Göz Hastalıkları

Chirurgie de l'Entropion (Paupière Retournée vers l'Intérieur)

Qu'est-ce que la chirurgie de l'entropion (paupière retournée vers l'intérieur), comment corrige-t-on le frottement des cils sur l'œil et à qui s'adresse-t-elle ?

Entropiyon, göz kapağı kenarının ve buna yapışık kirpiklerin gözküresine doğru içeri kıvrılması ile karakterize edilen, oküler yüzey sağlığını doğrudan tehdit eden bir kapak malpozisyonudur. Kirpiklerin sürekli olarak kornea ve konjonktivaya sürtmesi başlangıçta yabancı cisim hissi, sulanma ve refleks blefarospazm gibi görece hafif belirtilerle kendini gösterse de, tedavi edilmeyen olgularda kronik korneal epitel defektlerine, punktat keratopati, ülser, vaskülarizasyon ve hatta kalıcı görme kaybına kadar uzanan ciddi tablolara zemin hazırlar. Kliniğimizde en sık karşılaştığımız form yaşa bağlı gelişen alt kapak involüsyonel entropiyonudur; bununla birlikte trahom, Stevens-Johnson sendromu, oküler skatrisyel pemfigoid ya da kimyasal yanık sonrası konjonktival skarlaşmaya bağlı sikatrisyel formlar, doğuştan tarsal levha anomalilerine bağlı konjenital tipler ve orbikülaris kasının aşırı spazmına bağlı spastik varyantlar da özellikli cerrahi yaklaşım gerektiren alt gruplardır. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümünde entropiyon değerlendirmesi, yalnızca kapak pozisyonuna değil, kapağın horizontal laksitesine, alt kapak retraktör kompleksinin bütünlüğüne, orbikülaris tonusuna, punktal pozisyona ve gözyaşı film stabilitesine bakılan çok bileşenli bir muayeneye dayandırılır; çünkü uygun tekniğin seçilebilmesi için etyolojinin doğru sınıflandırılması cerrahi başarının kalıcılığını doğrudan belirler. Aşağıdaki bölümlerde entropiyon anatomisi, cerrahi teknik seçimleri, ameliyat sonrası bakım süreci, nüks yönetimi ve olası komplikasyonlar klinik ayrıntılarıyla ele alınmıştır.

Entropiyon Nedir ve Göz Kapağı Neden İçe Doğru Kıvrılır?

Entropiyon, göz kapağı serbest kenarının ve kirpik hattının bulbusa doğru rotasyonu olarak tanımlanan bir kapak malpozisyonudur. Fizyopatolojisini anlayabilmek için alt kapağın horizontal ve vertikal stabilitesini sağlayan dört ana anatomik yapıyı hatırlamak gerekir: tarsal levha, medial ve lateral kantal tendonlar, alt kapak retraktörleri (kapsulopalpebral fasya ve alt tarsal kas) ve pretarsal-preseptal orbikülaris okuli kasıdır. Bu yapılardan herhangi birindeki yaşa bağlı gevşeme, skatrisyel kısalma, konjenital bozukluk veya kas hiperaktivitesi kapağın normal pozisyonunu koruyamamasına ve içe doğru kıvrılmasına neden olur.

Yaşa bağlı involüsyonel entropiyonda temel patoloji, kapsulopalpebral fasyanın tarsal levhanın alt kenarından disinsersiyonu ya da attenuasyonu, horizontal kapak gevşekliği, preseptal orbikülaris kasının pretarsal orbikülarise binmesi (override) ve orbital septumun zayıflamasıdır. Bu dört bileşen birlikte veya değişen ağırlıklarda bulunabilir; muayenede snap-back testi, distraksiyon testi ve manuel repozisyon sırasında entropiyonun stabilitesi bu bileşenlerin katkısını belirlemek açısından yol göstericidir. Bir hastada baskın patoloji horizontal laksite iken, bir başkasında retraktör dezinsersiyonu ön planda olabilir; bu ayrım cerrahi tekniğin seçimini doğrudan etkiler.

Sikatrisyel entropiyonda kapağın posterior lamellası konjonktiva ve tars düzeyinde kısalır; bu kısalık, kapak kenarını dışa döndürmeye çalışan retraktör ve orbikülaris etkisine karşın kenarı içeri çeker. Konjenital entropiyon nadirdir ve daha çok alt kapak retraktörlerinin tarsın alt kenarına yapışamamasına ve orbikülarisin pretarsal kenarı override etmesine bağlıdır. Epiblefaron ise konjenital entropiyondan farklı olarak tars pozisyonu normal iken pretarsal cilt-kas kıvrımının kirpikleri yukarı-içe iten anomalisidir ve tarsal rotasyon içermez. Spastik entropiyon, cerrahi sonrası dönem, oküler irritasyon veya blefarospazm zemininde orbikülarisin aşırı kasılmasına bağlı ortaya çıkar ve altta yatan involüsyonel bileşen çoğunlukla eşlik eder.

Alt Kapak Entropiyonu ile Üst Kapak Entropiyonu Arasında Ne Fark Vardır?

Alt ve üst kapak entropiyonları hem etyolojik dağılım hem de cerrahi yaklaşım açısından belirgin farklılıklar taşır. Alt kapak entropiyonu, klinik pratikte çok daha sık görülen formdur ve özellikle 60 yaş üzeri hastalarda involüsyonel değişikliklere ikincil gelişir. Alt kapak tarsal levhası ortalama 4-5 mm yüksekliğinde, ince ve fleksibl bir yapıdadır; bu nedenle horizontal laksite ve retraktör dezinsersiyonu gibi involüsyonel değişikliklere karşı üst kapaktan daha savunmasızdır. Cerrahi onarımda transvers tars kırma teknikleri, retraktör replasmanı ve lateral tarsal şerit gibi işlemler ön plandadır.

Üst kapak entropiyonu ise nadir görülür ve gelişmiş ülkelerde en sık nedeni oküler skatrisyel pemfigoid, Stevens-Johnson sendromu, kimyasal yanık ve kronik blefarokonjonktivit gibi konjonktival skarlaşma ile giden hastalıklardır. Dünya genelinde ise trahom, h├ól├ó önemli bir üst kapak sikatrisyel entropiyon nedenidir. Üst kapak tarsal levhası yaklaşık 10-12 mm yüksekliğinde, kalın ve mekanik olarak güçlüdür; bu nedenle üst kapak entropiyonu sıklıkla sikatrisyel etyolojiye bağlıdır ve involüsyonel form neredeyse hiç görülmez. Üst kapakta trikiazis ve distikiazis gibi kirpik anomalileri entropiyon ile birlikte veya bağımsız olarak bulunabilir; bu tabloların ayrımı cerrahi planlama için kritik önemdedir.

Üst kapak sikatrisyel entropiyonunda tercih edilen teknikler arasında tars fraktürü (Wies benzeri tarsotomi ile anterior lamella rotasyonu), tars greftleme, mukoz membran veya sert damak grefti ile posterior lamella uzatılması sayılabilir. Alt kapak sikatrisyel formlarında da benzer prensipler geçerli olmakla birlikte, alt kapak greft ihtiyacı üst kapağa göre genellikle daha sınırlıdır. Ayrıca üst kapak cerrahisinde levator aponörozu ve müller kası ile mekanik ilişki nedeniyle postoperatif pitoz veya lagoftalmi riski göz önünde bulundurulmalı, disseksiyon anatomik planlara sadık kalınarak dikkatle yürütülmelidir.

Kirpiklerin Korneaya Sürtmesi Hangi Kalıcı Hasarlara Yol Açar?

Entropiyonun tehlikeli olmasının temel nedeni, ince ve keratinize kirpiklerin kornea epiteline sürekli mekanik travma uygulamasıdır. Her göz kırpma hareketi ile ortalama 15-20 kez saniyede tekrarlanan bu sürtünme, oküler yüzeyde başlangıçta punktat epitelyal erozyonlara, ardından geniş epitel defektlerine ve kronik h├óle geldiğinde stromal keratopati, filamanter keratit ve kornea ülserlerine yol açabilir. Erken evrede floresein boyaması ile inferior kornea üçtebirinde diffüz punktat boyanma görülür; bu bulgu kirpik-kornea temasının objektif kanıtıdır.

Kronikleşmiş olgularda kornea stromasında neovaskülarizasyon, pannus formasyonu, subepitelyal fibrozis ve pigmentasyon gelişir; bunlar görme keskinliğini kalıcı olarak azaltan skarlaşmalarla sonuçlanabilir. Özellikle inferior santral kornea etkilendiğinde optik aksı içeren skarlar oluşabilir ve hastalar refraksiyon kusuru dışında düzensiz astigmatizmadan yakınır. Refleks yaşarma, ışığa hassasiyet, blefarospazm ve mukoid akıntı entropiyonun tipik semptomlarıdır ve kirpik-kornea temasının şiddeti arttıkça hasta konforu belirgin biçimde bozulur.

Sürtme travmasının en korkulan komplikasyonu mikrobiyal keratittir; epitel bariyerinin sürekli hasar görmesi bakteriyel, viral ve mantar patojenlerine kolay geçit sağlar. Perforasyonla sonuçlanan olgular acil penetran keratoplasti gerektirebilir. Bu nedenle entropiyon tespit edildikten sonra kornea üzerinde belirgin epitelyopati saptanan hastalarda cerrahi geciktirilmemeli, ara dönemde koruyucusuz suni gözyaşı, terapötik kontakt lens veya geçici tars sütür teknikleri ile oküler yüzey korunmalıdır. Kornea skarı geliştiğinde cerrahi olarak kapak pozisyonu düzeltilse bile görme kaybı geri alınamaz; bu gerçek, erken cerrahi kararın klinik önemini vurgular.

Yaşa Bağlı (İnvolüsyonel) Entropiyon Cerrahisinde Hangi Teknik Tercih Edilir?

İnvolüsyonel entropiyon cerrahisi, patogenezde rol oynayan üç ana bileşenin (horizontal kapak gevşekliği, retraktör dezinsersiyonu ve orbikülaris override) her birine yönelik girişimlerin birleşimini içerir. Günümüzde altın standart olarak kabul edilen yaklaşım, alt kapak retraktörlerinin transkonjonktival veya subsiliyer insizyon ile tarsal levhaya yeniden yapıştırılması ve buna eşlik eden lateral tarsal şerit prosedürü ile horizontal laksitenin düzeltilmesidir. Bu kombine yaklaşım, tek başına uygulanan tekniklere göre nüks oranını belirgin biçimde düşürür ve uzun dönem başarı oranını %90'ın üzerine çıkarır.

Retraktör replasmanı için kapak, subsiliyer insizyon ile açılır; orbital septum tanımlanır, altında yer alan orbital yağ dokusu geride bırakılarak kapsulopalpebral fasyanın disinserse olmuş beyaz bant yapısı bulunur ve tarsın alt kenarına 6-0 emilebilir sütürlerle ilerletilerek dikilir. Aynı seansta preseptal orbikülarisin bir şeridi eksize edilerek override komponent ortadan kaldırılır. Lateral tarsal şerit için lateral kantotomi ve inferior kantoliziz sonrasında tarsın lateral 4-5 mm'lik kısmı hazırlanır, mukokütanöz kenar temizlenir ve tars serbest kenarı lateral orbital rebordun periostuna 4-0 kalıcı sütür ile fikse edilir.

Alternatif olarak Quickert-Rathbun tekniği ile transvers tars kırma ve everting sütürler tek başına uygulanabilir; bu teknik özellikle acil şartlarda ya da genel durumu ekstensif cerrahiye izin vermeyen hastalarda pratik ve etkili bir seçenektir. Ancak Quickert sütürünün nüks oranı, ilk yıl sonrasında %20 civarında bildirilmiştir; bu nedenle kalıcı çözüm hedeflenen olgularda retraktör onarımı ve lateral tarsal şerit kombinasyonu tercih edilmelidir. Cerrahi tekniğin seçimi hastanın yaşı, genel sağlık durumu, kapak yapısal özellikleri ve önceki cerrahi hik├óyesi göz önünde bulundurularak bireyselleştirilmelidir.

Sikatrisyel Entropiyon Onarımında Tars Greftleme Neden Gerekir?

Sikatrisyel entropiyonun temel patolojisi, konjonktiva ve tars düzeyindeki kısalmadır; bu vertikal defisit, involüsyonel cerrahide uygulanan retraktör replasmanı gibi tekniklerle giderilemez. Skarlaşmanın yol açtığı kısalık, kapak posterior lamellasını mekanik olarak içeri çeker ve tek başına anterior lamella rotasyonu ile kalıcı düzelme sağlamak zordur. Bu nedenle sikatrisyel olgularda posterior lamellayı uzatan ve tarsa mekanik destek sağlayan greftleme prosedürleri sıklıkla gereklidir.

Greft materyali olarak en yaygın kullanılan yapı, aynı hastanın karşı üst kapağından alınan otojen tars greftidir; alternatif olarak sert damak mukozası, oral bukkal mukoza, nazal septum kondromukozası ve amniyon zarı da kullanılabilir. Sert damak grefti hem mekanik sertlik hem de keratinize olmayan yüzey sağlaması nedeniyle özellikle üst kapak sikatrisyel entropiyon cerrahisinde önerilir. Amniyon zarı ise akut inflamatuar dönemde geçici stabilizasyon amacıyla ve küçük defektlerde kullanılır. Greft seçimi lezyonun boyutu, altta yatan hastalığın aktivitesi ve donör alanın uygunluğuna göre yapılır.

Sikatrisyel entropiyon cerrahisinin bir diğer önemli bileşeni, altta yatan sistemik hastalığın kontrol altında olmasıdır. Oküler skatrisyel pemfigoid, Stevens-Johnson sendromu ve kronik atopik keratokonjonktivit gibi immünmedieted süreçlerde aktif dönemde cerrahi girişim skar oluşumunu tetikleyebilir ve nüksü hızlandırabilir. Bu nedenle bu hastalarda cerrahi öncesi sistemik immünsüpresif tedavi ile hastalık remisyona alınmalı, mümkünse en az 3-6 aylık sessiz dönem sağlanmalıdır. Aktif inflamasyon devam ederken yapılan cerrahi girişimlerin başarı oranı düşük, komplikasyon riski yüksektir.

Quickert Sütür ve Jones Prosedürü Arasındaki Fark Nedir?

Quickert sütür ve Jones prosedürü, involüsyonel entropiyon cerrahisinde uzun yıllardır uygulanan iki klasik tekniktir ve prensip olarak retraktör kompleksini yeniden aktive etmeyi amaçlar. Quickert sütür, transkütanöz olarak yerleştirilen üç adet çift uçlu emilebilir sütürden oluşur; bu sütürler alt fornikste konjonktivadan başlar, retraktörler ve orbikülaris arasından geçerek kirpik dibi seviyesinde ciltten çıkarılır ve düğümlenir. Sütürler retraktörleri anteriora ilerletir, preseptal orbikülaris override'ını engeller ve kapağın dış rotasyonunu sağlar. Teknik kısa sürede uygulanabilir, lokal anestezi altında ayaktan yapılabilir ve özellikle spastik entropiyonda çok etkilidir.

Jones prosedürü ise açık cerrahi yaklaşımla retraktörlerin tarsal levhaya doğrudan dikilerek yeniden yapıştırıldığı bir tekniktir. Subsiliyer insizyon ile kapak açılır, orbital septum tanımlanır, retraktör kompleksinin beyaz bantsı yapısı bulunur ve tarsın alt kenarına 6-0 vikril ile sürekli veya kesikli sütürlerle sabitlenir. Aynı zamanda preseptal orbikülarisin bir şeridi eksize edilerek override komponent giderilir ve gerektiğinde horizontal kısaltma yapılır. Jones prosedürü anatomik onarım sağlar ve uzun dönem nüks oranı Quickert'e göre belirgin olarak düşüktür.

Klinik pratikte tercih, hastanın klinik durumuna ve cerrahın deneyimine göre şekillenir. Quickert sütür, acil şartlarda oküler yüzeyi hızla korumak için kısa sürede uygulanabilir; ancak kalıcı çözüm için Jones tipi anatomik onarım ya da modern kombine teknikler önerilir. Bazı yazarlar iki tekniğin kombinasyonu şeklinde önce Jones onarımı yapıp üzerine everting sütürler eklemenin nüks oranını daha da düşürdüğünü bildirmiştir. Kliniğimizde standart yaklaşımımız Jones tipi retraktör onarımını lateral tarsal şerit ile birleştirmek olup, Quickert sütür sadece seçilmiş vakalarda tek başına uygulanmaktadır.

Lateral Tarsal Şerit (Lateral Tarsal Strip) Tekniği Hangi Durumlarda Uygulanır?

Lateral tarsal şerit tekniği, Anderson ve Gordon tarafından 1979 yılında tanımlanmış ve horizontal kapak laksitesinin düzeltilmesinde standart yaklaşım h├óline gelmiş bir prosedürdür. Teknik, alt kapağın lateral 4-6 milimetrelik kısmının tars olarak hazırlanıp lateral orbital rebordun iç yüzündeki Whitnall tüberkülünün periostuna kalıcı sütürle fikse edilmesine dayanır. Bu yaklaşım hem horizontal kapak boyunu kısaltır hem de lateral kantusu yükseltip normal anatomik pozisyonuna yerleştirir; bu da kapak kenarının globa daha iyi teması ile sonuçlanır.

Endikasyonları arasında involüsyonel entropiyon, involüsyonel ektropiyon, fasiyal sinir paralizisine bağlı paralitik ektropiyon, floppy eyelid sendromu, alt kapak retraksiyonu için yardımcı teknik ve blefaroplasti sonrası oluşan kapak malpozisyonları sayılabilir. Snap-back testi 2 saniyeden uzun süren, distraksiyon testi 8 mm ve üzerinde olan olgularda lateral tarsal şerit rutin olarak eklenir. Bu tekniğin en büyük avantajı, medial kantal tendonu ve lakrimal drenaj sistemini korumasıdır; medial ve santral kısaltma tekniklerine göre punkta pozisyonunu değiştirmez.

Cerrahi teknik olarak önce 3-4 mm'lik lateral kantotomi yapılır, ardından alt kantoliziz ile alt kantal tendon serbestlenir. Kapağın lateral 4-6 mm'si horizontal olarak eksize edilecek kadar mediale traksiyona alınır; mukokütanöz kenar ve konjonktiva eksize edilerek tarsın kendisi çıplak bırakılır. Bu tarsal şerit, çift iğneli 4-0 kalıcı sütür (polipropilen veya mersilen) ile Whitnall tüberkülünün periostuna fikse edilir. Cilt kapatılırken lateral kantusun eski pozisyonundan 1-2 mm yukarıya çekilmesi hedeflenir; sağkalım süresi uzun, nüks oranı düşük ve estetik sonuç tatmin edicidir.

Ameliyat Lokal Anestezi ile Yapılabilir mi ve Süresi Ne Kadardır?

Entropiyon cerrahisi vakaların büyük çoğunluğunda lokal anestezi ile başarıyla uygulanabilir. Standart yaklaşımımızda alt kapak infraorbital sinir bloğu ve kapağa yapılan subkütanöz-subkonjonktival infiltrasyon anestezisi ile yeterli anestezi ve hemostaz sağlanır. Anestezik olarak 2 ml %2 lidokain + 1:100.000 epinefrin karışımı kullanılır; epinefrin komponenti hem hemostaz sağlar hem de anestezik etkiyi uzatır. Cerrahiden 15 dakika önce infiltrasyon yapılması vazokonstriksiyonun tam etkinliğe ulaşmasını ve intraoperatif kanamanın minimalize edilmesini sağlar.

Sedasyon ilavesi gerekli midir? Bu, hastanın anksiyete düzeyi, cerrahinin komplikasyonu ve hasta tercihine göre belirlenir. Kombine iki taraflı prosedürler, sikatrisyel onarımlar veya greftleme gerektiren olgularda hafif intravenöz sedasyon (midazolam ┬▒ fentanil) hasta konforunu belirgin biçimde artırır. Genel anestezi ise oral cerrahi ile birlikte damak grefti alınacak vakalarda, çocuk hastalarda ya da anksiyeteye toleransı düşük yetişkinlerde tercih edilir. Blefarospazm tedavisi geçmişi olan hastalarda intraoperatif orbikülaris spazmı riski nedeniyle sedasyon önerilir.

Ameliyat süresi tekniğe göre değişir. Tek taraflı Quickert sütür ortalama 15-20 dakikada tamamlanır. Jones tipi retraktör onarımı ile lateral tarsal şerit kombinasyonu tek taraflı 40-60 dakika, iki taraflı 75-90 dakika arasında sürer. Sikatrisyel entropiyon onarımında tars greftleme d├óhil edildiğinde süre 90-120 dakikaya uzayabilir. Hasta cerrahi sonrasında yaklaşık 30-45 dakika gözlem odasında tutulur, buz uygulaması yapılır ve ağrı-kanama kontrolü sağlandıktan sonra evine gönderilir; ayaktan tedavi statüsünde yürütülen bu süreç, hastanın gün içinde günlük hayatına dönmesine olanak tanır.

Ameliyat Sonrası Sütürler Ne Zaman Alınır ve Şişlik Kaç Günde Geçer?

Ameliyat sonrası bakım entropiyon cerrahisinin başarısında en az cerrahi teknik kadar belirleyicidir. İlk 48 saatte 15 dakikada bir 15 dakika soğuk uygulama ödem ve ekimoz miktarını belirgin olarak azaltır. Hastalar başlarını 30 derece yüksekte tutarak uyumaları, sırtüstü pozisyonu tercih etmeleri konusunda uyarılır. Cerrahi bölgeye ilk üç gün su temas ettirilmez, dördüncü günden itibaren ılık su ile yıkama ve nazik temizlik başlar. Antibiyotikli kortikosteroid pomad, cilt insizyonuna ve konjonktival forniksin uygulanır; günde 3 kez, 7-10 gün süreyle kullanılır.

Cilt sütürleri genellikle 6-0 naylon veya 6-0 hızlı emilen katgüt ile atılır. Naylon sütürler kullanıldığında 5-7. günlerde alınır; hızlı emilen sütürler ise 10-14 gün içinde kendiliğinden düşer. Konjonktival ve tarsal sütürler için 6-0 veya 7-0 emilebilir polyglactin (vikril) tercih edilir; bunlar 4-6 hafta içinde emilir ve alınmalarına gerek yoktur. Lateral tarsal şerit için kullanılan kalıcı polipropilen sütürler kapak içinde kalır ve normalde herhangi bir sorun yaratmaz. Sütür alınırken hafif çekme hissi olabilir, ancak anestezi gerekmez.

Şişlik ve morlukların seyri hasta yaşı, cilt kalitesi ve cerrahi kapsamına göre değişir. İlk 3-4 günde ödem tepe noktasına ulaşır, 7. günde belirgin biçimde azalır ve 2-3 hafta içinde büyük ölçüde geçer. Ekimoz (morarma) genellikle 10-14 gün içinde tamamen kaybolur; koyu deri tonuna sahip hastalarda pigmentasyon 4-6 haftaya kadar uzayabilir. Rezidüel hafif ödem cerrahiden 6-8 hafta sonrasına kadar palpe edilebilir. Yara izinin olgunlaşması 6-12 ay sürer; bu süreçte cilt insizyonuna güneş koruyucu uygulanması ve UV maruziyetinden kaçınılması hiperpigmentasyon riskini azaltır. Hastalar 3 haftadan önce yoğun spor, ağırlık kaldırma ve sauna gibi vasodilatatör aktivitelerden kaçınmalıdır.

Botoks Enjeksiyonu Entropiyon Tedavisinde Geçici Çözüm Olarak İşe Yarar mı?

Botulinum toksin A enjeksiyonu, özellikle spastik entropiyon ve seçilmiş involüsyonel olgularda geçici tedavi seçeneği olarak literatürde tanımlanmıştır. Toksinin etki mekanizması, orbikülaris okuli kasının presynaptik sonlanmalarında asetilkolin salınımını bloke ederek kas hiperaktivitesini azaltmasıdır. Bu kimyasal denervasyon, preseptal orbikülarisin pretarsal orbikülaris üzerine override etkisini geçici olarak ortadan kaldırır ve kapağın normal pozisyonuna dönmesini sağlar. Ancak etki başlangıcı 3-5 gün alır ve 3-6 ay içinde tamamen kaybolur.

Botulinum toksin uygulaması özellikle şu klinik durumlarda değerlidir: cerrahi için beklenen kısa süreli acil kornea koruması, cerrahi kontrendikasyonu bulunan hastalar (antikoagülan kesilemeyen, ciddi kardiyak/pulmoner risk taşıyan hastalar), spastik entropiyonda cerrahi kararı verilmeden önce kalıcı tanı doğrulaması, blefarospazm ile birlikte olan entropiyonda kombine tedavi, ve postoperatif dönemde erken nüks görülen olgularda köprü tedavisi. Standart dozaj alt kapak pretarsal ve preseptal orbikülarise total 5-10 ünite botulinum toksin A olarak uygulanır; enjeksiyon 3-4 farklı noktaya küçük dozlarda dağıtılır.

Botoks tedavisinin sınırlılıkları göz ardı edilmemelidir. Etkinin geçici olması nedeniyle 3-4 ay aralıklarla tekrar enjeksiyon gerekir; bu hem maliyet hem de hasta uyumu açısından uzun vadeli çözüm oluşturmaz. Ek olarak toksinin diffüzyonuna bağlı olarak levator kasına ulaşması durumunda üst kapakta pitoz, alt kapak inferior rektus komşuluğuna yayılması durumunda diplopi ve alt kapak retraksiyonu geliştirebilir. Yaşlı hastalarda alt kapak retraktörü zaten zayıflamış olduğundan botoks sonrası ektropiyon riski dahi mevcuttur. Bu nedenle botulinum toksin, kalıcı cerrahi çözümün alternatifi değil, seçili durumlar için köprü tedavisi olarak değerlendirilmelidir.

Entropiyon Ameliyatından Sonra Nüks Oranı Nedir ve Hangi Durumlarda Tekrarlar?

Entropiyon cerrahisi başarı oranı, uygulanan tekniğe, altta yatan etyolojiye, hastanın yaş grubuna ve cerrahın deneyimine bağlı olarak değişir. İnvolüsyonel entropiyonda modern kombine teknikler (Jones retraktör onarımı + lateral tarsal şerit) uygulandığında 5 yıllık nüks oranı %5-10 olarak bildirilmektedir. Yalnızca Quickert everting sütür uygulanan olgularda 12-18 aylık nüks oranı %15-25'e ulaşır. Sikatrisyel entropiyonda etyolojinin aktif kalmaya devam etmesi durumunda nüks oranı belirgin biçimde daha yüksektir ve %30'un üzerine çıkabilir.

Nüksün en sık nedenleri şunlardır: horizontal kapak laksitesinin yeterince düzeltilmemesi (lateral tarsal şerit eklenmemesi), retraktör onarımının yetersiz gerilim ile yapılması, cerrahi teknikte disseksiyonun yanlış planda ilerlemesi, iyileşme döneminde yara enfeksiyonu veya hematomu, altta yatan kollajen doku hastalığı, aktif sistemik inflamatuar hastalık (özellikle sikatrisyel formlarda), ve postoperatif dönemde erken travma veya yüz cerrahisi. Diyabetik hastalarda ve uzun süreli topikal steroid kullananlarda doku kalitesi düşük olduğundan nüks riski artmıştır.

Nüks görülen olgularda ikinci cerrahi öncesi ayrıntılı yeniden değerlendirme yapılmalıdır. İlk cerrahide hangi teknik uygulandı, hangi bileşen eksik bırakıldı, yeni değerlendirmede horizontal laksite ne düzeyde, retraktör dezinsersiyonu tekrarladı mı, cilt fazlalığı belirgin mi gibi sorular yanıtlanmalıdır. Bazı nüks olgularında tek başına retraktör revizyonu yeterli olabilirken, bazılarında agresif horizontal kısaltma ve tars grefti gerekebilir. Nüks cerrahisinde skar dokusunun anatomik planları bozmuş olması disseksiyonu güçleştirir; bu nedenle deneyimli oküloplastik cerrahlar tarafından uygulanması önemlidir.

Ektropiyon (Dışa Dönme) Cerrahi Sonrası Komplikasyon Olarak Görülebilir mi?

Entropiyon cerrahisi sonrasında kapağın karşı yönde dışa dönmesi (iatrojenik ektropiyon), en korkulan komplikasyonlardan biridir. Bu durum genellikle horizontal kısaltmanın veya retraktör onarımının aşırı gerginlikte yapılması, everting sütürlerin çok anteriora yerleştirilmesi veya lateral tarsal şerit uygulamasında lateral kantusun aşırı yükseltilmesi sonucu gelişir. Cerrahi sırasında hafif overkorreksiyon planlanır (kapak kenarının glob ile hafif teması), ancak belirgin dış rotasyon iatrojenik ektropiyona işaret eder.

Erken postoperatif dönemde (ilk 1-2 hafta) belirgin ektropiyon görülürse önce ödem ve inflamasyonun gerilemesi beklenir; çünkü doku gerginliği azaldıkça pozisyon spontan olarak düzelebilir. Bu dönemde topikal antibiyotikli pomad ve yağlı damla ile kornea koruması sağlanır. 4-6 hafta sonra pozisyon h├ól├ó ektropiyon şeklinde kalıyorsa revizyon cerrahisi gündeme gelir. Bu durumda yeniden değerlendirme yapılır; skarın seyrine göre lateral kantopeksi ile serbestleme, midface lifting veya cilt grefti gibi girişimler planlanabilir.

Diğer olası komplikasyonlar arasında yara enfeksiyonu (%1-2), hematom, dehisens, granülom oluşumu, sütür apselerine bağlı fistülleşme, hipertrofik skar, epifora (özellikle punkta pozisyonu bozulursa), lagoftalmi (özellikle üst kapak cerrahisinde), diplopi (alt oblik veya alt rektus kası yaralanması durumunda) sayılabilir. Kanama komplikasyonu antikoagülan kullananlarda daha sıktır; bu nedenle mümkünse aspirin, klopidogrel ve varfarin cerrahiden 7-10 gün önce, gerekli h├óllerde kardiyoloğun onayı ile kesilir. Yeni oral antikoagülanlar (apiksaban, rivaroksaban) 48-72 saat önceden kesilebilir. Ciddi görme kaybı, retrobulber hematoma bağlı, çok nadir ancak dramatik bir komplikasyondur ve acil müdahale gerektirir.

Kontakt Lens Kullananlarda Entropiyon Cerrahisi Sonrası Ne Zaman Lens Takılabilir?

Kontakt lens kullanan hastalarda entropiyon cerrahisi öncesinde lensin çıkarılması ve postoperatif dönemde ne zaman yeniden takılabileceği konusunda net bir plan yapılmalıdır. Preoperatif dönemde yumuşak kontakt lens kullanıcıları cerrahiden en az 3-5 gün önce lens kullanımını bırakmalıdır; bu, korneal epitelin normalize olmasına ve intraoperatif değerlendirmenin sağlıklı yapılmasına olanak tanır. Sert gaz geçirgen lens kullananlarda bu süre 2 haftaya kadar uzatılabilir. Cerrahi öncesinde kornea muayenesi yapılmalı, epitel defekti, vaskülarizasyon ve stromal ödem araştırılmalıdır.

Postoperatif dönemde kontakt lens genellikle 4-6 hafta boyunca kullanılmaz. Bu süre içinde cilt sütürleri iyileşir, konjonktival sütürler emilir, ödem geriler ve kapak yeni pozisyonuna adaptasyonunu tamamlar. Erken dönemde kontakt lens takmak birkaç sorunu tetikleyebilir: lens manüplasyonu sırasında kapağa uygulanan traksiyon sütürleri gevşetebilir, kapak kenarındaki mikro-inflamasyon lens tolerabilitesini azaltabilir, konjonktival sütürlerin lens ile teması irritasyon yaratabilir ve enfeksiyon riskini artırabilir. Bu nedenle 6 haftadan önce lens kullanımı kesinlikle önerilmez.

6 hafta sonra kontrol muayenesinde kapak pozisyonu, konjonktival sağlık, kornea bütünlüğü ve gözyaşı film stabilitesi değerlendirilir. Uygun görülen hastalarda önce daily disposable yumuşak lens ile kısa süreli (2-3 saat) denemeler önerilir. Semptom gelişmezse günlük kullanım süresi kademeli olarak artırılır. Sert gaz geçirgen lens kullanıcılarında yeniden fit gerekebilir; çünkü kapak pozisyonu ve gözyaşı dinamiği değişmiş olabilir. Kronik olarak entropiyona bağlı kornea skarı geliştirmiş hastalarda skar dokusunun düzensiz astigmatizması nedeniyle sert lens veya skleral lens seçenekleri değerlendirilebilir; bu tür özel fitlemeler kontakt lens uzmanları ile birlikte planlanır.

Katarakt veya Diğer Göz Ameliyatları Entropiyon Onarımı ile Aynı Seansda Yapılabilir mi?

Entropiyon onarımı ile diğer oftalmik cerrahilerin aynı seansda kombine edilmesi klinik olarak mümkündür, ancak dikkatli planlama gerektirir. Katarakt cerrahisi entropiyon ile aynı seansda planlandığında, prensip olarak önce katarakt cerrahisi uygulanır ve ardından entropiyon onarımı yapılır. Bu sıralamanın nedeni, entropiyon cerrahisi sonrası kapağın manipülasyonu ile kornea travmasından kaçınmak ve daha steril bir alanda intraoküler girişim yapabilmektir. Katarakt cerrahisinin küçük insizyon fakoemülsifikasyon tekniği ile yapılması ve minimal kapak manüplasyonu ile tamamlanması ideal senaryodur.

Ancak bazı durumlarda entropiyon cerrahisi katarakt cerrahisinden önce yapılmalıdır. Belirgin kornea epiteliyopatisi ve punktat keratopati olan hastalarda entropiyon ilk düzeltilmeli, oküler yüzey stabilize edildikten sonra 6-8 hafta ara ile katarakt planlanmalıdır. Aksi h├ólde kirpik-kornea temasının devam ettiği bir dönemde yapılan katarakt cerrahisinde hem intraoperatif görüş kısıtlı olur hem de postoperatif enfeksiyon ve epitel iyileşme problemleri belirginleşir. Ciddi kornea skar riski olan olgularda bu ayrım yaşamsal önemdedir.

Glokom cerrahisi (trabekülektomi, tüp şant), pterjium eksizyonu, dakriosistorinostomi ve pitoz cerrahisi gibi işlemler de entropiyon onarımı ile aynı seansda kombine edilebilir. Trabekülektomi ile birlikte yapıldığında dikkat edilmesi gereken nokta, üst kapak filtrasyon blebini korumak için kapak manipülasyonunun minimize edilmesidir. Dakriosistorinostomi ile alt kapak entropiyonu onarımı, lakrimal yolun anatomik bütünlüğü bozulmadan uygulanabilir. Pitoz cerrahisi ile üst kapak entropiyonu birlikte yapılabilir; ancak levator aponörozu üzerindeki müdahalelerin sıralaması önemlidir. Kombine cerrahilerde total operatif süre uzasa da hastaya tek anestezi ve tek iyileşme dönemi sunması, avantaj olarak görülür.

Entropiyon, oküler yüzey sağlığını doğrudan tehdit eden ve zamanında müdahale edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilen bir kapak malpozisyonudur. Etyolojinin doğru sınıflandırılması, uygun cerrahi tekniğin seçimi ve deneyimli oküloplastik cerrah tarafından uygulanan modern kombine teknikler ile başarı oranı çok yüksek, nüks oranı ise oldukça düşüktür. Kombine retraktör onarımı ve lateral tarsal şerit prosedürü involüsyonel formlarda altın standart olarak kabul edilmekte; sikatrisyel formlarda ise tars greftleme ile posterior lamella uzatılması ön plana çıkmaktadır. Ameliyat sonrası dönemin dikkatle yönetilmesi, sütür bakımı, koruyucu ilaç kullanımı ve düzenli takipler cerrahi başarının kalıcılığı için belirleyicidir. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümü, hastalarımıza her aşamada bireyselleştirilmiş değerlendirme ve tedavi sunmayı hedeflemektedir.

Bu makale bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup profesyonel tıbbi muayene, tanı ve tedavinin yerini tutmaz. Göz kapağınızda içe dönme, kirpiklerinizin gözünüze battığı hissi, sürekli sulanma, batma veya kızarıklık gibi belirtiler yaşıyorsanız zaman kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurmanız önemlidir. Erken müdahale kornea hasarının önlenmesinde belirleyicidir ve tedavinin başarısını doğrudan etkiler. Her hastanın klinik tablosu, göz kapağı anatomisi, altta yatan sistemik hastalıkları ve yaşam koşulları farklı olduğundan uygulanacak cerrahi teknik, anestezi seçimi ve postoperatif takip protokolü kişiye özel olarak planlanmalıdır. Bu değerlendirmeyi yalnızca hekiminizle yüz yüze yapılacak ayrıntılı muayene sonrasında almanız, size en doğru ve güvenli yaklaşımın belirlenmesini sağlayacaktır.

Rencontrez Nos Médecins Spécialistes

Prenez rendez-vous dès maintenant ou appelez-nous pour votre santé.

WhatsApp Rendez-vous en Ligne