Çocuk Nefrolojisi

KBH'de Büyüme Geriliği

Çocuklarda Kronik Böbrek Hastalığında Büyüme Geriliği, belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebilen ve uzman değerlendirmesini gerektiren bir tablodur. Tanı süreci ve dikkat edilmesi gerekenlere göz atın.

Kronik böbrek hastalığı, böbrek işlevlerinin aylar ya da yıllar içinde kademeli olarak azaldığı, ilerleyici nitelikte bir klinik tablodur. Çocukluk çağında ortaya çıkan kronik böbrek hastalığının erişkin formundan ayrıldığı en belirgin noktalardan biri, sürecin büyüme ve gelişme dönemine denk gelmesidir. Böbrekler yalnızca süzme ve atılım organları olarak değil; sıvı-elektrolit dengesinin sağlanması, asit-baz dengesinin korunması, kemik metabolizmasının düzenlenmesi, eritrosit yapımının uyarılması ve büyümeyi etkileyen pek çok hormonun düzenlenmesinde rol oynayan çok yönlü organlar olarak değerlendirilir. Bu nedenle çocuk yaş grubunda görülen böbrek işlev kaybı, doğrudan boy uzaması, kemik gelişimi, beslenme durumu ve ergenlik sürecine yansıyan geniş kapsamlı sonuçlar doğurur. Söz konusu sonuçların en sık ve en görünür olanı büyüme geriliğidir.

Büyüme geriliği, çocuğun yaşına ve cinsiyetine göre beklenen boy değerinin belirgin biçimde altında kalması durumunu ifade eder. Çocuk nefrolojisi pratiğinde büyüme geriliği, kronik böbrek hastalığının önemli bir göstergesi olarak kabul edilir ve hastalığın evresinden bağımsız olarak izlenmesi gereken temel parametrelerden biridir. Yapılan epidemiyolojik gözlemler, kronik böbrek hastalığı tanısı alan çocukların önemli bir bölümünde tanı sırasında boy z-skorunun düşük olduğunu göstermektedir. Hastalık ilerledikçe ve glomerüler filtrasyon hızı azaldıkça büyüme geriliğinin sıklığı ve şiddeti artma eğilimi gösterir. Yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde başlayan böbrek hastalıklarında, büyüme üzerine etki çok daha belirgindir; çünkü bu dönemde büyüme hızı yaşam boyu en yüksek düzeydedir.

Büyümenin geride kalmasının altında tek bir nedenden çok, birbirine eklemlenen pek çok mekanizma yer alır. Bu mekanizmaların en başında yetersiz beslenme gelir. Üremi tablosu iştahsızlığa, bulantıya ve tat alma duyusunda değişikliğe yol açar. Süt çocuklarında emme güçlüğü ve sık kusma görülebilirken büyük çocuklarda öğün atlama, yemek seçme ve enerji alımında belirgin azalma dikkat çeker. Yetersiz protein ve enerji alımı, vücudun temel gereksinimlerini karşılamakta zorlanmasına ve büyüme için ayrılması gereken kaynakların azalmasına neden olur. Beslenmenin değerlendirilmesinde yalnızca alınan kalori miktarı değil; protein kalitesi, mikro besin ögeleri, vitamin ve mineral düzeyleri de göz önüne alınır. Diyetin çocuğa özgü olarak düzenlenmesi, çocuk nefrologu ve diyetisyenin birlikte yürüttüğü süreklilik isteyen bir yaklaşımla şekillendirilir.

Metabolik asidoz, kronik böbrek hastalığında büyüme geriliğine katkı sağlayan bir başka önemli etmendir. Böbreklerin asit atılımını yeterince gerçekleştirememesi sonucunda kanda hidrojen iyonu birikir ve bikarbonat düzeyi düşer. Süregen asidoz, protein yıkımını artırırken protein yapımını baskılayarak kas kütlesinin azalmasına yol açar. Bunun yanı sıra kemik dokusunda tampon görevi gören kalsiyum karbonatın çözünmesine neden olarak kemik mineral içeriğini olumsuz etkiler. Hücresel düzeyde büyüme hormonu sinyal yolaklarının da metabolik asidozdan etkilendiği bilinmektedir. Bu nedenle serum bikarbonat düzeyinin uygun aralıkta tutulması, büyümenin korunmasına yönelik temel hedeflerden biri olarak değerlendirilir.

Sıvı ve elektrolit dengesizlikleri de büyüme sürecini etkileyen unsurlar arasında yer alır. Tübüler işlev bozukluğuyla seyreden bazı doğumsal böbrek hastalıklarında idrarla aşırı sodyum, potasyum ve bikarbonat kaybı görülebilir. Bu durum, hücre içi ve dışı sıvı dengesinin bozulmasına, büyüme için gerekli olan ortamın sürdürülebilir biçimde sağlanamamasına neden olur. Tuz kaybettiren tübülopatilerde uygun sodyum desteğinin sağlanması, büyüme eğrisinde belirgin düzelmeye katkı sağlayabilir. Benzer şekilde poliürik seyirli hastalıklarda yeterli sıvı alımının düzenlenmesi, dehidratasyon ataklarının önlenmesi açısından önem taşır.

Kronik böbrek hastalığında en sık karşılaşılan sorunlardan biri olan renal anemi de büyüme üzerinde dolaylı etkiler bırakır. Böbreklerden salgılanan eritropoetin hormonunun azalması, kemik iliğinin yeterince uyarılamamasına ve kırmızı kan hücresi yapımının düşmesine yol açar. Aneminin sürmesi, dokulara oksijen taşınmasını azaltır; yorgunluk, halsizlik ve egzersiz kapasitesinde düşüşle birlikte iştahta da gerileme görülebilir. Çocuğun günlük etkinliklere katılımının azalması ve metabolik düzeyde oksijen sunumunun yetersiz kalması, büyüme potansiyelinin tam kullanılamamasıyla sonuçlanır. Eritropoezi destekleyici ajanlarla birlikte demir, folat ve B12 vitamini gibi yapım taşlarının dengelenmesi, anemi yönetiminde göz önünde bulundurulan başlıklar arasında yer alır.

Kemik ve mineral metabolizmasındaki bozukluklar, çocuk yaş grubunda büyümeyi belki de en doğrudan etkileyen alan olarak öne çıkar. Böbrek işlevlerinin azalmasıyla birlikte fosfor atılımı bozulur, aktif D vitamini yapımı düşer ve kanda kalsiyum düzeyi azalır. Paratiroid bezi bu duruma yanıt olarak aşırı çalışır ve sekonder hiperparatiroidi tablosu gelişir. Süregen yüksek paratiroid hormon düzeyi, kemik döngüsünü hızlandırarak büyüme plakları üzerinde yapısal değişikliklere yol açabilir. Renal osteodistrofi olarak adlandırılan bu tablo, çocukta boy uzamasının yavaşlaması, kemik ağrıları, yürüyüş bozukluğu ve bazı durumlarda iskelet deformiteleri ile kendini gösterebilir. Fosfor kısıtlaması, fosfor bağlayıcılar, aktif D vitamini formları ve gerektiğinde kalsimimetik ajanlarla yürütülen yaklaşımla kemik sağlığının desteklenmesi hedeflenir.

Büyüme hormonu ekseni ile ilgili işlev bozuklukları, kronik böbrek hastalığında büyüme geriliğinin önemli bir bileşeni olarak ele alınır. Hastaların önemli bir bölümünde dolaşımdaki büyüme hormonu düzeyleri normal ya da artmış olarak ölçülmesine karşın, hormonun hücresel düzeyde etkisini gösterdiği reseptör sonrası sinyal yolaklarında çeşitli aksaklıklar bildirilmektedir. İnsülin benzeri büyüme faktörü olarak adlandırılan aracı moleküllerin biyoyararlanımı azalır; bağlayıcı proteinlerin düzenlenmesi bozulur. Sonuç olarak büyüme hormonuna karşı işlevsel bir direnç tablosu ortaya çıkar. Klinik pratikte bu nedenle rekombinant insan büyüme hormonu uygulaması, seçilmiş çocuklarda boy uzamasının desteklenmesi için değerlendirilen bir seçenek olarak yer alır. Söz konusu uygulamanın ne zaman başlatılacağı, dozun nasıl ayarlanacağı ve yan etkilerin nasıl izleneceği konusunda çocuk nefrologu tarafından bireysel değerlendirme yapılır.

Beslenme yönetimi, çocuk nefrolojisi pratiğinde büyüme geriliğinin önlenmesinde merkezi bir konumdadır. Süt çocuklarında anne sütünün sürdürülmesine özen gösterilir; gerektiğinde uygun mama ya da zenginleştirilmiş ek besinler değerlendirilir. Enerji alımının yaşa uygun düzeyde tutulması, protein alımının böbrek işlevine göre dengelenmesi ve fosfor, sodyum, potasyum gibi minerallerin düzenlenmesi temel hedefler arasında bulunur. Ağızdan alımın yetersiz kaldığı durumlarda nazogastrik tüp ya da gastrostomi yoluyla beslenme desteği gündeme alınabilir. Özellikle iki yaş altı dönemde sağlanan uygun beslenme desteğinin, ileri dönemdeki boy potansiyelini doğrudan etkilediği gözlenmektedir. Bu nedenle erken müdahale anlayışı, büyümenin korunmasında belirleyici öneme sahip kabul edilir.

Diyaliz sürecindeki çocuklarda büyüme geriliği özel bir başlık olarak değerlendirilir. Hemodiyaliz ya da periton diyalizi uygulanan hastalarda protein ve aminoasit kayıpları, iştahsızlık, sıvı kısıtlamasının beslenmeyi güçleştirmesi gibi etkenler bir araya gelerek büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Periton diyalizinde glukoz içerikli solüsyonlardan kaynaklanan ek kalori alımı bazı çocuklarda yararlı olabilirken iştahın baskılanmasına da yol açabilir. Diyaliz reçetesinin yeterliliği, kuru ağırlığın doğru belirlenmesi ve mineral dengesinin korunması, büyüme açısından önem taşıyan ayrıntılardır. Diyaliz sürecindeki çocukların düzenli aralıklarla antropometrik ölçümlerle izlenmesi, müdahale gereksiniminin erken belirlenmesine olanak tanır.

Böbrek nakli, çocuk yaş grubunda büyüme potansiyelinin korunması açısından önemli bir dönüm noktası olarak görülür. Başarılı bir nakil sonrası birçok çocukta büyüme hızının arttığı, boy z-skorunun zaman içinde iyileşme yönünde değişiklik gösterdiği bilinmektedir. Bununla birlikte uygulanan immünsüpresif yaklaşımın bileşenleri, özellikle kortikosteroidlerin süresi ve dozu, büyüme üzerinde olumsuz etkiler bırakabilir. Bu nedenle güncel yaklaşımlarda steroid dozunun en düşük etkili düzeyde tutulması ya da uygun durumlarda steroidsiz protokollerin değerlendirilmesi önerilen seçenekler arasında yer alır. Naklin mümkün olduğunca erken yapılması, büyüme açısından kazanım sağlayabilen bir etken olarak kabul edilir.

Ergenlik döneminin başlama zamanı ve ilerleyişi, kronik böbrek hastalığı bulunan çocuklarda büyüme geriliği değerlendirilirken göz önünde bulundurulan bir başka unsurdur. Söz konusu hastalarda ergenliğin gecikmesi sık görülen bir bulgudur ve büyümenin ergenlik dönemindeki ivmesinden yeterince yararlanılamamasına neden olabilir. Hipotalamus-hipofiz-gonad ekseni üzerindeki olumsuz etkiler, üremi tablosunun yansımaları ve eşlik eden beslenme sorunları bu sürecin temel belirleyicileri arasındadır. Ergenlik gecikmesinin nedenleri ayrıntılı biçimde araştırılır; gerekli durumlarda çocuk endokrinolojisi ile birlikte yaklaşım planlanır. Cinsel gelişimin yaşa uygun ilerlemesi, psikososyal uyumun korunması açısından da önem taşır.

Büyüme geriliğinin yalnızca biyolojik bir sorun olmadığı, çocuğun ruhsal ve sosyal gelişimini de etkilediği bilinmektedir. Akranlarına göre kısa kalan çocuklarda kendine güvende azalma, okul ortamında dışlanma kaygısı ve sosyal etkinliklerden uzaklaşma gibi sorunlar bildirilebilir. Bu nedenle çocuk nefrolojisi yaklaşımında ruh sağlığı uzmanlarının, çocuk gelişim uzmanlarının ve okul rehberlik birimlerinin sürece katılması önerilir. Aile içi iletişimin desteklenmesi, çocuğun kendi hastalığına ilişkin yaşa uygun bilgilendirilmesi ve sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi, büyüme sürecini bütüncül biçimde ele almaya katkı sağlar. Çok disiplinli bir yaklaşımla yürütülen izlem, çocuğun yalnızca boyunu değil; yaşam kalitesini de göz önünde bulunduran bir çerçevede yapılandırılır.

İzlem sürecinde antropometrik ölçümlerin standart yöntemlerle ve düzenli aralıklarla yapılması büyük önem taşır. Boy, ağırlık, baş çevresi ve süt çocuklarında vücut uzunluğu ölçümleri uygun büyüme eğrilerine işaretlenir. Boy hızının değerlendirilmesi, tek bir ölçümden çok seri ölçümlerin bir arada yorumlanmasıyla anlam kazanır. Boy z-skorundaki azalma, klinik tablonun yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine işaret eder. Eşlik eden laboratuvar ölçümleriyle birlikte değerlendirildiğinde, hangi etmenin büyümeyi öncelikli olarak etkilediğine ilişkin daha açık bir görüş elde edilir. Bu bütünleşik değerlendirme, çocuk nefrolojisi pratiğinde kişiselleştirilmiş bir izlem planının oluşturulmasını mümkün kılar.

Çocuklarda kronik böbrek hastalığı zemininde gelişen büyüme geriliği, çok sayıda etmenin bir araya geldiği karmaşık bir tablo olarak değerlendirilir. Beslenmenin uygun biçimde planlanması, metabolik asidozun düzenlenmesi, kemik ve mineral metabolizmasının korunması, aneminin yönetilmesi, büyüme hormonu eksenindeki bozuklukların değerlendirilmesi ve nakil sürecinin uygun zamanlanması, büyümenin desteklenmesinde göz önüne alınan başlıca alanlardır. Söz konusu süreç, çocuk nefrolojisi, çocuk endokrinolojisi, beslenme, ruh sağlığı ve aile katılımının birlikte yer aldığı bütüncül bir yaklaşımla yönetilir. Düzenli izlemin sürdürülmesi, sorunların erken belirlenmesine ve gelişim potansiyelinin korunmasına katkı sağlar.

Çocuk Nefrolojisi Наши врачи

Мы рядом с вами вместе с нашими опытными врачами-специалистами в этой области

Познакомьтесь с нашими врачами-специалистами

Запишитесь на приём прямо сейчас или позвоните нам ради вашего здоровья.

WhatsApp Онлайн-запись