Üroloji

Закрытая операция опухоли мочевого пузыря (ТУР)

Закрытая операция опухоли мочевого пузыря заключается в послойном соскабливании опухолевой ткани резектоскопом, введённым через мочевые пути. Ознакомьтесь с урологами Koru Анкара.

Mesane tümörleri, ürolojik onkolojinin en sık karşılaşılan hastalık gruplarından birini oluşturmakta ve tanıdan tedaviye uzanan süreçte disiplinler arası bir yaklaşım gerektirmektedir. Mesanenin iç yüzeyini döşeyen üroteliyum tabakasından köken alan bu tümörlerin büyük çoğunluğu papiller yapıda gelişmekte, klinik seyirleri ise yüzeyel formlardan kas invaziv formlara kadar geniş bir yelpazede değişkenlik göstermektedir. Görüntüleme yöntemleri, idrar sitolojisi ve sistoskopik değerlendirme ile şüphe uyandıran her lezyon histopatolojik doğrulama için cerrahi rezeksiyon aşamasına yönlendirilmektedir.

Bu noktada transüretral mesane tümörü rezeksiyonu (TUR-M) yani halk arasında kapalı mesane tümörü ameliyatı olarak bilinen işlem, hem tanısal hem de tedavi edici işlevi bulunan temel cerrahi girişim niteliği taşımaktadır. Üretral yol kullanılarak gerçekleştirilen bu işlem sayesinde cilt kesisine gerek kalmadan tümör dokusu çıkarılmakta, evreleme için gerekli histolojik veriler elde edilmekte ve postoperatif intravezikal tedavi kararı için zemin hazırlanmaktadır. Girişimin başarısı; cerrahın deneyimine, kullanılan enerji sisteminin özelliklerine ve rezeksiyon örneğinin muskularis propria katmanını içerip içermediğine bağlı olarak değerlendirilmektedir.

Yaklaşık yirmi beş yıllık ürolojik onkoloji birikimi ışığında hazırlanan bu içerikte; TUR-M işleminin tanımı, endikasyonları, teknik detayları, kullanılan enerji sistemleri arasındaki farklar, ameliyat sonrası uygulanan intravezikal kemoterapi ve immünoterapi protokolleri, iyileşme süreci, nüks takibi ve ameliyat öncesi hazırlık aşamaları kapsamlı biçimde ele alınmaktadır. Sunulan bilgiler, hastaların ve yakınlarının konuya bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşabilmesi için Koru Hastanesi Üroloji bölümünün klinik deneyimi doğrultusunda derlenmiştir.

Kapalı Mesane Tümörü Ameliyatı (TUR-M / TURBT) Nasıl Tanımlanır?

Transüretral mesane tümörü rezeksiyonu; literatürde TUR-M, TURBT ya da transüretral rezeksiyon-bladder tumor kısaltmalarıyla anılan endoskopik bir cerrahi işlemdir. Uygulama sırasında hastanın üretra yolundan mesane içerisine ilerletilen özel bir alet olan rezektoskop aracılığıyla tümör dokusuna ulaşılmakta ve elektrokoter, plazmakinetik veya lazer enerjisi kullanılarak lezyon çıkarılmaktadır. Karın bölgesine herhangi bir kesi yapılmadığı için kapalı mesane tümörü ameliyatı ifadesi tercih edilmekte, hasta konforu açısından belirgin avantaj sağlanmaktadır.

Söz konusu girişimin iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi, mesane içerisinde gözlenen tümörün tamamının veya mümkün olan en geniş kısmının çıkarılarak hastalık yükünün azaltılmasıdır. İkincisi ise elde edilen doku örneklerinin patoloji laboratuvarında incelenmesiyle tümör tipinin, evresinin, derecesinin ve muskularis propria denilen kas tabakasına invazyon olup olmadığının belirlenmesidir. Bu iki bileşen bir arada değerlendirildiğinde TUR-M işleminin hem terapötik hem de diyagnostik bir prosedür olduğu ortaya konulmaktadır. Elde edilen patolojik veriler; hastanın kas invaziv olmayan mesane kanseri (NMIBC) veya kas invaziv mesane kanseri (MIBC) grubuna dahil edilmesini sağlamakta ve sonraki tedavi kararlarını doğrudan yönlendirmektedir.

Kapalı yöntemin, açık cerrahiye kıyasla pek çok üstünlüğü bulunmaktadır. İşlem süresi kısalmakta, hastanede kalış süresi bir ile iki gün arasında sınırlı kalmakta, kanama miktarı azalmakta ve iyileşme dönemi daha az ağrılı biçimde tamamlanmaktadır. Ek olarak üretral yol kullanılması sayesinde mesanenin ve komşu organların anatomik bütünlüğü büyük ölçüde korunmakta, çevre dokulara zarar verme riski minimize edilmektedir. Bununla birlikte mesanenin trigone bölgesi, üreterik orifisler ve prostatik üretra gibi hassas anatomik alanlarda yer alan tümörlerde işlemin dikkatli ve deneyimli ellerde yapılması gerekmekte, aksi h├ólde üreter darlığı veya idrar kaçağı gibi geç dönem komplikasyonların ortaya çıkması söz konusu olmaktadır.

Mesane Tümöründe Hangi Şikayetler Görülür ve Tanı Süreci Nasıl İşler?

Mesane tümörünün en sık gözlenen belirtisi, ağrısız olarak beliren makroskopik hematüri yani gözle görülür idrarda kan bulunmasıdır. Hastalar tarafından çoğunlukla korkutucu şekilde algılanan bu bulgu, bazen kendiliğinden kaybolabilmekte ve yanıltıcı biçimde hasta tarafından önemsenmeyebilmektedir. Ancak asemptomatik hematüri, kırk yaş üzerindeki bireylerde aksi ispatlanana kadar mesane kanseri şüphesi doğurmakta ve mutlak surette ürolojik değerlendirme gerektirmektedir. Bunun yanı sıra sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi, işeme sırasında yanma, pelvik ağrı ve tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları da mesane tümörüne eşlik edebilmektedir. Özellikle karsinoma in situ (CIS) tablosunda irritatif işeme semptomları ön plana çıkabilmekte, klasik hematüri bulgusu geri planda kalabilmektedir.

Tanı sürecinde ilk adım, ayrıntılı anamnez ve fizik muayenedir. Sigara kullanımı, mesleki maruziyet öyküsü (boya, kauçuk, tekstil endüstrisi, aromatik aminler), kronik enfeksiyon ve şistozomiyaz varlığı sorgulanmaktadır. Ardından tam idrar tetkiki, idrar kültürü, idrar sitolojisi ve idrar bazlı tümör belirteç incelemeleri planlanmaktadır. Sitolojik inceleme özellikle yüksek dereceli tümörlerde ve CIS tanısında yüksek duyarlılığa sahip olmakla birlikte düşük dereceli papiller tümörlerde tanısal gücü sınırlı kalmaktadır. Görüntüleme aşamasında üriner sistem ultrasonografisi öncelikli olarak tercih edilmekte, tümörün varlığı ve boyutu hakkında ön bilgi elde edilmektedir. Üst üriner sistemi de değerlendirmek amacıyla bilgisayarlı tomografi ürografi veya manyetik rezonans ürografi yapılmaktadır.

Tanının doğrulanmasında altın standart yöntem sistoskopidir. Poliklinik koşullarında uygulanabilen fleksibl sistoskopi ile mesane iç yüzeyi doğrudan gözlemlenmekte, şüpheli lezyonların yerleşimi, sayısı, boyutu ve morfolojik yapısı kayıt altına alınmaktadır. Klasik beyaz ışık sistoskopisine ek olarak hexaminolevulinat (HAL) uygulaması sonrası yapılan floresan sistoskopi ya da dar bant görüntüleme (narrow band imaging - NBI) teknikleri, gözle fark edilmeyen küçük lezyonların ve karsinoma in situ odaklarının saptanmasında belirgin katkı sağlamaktadır. Şüpheli lezyon tespit edildiğinde histopatolojik tanı için doğrudan TUR-M işlemine geçilmekte, cerrahi sırasında hem tümör çıkarılmakta hem de histolojik doğrulama için doku örneği elde edilmektedir. Böylelikle tanı ve tedavi süreci tek bir cerrahi seansta birleştirilmiş olmaktadır.

Plazmakinetik ve Lazer ile Kapalı Mesane Cerrahisinde Hangi Yöntemler Kullanılır?

Kapalı mesane tümörü cerrahisinde günümüzde birden fazla enerji sisteminin kullanılabildiği bir teknik zenginlik söz konusudur. Klasik monopolar elektrokoter uzun yıllardır bu alanda kullanılmakta olan geleneksel yöntem olarak yerini korumakla birlikte, güncel uygulamalarda plazmakinetik yani bipolar rezeksiyon ile çeşitli lazer sistemleri giderek artan biçimde tercih edilmektedir. Yöntem seçiminde tümörün lokalizasyonu, boyutu, sayısı, hastanın komorbiditeleri ve cerrahın tecrübesi belirleyici olmaktadır. Modern ürolojik onkoloji pratiğinde bu tekniklerin bir arada değerlendirilerek hastaya özgü kararlar verilmesi önerilmektedir.

Plazmakinetik rezeksiyonda bipolar enerji sistemi kullanılmakta ve elektrik akımı yalnızca rezektoskop ucundaki iki elektrot arasında dolaşmaktadır. Serum fizyolojik ortamında çalışılabildiğinden hipotonik sıvıların emilimine bağlı gelişebilecek transüretral rezeksiyon sendromu riski büyük oranda ortadan kalkmaktadır. Bunun yanı sıra çevre dokulara yayılan termal enerjinin sınırlı olması sayesinde obturator sinir stimülasyonuna bağlı bacakta ani kasılma refleksi belirgin biçimde azalmaktadır. Bu durum özellikle mesane yan duvarına yerleşmiş tümörlerde perforasyon riskini düşürmekte ve cerrahi güvenlik marjını artırmaktadır. Ek olarak rezeksiyon sırasında elde edilen doku örneklerinde termal artefakt daha az gözlenmekte, patolojik değerlendirmenin niteliği yükselmektedir.

Lazer teknolojisi ise kapalı mesane cerrahisinde daha yeni bir uygulama alanı olarak dikkat çekmektedir. Holmium (Ho:YAG), tulyum (Tm:YAG) ve GreenLight lazer sistemleri farklı dalga boylarında çalışmakta ve dokuya olan penetrasyon derinlikleri de birbirinden ayrılmaktadır. Lazer enerjisi kullanıldığında en bloc rezeksiyon adı verilen teknikle tümör küçük parçalara ayrılmadan bütün h├ólinde çıkarılabilmekte, bu sayede tümörün lamina propria ve muskularis propria katmanlarıyla ilişkisi patolog tarafından daha net biçimde değerlendirilebilmektedir. Küçük ve orta boyutlu tümörlerde en bloc yaklaşımın evreleme kalitesini artırdığı, tümör hücrelerinin mesane içine dağılımını azalttığı bildirilmektedir. Ayrıca lazer sistemlerinde kanama kontrolünün etkin olması, antikoagülan ilaç kullanan yaşlı hasta grubunda önemli bir avantaj sağlamaktadır.

Kullanılan Enerji Sistemleri Birbirinden Nasıl Ayrılır?

Monopolar rezeksiyon, uzun yıllardır standart yöntem olarak uygulanan bir tekniktir. Bu sistemde elektrik akımı rezektoskop ucundan başlamakta ve hastanın vücuduna yerleştirilen nötr plaka üzerinden devreyi tamamlamaktadır. İşlem sırasında iletken olmayan bir irrigasyon sıvısı olan glisin veya sorbitol kullanılmakta, bu da uzun süreli işlemlerde emilime bağlı hiponatremi ve TUR sendromu riskini beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda çevre dokulara yayılan termal enerjinin fazla olması, obturator refleks olarak bilinen adüktör kas kasılmasına ve mesane perforasyonuna neden olabilmekte, yan duvar tümörlerinde bu risk özellikle önem kazanmaktadır. Buna karşın monopolar sistem uzun yıllara yayılmış klinik deneyime dayanmakta ve maliyet açısından daha erişilebilir olmaktadır.

Bipolar yani plazmakinetik sistemde ise elektrik akımı yalnızca cihazın ucunda dönmekte, hasta vücudundan geçmemektedir. Bu farklılık sayesinde serum fizyolojik gibi iyonlu solüsyonlar kullanılabilmekte, TUR sendromu riski ortadan kalkmakta ve obturator refleks belirgin biçimde azalmaktadır. Doku ile temas eden yüzeyde oluşan plazma tabakası, keskin ve kontrollü kesim sağlarken derindeki dokulara termal hasarı sınırlamaktadır. Uzun süreli işlemler, geniş tümörler, mesane divertikülü içi tümörler ve antikoagülan kullanan hastalarda bipolar sistem tercih edilmektedir. Elde edilen doku örneklerinde termal yanık artefaktının azalması, patolojik değerlendirmeyi kolaylaştırmakta ve evreleme kalitesini yükseltmektedir.

Lazer sistemleri ise farklı fiziksel prensiplerle çalışmaktadır. Holmium lazer 2100 nanometre dalga boyunda ve pulslu modda çalışırken tulyum lazer sürekli dalga modunda etki göstermektedir. Bu sistemler dokuda çok yüzeyel penetrasyon oluşturmakta, milimetrik hassasiyette rezeksiyon imk├ónı sunmaktadır. En bloc rezeksiyon tekniği ile birlikte kullanıldıklarında tümörün stalk kısmına net biçimde ulaşılmakta, muskularis propria örneği tek parça h├ólinde elde edilmektedir. Ancak lazer sistemleri özel eğitim gerektirmekte, tümör boyutunun beş santimetreyi aştığı olgularda işlem süresini uzatabilmektedir. Bu nedenle günümüz pratiğinde plazmakinetik ve lazer sistemlerinin hasta özelinde birlikte değerlendirilmesi, bireyselleştirilmiş cerrahi yaklaşımın temelini oluşturmaktadır.

TUR-M Ardından Mitomisin-C ve BCG İlaç Protokolü Nasıl Uygulanır?

Kas invaziv olmayan mesane kanserinde (NMIBC) TUR-M işlemi tek başına yeterli olmamakta, hastalığın nüks ve progresyon riskini azaltmak amacıyla intravezikal tedavilerin uygulanması gündeme gelmektedir. Mesane içine kateter yoluyla verilen ilaçlar, tümörün kaynaklandığı üroteliyum tabakasına doğrudan etki etmekte ve sistemik yan etkileri en aza indirmektedir. İntravezikal tedavi seçimi; tümörün derecesi, evresi, sayısı, boyutu, CIS varlığı ve daha önce nüks öyküsü gibi parametreler dikkate alınarak EORTC ve CUETO risk sınıflamaları doğrultusunda planlanmaktadır. Bu şekilde düşük, orta, yüksek ve çok yüksek risk gruplarına yönelik farklı protokoller oluşturulmaktadır.

Düşük risk grubundaki hastalarda, TUR-M işleminden sonraki ilk yirmi dört saat içinde uygulanan tek doz erken intravezikal kemoterapi ön plana çıkmaktadır. Bu amaçla en sık kullanılan ajan mitomisin-C olup epirubisin ve gemsitabin de alternatif seçenekler arasında yer almaktadır. Tek doz uygulama, cerrahi sırasında mesane içine dökülen tümör hücrelerinin yeniden yerleşmesini engellemekte ve nüks riskini yaklaşık üçte bir oranında azaltmaktadır. Orta risk grubundaki hastalarda ise altı ile sekiz hafta boyunca haftada bir uygulanan indüksiyon rejimi ve ardından bir yıla kadar sürdürülebilen idame kemoterapi protokolü tercih edilmektedir. Mitomisin-C uygulaması sırasında idrar pH’sının optimize edilmesi, mesanenin boşaltılması ve ilacın en az iki saat mesane içinde tutulması etkinlik açısından belirleyici olmaktadır.

Yüksek ve çok yüksek risk gruplarında ise Bacillus Calmette-Guerin (BCG) intravezikal immünoterapisi altın standart olarak kabul edilmektedir. BCG uygulaması, mesane duvarında lokal bir bağışıklık yanıtı başlatmakta, sitotoksik T hücrelerinin ve makrofajların aktivasyonu ile tümör hücrelerinin tanınıp yok edilmesini sağlamaktadır. Klasik protokolde altı hafta boyunca haftada bir uygulanan indüksiyon dozunu takiben üçüncü, altıncı, on ikinci ay ve sonrasında bir ile üç yıla kadar uzatılabilen idame kürleri yer almaktadır. BCG uygulamasında ateş, sistit benzeri semptomlar, hematüri ve nadiren sistemik enfeksiyon gibi yan etkiler izlenmekte, gerekli olduğunda doz azaltımı veya isoniazid ile antitüberküloz destek verilmektedir. BCG dirençli hastalarda ise gemsitabin-dosetaksel kombinasyonu, nadofaragen firadenovek ve pembrolizumab gibi güncel seçenekler değerlendirmeye alınmaktadır.

TUR-M Sonrası İyileşme Süreci Nasıl İlerler ve Sonda Ne Kadar Süre Kalır?

Kapalı mesane tümörü ameliyatı sonrasında iyileşme süreci, açık cerrahilere kıyasla oldukça hızlı ilerleyen bir seyir izlemektedir. Ameliyatın hemen ardından hasta uyanma odasında takip edilmekte, hemodinamik parametreler stabil h├óle geldikten sonra servise alınmaktadır. Ameliyat sırasında mesanenin sürekli yıkanmasını sağlayan ve postoperatif kanamayı kontrol altında tutan üç yollu foley sonda yerleştirilmektedir. Sondanın kalış süresi, tümörün büyüklüğüne, rezeksiyon derinliğine ve peroperatif kanama miktarına göre değişkenlik göstermekte, çoğunlukla yirmi dört ile kırk sekiz saat arasında değişmektedir. Küçük ve yüzeyel tümörlerde bu süre kısalabilmekte, geniş ve derin rezeksiyonlarda ise üç ile beş güne kadar uzayabilmektedir.

Ameliyat sonrasındaki ilk saatlerde sonda içerisinden pembe-kırmızı renkli irrigasyon sıvısı gelmesi normal karşılanmakta, kanamanın giderek açık renkli h├óle dönmesi beklenmektedir. Bu dönemde bol miktarda sıvı alımı önerilmekte, günde iki ile üç litre su tüketilerek idrarın seyrelmesi ve mesane içindeki pıhtı oluşumunun engellenmesi hedeflenmektedir. Ağrı genellikle hafif düzeyde seyretmekte, parasetamol ve nonsteroidal antienflamatuvar ilaçlarla kolaylıkla kontrol altına alınabilmektedir. Sondanın çekilmesinin ardından ilk işeme sırasında hafif yanma ve sık idrara çıkma hissi görülebilmekte, bu şikayetler birkaç gün içinde giderek azalmaktadır. Hastalar taburcu edildikten sonra yaklaşık iki hafta boyunca ağır fiziksel aktiviteden, ağır yük kaldırmaktan, sıcak banyodan ve cinsel ilişkiden uzak durmaları önerilmektedir.

İyileşme döneminde dikkat edilmesi gereken bazı önemli bulgular bulunmaktadır. İdrarda yeniden yoğun kan görülmesi, pıhtılı işeme, ateş, üşüme-titreme, karın ağrısı veya idrar yapamama gibi durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bu bulgular gecikmiş kanama, üriner enfeksiyon veya nadir görülen mesane perforasyonu gibi durumların habercisi olabilmektedir. Genel olarak hastaların iş yaşamına dönüşü yedi ile on dört gün içerisinde tamamlanmakta, masa başı çalışan bireylerde bu süre daha kısa olabilmektedir. Ameliyattan yaklaşık üç ile dört hafta sonra patoloji sonuçları değerlendirilmekte ve tümörün tipi, derecesi, evresi ile muskularis propria invazyonu bulgularına göre bir sonraki tedavi adımı planlanmaktadır. Yüksek riskli olgularda dört ile altı hafta içerisinde ikinci bir rezeksiyon işlemi olan re-TUR-M planlanmakta, bu şekilde artık tümör olasılığı azaltılmakta ve evreleme doğruluğu artırılmaktadır.

Mesane Tümöründe Nüks Riski Nedir ve Takip Sistoskopisi Hangi Aralıklarla Yapılır?

Mesane kanseri, ürolojik tümörler arasında en yüksek nüks oranına sahip hastalık grubu olarak öne çıkmaktadır. Kas invaziv olmayan formlarda beş yıllık süreçte nüks oranı ellinin üzerine çıkabilmekte, düşük dereceli papiller tümörlerde bile takip sistoskopilerinde küçük yeni odaklara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu durumun temel nedeni, üroteliyum tabakasının bütün mesane yüzeyinde ortak bir maruziyet zeminine sahip olması, sigara, kimyasal maruziyet ve kronik enfeksiyon gibi risk faktörlerinin tüm epitel katmanı üzerinde etki göstermesidir. Bu nedenle mesane kanseri, alan hastalığı yani field disease olarak da adlandırılmaktadır. Nüks riskinin doğru şekilde tahmin edilmesi ve buna uygun takip planının oluşturulması, hastalık kontrolünün temel taşı niteliğindedir.

EORTC risk hesaplama tabloları ve CUETO risk skorlaması, hastaların bireysel nüks ve progresyon olasılıklarının belirlenmesinde en yaygın kullanılan araçlardır. Bu skorlamalarda tümörün sayısı, boyutu, T evresi, derecesi, CIS varlığı ve daha önceki nüks öyküsü gibi değişkenler puanlanmaktadır. Düşük risk grubundaki hastalarda beş yıllık nüks olasılığı yüzde otuz civarında kalırken, yüksek risk grubunda bu oran yüzde yetmişin üzerine çıkabilmektedir. Progresyon riski ise düşük risk grubunda oldukça sınırlı kalırken, yüksek risk grubunda önemli ölçüde artmakta ve radikal sistektomi kararına kadar uzanabilmektedir. Bu veriler doğrultusunda takip aralıkları hastanın risk grubuna göre bireyselleştirilmektedir.

Takip sistoskopisi, mesane kanseri izleminde vazgeçilmez bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Düşük risk grubundaki hastalarda ilk sistoskopi TUR-M sonrasında üçüncü ayda yapılmakta, sonuç normal ise dokuzuncu ayda tekrar edilmekte ve ardından yıllık aralıklarla beş yıla kadar sürdürülmektedir. Orta ve yüksek risk grubundaki hastalarda ise ilk iki yıl boyunca üç ayda bir, sonraki iki yıl boyunca altı ayda bir ve ardından yıllık olarak sistoskopi yapılması önerilmektedir. Buna ek olarak yüksek risk grubunda üst üriner sistemin bilgisayarlı tomografi ürografi veya manyetik rezonans ürografi ile yılda bir kez değerlendirilmesi ve idrar sitolojisinin belirli aralıklarla incelenmesi gerekmektedir. Sistoskopi sırasında şüpheli lezyon saptanması durumunda tekrar TUR-M ile histopatolojik doğrulama yapılmakta, gerekli olduğunda intravezikal tedavi yeniden düzenlenmektedir. Bu düzenli takip programı, hastalığın erken evrede yakalanmasını ve gerektiğinde radikal tedavilere zamanında geçişin sağlanmasını mümkün kılmaktadır.

TUR-M Ameliyatı Öncesi Hangi Tetkikler Yapılır ve Hasta Nasıl Hazırlanır?

TUR-M ameliyatı öncesinde ayrıntılı bir hazırlık dönemi planlanmaktadır. Bu süreçte hastanın genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları ve kullandığı ilaçlar detaylı biçimde değerlendirilmektedir. Kalp-damar hastalıkları, diyabet, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve böbrek yetmezliği gibi eşlik eden durumların stabil h├óle getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Anestezi konsültasyonu, ASA fiziksel durum skorlamasının belirlenmesi ve gerekli durumlarda kardiyoloji, göğüs hastalıkları veya endokrinoloji uzmanlarından görüş alınması, ameliyat öncesi hazırlığın temel adımları arasında yer almaktadır. Rutin laboratuvar tetkikleri kapsamında tam kan sayımı, koagülasyon parametreleri, biyokimyasal analizler, tam idrar tetkiki ve idrar kültürü çalışılmaktadır. Ek olarak elektrokardiyografi, akciğer grafisi ve gerektiğinde ekokardiyografi de değerlendirmeye dahil edilmektedir.

Kan sulandırıcı ilaç kullanımı, ameliyat öncesi hazırlığın en dikkat isteyen konularından biridir. Warfarin, yeni nesil oral antikoagülanlar ve asetilsalisilik asit türevi ajanlar, ameliyat öncesinde belirli sürelerle kesilmek ya da düşük moleküler ağırlıklı heparin ile köprüleme tedavisine geçilmek durumundadır. Bu kararlar hastanın altta yatan kardiyovasküler risk düzeyi ile cerrahi kanama riski birlikte değerlendirilerek hekim tarafından bireysel olarak alınmaktadır. Aktif idrar yolu enfeksiyonu varlığı, TUR-M işlemi öncesinde mutlak surette tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Enfeksiyon varlığında yapılan endoskopik girişimler ürosepsis riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Bu nedenle uygun antibiyotik ile enfeksiyonun eradikasyonu ve kontrol idrar kültürü ile başarının doğrulanması sağlanmaktadır. Buna ek olarak ameliyat öncesinde profilaktik antibiyotik uygulaması güncel kılavuzlar doğrultusunda planlanmaktadır.

Ameliyattan önceki gece hastaların en az sekiz saat aç kalmaları, katı ve sıvı gıda alımını kesmeleri istenmektedir. Uygulanacak anestezi türü hastanın klinik durumuna göre spinal veya genel anestezi olarak seçilmektedir. Küçük ve mesane tabanına uzak tümörlerde spinal anestezi tercih edilebilmekte, obturator refleks açısından risk taşıyan yan duvar tümörlerinde ise genel anestezi ile birlikte kas gevşetici uygulaması düşünülmektedir. Ameliyat öncesinde hastaya ve yakınlarına işlemin ayrıntıları, olası yararları ve komplikasyon olasılıkları anlatılmakta, aydınlatılmış onam formu imzalatılmaktadır. Tüm bu hazırlık aşamaları; hastanın konforu, cerrahi güvenlik ve tedavi başarısı açısından bütüncül bir çerçevede yürütülmek üzere Koru Hastanesi Üroloji ekibi tarafından titizlikle koordine edilmekte, ürolojik onkoloji ilkeleri ışığında kişiye özel biçimde planlanmaktadır. Deneyimli cerrahi kadro, güncel enerji sistemleri ve düzenli takip protokolleri ile Koru Hastanesi Üroloji bölümü, kapalı mesane tümörü ameliyatı gerektiren hastaların tanı, tedavi ve izlem süreçlerinde kapsamlı bir destek sunmaktadır.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Познакомьтесь с нашими врачами-специалистами

Запишитесь на приём прямо сейчас или позвоните нам ради вашего здоровья.

Откройте для себя другие заболевания!

Получите подробную информацию по вопросам здоровья

WhatsApp Онлайн-запись