Çocuk Nörolojisi

Mukopolisakkaridozlar ve Nöroloji

Mukopolisakkaridozlar, Nöroloji Acil Müdahale, Risk Faktörleri ve Korunma Yolları, klinik bulgularıyla dikkat çeken ve doğru değerlendirme gerektiren bir durumdur. Belirtiler, nedenler ve yaklaşım hakkında bilgi alın.

Mukopolisakkaridozlar, lizozomal depo hastalıkları grubunda yer alan kalıtsal metabolik bozuklukların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Glikozaminoglikanların yıkımında görev alan spesifik enzimlerin eksikliği ya da işlev kaybı sonucunda hücre içi lizozomlarda biriken bu büyük molekül ağırlıklı şeker zincirleri, başta merkezi sinir sistemi olmak üzere pek çok organ sisteminde ilerleyici hasara yol açmaktadır. Çocuk nörolojisi pratiğinde sıklıkla karşılaşılan bu hastalık grubu, gelişimsel gerilik, motor beceri kayıpları ve davranışsal değişiklikler gibi geniş bir yelpazede bulgu vermekte; erken tanı ve çok disiplinli izlem süreciyle yönetilen klinik tablolar arasında değerlendirilmektedir.

Glikozaminoglikanlar; bağ dokusu, kıkırdak, kornea, deri ve sinir dokusunun yapısal bileşenleri arasında bulunan kompleks polisakkaritlerdir. Dermatan sülfat, heparan sülfat, keratan sülfat, kondroitin sülfat ve hiyalüronik asit gibi alt grupları içeren bu moleküller, lizozomal enzimler aracılığıyla parçalanmaktadır. Söz konusu enzimlerin herhangi birinin eksikliği durumunda, ilgili glikozaminoglikan tipi hücre içinde aşamalı biçimde birikmekte ve hücresel işlevleri bozmaktadır. Mukopolisakkaridozların on bir farklı alt tipi tanımlanmış olup, sorumlu enzime ve birikim gösteren molekül türüne göre sınıflandırılmaktadır. MPS I (Hurler, Hurler-Scheie, Scheie), MPS II (Hunter), MPS III (Sanfilippo A, B, C, D), MPS IV (Morquio A ve B), MPS VI (Maroteaux-Lamy), MPS VII (Sly) ve MPS IX bu sınıflandırma içinde sıkça anılan formlar arasındadır.

Hastalığın kalıtım örüntüsü çoğu durumda otozomal resesif niteliktedir. Bu durum, anne ve babanın taşıyıcı olduğu ailelerde doğacak her çocuğun yüzde yirmi beş olasılıkla etkilenebileceği anlamına gelmektedir. MPS II yani Hunter sendromu ise X kromozomuna bağlı resesif geçiş göstermekte ve baskın olarak erkek çocuklarda klinik bulgu vermektedir. Akraba evliliklerinin görece sık olduğu toplumlarda hastalığın görülme sıklığı artış göstermekte; bu durum genetik danışmanlık hizmetlerinin önemini ortaya koymaktadır. Aile öyküsünde benzer klinik tablo bulunan bireylerde prenatal tanı ve taşıyıcılık testlerinin uygulanması söz konusu olabilmektedir.

Nörolojik tutulum mukopolisakkaridozların seyrinde belirleyici bir öneme sahiptir. Özellikle MPS I'in ağır formu olan Hurler sendromunda ve MPS II'nin ağır seyirli alt grubunda, heparan sülfatın merkezi sinir sistemindeki birikimi belirgin bilişsel gerileme tablosuyla ilişkilendirilmektedir. MPS III yani Sanfilippo sendromunda ise nörodejeneratif süreç ön planda bulunmakta; somatik bulguların görece silik kalmasına karşın davranışsal değişiklikler, hiperaktivite, uyku bozuklukları ve ilerleyici bilişsel kayıp tabloya h├ókim olmaktadır. Buna karşın MPS IV ve MPS VI gibi formlarda iskelet sistemi bulguları ön plandayken merkezi sinir sistemi tutulumu çoğunlukla daha geri planda kalmaktadır. Bu çeşitlilik, hastalığın klinik değerlendirmesinde tip ayrımının ne denli kritik olduğunu yansıtmaktadır.

Klinik bulgular doğumda genellikle belirgin değildir. Bebeklik döneminin ilk aylarında gelişim normal seyredebilmekte, ancak ilerleyen aylarda hastalığa özgü işaretler ortaya çıkmaya başlamaktadır. Kaba yüz görünümü, çıkıntılı alın, geniş burun kökü, kalın dudaklar, makroglossi olarak adlandırılan büyük dil yapısı, hepatosplenomegali, umbilikal ve inguinal herniler, eklem sertlikleri ve kısa boy en sık karşılaşılan somatik bulgular arasındadır. Solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık, sık tekrarlayan otitler ve işitme kayıpları da tabloya eşlik edebilmektedir. Çocuk nörolojisi açısından dikkat çeken bulgular arasında konuşma gelişiminde gerileme, motor becerilerin kazanılmasında gecikme, daha önce kazanılmış becerilerin yitirilmesi ve nöbet tabloları yer almaktadır.

Sanfilippo sendromunda klinik seyir özgün bir profile sahiptir. Hastalığın erken döneminde belirgin somatik bulgular bulunmayabilir; çocuklar yaşıtlarına benzer şekilde gelişim sergileyebilmektedir. Ancak iki ile altı yaş arasında konuşma gecikmesi, dikkat dağınıklığı, agresif ya da hiperaktif davranışlar, otizm benzeri sosyal etkileşim güçlükleri ve uyku düzeninde belirgin bozulmalar gözlemlenmektedir. İlerleyen yıllarda bilişsel gerileme belirginleşmekte, motor işlevler aşamalı biçimde kayba uğramakta ve geç dönemde yutma güçlüğü, hareket kısıtlılığı ve nöbetler tabloya eklenmektedir. Bu seyir, hastalığın çocuk psikiyatrisi, çocuk nörolojisi ve metabolizma uzmanlıklarının ortak değerlendirme alanına girmesine yol açmaktadır.

Hidrosefali, mukopolisakkaridozların seyrinde karşılaşılan önemli nörolojik komplikasyonlardan biridir. Beyin omurilik sıvısının emiliminde araknoid villuslarda meydana gelen glikozaminoglikan birikimi sebebiyle bozulma yaşanmakta ve iletişimsel hidrosefali tablosu gelişebilmektedir. Bu süreç genellikle sinsi seyirli olup baş ağrısı, kusma, davranış değişikliği ve papilödem bulgularıyla kendini gösterebilmektedir. Beyin görüntülemesinde ventriküler genişleme saptanan olgularda nöroşirürji konsültasyonu gündeme gelmekte ve uygun olgularda ventriküloperitoneal şant uygulamaları değerlendirilmektedir.

Servikal omurilik basısı, özellikle MPS IV Morquio ve MPS VI Maroteaux-Lamy formlarında belirgin bir sorun olarak öne çıkmaktadır. Odontoid hipoplazi ve atlantoaksiyal instabilite, üst servikal bölgede miyelopati gelişimine zemin hazırlamaktadır. Bu hastalarda dura mater çevresinde glikozaminoglikan birikimi sonucu kalınlaşma da omurilik basısına eklenen önemli bir mekanizmadır. Yürüyüş bozukluğu, ekstremitelerde kuvvet kaybı, koordinasyon güçlüğü ve sfinkter bozuklukları bu tablonun erken işaretleri arasında değerlendirilmektedir. Manyetik rezonans görüntüleme bulguları doğrultusunda nöroşirürji uzmanları tarafından dekompresyon ya da stabilizasyon yaklaşımları planlanmaktadır.

Periferik sinir tutulumu da mukopolisakkaridozların klinik tablosunda önemli yer tutmaktadır. Karpal tünel sendromu, özellikle MPS I, II ve VI formlarında çocukluk yaş grubunda dahi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Median sinirin transvers karpal ligaman altında glikozaminoglikan birikimine bağlı sıkışması, parmaklarda uyuşma, gece ağrıları ve ileri evrelerde tenar atrofi ile sonuçlanabilmektedir. Pediatrik yaş grubunda karpal tünel sendromu nadir görülen bir tablo olduğundan, bu yaş grubunda ortaya çıkması mukopolisakkaridoz açısından önemli bir uyarıcı işaret olarak kabul edilmektedir. Elektrofizyolojik incelemelerle tanı desteklenmekte; klinik gereklilik halinde cerrahi gevşetme uygulamaları gündeme gelebilmektedir.

Görme ve işitme işlevlerindeki bozulmalar nörolojik değerlendirmenin önemli parçalarını oluşturmaktadır. Korneal bulanıklık, optik sinir tutulumu, retinopati ve glokom gibi göz tutulumları görsel uyaranların merkezi sinir sistemine iletilmesini etkileyebilmektedir. İletim ve sensörinöral işitme kayıpları, çocuklarda dil gelişimi üzerinde olumsuz etkide bulunmakta; bu durum bilişsel değerlendirmelerin yorumlanmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle nörolojik muayene öncesinde işitme ve görme işlevlerinin objektif yöntemlerle değerlendirilmesi önerilmektedir.

Nöbet tabloları mukopolisakkaridozların ileri evresinde belirginleşmektedir. Sanfilippo sendromunda ergenlik döneminde başlayan jeneralize ya da fokal nöbetler tabloya sıklıkla eşlik etmektedir. Elektroensefalografi incelemelerinde yavaş zemin aktivitesi ve epileptiform deşarjlar saptanabilmektedir. Antiepileptik ilaç seçimi yapılırken hastalığın seyri, eşlik eden komorbiditeler ve ilaç etkileşimleri göz önünde bulundurulmakta; bireysel yaklaşımla yönetilen bir süreç planlanmaktadır. Uyku bozuklukları da nörolojik açıdan değerlendirilmesi gereken önemli bir alandır. Sirkadiyen ritim bozuklukları, gece uyanmaları ve gündüz uyku hali nörolojik gerileme ile paralel seyredebilmektedir. Obstrüktif uyku apnesi ise üst hava yolu darlığına bağlı olarak sıkça eşlik etmekte; polisomnografi ile değerlendirme gerekli olmaktadır.

Tanı süreci, klinik şüpheyle başlayan ve birden fazla basamağı içeren ayrıntılı bir değerlendirme silsilesidir. İdrarda glikozaminoglikan düzeylerinin ölçümü tarama amacıyla kullanılan ilk basamak incelemelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Şüpheli olgularda elektroforetik yöntemlerle glikozaminoglikan alt tiplerinin belirlenmesi olası hastalık tipine yönlendirici olmaktadır. Kesin tanı, periferik kan lökositlerinde ya da kültüre edilmiş fibroblastlarda enzim aktivitesinin ölçümü ile konulmaktadır. Moleküler genetik incelemeler ise sorumlu mutasyonun tanımlanmasını ve aile içi taramaların planlanmasını kolaylaştırmaktadır. Yenidoğan tarama programları kapsamında bazı mukopolisakkaridoz tiplerinin erken evrede tespit edilebilmesi mümkün olabilmekte; bu durum hastalığın doğal seyrini değiştirebilecek girişimlerin erken dönemde planlanmasına olanak tanımaktadır.

Görüntüleme incelemeleri nörolojik değerlendirmenin temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Beyin manyetik rezonans görüntülemesinde perivasküler genişlemeler, beyaz cevher sinyal değişiklikleri, korpus kallozum incelmesi, ventriküler genişleme ve serebral atrofi sıkça karşılaşılan bulgular arasındadır. Servikal omurga incelemelerinde odontoid hipoplazi, atlantoaksiyal instabilite ve dural kalınlaşma değerlendirilmektedir. Tüm omurga görüntülemesi, torakolomber kifoz ve disk düzensizliklerinin saptanmasında önemli bilgi sağlamaktadır. Bu görüntüleme bulguları, nörolojik kliniğin yorumlanmasında ve girişimsel planlamada yol gösterici nitelik taşımaktadır.

Hastalığın yönetiminde çok disiplinli yaklaşım esas alınmaktadır. Çocuk metabolizma uzmanları, çocuk nörologları, ortopedi, kulak burun boğaz, göz, kardiyoloji, fizik tedavi ve rehabilitasyon, çocuk gelişim uzmanları ve gerektiğinde nöroşirürji ekiplerinin koordineli çalışması süreç boyunca sürdürülmektedir. Enzim replasman uygulamaları ve bazı tiplerde uygulanabilen kök hücre nakli yaklaşımları, hastalığın somatik bulguları üzerinde belirli ölçüde iyileşmeye katkı sağlayabilen seçenekler arasında yer almaktadır. Ancak enzim replasman uygulamalarında kullanılan moleküllerin kan beyin engelini geçememesi nedeniyle merkezi sinir sistemi tutulumuna sınırlı etki gösterdiği bilinmektedir. Bu durum intratekal uygulama yöntemleri, gen terapisi çalışmaları ve küçük moleküllü substrat azaltıcı yaklaşımlar üzerine yürütülen araştırmaların önemini artırmaktadır.

Destekleyici yaklaşımlar hasta ve aile yaşam kalitesinin korunmasında belirleyici rol üstlenmektedir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları eklem hareket açıklığının korunmasına ve kontraktür gelişiminin yavaşlatılmasına yönelik planlanmaktadır. Konuşma ve dil terapileri iletişim becerilerinin desteklenmesinde gerekli görülmektedir. Beslenme desteği, yutma güçlüğü yaşayan ileri evre hastalarda enteral beslenme yöntemleriyle sürdürülebilmektedir. Solunum yolu desteği, kardiyak takip, anestezi öncesi havayolu değerlendirmesi ve nöbet yönetimi sürekli izlem gerektiren alanlar olarak ön plana çıkmaktadır. Anestezi planlaması özellikle dikkat gerektiren bir konudur; servikal instabilite, üst havayolu daralması ve kardiyak tutulum nedeniyle uzmanlık deneyimi önemli olmaktadır.

Aileye sunulan genetik danışmanlık hizmetleri, hastalığın kalıtım örüntüsünün ve sonraki gebeliklere ilişkin risklerin anlaşılması açısından önem taşımaktadır. Psikososyal destek, hem etkilenen çocuk hem de aile üyeleri için kapsamlı bir bakım planının parçası olarak değerlendirilmektedir. Eğitim süreçlerinin planlanması, özel gereksinim destekleri, kardeş danışmanlığı ve uzun dönem bakım organizasyonu bu sürecin bileşenleri arasındadır. Hastalığın seyri sırasında ortaya çıkan davranışsal güçlüklerin yönetimi, çocuk psikiyatrisi uzmanlarıyla ortak yürütülen bir çalışma alanı olarak ele alınmaktadır.

Mukopolisakkaridozların erken tanınması, hastalığın doğal seyrinin yavaşlatılmasına yönelik girişimlerin zamanında planlanması açısından kritik bir gerekliliktir. Açıklanamayan gelişimsel gerileme, kaba yüz görünümü, eklem sertlikleri, tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, hepatosplenomegali, kifoz ve çocukluk çağında ortaya çıkan karpal tünel sendromu gibi bulguların bir arada değerlendirilmesi, çocuk nörolojisi pratiğinde bu hastalık grubunu akla getirebilecek uyarıcı işaretler arasındadır. Çok merkezli ve çok disiplinli ekip çalışmasıyla yürütülen izlem süreci, etkilenen bireylerin işlevselliğinin desteklenmesine ve aileye yönelik kapsamlı bakım planının oluşturulmasına olanak tanımaktadır. Bilimsel literatürdeki ilerlemeler, gen terapisi ve merkezi sinir sistemine yönelik yeni moleküler yaklaşımlar üzerine devam eden araştırmalarla birlikte, mukopolisakkaridozların yönetiminde umut verici gelişmelerin gündeme gelmesini sağlamaktadır.

Çocuk Nörolojisi Doktorlarımız

Bu alanda deneyimli uzman hekimlerimizle yanınızdayız

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu