vazgeçilmezdir.

Yan etkilerin büyük bir kısmı hafif ve geçicidir. En sık görülenler enjeksiyon bölgesinde hafif ağrı, hassasiyet, morarma, geçici kaşıntı ve kızarıklıktır. Hastaların bir kısmında tedavi edilen bölgede birkaç ay süren kahverengi bir renk değişikliği olan hiperpigmentasyon ortaya çıkabilir; bu tablo çoğu zaman altı ila oniki ay içinde belirgin biçimde azalır. Küçük yeni kılcal damarların oluşması anlamına gelen matting reaksiyonu, kozmetik açıdan rahatsız edici olabilir ama genellikle zamanla geriler ve gerektiğinde ek seanslarla düzeltilebilir. Yüzeyel tromboflebit, özellikle köpük skleroterapi sonrasında damar üzerinde ele gelen sert, ağrılı bir bölge olarak kendini gösterebilir; bu durum uygun kompresyon, yürüyüş ve gerekirse ince iğne ile pıhtı boşaltılması ile hızla iyileşir.

Ciddi yan etkiler ise oldukça nadirdir ancak bilinmesi gereken durumlardır. Derin ven trombozu ve pulmoner emboli sıklığı çok düşüktür; risk özellikle uygun teknik ve doğru hasta seçimi ile en aza indirilir. Köpük skleroterapi sonrasında bir kısım hastada geçici görme bulanıklığı, göz önünde ışık çakmaları ve migren benzeri baş ağrısı görülebilir; bu bulgular genellikle bir saat içinde kendiliğinden düzelir ve büyük ölçüde patent foramen ovale ile ilişkilendirilir. Cilt nekrozu, ajanın damar dışına kaçması durumunda ortaya çıkabilen çok nadir bir komplikasyondur ve uygun teknik ile büyük ölçüde önlenebilir. Alerjik reaksiyonlar polidokanol ve sodyum tetradesil sülfat gibi ajanlar için son derece nadir olsa da her uygulamanın temel resüsitasyon imkanlarının bulunduğu bir ortamda yapılması güvenliğin ana ilkesidir.

Skleroterapi Sonrası Varisler Tekrarlar mı ve Kalıcı Sonuç Alınır mı?

Skleroterapi sonrasında elde edilen sonuçların kalıcılığı, altta yatan hastalığın türüne, tedavi edilen damarın çapına, hastanın genetik yatkınlığına ve tedavi sonrası yaşam alışkanlıklarına yakından bağlıdır. Küçük telanjiektazi ve retiküler venlerde başarı oranı oldukça yüksek olsa da bu grup hastalar için gerçekçi bir tanımlama gerekir; skleroterapi mevcut damarları kapatır, ancak vücutta yeni kılcal damarların oluşmasını tümüyle engellemez. Yani var olan damarlar yok edilse dahi zaman içinde yeni telanjiektaziler ortaya çıkabilir. Bu nedenle hastalara ilk seri seansların ardından yıllık kontroller ve gerektiğinde bakım seansları önerilir; bu yaklaşım çoğunlukla bacaklarda uzun süreli temiz ve düzgün bir görünüm sağlar.

Varikoz venler ve safen sistem yetmezliği düzeyindeki hastalıkta ise skleroterapinin başarısı özellikle köpük formu ile üç yıllık takiplerde yüksek oranlarda seyretmektedir. Buna karşılık büyük çaplı safen venlerde ısı temelli endovenöz ablasyon yöntemlerine kıyasla nüks oranı bir miktar daha yüksek olabilir. Bu tablo, tedavi seçiminin hastaya özgü yapılmasını gerektirir. Damar çapının çok geniş olduğu, ciddi reflü paterni gösteren büyük safen ven yetmezliklerinde endovenöz lazer ya da radyofrekans ablasyonu, siyanoakrilat esaslı yapıştırıcı yöntemler ve mekanik kimyasal ablasyon teknikleri ilk seçenek olarak değerlendirilirken skleroterapi bu tedavileri tamamlayıcı bir konumda kullanılır. Bu birlikte kullanım hem ilk başarıyı artırır hem de uzun vadeli nüks oranlarını düşürür.

Kalıcı sonuçların temeli, uygulanan tedavi ne olursa olsun venöz hastalığın kronik bir tablo olduğunun kabul edilmesinden geçer. Aile öyküsü, gebelikler, kilo değişimleri, uzun süreli ayakta ya da oturur pozisyonda çalışma gibi faktörler yıllar içinde yeni damar problemlerine neden olabilir. Bu nedenle skleroterapi sonrasında düzenli yürüyüş, ideal kiloya yaklaşma, uzun yolculuklarda tıbbi kompresyon çorabı kullanımı ve mesleki risk gruplarında koruyucu kompresyon önerileri kalıcılığın en güçlü destekçileri arasındadır. Belirli aralıklarla yapılan flebolojik kontroller, henüz semptomatik hale gelmeden yeni reflü odaklarının saptanmasına ve sorunlu damarların erken evrede tedavi edilmesine olanak tanır; bu proaktif yaklaşım, uzun vadede bacakların hem sağlıklı hem estetik kalmasının en etkili yoludur.

Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesinin yerini tutmaz. Varis ve venöz yetmezlik tablosunda tedavi kararı, hastanın öyküsü, fizik muayene bulguları ve dupleks ultrasonografi başta olmak üzere ileri tanısal değerlendirmeler ışığında bireysel olarak verilir. Skleroterapi başta olmak üzere endovenöz termal ablasyon, siyanoakrilat esaslı yapıştırıcı yöntemler, mekanik kimyasal ablasyon ve cerrahi teknikler birbirini tamamlayan seçeneklerdir; hangi yöntemin ya da yöntemlerin uygun olduğuna Koru Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğinde deneyimli bir cerrah tarafından karar verilir.

Bacaklarda kılcal damar görünümü, kabarık varis paketleri, akşamları artan ağırlık ve yanma hissi, kramp, ayak bileğinde ödem, ciltte koyulaşma ya da iyileşmeyen yara gibi bulgular yaşayan hastaların değerlendirme için Koru Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğine başvurmaları önerilir. Erken tanı, doğru hasta seçimi ve doğru zamanda planlanan tedavi hem yakınmaların hızla gerilemesini hem de uzun vadede kalıcı sonuç elde edilmesini kolaylaştırır. Randevu ve daha ayrıntılı bilgi için Koru Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliniği ile iletişime geçebilirsiniz.

Incontra i Nostri Medici Specialisti

Prenota subito un appuntamento o chiamaci per la tua salute.

WhatsApp Appuntamento Online