Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuklarda Rituximab

Çocuklarda Rituksimab Üzerine, sık karşılaşılan bir tablodur ve farklı yaş gruplarında değişik şekillerde ortaya çıkabilir. Detaylı bilgi için sayfa içeriğini inceleyin.

Rituximab, B lenfositlerin yüzeyinde bulunan CD20 antijenine bağlanan monoklonal bir antikordur. Erişkin hastalarda uzun yıllardır kullanılan bu molekül, son dönemde çocuk hastalarda da çeşitli hematolojik, onkolojik, romatolojik ve nefrolojik durumların yönetiminde giderek artan bir kullanım alanı bulmaktadır. Çocuk hematoloji ve onkoloji pratiğinde rituximabın yeri, bağışıklık sisteminin belirli hücrelerini hedefleyen ve geleneksel kemoterapi yaklaşımlarından farklı bir mekanizmaya sahip olmasıyla şekillenmektedir. Pediatrik hasta grubunda kullanım kararı, çocuk hekimi, çocuk hematoloji ve onkoloji uzmanı ile ilgili yan dalların ortak değerlendirmesi sonucunda alınır ve ailelerin sürece dair ayrıntılı bilgilendirilmesiyle birlikte yürütülür.

Molekülün etki mekanizması, olgun B hücrelerinin yüzeyindeki CD20 belirtecine yüksek özgüllükle bağlanmasına dayanır. CD20 antijeni; kemik iliğindeki erken öncül hücrelerde ve plazma hücrelerinde bulunmadığından, rituximab uygulamasında esas hedef olgun B lenfositlerdir. Bu seçici bağlanma; antikor bağımlı hücresel sitotoksisite, kompleman aracılı sitotoksisite ve doğrudan apoptoz indüksiyonu gibi farklı yollarla hedef hücrelerin azaltılmasına katkı sağlar. Çocuklarda gözlenen otoimmün hastalıkların önemli bir kısmında patolojik antikor üretiminden sorumlu B hücre alt gruplarının baskılanması, hastalık aktivitesinin yönetilmesinde önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir. Pediatrik onkolojide ise CD20 pozitif lenfoid kökenli kötü huylu hastalıkların yönetiminde kemoterapi protokollerine eklenen bir bileşen olarak yer almaktadır.

Çocuk yaş grubunda rituximab kullanımının başında CD20 pozitif olgun B hücreli non-Hodgkin lenfomalar gelmektedir. Burkitt lenfoma, diffüz büyük B hücreli lenfoma ve primer mediastinal B hücreli lenfoma gibi agresif seyirli alt tipler, çocukluk çağı lenfomalarının önemli bir bölümünü oluşturur. Yoğun kemoterapi rejimlerine rituximab eklenmesi, özellikle ileri evre veya yüksek riskli hasta gruplarında uluslararası çalışma protokollerinde standart bir yaklaşıma dönüşmüştür. Tedavi planı; hastalığın evresi, tümör yükü, merkezi sinir sistemi tutulumu ve laboratuvar bulguları dikkate alınarak çocuk onkoloji ekibi tarafından bireyselleştirilir. Hodgkin dışı lenfomaların yönetiminde rituximab eklenmesiyle hastalıksız sağkalım göstergelerinde anlamlı katkılar bildirilmekte ve nüks riski yüksek hasta gruplarında ek bir destek olarak konumlanmaktadır.

Akut lenfoblastik lösemi başlığı altında değerlendirilen olgular arasında olgun B hücreli alt tipler, çocuklarda görülen lösemilerin küçük bir kısmını oluşturur. Bu alt grupta rituximab, yoğun kemoterapi şemalarına eklenerek hastalık yükünün azaltılmasına katkı sağlayan bir bileşen olarak kullanılmaktadır. Diğer yandan kemik iliği nakli sonrası gelişebilen post-transplant lenfoproliferatif hastalık tablosunda da rituximab önemli bir seçenek olarak değerlendirilir. Epstein-Barr virüsü ilişkili olarak ortaya çıkan bu klonal B hücre çoğalmaları, nakil sonrası bağışıklığı baskılayıcı tedavilerin yan etkisi olarak gelişebilir; CD20 hedefli yaklaşımla hastalık aktivitesinin kontrol altına alınmasına çalışılır.

Pediatrik hematolojinin sık karşılaşılan otoimmün durumlarından biri olan immün trombositopeni, çocuklarda rituximab uygulamasının değerlendirildiği bir diğer alandır. Kortikosteroid ve intravenöz immünoglobulin gibi ilk basamak yaklaşımlara yetersiz yanıt veren ya da kronikleşen olgularda, splenektomi öncesi veya splenektomiye uygun olmayan hastalarda rituximab seçenekler arasında yer alır. Otoimmün hemolitik anemi tablosunda da benzer biçimde, ilk basamak yaklaşımlara dirençli olgularda monoklonal antikor uygulaması düşünülebilir. Evans sendromu olarak adlandırılan ve birden fazla otoimmün sitopeninin bir arada bulunduğu nadir durumlarda da rituximab, hastalık aktivitesinin uzun süreli yönetiminde değerlendirilen bir araçtır. Bu uygulamaların tamamı, ayrıntılı klinik değerlendirme, kemik iliği incelemesi ve aile ile yapılan kapsamlı görüşme sonrasında planlanır.

Çocuk nefroloji pratiğinde de rituximab giderek genişleyen bir kullanım alanına sahiptir. Sık nükseden veya steroide bağımlı nefrotik sendrom olguları, uzun süreli bağışıklık baskılayıcı kullanım gerektirebilir. Bu hasta grubunda büyüme geriliği, kemik mineral yoğunluğu kaybı, davranış değişiklikleri ve enfeksiyon yatkınlığı gibi yan etkilerin yönetilmesi güçleşebilir. Rituximab uygulamasıyla hastalığın aktif olmadığı dönemlerin uzatılmasına ve eş zamanlı kullanılan diğer ilaçların dozlarının azaltılmasına katkı sağlanabilir. Steroide dirençli olgularda ise yanıt oranları daha sınırlı olmakla birlikte, seçilmiş hastalarda klinik yarar bildirilmektedir. Lupus nefriti gibi sistemik tutulum gösteren tablolarda da çocuk romatoloji ve çocuk nefroloji ekiplerinin ortak değerlendirmesiyle uygulama planlanabilir.

Pediatrik romatolojide jüvenil idiopatik artrit, sistemik lupus eritematozus, juvenil dermatomiyozit ve çeşitli vaskülitler başta olmak üzere birçok hastalıkta rituximab değerlendirilmektedir. Geleneksel hastalık modifiye edici ilaçlara veya diğer biyolojik tedavilere yetersiz yanıt veren çocuk hastalarda, B hücre baskılayıcı yaklaşımın hastalık aktivitesi göstergelerinde gerilemeye katkı sağlayabildiği bildirilmektedir. Antinötrofil sitoplazmik antikor ilişkili vaskülitlerde, otoantikor üretiminin baskılanması açısından önemli bir seçenek olarak konumlanır. Uygulamalar; çocuk romatoloji uzmanının önderliğinde, hastalık aktivite skorları, organ tutulumları ve laboratuvar göstergeleri ışığında planlanır.

Uygulama öncesinde kapsamlı bir hazırlık dönemi yer alır. Hastanın tam kan sayımı, biyokimyasal göstergeleri, immünoglobulin düzeyleri, hepatit B ve hepatit C taramaları, tüberküloz değerlendirmesi ve gerekli görülen viral seroloji incelemeleri yapılır. Hepatit B taşıyıcılığı saptanan olgularda viral reaktivasyon riski nedeniyle profilaktik antiviral yaklaşım gündeme gelebilir. Aşı takvimi gözden geçirilir; canlı aşıların uygulama öncesinde tamamlanması önerilir, çünkü rituximab uygulamasının ardından B hücrelerinin baskılandığı dönemde canlı aşıların kullanımı önerilmez. Aşı yanıtlarının azalabileceği düşünülerek, mümkün olduğunca eksik aşıların önceden tamamlanması planlanır.

İlaç genellikle damar yoluyla, ayaktan tedavi ünitelerinde veya yatarak izlem koşullarında uygulanır. Çocuklarda doz, vücut yüzey alanına göre hesaplanır ve hastalık türüne göre değişen şemalarda verilir. İlk uygulamada infüzyon hızı yavaş tutulur; klinik yanıt ve yan etki durumuna göre kademeli olarak artırılabilir. Uygulama öncesinde antihistaminik, ateş düşürücü ve gerekli durumlarda kortikosteroid içeren premedikasyon verilerek infüzyon ilişkili reaksiyonların sıklığı ve şiddetinin azaltılmasına çalışılır. Uygulama süresince yaşamsal göstergeler düzenli aralıklarla izlenir; nefes alıp verme zorluğu, döküntü, kaşıntı, dilde ya da boğazda şişlik gibi belirtilerde infüzyon yavaşlatılır veya durdurulur.

Tedavi süresince izlenmesi gereken yan etkilerin başında infüzyon ilişkili reaksiyonlar gelir. Ateş, titreme, ürperme, bulantı, kaşıntı, döküntü ve nadiren tansiyon değişiklikleri gözlenebilir. Bu belirtiler çoğunlukla ilk uygulamada ve özellikle infüzyonun başlangıç saatlerinde ortaya çıkar; ileriki uygulamalarda sıklığı azalır. Sitokin salınım sendromu ve nadiren ciddi alerjik tepkiler bildirilmiştir; bu nedenle uygulamaların deneyimli ekipler tarafından, gerekli müdahale olanaklarının bulunduğu merkezlerde yapılması önemlidir. Daha geç dönemde ortaya çıkabilen yan etkiler arasında uzamış B hücre baskılanması, hipogamaglobulinemi ve buna bağlı enfeksiyon yatkınlığı yer alır.

Bağışıklık üzerindeki etkileri nedeniyle, uygulama sonrası dönemde belirli enfeksiyonların izlenmesi gereklidir. Bakteriyel solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit ve idrar yolu enfeksiyonları gibi yaygın tablolarda farkındalık artırılır. Hepatit B reaktivasyonu, ilerleyici multifokal lökoensefalopati ve nadir görülen ciddi viral enfeksiyonlar olası riskler arasında yer aldığı için uzun süreli izlem planlanır. İmmünoglobulin düzeylerinin belirgin düştüğü çocuklarda gerekli durumlarda replasman amaçlı immünoglobulin uygulaması düşünülebilir. Enfeksiyon belirtileri gözlendiğinde erken değerlendirme için aileye yönlendirme yapılır ve gerekli durumlarda hastane koşullarında izlem önerilir.

Aşılama planlamasının dikkatle yürütülmesi de önem taşır. Rituximab uygulamasının ardından B hücrelerinin sayısının normale dönmesi aylar alabilir; bu nedenle aşı yanıtının yeterli olabilmesi için belirli bir bekleme süresi gerekebilir. Mevsimsel grip aşısı, pnömokok aşısı ve diğer önerilen aşıların planlanması, çocuk enfeksiyon hastalıkları uzmanı ve birincil sorumlu hekimin ortak değerlendirmesiyle yapılır. Aile bireylerinin de aşı durumlarının gözden geçirilmesi, çocuğun yakın çevresindeki bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlar.

Tedaviye yanıtın değerlendirilmesi, hastalığa özgü göstergelerle yapılır. Lenfoma olgularında görüntüleme yöntemleri ve PET-BT incelemesi ön planda yer alırken, otoimmün hastalıklarda kan tablosu, otoantikor düzeyleri, idrar bulguları ve klinik aktivite skorları takip edilir. CD19 ve CD20 pozitif hücre sayımları ile B hücre baskılanmasının derinliği değerlendirilir; immünoglobulin düzeyleri belirli aralıklarla ölçülerek replasman ihtiyacı belirlenir. Hastalığın seyri, eşlik eden ilaçlar ve genel klinik durum ışığında ek uygulama döngülerinin gerekip gerekmediği planlanır. Uzun süreli izlem sürecinde büyüme ve gelişme parametreleri, okul performansı, fiziksel aktiviteye uyum ve psikososyal durum da bütüncül biçimde değerlendirilir.

Çocuk hastalarda biyolojik ajanlarla yürütülen süreçlerde aile ile kurulan iletişimin niteliği büyük önem taşır. Uygulama planı, beklenen yararlar, olası yan etkiler, izlem gereklilikleri, aşı planı ve günlük yaşama dair düzenlemeler ailelerle ayrıntılı biçimde paylaşılır. Okul yaşamının sürdürülmesi, sosyal etkinliklere katılım, yolculuk planları ve evcil hayvanlarla temas gibi başlıklar ailelerin sıkça yönelttiği konular arasında yer alır. Hekim ekibi, çocuğun yaşam kalitesini koruyarak hastalığın yönetilebilmesi için bireyselleştirilmiş öneriler sunar. Hastalığın seyri, ek hastalıklar ve kullanılan diğer ilaçlar göz önünde bulundurularak hazırlanan kapsamlı bir bakım planı, uzun süreli izlemde belirleyici olur.

Çocuk hematoloji ve onkoloji alanında rituximab kullanımı, son yıllarda biriken klinik deneyim ve uluslararası çalışmalar ışığında giderek olgunlaşmış bir yaklaşıma dönüşmüştür. CD20 antijenini hedefleyen bu monoklonal antikorun yeri; lenfoid kökenli kötü huylu hastalıklarda, antikor aracılı otoimmün durumlarda ve özel hasta gruplarında kapsamlı bir değerlendirmenin ardından şekillendirilir. Çocuk yaş grubunun büyüme ve gelişme özelliklerini, bağışıklık sisteminin olgunlaşma sürecini ve uzun süreli izlem gerekliliğini göz önünde bulunduran bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi, sürecin güvenli ve etkin biçimde yürütülmesine katkı sağlar. Hastalığın türü, klinik tablonun ağırlığı ve eşlik eden durumlara göre planlanan bireyselleştirilmiş uygulama, çocuk hastalarda yaşam kalitesinin korunması açısından önemli bir destek sunar.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Doktorlarımız

Bu alanda deneyimli uzman hekimlerimizle yanınızdayız

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu