Göz Hastalıkları

Eye PRP Treatment (Platelet Rich Plasma)

Eye PRP Treatment supports corneal and retinal repair with growth factors separated from the person's own blood. Take a look at our expert Koru Ankara Ophthalmology team.

Göz yüzeyi hastalıkları, özellikle kuru göz sendromu, persistan epitel defektleri, nörotrofik keratopati ve kornea ülserleri gibi konvansiyonel tedavilere dirençli tablolar, oftalmoloji pratiğinde en zorlu klinik sorunların başında gelmektedir. Yapay gözyaşı damlaları, siklosporin, lifitegrast ve terapötik kontakt lensler gibi geleneksel yaklaşımların yetersiz kaldığı bu olgularda son yıllarda rejeneratif tıp yöntemleri arasında öne çıkan bir seçenek olarak Göz PRP tedavisi, yani trombositten zengin plazma uygulaması giderek yaygınlaşmaktadır. Hastanın kendi kanından hazırlanan bu biyolojik ürün, içerdiği yüksek konsantrasyondaki büyüme faktörleri sayesinde kornea epitelinin yeniden yapılanmasını hızlandırır, gözyaşı film tabakasının stabilizasyonuna katkı sağlar ve oküler yüzey homeostazının restorasyonunda önemli rol üstlenir. Otolog nitelikte olması nedeniyle alerjik veya immünolojik yan etki riski oldukça düşüktür; bu özellik, uzun süreli kullanım gerektiren kronik oküler yüzey hastalıklarında PRP tedavisini son derece güvenli ve tercih edilebilir bir seçenek konumuna getirmektedir. Sjögren sendromu, graft versus host hastalığı, atopik keratokonjonktivit, refraktif cerrahi sonrası kuru göz, nörotrofik ülserler ve kimyasal yanıklar gibi çok geniş bir endikasyon yelpazesinde uygulanabilen bu tedavi, doğru hasta seçimi ve titiz laboratuvar hazırlığı ile birlikte uygulandığında yaşam kalitesinde belirgin iyileşme sağlamaktadır. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü, deneyimli akademik kadrosu, standartlara uygun donanımlı laboratuvar altyapısı ve bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımı ile Göz PRP tedavisinde referans merkezlerden biri olma özelliğini uluslararası bilimsel kanıtlar ışığında sürdürmekte; oküler yüzey hastalıklarında bütüncül bakım anlayışını Koru Hastanesi Göz Hastalıkları ekibinin çok disiplinli tecrübesiyle harmanlamaktadır.

Trombositten Zengin Plazma (Göz PRP) Tedavisi Nedir?

Trombositten zengin plazma, tıbbi literatürde platelet rich plasma kısaltmasıyla bilinen ve hastanın kendi periferik venöz kanından özel santrifüj işlemleri sonucunda elde edilen, normal kan değerlerine kıyasla üç ila beş kat daha yüksek konsantrasyonda trombosit içeren biyolojik bir üründür. Trombositler yalnızca hemostatik fonksiyon üstlenen hücre parçacıkları değildir; alfa granüllerinde barındırdıkları çok sayıda büyüme faktörü ve sitokin sayesinde doku iyileşmesinin temel yönlendiricileri arasında yer alırlar.

Bu granüllerden salınan başlıca büyüme faktörleri arasında trombosit kaynaklı büyüme faktörü olarak bilinen PDGF, dönüştürücü büyüme faktörü beta olarak adlandırılan TGF beta, epidermal büyüme faktörü kısaltmasıyla EGF, vasküler endotelyal büyüme faktörü olan VEGF, fibroblast büyüme faktörü olarak isimlendirilen FGF ve insülin benzeri büyüme faktörü tanımıyla bilinen IGF bir bulunmaktadır. Oküler yüzeyde uygulandığında bu faktörler kornea epitel hücrelerinin göç ve proliferasyonunu uyarır, limbal kök hücre işlevini destekler, gözyaşı bezlerinin sekretuar aktivitesini modüle eder ve enflamasyon yanıtını dengeler. Ayrıca fibronektin, vitronektin, laminin gibi ekstraselüler matriks proteinleri ile kompleman sistemi bileşenleri, antioksidan enzimler ve immünoglobulinler de PRP içeriğinde yer alarak oküler yüzey iyileşmesine çok yönlü katkı sağlar.

Otolog kaynaklı olması, yani ürünün hastanın kendi kanından hazırlanması bulaşıcı hastalık, aşırı duyarlılık reaksiyonu ve immünojenite riskini pratikte ortadan kaldırır. Bu özellikleri nedeniyle PRP damlaları, klasik gözyaşı ikamelerinin yetersiz kaldığı orta ve ağır kuru göz hastalığında, dirençli epitel defektlerinde ve nörotrofik keratopatide giderek daha sık tercih edilen bir tedavi seçeneği olarak modern oftalmolojide sağlam bir yer edinmiştir. Trombositten zengin plazmanın etki mekanizması, sadece semptomatik rahatlama sağlamakla sınırlı kalmayıp altta yatan biyolojik onarım süreçlerini de aktive etmesi bakımından yapay gözyaşlarından belirgin biçimde ayrılır ve rejeneratif tıp prensipleriyle uyumlu bir yaklaşım sunar.

Göz PRP Tedavisi Hangi Rahatsızlıklarda Uygulanır?

Göz PRP tedavisinin klinik endikasyon yelpazesi, oküler yüzey hastalıklarının geniş spektrumunu kapsayacak biçimde son yıllarda önemli ölçüde genişlemiştir. En sık uygulama alanı, orta ve ağır dereceli kuru göz hastalığıdır; özellikle Sjögren sendromuna bağlı gelişen ağır aköz yetmezliğinde, yapay gözyaşı, siklosporin ve punctum tıkacı gibi konvansiyonel tedavilere yanıt vermeyen olgularda PRP damlaları semptomatik rahatlama ve oküler yüzey iyileşmesi bakımından belirgin fayda sağlar. Graft versus host hastalığı olarak bilinen ve kemik iliği nakli sonrası gelişen kronik oküler yüzey enflamasyonunda, atopik keratokonjonktivitte, meibomit ve blefaritin eşlik ettiği evaporatif kuru gözde de klinik etkinliği kanıtlanmıştır.

Refraktif cerrahi sonrası ortaya çıkan kuru göz tablolarında, özellikle LASIK operasyonundan sonra kornea sinirlerinin kesilmesine bağlı gelişen nörotrofik komponentli kuru gözde, PRP damlaları hem semptomları hafifletir hem de kornea reinnervasyonunu hızlandırır. Persistan epitel defekti olarak tanımlanan iki haftadan uzun süre iyileşmeyen kornea yara yüzeylerinde, nörotrofik keratopati zeminindeki kronik defektlerde, kimyasal ve termal yanık sonrası oluşan epitel iyileşme bozukluklarında PRP hem topikal damla hem de yaraya doğrudan uygulama biçiminde başarıyla kullanılmaktadır. Kornea ülserlerinin iyileşme sonrası döneminde, herpetik keratit sekelinde, limbal kök hücre yetmezliğinin destekleyici tedavisinde ve keratokonusta çapraz bağlama sonrası epitel iyileşmesini hızlandırmak amacıyla da PRP kullanımı literatürde giderek daha sık yer almaktadır.

Ayrıca alt göz kapağı laksitesine bağlı ekspozür keratopatisinde, nörotrofik komponent taşıyan diyabetik keratopatide, uzun süreli kontakt lens kullanımına bağlı gelişen oküler yüzey hasarında, bazı otoimmün hastalıklara sekonder gelişen skleritte adjuvan tedavi olarak da yer bulur. Pediatrik olgularda özellikle Stevens Johnson sendromu sekelinde ve konjenital aniridiye bağlı oküler yüzey bozukluklarında dikkatli hasta seçimi ile uygulama örnekleri bildirilmiştir. Tedavi kararı verilirken hastanın altta yatan sistemik hastalıkları, oküler yüzeyin ayrıntılı muayenesi, gözyaşı film analiz sonuçları ve daha önce kullanılan tedavilere alınan yanıt bütüncül olarak değerlendirilir; PRP tedavisi izole bir yaklaşım olarak değil, kapsamlı bir oküler yüzey rehabilitasyon programının parçası olarak planlandığında en yüksek başarıya ulaşır.

Göz PRP Hazırlık Aşamalarında Laboratuvar Prosedürü Nasıl İşler?

Göz PRP tedavisinin başarısı, damla veya enjeksiyon formunun uygulanışı kadar hatta ondan daha fazla laboratuvar hazırlık aşamasının titizlikle yürütülmesine bağlıdır. İşlem, hastanın antekübital veninden steril koşullarda alınan yirmi ila kırk mililitre periferik venöz kan örneği ile başlar; alınan kan hacmi hazırlanacak damla miktarına ve klinik ihtiyaca göre bireyselleştirilir. Kan, sitrat içeren antikoagülan tüplere veya özel PRP hazırlık kitlerinde yer alan tüplere alınır; sodyum sitrat, trombositlerin erken aktivasyonunu önlerken kalsiyum bağlayarak koagülasyon kaskadını da bloke eder. Bu aşamada asetat, EDTA veya heparin gibi alternatif antikoagülanların oküler PRP hazırlığında tercih edilmediği ve trombosit fonksiyonunu bozabileceği unutulmamalıdır.

Toplanan kan, üç bin ile beş bin devir arasında değişen hızlarda ve on ila on beş dakikalık sürelerle santrifüj işlemine tabi tutulur; oftalmolojik PRP hazırlığında sıklıkla çift santrifüj protokolü uygulanır. Birinci santrifüj sonrasında eritrositler tüpün altında, trombositten zengin plazma üstte, ikisinin arasında ise buffy coat olarak adlandırılan lökosit bandı oluşur. İlk santrifüj sonrası üstteki plazma tabakası dikkatlice ayrı bir tüpe aktarılır ve daha yüksek devirde ikinci santrifüje sokulur; bu ikinci işlem sonucunda trombositler tüpün dibinde konsantre olur ve üstte trombositten fakir plazma kalır. Trombositten fakir plazmanın büyük kısmı uzaklaştırılır, kalan sıvı içindeki trombosit konsantresi nazikçe yeniden süspansiyona getirilerek istenilen konsantrasyona ayarlanır.

Elde edilen ürün, oküler yüzeye uygunluk için serum fizyolojik veya dengeli tuz çözeltisi ile dilüe edilebilir; damla formu için genellikle yüzde yirmi ile yüzde elli arasında değişen konsantrasyonlar tercih edilir. Steril bir kabin içinde milipor filtreden geçirilerek olası bakteriyel kontaminasyon riski minimize edilir ve ürün steril, ışığa dayanıklı, tek dozluk şişelere ya da göz damlası uygulamasına uygun küçük hacimli flakonlara aliquotlanır. Hazırlanan damlalar mikrobiyolojik güvenlik ve büyüme faktörü stabilitesi göz önünde bulundurularak eksi yirmi derecede üç ay, eksi seksen derecede ise altı ay ile bir yıla kadar saklanabilir; günlük kullanımdaki flakon ise iki ile sekiz derece arasındaki buzdolabı sıcaklığında en fazla yedi ile on gün korunur. Laboratuvar süreci boyunca aseptik teknik, sıcaklık kontrolü, uygun santrifüj parametrelerinin standardizasyonu ve son ürünün trombosit sayımı ile kalite kontrolü yapılması, ürünün klinik etkinliği ve güvenliği açısından belirleyici önem taşır.

Göz PRP Uygulamasında Hangi Teknikler Kullanılır?

Göz PRP tedavisi, klinik endikasyona ve altta yatan patolojinin niteliğine göre farklı uygulama teknikleri kullanılarak hasta bazında bireyselleştirilir. En yaygın kullanılan form, topikal PRP göz damlasıdır; hasta hazırlanan otolog damlaları ev ortamında, günde dört ila sekiz kez, iki ile üç saat arayla oküler yüzeye uygular. Damla uygulaması sırasında flakonun aseptik koşullarda saklanmasına, uygulamadan önce ellerin yıkanmasına ve damlalık ucunun göz kapaklarına ya da kirpiklere temas ettirilmemesine özellikle dikkat edilmelidir. Kuru göz hastalığında, dirençli epitel defektlerinde ve nörotrofik keratopatide topikal damla formu ilk basamak tercih olarak öne çıkar; damlalar günün belirli saatlerine dağıtılarak trombositten salınan büyüme faktörlerinin oküler yüzeyde sürekli bir etki oluşturması hedeflenir.

Bazı olgularda topikal formun yetersiz kaldığı ya da lokalize derin lezyonların bulunduğu durumlarda subkonjunktival PRP enjeksiyonu tercih edilir; bu teknikte hazırlanan trombosit konsantresi ince uçlu enjektörlerle konjunktiva altına, hedef bölgenin yakınına verilir. Kornea ülserlerinde, kemik iliği nakli sonrası dirençli oküler yüzey enflamasyonunda ve limbal kök hücre yetmezliği zeminindeki sekel dönemlerinde subkonjunktival enjeksiyonlar tekrarlayan seanslar halinde uygulanabilir. Periorbital ve göz kapağı çevresine yapılan PRP enjeksiyonları ise blefarit, meibomit ve yaşa bağlı göz kapağı deri dejenerasyonuna eşlik eden oküler yüzey semptomlarında kullanılır; bu uygulama mezoterapi tekniğine benzer biçimde çok noktadan küçük dozlarla gerçekleştirilir.

Bazı merkezlerde büyük kornea defektlerinde PRP jel formu, amniyon zarı transplantasyonu ile birlikte cerrahi zeminde uygulanarak yara iyileşmesi daha da hızlandırılır. Otolog serum göz damlası olarak bilinen ve Tsubota grubu tarafından tanımlanan alternatif preparat, teknik olarak PRP ile benzerlik gösterse de trombosit konsantresi içermediğinden büyüme faktörü içeriği daha düşüktür ve iki seçenek arasındaki tercih hastalığın ağırlığı ile klinik hedefe göre yapılır. Uygulama sırasında hastanın oküler yüzey durumunun düzenli aralıklarla schirmer testi, gözyaşı kırılma zamanı, oküler yüzey boyanma skoru ve konfokal mikroskopi ile takip edilmesi, tedavi protokolünün gerektiğinde revize edilmesine olanak tanır. Damla, subkonjunktival enjeksiyon ve periorbital uygulama gibi farklı teknikler tek başına ya da kombinasyon halinde kullanılabilir; kombinasyon protokolleri, özellikle dirençli oküler yüzey hastalıklarında sinerjistik etki oluşturarak klinik başarıyı belirgin biçimde artırır.

Göz PRP Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır ve Görüş Netliği Ne Kadar Sürede Düzelir?

Göz PRP tedavisi sonrasında iyileşme süreci, altta yatan hastalığın ağırlığına, tedaviye başlama zamanına ve hastanın genel sistemik durumuna göre bireysel farklılık gösterse de belirli ortak dönemler tanımlanabilir. İlk günlerden itibaren hastaların büyük çoğunluğu göze batma, yanma, kızarıklık ve kum kaçmış hissi gibi yüzeyel irritasyon şikayetlerinde belirgin azalma bildirir; bu erken semptomatik rahatlama, PRP içeriğindeki büyüme faktörlerinin oküler yüzeydeki nöroepiteliyal etkileşimi hızla düzenlemesi ile ilişkilidir. İlk hafta sonunda yapay gözyaşı ihtiyacının azalması, göz kırpma sırasında hissedilen rahatsızlığın hafiflemesi ve okuma, ekran kullanımı gibi konsantre görme aktivitelerinde göz yorgunluğunun geçmesi sık gözlenen bulgulardır.

İkinci haftadan itibaren oküler yüzeydeki punktat epitelyal defektlerin iyileşmeye başladığı, floresein boyanma paterninin gerilediği ve gözyaşı kırılma zamanının uzadığı objektif muayene bulguları ile ortaya konur. Persistan epitel defekti nedeniyle tedavi başlatılan olgularda tam epitelizasyonun sağlanması iki ile altı hafta arasında değişebilir; nörotrofik keratopati zeminindeki defektlerde iyileşme daha yavaş seyredebilir ve tam yanıt için sekiz ile on iki hafta gerekebilir. Görme keskinliğindeki iyileşme, kornea yüzeyinin düzelmesi, gözyaşı film tabakasının stabilizasyonu ve enflamasyonun gerilemesi ile paralel biçimde ilerler; hafif ve orta düzeydeki oküler yüzey hastalıklarında bir ile üç ay içinde belirgin görme netliği artışı sağlanırken, ağır ve kronik olgularda maksimum yanıt için üç ila altı ay gerekebilir.

Sjögren sendromuna bağlı kuru gözde yapılan çalışmalarda semptom skorlarında yüzde altmış ile seksen arasında iyileşme, oküler yüzey boyanma indekslerinde ise yüzde elli ila yetmiş azalma bildirilmiştir. Bu dönemde hastalara gözlerini ovmamaları, sigara dumanı, klima kuru havası ve uzun süreli ekran kullanımı gibi olumsuz çevresel etmenlerden kaçınmaları önerilir. Sıcak kompres, kapak hijyeni, omega üç yağ asidi takviyesi ve ortam nemlendirici kullanımı gibi destekleyici yaklaşımların PRP tedavisi ile birlikte uygulanması, hem iyileşme süresini kısaltır hem de elde edilen klinik yanıtın kalıcılığını artırır. Görüş netliğindeki düzelme her hasta için doğrusal bir ivme göstermez; bazı olgularda tedavinin ikinci ayından itibaren geçici plato dönemleri gözlenebilir ancak protokol tamamlandığında elde edilen kümülatif yanıt uzun vadeli oküler yüzey sağlığı ve yaşam kalitesi bakımından son derece anlamlıdır.

Göz PRP Tedavisi Kaç Seans Uygulanır ve Seanslar Arası Ne Kadar Süre Bırakılır?

Göz PRP tedavisinin seans sayısı ve uygulama sıklığı, hastalığın ağırlığına, klinik yanıta ve uygulanan tekniğin türüne göre bireyselleştirilir; bu nedenle standart tek bir protokol yerine hastaya özgü bir tedavi planı oluşturulur. Topikal PRP damla formunda tedavi genellikle üç ile altı ay boyunca sürdürülür; hasta günde dört ile sekiz kez damlayı oküler yüzeye uygular ve tedavi süresince aylık kontrollerle klinik yanıt değerlendirilir. Damla protokolünde her ay için yeni kan alımı ve laboratuvar hazırlığı gerekebilir ya da bir seferde büyük hacim kan alınarak hazırlanan damlalar eksi seksen derecede aliquotlanmış biçimde saklanır ve üç aylık kullanım için hastaya verilir.

Subkonjunktival PRP enjeksiyonu tercih edilen olgularda seans sayısı ortalama üç ile altı arasında değişir; ilk üç seans genellikle iki hafta arayla, sonraki seanslar ise klinik yanıta göre üç ile dört hafta arayla planlanır. Persistan epitel defekti nedeniyle uygulanan enjeksiyon protokolünde tam epitelizasyon sağlanana kadar seanslar sürdürülür; bazı olgularda idame amaçlı üç aylık aralarla booster enjeksiyonlar önerilebilir. Periorbital ve göz kapağı çevresine yapılan uygulamalarda bir ile dört hafta arayla dört ile altı seanslık bir seri sonrasında hastanın klinik ve semptomatik durumu yeniden değerlendirilir.

Nörotrofik keratopati, ağır Sjögren sendromu ve graft versus host hastalığı gibi kronik seyirli tablolarda tedavi süresi altı ay hatta bir yıla kadar uzayabilir; bu olgularda idame tedavisi olarak günde iki ile dört kez damla kullanımı klinik stabilite sağlanana kadar sürdürülür. Refraktif cerrahi sonrası kuru göz olgularında ise üç aylık kısa süreli bir tedavi ile klinik yanıt genellikle yeterli düzeye ulaşır. Seanslar arasında yeterli süre bırakılması, hem trombositlerden salınan büyüme faktörlerinin doku düzeyinde etkinliğini tamamlamasına hem de olası enflamatuvar yanıtın gerilemesine olanak tanır. Tedavi süresince oküler yüzey parametreleri, schirmer testi, gözyaşı kırılma zamanı, oküler yüzey boyanma skoru, semptom sorgulama anketleri ve gerekirse konfokal mikroskopi ile düzenli olarak izlenir. Protokol tamamlandıktan sonra bazı hastalar tedavisiz uzun süreli remisyon dönemine girerken bazılarında altı ay veya bir yıl arayla booster kür planlanması gerekebilir. Tedavinin süresi ve seans sayısı, sadece protokol kurallarına göre değil, hastanın öznel yanıtı ile objektif muayene bulguları birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.

Göz PRP Tedavisi Kimlere Uygulanamaz ve Hangi Durumlarda Sakıncalıdır?

Göz PRP tedavisi otolog bir uygulama olması nedeniyle geniş bir güvenlik profiline sahip olsa da bazı sistemik ve lokal durumlarda kontrendike ya da yüksek riskli kabul edilir; bu nedenle tedavi öncesi ayrıntılı bir sistemik ve oftalmolojik değerlendirme mutlaka yapılmalıdır. Aktif enfeksiyon dönemindeki hastalarda özellikle bakteriyel, viral ya da fungal keratit, endoftalmi ya da sistemik sepsis tablosunda PRP uygulaması ertelenmelidir; enfeksiyon ajanı kontrol altına alınmadan yapılan uygulama hem etkinliği düşürür hem de enflamatuvar yanıtı tetikleyebilir. Hematolojik hastalıklarda özellikle trombositopenili olgularda, kronik lenfositik lösemi, esansiyel trombositemi ve myeloproliferatif hastalıkların aktif döneminde PRP hazırlığı ya kontrendike ya da yeterli trombosit konsantrasyonu sağlanamadığından etkisizdir.

Antikoagülan ilaç kullanımı, özellikle yüksek doz varfarin ya da yeni nesil oral antikoagülanların kullanımı, kan alımı sırasında hematom ve enjeksiyon sonrası kanama riskini artırabilir; bu olgularda uygulama öncesi ilgili dahili birimlerle konsültasyon yapılmalıdır. Kontrolsüz diyabetes mellitus, ağır böbrek yetmezliği, kronik karaciğer hastalığı gibi metabolik dengesizliğin belirgin olduğu tablolarda büyüme faktörü profili değişebileceğinden klinik yanıt öngörülemez olabilir. Aktif malignite döneminde olan hastalarda, özellikle oküler malignite ya da hematolojik tümör varlığında PRP uygulamasının teorik olarak tümör dokusunu besleyebileceği endişesi nedeniyle onkoloji ekibi ile ortak karar verilmelidir. Gebelik ve emzirme döneminde otolog kaynaklı olması nedeniyle mutlak kontrendikasyon oluşturmasa da yeterli klinik veri bulunmadığından uygulama genellikle ertelenir.

Ağır sistemik otoimmün hastalıkların aktif döneminde, kontrolsüz vaskülit veya aktif dev hücreli arterit gibi tablolarda PRP tedavisi sistemik hastalığın stabilizasyonuna kadar geciktirilmelidir. Lokal düzeyde ise aktif göz kapağı enfeksiyonu, akut konjonktivit, orbital sellülit, hifema ve hipopiyon gibi tablolarda tedavi geçici olarak ertelenir. Bilinen kan hastalıklarına bağlı büyüme faktörü fonksiyon bozukluğu olan hastalarda etkinlik sınırlı kalabilir. Bunun yanı sıra hastanın uyumsuz olması, aseptik damla uygulama koşullarının sağlanamaması veya buzdolabı olanağı gibi minimum saklama koşullarının bulunmaması ev kullanımı açısından pratik engeller oluşturur ve bu durumlarda alternatif tedavi yaklaşımları önerilir. Sonuç olarak PRP tedavisinin kontrendikasyon değerlendirmesi, göz hastalıkları uzmanı ve gerektiğinde ilgili diğer branş hekimleri ile ortak yapılması gereken kapsamlı bir süreçtir; doğru hasta seçimi tedavinin başarısını ve güvenliğini doğrudan belirler.

Göz PRP Tedavisinin Olası Yan Etkileri ve Riskleri Nelerdir?

Göz PRP tedavisi otolog kaynaklı olması nedeniyle genel olarak son derece güvenli bir yöntem kabul edilse de her tıbbi uygulamada olduğu gibi bu tedavinin de bazı olası yan etkileri ve nadir riskleri bulunmaktadır. Damla formunda en sık bildirilen yan etki, uygulama sonrası ilk dakikalarda hissedilen hafif göze batma, geçici bulanık görme, göz kapaklarında hafif kızarıklık ve kısa süreli kaşıntı gibi hafif düzeyde yüzeyel irritatif belirtilerdir; bu bulgular genellikle birkaç dakika içinde kendiliğinden geriler ve tedavi kesilmesini gerektirmez. Bazı hastalarda damlanın belirgin bir tuzlu veya metalik tat bırakması bildirilmiştir ancak bu durum klinik bir sorun oluşturmaz.

Otolog kaynaklı olmasına rağmen bakteriyel kontaminasyon riski en önemli güvenlik konusudur; yetersiz aseptik teknik ile hazırlanan ya da uygun sıcaklıkta saklanmayan damlalar mikrobiyolojik risk taşıyabilir ve bu durum konjonktivit hatta ağır olgularda keratit tablosuna yol açabilir. Bu nedenle laboratuvar hazırlığının steril kabin altında yapılması, milipor filtreden geçirilmesi ve son ürünün soğuk zincir kurallarına uygun biçimde saklanması büyük önem taşır. Subkonjunktival enjeksiyon uygulamalarında iğne giriş noktasında geçici subkonjunktival kanama, kızarıklık, ağrı ve şişlik görülebilir; bu bulgular genellikle bir ile iki hafta içinde kendiliğinden geriler. Nadir olgularda enjeksiyon sonrası steril enflamatuvar reaksiyon, korneal ödem ya da geçici göz içi basınç artışı bildirilmiştir. Periorbital uygulamalarda ise cilt altında geçici ekimoz, ödem ve enjeksiyon noktalarında küçük hematomlar gelişebilir.

Sistemik kaynaklı hastalıkları olan bireylerde büyüme faktörü içeriğinin dengesiz salınımına bağlı olarak nadiren epitelyal hipertrofi, konjunktival papil oluşumu ve kornea yüzeyinde beklenmeyen skarlaşma bildirilmiştir; bu tablolar seans aralarının uzatılması ya da tedavinin sonlandırılması ile geri döner. Tedavi süresince oküler yüzey enfeksiyonu, aniden gelişen görme kaybı, şiddetli ağrı, göz kapağında belirgin şişlik ya da pürülan akıntı gibi bulgular ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden hekimle temasa geçilmesi gerekir. Uzun süreli PRP kullanımı ile ilişkili sistemik yan etki bugüne kadar bildirilmemiştir; ancak çok uzun süreli protokoller planlanırken hastaların hematolojik durumu, gözyaşı film bileşimi ve oküler yüzey sitolojisi düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir. Genel olarak PRP tedavisinin yan etki profili, sunduğu klinik faydalar ile kıyaslandığında oldukça düşük düzeyde kalmaktadır ve titiz laboratuvar hazırlığı, uygun hasta seçimi ve düzenli takip ile bu risklerin büyük çoğunluğu önlenebilir niteliktedir.

Bu içerik, Göz PRP tedavisi hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hekim muayenesi ve bireysel klinik değerlendirmenin yerini almaz. Oküler yüzey hastalıkları ve rejeneratif oftalmolojik uygulamalar hastadan hastaya değişen özellikler taşıdığından her olguya özgü bir tedavi planı oluşturulmalıdır. Kuru göz semptomları, dirençli epitel defektleri ya da benzer şikayetleri olan bireylerin, uygun tedavi seçeneklerinin belirlenmesi amacıyla mutlaka bir göz hastalıkları uzmanına başvurması gerekmektedir. Ayrıntılı muayene, kapsamlı değerlendirme ve bireyselleştirilmiş tedavi süreçlerinizi planlamak için Koru Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü hekimlerinden randevu alarak profesyonel destek edinebilir, akademik deneyim ve modern rejeneratif tıp yaklaşımlarını bir arada sunan uzman ekibimizin bilgi ve tecrübesinden yararlanabilirsiniz.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment