Tıbbi Onkoloji

DLBCL

Diffüz büyük B hücreli lenfomada acil durumlar, immün yetmezlik risk faktörleri ve erken tanı stratejilerini Koru Hastanesi hematoloji ekibi olarak ele alıyoruz.

Diffüz büyük B hücreli lenfoma, kısaca DLBCL olarak bilinen kan kanseri türü, lenf bezlerinden köken alan ve hızlı seyirli bir hastalık olarak karşımıza çıkar. Bağışıklık sisteminin önemli askerleri olan B lenfositlerin kontrolsüz biçimde çoğalmasıyla ortaya çıkan bu tablo, lenfomalar arasında en sık görülen alt tip olarak bilinir. Boyunda, koltuk altında ya da kasıkta fark edilen ağrısız bir şişlik çoğu zaman ilk işaret olur ve hastayı doktora yönlendirir.

Hızlı ilerleyen bir karakteri olmasına karşın DLBCL, günümüzde modern hematoloji ve onkoloji yaklaşımlarıyla yönetilebilen hastalıklar arasında yer alır. Erken dönemde tanı konulduğunda ve uygun protokollerle takip edildiğinde uzun süreli yanıtlar elde edilebilir. Hastalığın seyri kişiden kişiye değişmekle birlikte, yaş, genel sağlık durumu ve tutulan bölgelerin yaygınlığı süreci belirleyen başlıca etmenler arasındadır.

Kimlerde Görülür?

DLBCL, her yaş grubunda görülebilmekle birlikte daha çok orta yaş ve üzerindeki bireylerde karşımıza çıkar. Tanı konulan hastaların büyük çoğunluğu altmış yaş ve üzerindedir, ancak genç erişkinlerde ve nadiren çocuklarda da bildirilmektedir. Erkeklerde kadınlara göre biraz daha sık rastlandığı bilinir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte bağışıklık sisteminin tetikte tutma kapasitesinin zayıflaması, anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına zemin hazırlayan etmenler arasında yer alır.

Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler bu hastalık için daha yüksek risk taşır. Organ nakli sonrasında bağışıklık baskılayıcı ilaç kullananlar, uzun süreli kortizon tedavisi görenler ve HIV ile yaşayan bireyler dikkatli takip edilmesi gereken gruplar arasındadır. Otoimmün hastalıkları olan, örneğin romatoid artrit ya da Sjögren sendromu tanısı bulunan kişilerde de DLBCL gelişme olasılığı genel topluma kıyasla biraz daha yüksek bulunmuştur.

Geçmişte başka bir lenfoma türü, özellikle foliküler lenfoma tanısı almış kişilerde zamanla DLBCL'ye dönüşüm söz konusu olabilir. Bunun yanında Epstein-Barr virüsü, hepatit C ve helikobakter gibi bazı enfeksiyon etkenleriyle uzun süre temas etmiş bireylerde risk bir miktar artar. Ailesinde lenfoma öyküsü bulunan kişilerde de genel topluma göre hafif düzeyde yüksek bir eğilim gözlenmektedir, ancak kalıtsal geçiş çok güçlü bir özellik göstermez.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

DLBCL'nin en sık karşılaşılan belirtisi, vücudun bir bölgesinde fark edilen ağrısız lenf bezi büyümesidir. Boyun, koltuk altı, köprücük kemiği üzeri ya da kasık bölgesinde günler ya da haftalar içinde hızlıca büyüyen, sert kıvamlı bir şişlik dikkat çekebilir. Bu şişlikler genellikle ağrısızdır, ancak çevre dokulara baskı yapacak boyuta ulaştığında rahatsızlık hissi, dolgunluk ve hareket kısıtlılığı yaratabilir.

Hastalığın seyrinde sıklıkla görülen üç temel belirti, hekimler tarafından "B semptomları" olarak adlandırılır. Bu üçlü, sürecin yaygınlığı hakkında önemli ipuçları sunar:

  • Açıklanamayan ateş ataklarının özellikle akşam saatlerinde tekrar etmesi
  • Geceleri kıyafetleri ve yatak çarşafını ıslatacak yoğunlukta terleme
  • Son altı ay içinde diyet yapılmadan vücut ağırlığının yüzde onundan fazlasının kaybı
  • Sürekli halsizlik ve günlük işleri yapmakta zorlanma
  • Vücudun değişik bölgelerinde inatçı kaşıntı hissi

Hastalık karın içi lenf bezlerini tuttuğunda karında dolgunluk, erken doyma, iştahsızlık ve kabızlık gibi sindirim sistemine ait yakınmalar ortaya çıkabilir. Göğüs kafesi içinde yerleşen kitleler nefes darlığı, kuru öksürük ve yüzde şişlik gibi belirtilere yol açabilir. Daha ileri evrelerde kemik iliği tutulumuna bağlı solukluk, kolay morarma ve sık tekrar eden enfeksiyonlar gözlenebilir. Bazı hastalarda merkezi sinir sistemi tutulumu baş ağrısı, görme değişiklikleri ve bilinç bulanıklığı şeklinde kendini gösterebilir.

Nedenleri Nelerdir?

DLBCL'nin oluşumunda tek bir neden bulmak mümkün değildir. Hastalık, B lenfositlerinin genetik yapısında biriken hataların belirli bir eşiği aşmasıyla ortaya çıkar. Bu hücreler normal koşullarda bağışıklık yanıtının düzenlenmesinde görev alır, ancak DNA onarım mekanizmalarındaki bozulmalar nedeniyle kontrolsüz çoğalmaya başladıklarında lenf bezlerinde ve diğer organlarda kitle oluştururlar. Süreç çoğunlukla yıllar içinde sessiz biçimde ilerler.

Bağışıklık sisteminin uzun süre baskılanması, hastalığın gelişimine zemin hazırlayan önemli etmenler arasında sayılır. Organ nakli sonrasında kullanılan ilaçlar, kemoterapi sonrası uzun süreli bağışıklık zayıflığı ya da HIV gibi enfeksiyonlar B hücrelerinin denetimini bozar. Bu durumda anormal yapıya sahip hücrelerin temizlenmesi gecikir ve zamanla kanserleşme süreci hızlanabilir. Bağışıklık baskılayıcı ilaçların doz ve süresi, gelişen riskin büyüklüğüyle doğrudan ilişkilidir.

Bazı virüsler ve bakteriler hücresel düzeyde değişikliklere yol açarak süreci tetikleyebilir. Epstein-Barr virüsü ile uzun süreli temas, hepatit C enfeksiyonu ve mide bölgesinde helikobakter pilori varlığı bu açıdan dikkat çeken etmenler arasındadır. Tarım ilaçları, bazı sanayi kimyasalları ve uzun süreli boya, çözücü maruziyetinin de katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Sigara ve obezite gibi yaşam tarzına bağlı faktörler tek başına neden olmasa da genel riski artıran unsurlar arasında değerlendirilir.

Genetik yatkınlık konusunda yapılan araştırmalar, ailesinde lenfoma öyküsü bulunan kişilerde hastalığın görülme olasılığının hafif düzeyde arttığını ortaya koymuştur. Ancak bu artış, meme ya da kolon kanserinde olduğu kadar belirgin bir kalıtım örüntüsü göstermez. Çoğu durumda DLBCL, kalıtsal bir mirastan çok yaşam boyunca biriken genetik değişikliklerin sonucu olarak ortaya çıkar.

Tanı Nasıl Konulur?

DLBCL tanısı, klinik değerlendirme ile başlayan ve bir dizi laboratuvar ile görüntüleme incelemesiyle ilerleyen titiz bir sürecin sonucunda konulur. Hekim öncelikle hastanın yakınmalarını ayrıntılı şekilde dinler, ne zaman başladığını, hangi bölgelerde şişlik fark edildiğini ve B semptomlarının varlığını sorgular. Fizik muayene sırasında tüm lenf bezi bölgeleri, karaciğer ve dalak büyüklüğü dikkatle değerlendirilir.

Tanı sürecinde başvurulan inceleme yöntemleri genellikle birkaç temel basamaktan oluşur:

  • Eksizyonel biyopsi ile büyümüş lenf bezinin bütününün çıkarılarak patolojik incelemeye gönderilmesi
  • İmmünhistokimya ve akış sitometrisi yöntemleriyle hücrelerin yüzey belirteçlerinin tanımlanması
  • Bilgisayarlı tomografi ve PET-BT taramaları ile hastalığın yaygınlığının haritalanması
  • Kemik iliği biyopsisi ile iliğin tutulup tutulmadığının araştırılması
  • Tam kan sayımı, LDH ve karaciğer-böbrek işlevlerini gösteren biyokimyasal testler

Tanının kesinleşmesi için en belirleyici basamak biyopsi sonucudur. Çıkarılan dokunun patoloji uzmanı tarafından incelenmesi, hangi alt tipin söz konusu olduğunu ve tedavi yanıtını etkileyebilecek moleküler özellikleri ortaya koyar. Günümüzde germinal merkez B hücresi kökenli ve aktive olmuş B hücresi kökenli olmak üzere iki ana grupta sınıflandırma yapılır. Bunun yanında MYC, BCL2 ve BCL6 genlerindeki düzenlenmeler hastalığın seyri açısından önem taşır.

Evreleme aşamasında PET-BT görüntüleme tablonun yaygınlığını net biçimde ortaya koyar ve tedavi planlamasında belirleyici unsurdur. Hastalık tek bir bölgeyle sınırlı olabileceği gibi vücudun farklı kesimlerinde yaygın tutulum da gösterebilir. Merkezi sinir sistemi tutulumu şüphesi olan hastalarda lomber ponksiyon ile beyin omurilik sıvısı incelenir. Tüm bu veriler bir araya getirilerek uluslararası prognostik indeks hesaplanır ve kişiye özel yol haritası çizilir.

Komplikasyonlar Nelerdir?

DLBCL hızla büyüyen bir kanser türü olduğundan tanı ve yönetim sürecinde çeşitli komplikasyonlarla karşılaşılabilir. Hastalığın kendisine bağlı sorunların başında büyüyen lenf bezlerinin çevre dokulara baskı yapması gelir. Göğüs içindeki büyük damarlara baskı sonucu boyunda ve yüzde şişlik, nefes darlığı şeklinde kendini gösteren üst vena kava sendromu acil değerlendirme gerektiren tablolar arasındadır. Karın içi yerleşimli kitleler bağırsak tıkanıklığına yol açabilir.

Tümör lizis sendromu, özellikle tedavinin ilk günlerinde dikkat edilmesi gereken bir tablodur. Hızla yıkılan kanser hücrelerinden ortaya çıkan maddelerin kanda birikmesiyle böbrek işlevleri ve kalp ritmi etkilenebilir. Bu nedenle tedaviye başlamadan önce hidrasyon sağlanır ve gerekli koruyucu ilaçlar verilir. Sıkı laboratuvar takibi ile bu süreç güvenli biçimde yönetilebilir ve büyük ölçüde önlenebilir.

Tedavi sürecine bağlı yan etkiler de yaşam kalitesini etkileyebilecek komplikasyonlar arasındadır. Kemoterapinin yol açtığı bağışıklık baskılanması döneminde enfeksiyon riski artar, kemik iliği baskılanmasına bağlı kansızlık ve kanama eğilimi görülebilir. Saç dökülmesi, bulantı, ağız içi yaralar ve halsizlik sık karşılaşılan durumlar arasındadır. Uzun dönemde kalp kasında zayıflama, ikincil kanser gelişimi ve doğurganlık üzerine etkiler dikkatle izlenmesi gereken konulardır.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Boynunuzda, koltuk altınızda ya da kasığınızda iki üç haftadan uzun süredir geçmeyen, üstelik giderek büyüyen ağrısız bir şişlik fark ediyorsanız bir hekime başvurmanız yerinde olacaktır. Lenf bezleri normalde küçük enfeksiyonlarda da büyüyebilir, ancak boğaz ağrısı, diş enfeksiyonu gibi açıklanabilir bir neden yoksa ve şişlik sertleşip kalıcı hale geliyorsa değerlendirme önemlidir.

Açıklayamadığınız ateş atakları, geceleri kıyafetlerinizi ıslatacak kadar yoğun terleme ve istemediğiniz halde hızlı kilo kaybı yaşıyorsanız bu belirtileri ihmal etmemelisiniz. Bu üç bulgunun bir arada olması, daha ayrıntılı bir incelemeyi gerektiren durumların başında gelir. Sürekli halsizlik, vücudunuzda inatçı kaşıntı ya da kolayca oluşan morluklar varsa da kan tablonuzun gözden geçirilmesi yararlı olacaktır.

Karın bölgesinde dolgunluk, az miktarda yemekle erken doyma, nedeni belli olmayan nefes darlığı ya da yüzünüzde gözlerinizin etrafında giderek belirginleşen şişlik gibi şikayetlerle karşılaşırsanız vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Daha önce lenfoma ya da farklı bir kanser tanısı almışsanız ve takip sürecinde yeni belirtiler hissediyorsanız hekiminizi mutlaka haberdar etmelisiniz. Erken değerlendirme, sürecin doğru yönetilmesinde belirleyici bir adımdır.

Son Değerlendirme

DLBCL, hızlı seyirli karakterine karşın günümüzde anlaşılması ve yönetilmesi giderek netleşen bir lenfoma türüdür. Ağrısız büyüyen lenf bezi, açıklanamayan ateş, gece terlemeleri ve kilo kaybı gibi belirtiler dikkate alındığında erken evrede tanıya ulaşmak mümkün olabilir. Tanı sürecinde biyopsi, görüntüleme ve laboratuvar incelemelerinin bir arada değerlendirilmesi hastalığın yaygınlığını ve moleküler özelliklerini ortaya koyarak kişiye özel bir yol haritası çıkarılmasına olanak tanır.

Koru Hastanesi Tıbbi Onkoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, dlbcl gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Tıbbi Onkoloji Nos Médecins

Nous sommes à vos côtés avec nos médecins spécialistes expérimentés dans ce domaine

Rencontrez Nos Médecins Spécialistes

Prenez rendez-vous dès maintenant ou appelez-nous pour votre santé.

WhatsApp Rendez-vous en Ligne