Çocuk Nefrolojisi

Çocuklarda Glomerüler Hematüri

Çocuklarda Glomerüler Hematüri Nasıl Ortaya Çıkar? Dismorfik Eritrositler ve Ayırıcı Tanı ve Biyopsi Kararı, erken tanınması durumunda izlem süreci daha rahat yürütülebilen bir hastalıktır. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Çocuklarda idrarda kan görülmesi, ailelerin sıklıkla endişeyle karşıladığı klinik bulgular arasında yer almaktadır. Bu bulgu kimi zaman çıplak gözle fark edilebilecek kadar belirgin olurken, kimi zaman da yalnızca laboratuvar incelemeleri sırasında mikroskobik düzeyde tespit edilmektedir. Glomerüler hematüri olarak adlandırılan durum, eritrositlerin böbreğin süzme birimleri olan glomerüllerden geçerek idrara karışması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Pediatrik nefroloji pratiğinde sıklıkla karşılaşılan bu tablo, altta yatan nedenin doğru biçimde ortaya konulmasını gerektiren ayrıntılı bir değerlendirme sürecini zorunlu kılmaktadır. Çocukluk çağında karşılaşılan glomerüler kökenli hematüriler, üriner sistemin alt bölümlerinden kaynaklanan kanamalardan farklı bir mekanizmaya sahip olup, glomerüler bazal membranın bütünlüğündeki bozulmalarla yakından ilişkilendirilmektedir.

Glomerüler hematürinin patofizyolojik temelinde, böbreğin filtrasyon bariyerini oluşturan üç katmanlı yapının zedelenmesi yatmaktadır. Endotel hücreleri, glomerüler bazal membran ve podositlerden oluşan bu kompleks yapı, normal koşullarda eritrositlerin idrara geçmesine izin vermemektedir. Ancak inflamatuar, immünolojik ya da yapısal nedenlerle bu bariyerde meydana gelen hasar, eritrositlerin dar açıklıklardan zorlanarak geçmesine yol açmaktadır. Bu süreç sırasında eritrositler şekil değiştirmekte ve mikroskobik incelemede dismorfik görünüm sergilemektedir. Akantositler olarak bilinen tomurcuklu eritrositler ile eritrosit silendirleri, glomerüler kaynaklı hematürinin ayırıcı tanısında belirleyici bulgular arasında değerlendirilmektedir. Söz konusu bulguların varlığı, kanamanın böbreğin üst düzeylerinden kaynaklandığına dair güçlü ipuçları sunmaktadır.

Çocukluk çağında glomerüler hematüriye yol açan nedenler oldukça geniş bir yelpazede ele alınmaktadır. Postenfeksiyöz glomerülonefrit, özellikle streptokok kaynaklı üst solunum yolu ya da deri enfeksiyonlarının ardından gelişen önemli bir tablo olarak öne çıkmaktadır. IgA nefropatisi, çocuklarda ve genç erişkinlerde en sık görülen primer glomerüler hastalıklardan biri olarak kabul edilmektedir. Alport sendromu gibi kalıtsal glomerüler bazal membran hastalıkları, ailesel öyküsü bulunan olgularda akla gelmesi gereken klinik durumlar arasında yer almaktadır. İnce bazal membran nefropatisi ise iyi seyirli ailesel hematüri tablolarının başında gelmekte ve genellikle uzun dönemde böbrek işlevlerinde belirgin bir bozulmaya yol açmadan ilerlemektedir. Henoch-Schönlein purpurası ile ilişkili nefrit, sistemik bir vaskülit zemininde gelişmekte ve cilt, eklem, gastrointestinal bulgularla birlikte böbrek tutulumu sergilemektedir.

Postenfeksiyöz glomerülonefrit, klinik pratikte sıklıkla beş ile on iki yaş aralığındaki çocuklarda gözlenmektedir. Boğaz enfeksiyonunun ardından genellikle iki ile üç haftalık bir gecikme döneminin sonrasında ortaya çıkan kola rengi idrar, periorbital ödem ve hipertansiyon klasik üçlüyü oluşturmaktadır. Glomerüllerde immün kompleks birikimi nedeniyle filtrasyon yüzeyinde meydana gelen inflamasyon, eritrositlerin idrara geçişine olanak tanımaktadır. Tanı sürecinde kompleman düzeylerinin, özellikle C3 fraksiyonunun ölçülmesi belirleyici rol üstlenmektedir. Tablonun büyük çoğunluğu destekleyici yaklaşımla yönetilmekte ve haftalar içerisinde belirgin düzelme gözlenmektedir. Yine de uzun dönemli izlem, idrar bulgularının ve böbrek işlevlerinin normale dönüşünü takip edebilmek açısından gerekli kabul edilmektedir.

IgA nefropatisi, mezangial bölgede immünglobulin A birikimiyle karakterize edilen ve dünya genelinde en sık karşılaşılan glomerüler hastalıklardan biri olarak değerlendirilmektedir. Çocuklarda genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu ile eş zamanlı olarak ortaya çıkan makroskopik hematüri atakları, bu tablonun klasik klinik görünümünü oluşturmaktadır. Hematüri atakları arasındaki dönemlerde mikroskobik düzeyde eritrosit kaybı sürebilmektedir. Hastalığın tanısı, kesin biçimde ancak böbrek biyopsisi ile konulabilmekte ve mezangial IgA birikimi immünfloresan incelemede gösterilebilmektedir. IgA nefropatisinin seyri olgudan olguya belirgin farklılıklar göstermekte; bir kısım çocukta uzun yıllar boyunca stabil bir tablo izlenirken, bir kısmında proteinüri ve böbrek işlevlerinde kademeli azalmayla seyreden ilerleyici bir sürece dönüşebilmektedir.

Alport sendromu, glomerüler bazal membranın temel yapı taşlarından biri olan tip IV kollajen zincirlerini kodlayan genlerdeki mutasyonlardan kaynaklanan kalıtsal bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. X kromozomuna bağlı geçiş paterni en sık karşılaşılan kalıtım biçimi olmakla birlikte, otozomal resesif ve otozomal dominant formlar da bildirilmektedir. Persistan mikroskobik hematürinin yanı sıra ilerleyici sensörinöral işitme kaybı ve oküler tutulumlar tabloyu tamamlayan diğer önemli bulgular arasında yer almaktadır. Erkek çocuklarda hastalık genellikle daha ağır seyirli olup, ileri yaşlarda son dönem böbrek yetmezliğine ilerleyebilmektedir. Erken tanı, ailenin genetik danışmanlık alabilmesi ve çocuğun düzenli izleme alınması açısından büyük önem taşımaktadır. Anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ile yürütülen erken dönem yaklaşımların, hastalığın seyrini yavaşlatmaya katkı sağlayabileceği bildirilmektedir.

İnce bazal membran nefropatisi, eskiden iyi huylu ailesel hematüri olarak da adlandırılan ve glomerüler bazal membranın normalden belirgin biçimde ince olmasıyla karakterize edilen bir tablodur. Genellikle ailede birden fazla bireyde mikroskobik hematüri öyküsü saptanmakta ve böbrek işlevleri uzun yıllar boyunca korunmaktadır. Tanı, klinik ve aile öyküsünün birlikte değerlendirilmesiyle konulmakta; nadir olgularda elektron mikroskopik inceleme gerektirebilmektedir. Bu çocuklarda agresif bir yaklaşım yerine düzenli izlem önerilmektedir. Yine de ince bazal membran nefropatisinin bazı durumlarda Alport sendromunun taşıyıcı formuyla örtüşebileceği unutulmamakta ve şüpheli olgularda genetik incelemeler gündeme alınmaktadır.

Henoch-Schönlein purpurası ile ilişkili nefrit, çocukluk çağının en sık görülen sistemik vaskülitlerinden biri olan IgA vasküliti zemininde gelişmektedir. Alt ekstremitelerde palpabl purpura, karın ağrısı, eklem şikayetleri ve böbrek tutulumu klinik tabloyu oluşturan başlıca bileşenler arasında yer almaktadır. Renal tutulum, hastalığın başlangıcından itibaren ilk aylar içerisinde ortaya çıkmakta ve hafif izole hematüriden ağır nefritik-nefrotik tabloya kadar geniş bir yelpazede seyredebilmektedir. Olguların önemli bir bölümü kendiliğinden gerilemekle birlikte, ağır seyirli tablolarda immünsupresif yaklaşımlar gerekebilmektedir. Uzun dönem izlemde proteinürinin sebat etmesi, böbrek prognozu açısından dikkat edilmesi gereken bir uyarı bulgusu olarak kabul edilmektedir.

Glomerüler hematüri ile başvuran çocuklarda tanı süreci, ayrıntılı bir öykü alımı ve fizik muayene ile başlamaktadır. Aile öyküsünde böbrek hastalığı, işitme kaybı ya da erken yaşta diyaliz gerektiren durumların sorgulanması ayırıcı tanıda yönlendirici bilgiler sunmaktadır. Son haftalarda geçirilmiş enfeksiyonlar, cilt döküntüleri, eklem şikayetleri ve ödem bulguları sistemik bir hastalığın varlığına dair ipuçları sağlamaktadır. Fizik muayenede kan basıncının ölçülmesi, ödem dağılımının değerlendirilmesi ve cilt incelemesi temel adımlar arasında yer almaktadır. Hipertansiyonun saptanması, glomerüler kaynaklı bir tablonun varlığını destekleyen önemli bir bulgu olarak öne çıkmaktadır.

Laboratuvar incelemeleri tanı algoritmasının belkemiğini oluşturmaktadır. Tam idrar analizi, eritrosit silendirleri ve dismorfik eritrositlerin varlığını ortaya koyması açısından kritik bir adımdır. Yirmi dört saatlik idrar toplanması veya spot idrarda protein/kreatinin oranı, proteinüri varlığını ve düzeyini belirlemeye yardımcı olmaktadır. Serum kreatinin, üre, elektrolit ve tahmini glomerüler filtrasyon hızı, böbrek işlevlerinin durumunu yansıtmaktadır. Kompleman düzeyleri özellikle postenfeksiyöz glomerülonefrit, lupus nefriti ve membranoproliferatif glomerülonefrit ayrımında belirleyici bilgi sunmaktadır. Antistreptolizin-O titresi, antinükleer antikor, anti-DNA antikoru ve ANCA gibi serolojik incelemeler altta yatan sistemik hastalıkların ortaya konulmasında değerli araçlar olarak kullanılmaktadır.

Görüntüleme yöntemleri arasında böbrek ultrasonografisi ilk basamakta yer almaktadır. Böbrek boyutları, parankim ekojenitesi ve toplayıcı sistemde herhangi bir anomali bulunup bulunmadığı bu inceleme ile değerlendirilmektedir. Glomerüler kaynaklı hematürilerde görüntüleme bulguları çoğunlukla normal sınırlarda kalmakla birlikte, kronik süreçlerde böbrek boyutlarında küçülme ve ekojenitede artış izlenebilmektedir. İşitsel değerlendirme, özellikle Alport sendromu şüphesi taşıyan olgularda erken dönemde planlanması önerilen bir incelemedir. Göz dibi muayenesi de yine kalıtsal glomerüler hastalıkların ayırıcı tanısında katkı sağlayan bir yöntem olarak değerlendirilmektedir.

Böbrek biyopsisi, glomerüler hematürinin tanı sürecinde özel bir yere sahip olan invaziv bir incelemedir. Persistan proteinüri, böbrek işlevlerinde bozulma, açıklanamayan hipertansiyon ya da nefritik sendrom bulgularının varlığında biyopsi endikasyonu güçlenmektedir. Işık mikroskopik inceleme, immünfloresan boyama ve elektron mikroskopik değerlendirme ile elde edilen bulgular bir araya getirilerek kesin tanıya ulaşılmaktadır. Pediatrik olgularda biyopsi, deneyimli ekipler tarafından ultrasonografi eşliğinde gerçekleştirilmekte ve komplikasyon oranları oldukça düşük düzeylerde tutulabilmektedir. Elde edilen histopatolojik bulgular hem tanının doğrulanmasında hem de prognozun öngörülmesinde belirleyici rol üstlenmektedir.

Çocukluk çağı glomerüler hematürilerinin yönetiminde altta yatan nedene yönelik yaklaşımlar belirleyici rol üstlenmektedir. İzole mikroskobik hematüri saptanan ve böbrek işlevleri ile kan basıncı normal seyreden olgularda genellikle düzenli izlem yeterli bulunmaktadır. Proteinüri ve hipertansiyon eşlik eden olgularda anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri veya anjiotensin reseptör blokerleri gündeme alınmaktadır. Hızlı ilerleyen glomerülonefrit tablosunda kortikosteroidler ve diğer immünsupresif ilaçlar gibi seçenekler ile yaklaşımda bulunulmaktadır. Tuz kısıtlaması, dengeli sıvı alımı, enfeksiyonlardan korunma ve aşı takviminin düzenli sürdürülmesi destekleyici yaklaşımın önemli bileşenleri arasında yer almaktadır. Nefrotoksik ilaçlardan kaçınılması ve ağrı kesici kullanımının kontrollü tutulması da uzun vadeli böbrek sağlığının korunmasına katkı sağlamaktadır.

Glomerüler hematüri saptanan çocukların uzun dönem izleminde düzenli aralıklarla idrar tetkikleri, kan basıncı ölçümü ve böbrek işlev testleri planlanmaktadır. İzleme sıklığı, altta yatan nedene ve klinik tablonun şiddetine göre belirlenmektedir. Postenfeksiyöz tablolarda altı ile on iki aylık izlem genellikle yeterli kabul edilirken, IgA nefropatisi ve Alport sendromu gibi kronik seyirli hastalıklarda uzun yıllar süren takip programları gerekli görülmektedir. Adölesan döneme geçişte erişkin nefroloji ekibine devir süreci özenle planlanmalı ve sürekliliğin korunması sağlanmalıdır. Aileye verilen sağlık eğitimi, hastalığın doğası, izlemin önemi ve uyarıcı bulguların tanınması konularında bilinç düzeyinin artırılmasına olanak tanımaktadır.

Glomerüler hematürili çocukların yaşam kalitesinin desteklenmesi, multidisipliner bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Pediatrik nefrolog, çocuk hekimi, diyetisyen ve gerektiğinde psikolog ile yürütülen ortak çalışma, hem fiziksel hem de psikososyal açıdan bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Beslenme planlaması, özellikle proteinüri eşlik eden olgularda protein, tuz ve sıvı dengesinin sağlanması açısından önemli bir rol üstlenmektedir. Okul yaşamının sürdürülmesi, fiziksel aktivitenin uygun sınırlar içerisinde devam ettirilmesi ve çocuğun sosyal gelişiminin desteklenmesi izlem sürecinin ayrılmaz parçalarını oluşturmaktadır. Kronik bir hastalık zemininde büyüyen çocuklarda büyüme ve gelişme parametrelerinin yakından izlenmesi de göz ardı edilmemesi gereken bir başlıktır.

Sonuç olarak çocuklarda glomerüler hematüri, geniş bir hastalık spektrumunu kapsayan ve özenli bir değerlendirme süreci gerektiren önemli bir klinik bulgu olarak öne çıkmaktadır. Erken tanı, doğru sınıflandırma ve uygun izlem programları, böbrek işlevlerinin korunmasına ve uzun vadeli sağlığın desteklenmesine katkı sağlamaktadır. Aile öyküsünün ayrıntılı sorgulanması, sistemik bulguların değerlendirilmesi ve gerekli laboratuvar ile görüntüleme incelemelerinin zamanında planlanması, tanı sürecinin temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Pediatrik nefroloji uzmanlığının deneyim birikimi ile şekillenen yaklaşımlar, çocukların ve ailelerin endişelerinin azaltılmasına olanak tanırken, hastalığın seyrinin de bilinçli biçimde yönetilebilmesine zemin hazırlamaktadır.

Çocuk Nefrolojisi Nos Médecins

Nous sommes à vos côtés avec nos médecins spécialistes expérimentés dans ce domaine

Rencontrez Nos Médecins Spécialistes

Prenez rendez-vous dès maintenant ou appelez-nous pour votre santé.

WhatsApp Rendez-vous en Ligne