Çocuk cerrahisinde son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmeler, küçük yaş grubundaki hastalarda uygulanan ameliyat yöntemlerinin köklü biçimde değişmesine zemin hazırlamıştır. Geleneksel açık cerrahi yaklaşımların yerini büyük ölçüde minimal invaziv tekniklere bırakmasıyla birlikte, çocuk hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesi belirgin ölçüde artmıştır. Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri, tek delikli kapalı ameliyat olarak bilinen ve tıbbi literatürde tek kesi laparoskopik cerrahi (Single Incision Laparoscopic Surgery, SILS) adıyla anılan yöntemdir. Söz konusu teknik, klasik laparoskopik ameliyatlarda kullanılan üç ile beş arasındaki küçük kesinin tamamının tek bir giriş noktasına indirgenmesi esasına dayanmaktadır. Çocuk hastaların anatomik yapısı, doku elastikiyeti ve iyileşme kapasitesi düşünüldüğünde, bu yaklaşımın pediatrik cerrahide önemli bir konum kazandığı görülmektedir.
Tek delikli kapalı ameliyat yönteminde, göbek deliğinin doğal kıvrımı tek giriş noktası olarak değerlendirilmektedir. Göbek bölgesi, embriyolojik gelişim sürecinde karın duvarının en zayıf ve aynı zamanda en gizlenebilir bölgesi olarak öne çıkmakta; bu da kesi izinin doğal kıvrımlar içinde kaybolmasına olanak tanımaktadır. Yaklaşık iki santimetrelik bu tek giriş noktasından, özel olarak tasarlanmış çoklu kanallı port (SILS portu) yerleştirilmekte ve aynı bölgeden hem kamera hem de cerrahi aletler ilerletilmektedir. Çocukların karın duvarının yetişkinlere göre daha ince olması, alet manevralarının daha kısa mesafede gerçekleştirilebilmesini sağlamaktadır. Bu özellik, pediatrik vakalarda yöntemin başarısını artıran teknik etkenler arasında değerlendirilmektedir.
Söz konusu yöntemin pediatrik cerrahide uygulanabildiği hastalık yelpazesi oldukça geniştir. Akut apandisit, inmemiş testis, kasık fıtığı, safra kesesi taşları, dalak büyümeleri, over kistleri, Meckel divertikülü ve bazı bağırsak patolojileri çocuklarda tek delikli kapalı ameliyatla yönetilebilen başlıca klinik durumlar arasında yer almaktadır. Özellikle çocukluk çağı apandisit olgularında bu yaklaşımın kabul görmesi, hem cerrahi konfor hem de kozmetik sonuçlar açısından önemli kazanımlar sunmasından kaynaklanmaktadır. İnmemiş testis vakalarında karın içi yerleşimli testisin değerlendirilmesi ve uygun cerrahi adımların atılması da yine bu yöntemle gerçekleştirilebilmektedir. Her vakanın kendine özgü anatomik ve klinik özellikleri bulunduğundan, uygun yöntem seçimi pediatrik cerrah tarafından detaylı değerlendirme sonucunda belirlenmektedir.
Ameliyat öncesi hazırlık süreci, çocuk hastalarda yetişkinlere kıyasla daha kapsamlı bir değerlendirme gerektirmektedir. Pediatrik anestezi uzmanının ön muayenesi, gerekli laboratuvar tetkiklerinin tamamlanması, görüntüleme yöntemlerinin gözden geçirilmesi ve ailenin süreç hakkında ayrıntılı bilgilendirilmesi sürecin temel basamaklarını oluşturmaktadır. Çocuğun yaşına, kilosuna, eşlik eden hastalıklarına ve genel sağlık durumuna göre anestezi planı bireyselleştirilmektedir. Operasyon öncesi açlık süreleri, ilaç kullanımı ve hidrasyon protokolleri pediatrik yaş grubuna uygun biçimde düzenlenmektedir. Ailenin endişelerini paylaşabileceği görüşme ortamı sağlanması, çocuğun ameliyat öncesi kaygısını azaltan önemli unsurlar arasında değerlendirilmektedir.
Cerrahi tekniğin uygulanışı incelendiğinde, genel anestezi altında yatırılan hastanın göbek bölgesinden yapılan küçük insizyonla işleme başlandığı görülmektedir. Karın boşluğuna karbondioksit gazı verilerek pnömoperitoneum oluşturulmakta, böylece organlar arasında yeterli görüş ve çalışma alanı sağlanmaktadır. Çocuklarda kullanılan gaz basıncı, yetişkinlere kıyasla daha düşük tutulmakta ve bu durum diyafram hareketleri ile dolaşım dinamikleri üzerindeki etkiyi minimumda korumaya yardımcı olmaktadır. Çoklu kanallı port yerleştirildikten sonra yüksek çözünürlüklü kamera ve özel eğimli enstrümanlar aynı delikten ilerletilmektedir. Aletlerin birbirleriyle çapraz konumlanması, cerrahın el-göz koordinasyonu açısından farklı bir beceri seti gerektirmekte; bu nedenle yöntemin deneyimli ekipler tarafından uygulanması önerilmektedir.
Çocuk yaş grubundaki hastalarda tek delikli kapalı ameliyatın sunduğu avantajlar yalnızca kozmetik açıdan değil, fizyolojik ve psikososyal yönlerden de değerlendirilmektedir. Tek bir giriş noktası kullanılması, ameliyat sonrası ağrının önemli ölçüde azalmasına katkı sağlamaktadır. Daha az doku travması, çocukların solunum egzersizlerine daha erken uyum göstermesine ve hareketlenmenin kısa sürede başlamasına olanak tanımaktadır. Hastanede kalış süresinin kısalması, çocuğun hastane ortamından kaynaklanan kaygısının azalmasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca yara enfeksiyonu riskinin düşürülmesi, port giriş yerlerinin sayısının azaltılmasıyla doğrudan ilişkilendirilmektedir. Göbek içine gizlenen kesinin iyileşme sonrası neredeyse fark edilmez nitelikte iz bırakmadan ilerlemesi, özellikle ergenlik döneminde beden algısı gelişen çocuklar için psikolojik açıdan önemli bir katkı sağlamaktadır.
Pediatrik vakalarda apandisit, çocuk cerrahisinin en sık karşılaşılan acil patolojilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Tek delikli kapalı yöntemle gerçekleştirilen apendektomi olgularında, ameliyat süresinin deneyimli ekiplerde klasik laparoskopiyle benzer düzeylerde seyrettiği bildirilmektedir. İltihaplı apendiksin göbekten dışarı alınması, karın içi kontaminasyon riskini azaltan bir avantaj olarak değerlendirilmektedir. Komplike olmayan apandisit vakalarında çocukların aynı gün veya bir gün sonra taburcu edilebildiği, okul ve günlük aktivitelere dönüş süresinin kısaldığı gözlenmektedir. Perfore apandisit gibi komplike durumlarda ise yöntemin uygulanabilirliği vakaya özgü olarak değerlendirilmekte; gerektiğinde ek port kullanımı veya açık cerrahiye geçiş kararı alınabilmektedir.
Kasık fıtığı, çocuklarda doğumsal olarak en sık karşılaşılan cerrahi sorunlardan biri olarak bilinmektedir. Geleneksel açık onarım yöntemleri uzun yıllar boyunca standart yaklaşım olarak kabul görmüş olsa da, son dönemde minimal invaziv tekniklerin pediatrik fıtık onarımındaki yeri belirginleşmiştir. Tek delikli laparoskopik fıtık onarımı, çift taraflı fıtık varlığında özellikle değerli bir seçenek sunmaktadır; tek bir giriş noktasından karın içine girilerek her iki tarafın aynı seansta değerlendirilmesi mümkün olmaktadır. Karşı tarafta sessiz fıtık varlığının saptanması, ileride ortaya çıkabilecek ek ameliyat ihtiyacının önüne geçilmesine yardımcı olmaktadır. Spermatik kord yapılarının korunması, fıtık kesesinin yüksek bağlanması ve testis dolaşımının değerlendirilmesi süreç boyunca titizlikle gerçekleştirilmektedir.
İnmemiş testis olgularında, fizik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle ele gelmeyen karın içi yerleşimli testislerin değerlendirilmesi tek delikli laparoskopik yaklaşımla gerçekleştirilebilmektedir. Tanısal amaçla başlayan girişim, gerektiğinde aynı seansta tedavi edici müdahaleye dönüştürülebilmektedir. Testisin anatomik konumu, damar yapılarının uzunluğu ve karın duvarına olan mesafesi gözlemlenerek uygun cerrahi planlama yapılmaktadır. Tek aşamalı veya iki aşamalı Fowler-Stephens yaklaşımı gibi tekniklerin uygulanması, çocuğun yaşı ve testisin konumuna göre belirlenmektedir. Bu yöntem, geleneksel kasık kesisine kıyasla karın içi yerleşimli vakalarda görsel netlik ve cerrahi kontrol avantajı sunmaktadır.
Safra kesesi taşları ve safra yolu patolojileri çocukluk çağında nadir görülmekle birlikte, hematolojik hastalıklar veya metabolik bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu vakalarda gerçekleştirilen tek delikli laparoskopik kolesistektomi, çocuk hastalarda kozmetik beklentinin yüksek olduğu durumlarda tercih edilen yaklaşımlar arasında yer almaktadır. Karaciğer altındaki anatomik yapıların korunması, sistik kanal ve arterin dikkatli diseksiyonu işlemin kritik aşamalarını oluşturmaktadır. Çocukların doku yapısının daha narin olması, cerrahi adımların milimetrik hassasiyetle gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. İşlem sonrası beslenme düzenine geçişin erken sağlanması, çocuğun hızlı toparlanmasına katkı sunmaktadır.
Ameliyat sonrası bakım süreci, yöntemin başarısını belirleyen etkenler arasında önemli bir yere sahiptir. Çocuk hastaların derlenme odasında pediatrik hemşirelik ekibi tarafından izlenmesi, ağrı yönetiminin yaş grubuna uygun ilaç ve dozlarla planlanması, sıvı-elektrolit dengesinin korunması ve bulantı-kusma gibi yan etkilerin önlenmesi standart yaklaşımlar arasında değerlendirilmektedir. Çocuğun ailesi ile bir araya gelmesinin hızlı sağlanması, hem psikolojik destek hem de erken mobilizasyon açısından olumlu katkı sağlamaktadır. Beslenmeye geçiş genellikle ilk birkaç saat içinde sıvı gıdalarla başlatılmakta, tolerans durumuna göre normal beslenme düzenine kademeli olarak dönülmektedir.
Taburculuk sonrası evde takip süreci, ailelerin dikkatli gözlemiyle birlikte yürütülmektedir. Göbek bölgesindeki kesi yerinin temiz ve kuru tutulması, banyo zamanlamasının hekim önerilerine göre düzenlenmesi ve çocuğun aktivitelerinin kademeli olarak artırılması önerilen başlıca uygulamalar arasında yer almaktadır. Ateş yükselmesi, kesi yerinde kızarıklık veya akıntı, karın ağrısının artması, kusma veya beslenme güçlüğü gibi durumların ortaya çıkması halinde hekimle iletişime geçilmesi gerekmektedir. Kontrol muayeneleri, yara iyileşmesinin değerlendirilmesi ve uzun dönem sonuçların izlenmesi açısından önemli bir basamak oluşturmaktadır. Çocuğun okula ve sosyal aktivitelere dönüş zamanlaması, uygulanan ameliyatın türüne ve bireysel iyileşme hızına göre belirlenmektedir.
Yöntemin teknik zorlukları ve sınırlamaları da göz ardı edilmemelidir. Tüm aletlerin tek bir noktadan girmesi nedeniyle oluşan triangülasyon kaybı, cerrahın iki boyutlu görüntü üzerinde alet çakışmalarıyla başa çıkmasını gerektirmektedir. Bu durum, öğrenme eğrisinin klasik laparoskopiye kıyasla daha uzun olmasına yol açmaktadır. Karın içi yapışıklıkları olan, daha önce ameliyat geçirmiş veya anatomik varyasyonları bulunan çocuklarda yöntemin uygulanabilirliği vakaya özgü değerlendirilmektedir. Çok küçük yaş grubundaki bebeklerde göbek halkasının dar olması, port yerleştirme aşamasında ek dikkat gerektirmektedir. Cerrahi ekibin pediatrik minimal invaziv konusundaki deneyimi, sonuçların başarısını doğrudan etkileyen unsurlar arasında öne çıkmaktadır.
Pediatrik cerrahide tek delikli kapalı yaklaşımın gelecekteki yeri, robotik sistemlerin entegrasyonu, eğimli ve eklemli aletlerin geliştirilmesi ve görüntüleme teknolojilerindeki ilerlemelerle birlikte daha da güçlenmektedir. Üç boyutlu görüntüleme sistemlerinin yaygınlaşması, derinlik algısının iyileştirilmesine ve cerrahi konforun artmasına olanak tanımaktadır. Eğitim programlarının pediatrik minimal invaziv cerrahiye yönelik özelleşmesi, deneyimli ekiplerin yetişmesine zemin hazırlamaktadır. Çocuk hastaların ameliyat deneyiminin daha az travmatik hale gelmesi, yalnızca cerrahi sonuçlar açısından değil; aynı zamanda uzun dönem psikolojik etkiler bakımından da değerli bir kazanım olarak değerlendirilmektedir. Ailelerin bilgilendirilmesi, doğru yöntem seçimi ve deneyimli ekiplerle yürütülen çok disiplinli yaklaşım, çocuk cerrahisinde başarılı sonuçların elde edilmesinde belirleyici unsurlar arasında yer almaktadır.

