Göz Hastalıkları

Chirurgia del Distacco di Retina (Cerchiaggio Sclerale / Retinopessia Pneumatica)

Che cos'è il distacco di retina e come si tratta con cerchiaggio sclerale e retinopessia pneumatica? Metodi chirurgici usati nella perdita improvvisa della vista.

Retina dekolmanı, gözün arka duvarında ışığa duyarlı sinir tabakası olan retinanın altındaki pigment epitelinden ayrılarak yerinden ayrılması durumudur ve tedavi edilmediğinde geri dönüşsüz görme kaybına yol açan gerçek bir oftalmolojik acildir. Skleral çökertme, pnömatik retinopeksi ve pars plana vitrektomi gibi cerrahi yöntemler; yırtığın yeri, boyutu, dekolmanın süresi, proliferatif vitreoretinopati varlığı, lens durumu ve makulanın etkilenip etkilenmediği gibi çok sayıda değişken göz önünde bulundurularak seçilir. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü'nde retina dekolmanı ameliyatı; indirekt oftalmoskopi, geniş açılı fundus görüntüleme, spektral domain optik koherens tomografi ve ultrasonografi ile desteklenen ayrıntılı bir preoperatif değerlendirme sonrasında, hastanın kliniğine göre kişiselleştirilmiş bir cerrahi planlama çerçevesinde uygulanmaktadır. Aşağıdaki bölümlerde retina dekolmanının hangi durumlarda acil müdahale gerektirdiği, farklı cerrahi yöntemlerin birbirinden ayrıştığı klinik senaryolar, ameliyat sonrası pozisyon gereklilikleri, katarakt ve nüks riskleri, uçak yolculuğu gibi günlük yaşamla ilgili sorular ve nüks vakalarında ikincil cerrahi seçenekleri gibi hastaların en çok merak ettiği başlıklara ayrıntılı yanıtlar bulacaksınız.

Retina Dekolmanı Neden Acil Cerrahi Müdahale Gerektirir?

Retina, dış katmanı retina pigment epiteli ve iç katmanı nörosensöriyel retina olmak üzere iki tabakadan oluşur; bu iki tabaka embriyolojik olarak optik vezikülün iki duvarından kaynaklanır ve aralarındaki potansiyel boşluk normal koşullarda pigment epitelinin metabolik pompa aktivitesi, interfotoreseptör matriks yapışkanlığı ve intraoküler basıncın oluşturduğu mekanik itim ile kollabe halde tutulur. Retina yırtığı meydana geldiğinde vitre boşluğundaki sıvılaşmış vitreus, yırtıktan geçerek nörosensöriyel retinayı pigment epitelinden ayırır ve bu ayrılma dakikalar ile saatler içerisinde ilerleyerek makulayı, yani santral görmenin gerçekleştiği fovea bölgesini etkilemeye başlayabilir. Fotoreseptörler yani rod ve kon hücreleri, koryokapillaris kaynaklı difüzyonel oksijen ve besin desteği ile yaşarlar; retina dekolmanında bu destek kesildiği için fotoreseptörlerde ilk 24 saatte apoptotik sinyaller aktive olur ve 48 saati aşan makula-off dekolmanlarında dış segment kayıpları başlar.

Retina dekolmanının acil kabul edilmesinin en önemli klinik nedeni, dekolman ilerledikçe fovea bölgesinin de yerinden ayrılması ve santral görmenin kalıcı olarak bozulma riskidir. Makula henüz tutulmamış yani macula-on evresindeki dekolmanlarda hızlı cerrahi ile 20/40 ve üzerinde görme keskinliği elde etme olasılığı yüksekken; makulanın yerinden ayrıldığı macula-off vakalarda ameliyat sonrası görme keskinliği ne kadar başarılı bir anatomik yapıştırma sağlansa da genellikle 20/40 altında kalır. Bu nedenle özellikle akut başlangıçlı fotopsi yani ışık çakmaları, floaters yani uçuşan lekelerde ani artış, görme alanında perde inmesi tarifi ve santral görmede bulanıklık şikayeti ile başvuran hastalarda tanı doğrulanır doğrulanmaz aynı gün veya en geç 24 saat içinde cerrahi planlama yapılır.

Bir diğer aciliyet nedeni proliferatif vitreoretinopatinin zamanla gelişme olasılığıdır. Retina dekolmanı ne kadar uzun sürerse retina pigment epitel hücrelerinin subretinal boşluğa göç edip glial ve fibröz membranlara dönüşme olasılığı da o kadar artar ve bu membranlar retinanın yerine oturmasına mekanik olarak engel olur. PVR gelişmiş dekolmanlarda cerrahi başarı belirgin biçimde düşer, ikinci ve üçüncü ameliyat gereksinimi ortaya çıkar ve fonksiyonel sonuçlar geri dönüşsüz olarak etkilenir. Retina dekolmanı ön tanısıyla başvuran her hasta öncelikli değerlendirmeye alınmalı; indirekt oftalmoskopi, Goldmann üç aynalı lens ile periferik retina incelemesi ve gerektiğinde B-mode ultrasonografi ile hızlıca tanı netleştirilmelidir. Makula-on dekolmanlar aynı gün, makula-off dekolmanlar ise genellikle 24-72 saat içinde ameliyata alınarak PVR riski ve fotoreseptör kaybı en aza indirilmeye çalışılır.

Skleral Çökertme, Pnömatik Retinopeksi ve Vitrektomi Arasındaki Farklar Nelerdir?

Retina dekolmanı cerrahisinde üç ana teknik; skleral çökertme, pnömatik retinopeksi ve pars plana vitrektomidir. Bu tekniklerin her biri farklı fizyopatolojik mekanizmalar üzerinden retinayı yerine yerleştirmeyi hedefler ve klinik senaryoya göre tek başına veya kombine olarak kullanılabilir. Hastanın yaşı, lens durumu yani fakik veya psödofakik olması, yırtığın yeri ve büyüklüğü, dekolmanın derecesi, PVR varlığı, vitreus opasitesi ve kooperasyon durumu bu üç tekniğin seçiminde belirleyici olur.

Skleral çökertme; skleraya, retina yırtığının hemen dış projeksiyonuna karşılık gelecek şekilde silikon bir bant veya sponge dikilerek göz duvarının içeriye doğru itilmesi ve retina pigment epitelinin yırtık kenarına yaklaştırılması esasına dayanır. Böylece vitreus traksiyonu azaltılır, subretinal sıvı zamanla pigment epitelin pompa aktivitesi ile emilir ve retina kendiliğinden yeniden yerine oturur. Skleral çökertme özellikle fakik yani doğal lensi olan genç hastalarda, alt kadran yırtıklarında, ekvator civarındaki tek veya sınırlı sayıda yırtıkta ve PVR bulgusu olmayan olgularda ilk tercih edilebilir. Klasik Custodis 1953 tekniğine dayanan modern skleral çökertme, katarakt gelişimini geciktirmesi, vitreus içine girilmeden dıştan çalışılması ve fakik gözlerde lens saydamlığını uzun süre koruması nedeniyle özellikle 40 yaş altı hastalarda h├ól├ó değerini korumaktadır.

Pnömatik retinopeksi ise vitreus boşluğuna kısa süreli ekspansiyon yapan bir gaz kabarcığı, tipik olarak SF6 veya C3F8 enjekte edilmesi, hastanın başının belirli bir pozisyonda tutulması ile bu kabarcığın yırtığı kapatması ve buna eşlik eden lazer fotokoagülasyon ya da kryoterapi ile yırtık etrafında koryoretinal yapışıklık oluşturulması esasına dayanır. Pnömatik retinopeksi ofis prosedürü olarak uygulanabilir, sistemik anestezi gerektirmez, göz iç anatomisine minimal müdahale yapar ancak seçilmiş hastalarda etkilidir. Üst kadran, tek yırtık, saatler cinsinden 8 ila 4 arasında yer alan yırtık, PVR yokluğu ve hastanın postoperatif pozisyona uyum sağlayabilmesi gibi kriterler karşılandığında uygun bir seçenektir.

Pars plana vitrektomi ise 25 gauge veya 27 gauge küçük kesili sistemler ile yapılan mikroincizyonel bir intraoküler cerrahidir; vitreusun tamamı temizlenerek retinaya traksiyon uygulayan tüm yapılar serbestleştirilir, subretinal sıvı aktif olarak aspire edilir, retina yerine oturtulduktan sonra endolazer ile yırtık çevresi yakılır ve göz içine gaz veya silikon yağ tamponadı verilir. Vitrektomi; kompleks yırtıklar, dev retina yırtığı, çoklu yırtık, alt kadran yırtıklarında sıvı temizliği güçlüğü, PVR gelişmiş dekolmanlar, vitreus hemorajisi eşlik eden olgular, psödofakik yani yapay lensli gözler ve travmatik dekolmanlar gibi olgularda tek başına veya skleral çökertme ile kombine olarak uygulanır. Bu üç yöntem, hastanın klinik profiline göre bireyselleştirilmiş bir algoritmayla değerlendirilmeli ve gerektiğinde vitrektomi ile skleral çökertme kombine cerrahi uygulanarak başarı şansı en üst düzeye çıkarılmalıdır.

Hangi Retina Dekolmanı Vakasında Gaz Enjeksiyonu Yeterli Olur?

Pnömatik retinopeksi ile gaz enjeksiyonu, uygun hasta seçimi yapıldığında %70 ile %80 arasında değişen primer anatomik başarı oranlarına ulaşabilen minimal invaziv bir cerrahi seçenektir. Bu yöntemin ofis şartlarında topikal veya subkonjonktival anestezi altında uygulanabilmesi, göz içi cerrahi gerektirmemesi ve postoperatif iyileşme sürecinin hızlı olması önemli avantajlarıdır; ancak başarı oranı büyük ölçüde vaka seçimindeki titizliğe bağlıdır ve yanlış endikasyon konulduğunda başarısızlık oranı belirgin biçimde yükselir.

Klasik olarak pnömatik retinopeksinin uygun görüldüğü olgular şu klinik profili taşır: retina yırtığının üst yarımda saat 8 ile saat 4 pozisyonu arasında bulunması, tek veya birbirine yakın çok küçük sayıda yırtık olması, yırtık büyüklüğünün bir saat kadranını aşmaması, alt kadranlarda başka yırtık veya bariyer oluşturamayacak dejenerasyon bulunmaması, proliferatif vitreoretinopatinin klinik veya oftalmoskopik olarak evre A veya B düzeyinde sınırlı kalması ve hastanın postoperatif yüz üstü, yan yatış veya diğer pozisyonel gerekliliklere uyum sağlayabilecek kooperasyona sahip olmasıdır. Ayrıca vitreus ortamının şeffaf olması, önemli vitreus hemorajisi bulunmaması ve fundusun net bir şekilde değerlendirilebiliyor olması da başarı için gereklidir.

Kullanılan gaz seçimi, dekolmanın karakteri ve istenen tamponad süresi ile belirlenir. Sülfür heksaflorür yani SF6, göze verildiğinde yaklaşık iki kat genişler ve ortalama 10-14 gün gibi bir sürede tamamen absorbe olur; perflorprapan yani C3F8 ise dört kat genişleyerek 6-8 hafta boyunca göz içinde kalır. Küçük ve orta boy dekolmanlarda genellikle SF6 tercih edilirken, daha uzun tamponad gereken alt kadran yırtıklarında veya kombine kullanımda C3F8 seçilebilir. Enjeksiyon sonrasında yırtık etrafında oluşturulmuş olan lazer veya kryo lezyonlarının koryoretinal yapışıklığa dönüşmesi için genellikle 5-7 gün sürecek bir pozisyonel disiplin gerekir.

Pnömatik retinopeksinin başarısız olabileceği durumların önceden ayırt edilmesi ise gereksiz zaman kaybını önler. Alt kadran yırtıkları, dev yırtıklar, çoklu ve saatler cinsinden birbirinden uzak yırtıklar, PVR evre C ve üzeri, vitreus opasitesi, psödofakik hastada afakik gaz kaçağı riski ve pozisyonel uyum sağlayamayacak hastalar bu yöntem için uygun değildir. Hasta seçimi indirekt oftalmoskopi, geniş açılı fundus fotoğraflama ve gerektiğinde OKT ile teyit edilerek yapılmalı; endikasyon net değilse pnömatik retinopeksi yerine daha yüksek primer başarı oranı sağlayan skleral çökertme veya pars plana vitrektomi tercih edilerek nüks riski en aza indirilmelidir.

Skleral Çökertme Bandı Kalıcı Olarak Gözde Kalır mı?

Skleral çökertme cerrahisinde retina yırtığının dıştan desteklenmesi amacıyla skleraya dikilen silikon eleman, iki temel formda bulunabilir: dar segmental sünger yani sponj veya sirkumferansiyel band. Segmental sünger genellikle tek bir saat kadranını kapsayacak şekilde skleraya matres dikişleri ile tespit edilirken, sirkumferansiyel band tüm ekvator boyunca gözü çevreleyecek biçimde yerleştirilir. Her iki formda da kullanılan malzeme tıbbi kalitede silikondur, biyouyumluluğu yüksektir ve normal koşullarda yaşam boyu gözde kalabilir.

Bandın kalıcı olarak kalması, teknik başarının bir gereğidir. Çünkü skleral çökertme bandı yalnızca ameliyat sırasında değil, izleyen aylar ve yıllar boyunca da vitreoretinal traksiyonun etkilerine karşı retina periferisini destekleyerek yeni yırtık ve dekolman gelişimine karşı koruyucu bir yapı oluşturur. Band çıkarıldığında bu destek de ortadan kalkar ve retina yırtığı ile dekolmanın nüksetme riski yeniden yükselebilir. Bu nedenle skleral çökertme bandı asemptomatik olan hastalarda çıkarılması gerekmeyen kalıcı bir implanttır.

Ancak bazı seçili durumlarda bandın uzaklaştırılması gündeme gelebilir. Ekstrüzyon yani bandın konjonktiva altından dışarıya doğru göç etmesi, ekspoze olması, üzerinde enfeksiyon gelişmesi, ekstraoküler kaslardan birinin üzerinde ağrılı bir çekilme yaratması, kronik kızarıklık ve mukus akıntısı ile seyreden düşük dereceli kronik enfeksiyon, ciddi diplopi ve strabismus yaratacak kadar belirgin kas dengesizliği veya kronik ağrı gibi tablolar bandın çıkarılmasını gerektirebilir. Ayrıca myopik shift yani gözde uzunlamasına aksiyel uzama ile birlikte belirgin optik disk çekilmesi bulunan bazı hastalarda da band uzaklaştırılabilir. Band çıkarma cerrahisi genellikle ameliyattan aylar ya da yıllar sonra planlanır ve bu süre içinde koryoretinal yapışıklıkların yeterince olgunlaşması amaçlanır.

Hastalar tarafından sıkça sorulan bir diğer nokta ise skleral çökertme bandının görme, göz hareketleri ve günlük yaşam üzerindeki etkisidir. Ameliyat sonrası ilk haftalarda göz hareketlerinde hafif kısıtlanma ve çift görme hissi olabilir; bu, ekstraoküler kasların bandın altından ayrılıp yeniden yerleştirilmesine bağlı geçici bir tablodur ve zamanla düzelir. Aksiyel uzunluk band nedeniyle bir miktar artabileceğinden ameliyat sonrası refraksiyonda myopik yönde kayma görülebilir; bu değişiklik gözlük veya kontakt lens ile kolaylıkla kompanse edilir. Skleral çökertme yapılan hastalar düzenli aralıklarla takip edilmeli; band çıkarılmasına yalnızca gerçek endikasyon durumunda ve genellikle 6-12 ay sonrasında karar verilmelidir.

Vitrektomi Sırasında Kullanılan Silikon Yağı ve Gaz Kabarcığı Ne Zaman Alınır?

Pars plana vitrektomi sonrasında retinanın yerinde tutulması için kullanılan iki temel tamponad ajanı vardır: intraoküler gaz kabarcığı ve silikon yağı. Bu ajanlar farklı fiziksel özelliklere ve klinik kullanım profillerine sahiptir ve retina dekolmanının karakteri, PVR varlığı, yırtığın yeri ve büyüklüğü, ikinci gözün durumu ile hastanın kooperasyonu göz önünde bulundurularak seçilir.

Intraoküler gaz olarak en sık SF6, C2F6 ve C3F8 kullanılır. SF6 yaklaşık 10-14 gün, C2F6 ortalama 30 gün, C3F8 ise 6-8 hafta gibi süreler boyunca gözde kalır ve bu süre içinde kendiliğinden absorbe olur. Gaz kabarcığı için ayrıca bir cerrahi girişim ile çıkarma işlemi yapılmaz; hasta doğal absorbsiyon sürecini bekler. Gazın gözde kaldığı süre içinde uçak yolculuğu, yüksek irtifa ve genel anestezide azot protoksit kullanımı yasaktır; çünkü basınç değişiklikleri gaz kabarcığının genişlemesine ve göz içi basıncında ciddi artışlara yol açarak santral retinal arter oklüzyonuna kadar giden komplikasyonlara neden olabilir.

Silikon yağı ise gazlarla kıyaslandığında çok daha uzun süreli tamponad sağlar ve kendiliğinden absorbe olmaz. 1000 santistoks veya 5000 santistoks viskoziteli yağlar gözde tercih edilir ve genellikle PVR evre C ve üzeri dekolmanlar, dev retina yırtıkları, alt kadran yırtıkları, çoklu geniş yırtıklar, ciddi vitreus hemorajisi ile birlikte olan dekolmanlar, çocuklarda pozisyon kooperasyonunun mümkün olmadığı vakalar ve tek gözlü hastalarda ilk yağ dolgusu olarak seçilir. Silikon yağı, ikinci bir ameliyat ile göz içinden çıkarılmadığı takdirde uzun vadede sekonder glokom, kornea endotel hasarı, keratopati, katarakt ve gözde emülsifikasyona bağlı intraoküler basınç artışı gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu nedenle silikon yağı, retinanın stabil biçimde yerine oturduğu, koryoretinal yapışıklıkların kalıcılaştığı ve yeni yırtık gelişme riskinin geride kaldığı düşünüldüğünde çıkarılır.

Silikon yağının çıkarılma zamanlaması hastadan hastaya değişmekle birlikte, komplike olmayan olgularda genellikle 3 ile 6 ay arasında, PVR şiddetli olan vakalarda ise 6 ay ile 1 yıl arasında planlanır. Yağın çıkarılması sırasında retina dikkatlice incelenir, gerekirse yeni yırtıklara lazer uygulanır ve göz içine ihtiyaca göre gaz veya dengelenmiş tuz solüsyonu verilir. Tamponad seçimi ve çıkarma zamanlaması bireysel klinik değerlendirme sonucunda yapılmalı; hasta ile ayrıntılı olarak konuşulmalı, uçak yolculuğu, iş yaşamı ve pozisyonel gereklilikler net biçimde açıklanmalı ve tamponad süreci hem anatomik hem de fonksiyonel başarıyı destekleyecek şekilde yönetilmelidir.

Ameliyattan Sonra Yüzükoyun Pozisyonda Yatmak Neden Zorunludur?

Retina dekolmanı cerrahisinde göz içine gaz veya silikon yağı verildikten sonra hastadan istenen belirli pozisyonlar, tamponadın etkinliğinin fiziksel temeline dayanır. Gaz ve silikon yağının her ikisi de göz içi sıvısından daha az yoğun olduğu için göz içinde yüzer; yani hasta hangi pozisyonda ise gaz kabarcığı veya yağ dolgusu daima yukarı doğru hareket eder ve karşısındaki retina yüzeyine baskı uygular. Bu baskı, retina yırtığının kenarlarını pigment epiteline yaklaştırarak subretinal sıvı akışını durdurur ve lazer veya kryo lezyonlarının koryoretinal yapışıklığa dönüşmesine olanak tanır.

Yüzükoyun yani pron pozisyon, en sık üst kadran dışında kalan yırtıkların ya da makula deliği gibi santral patolojilerin cerrahisinden sonra önerilen bir pozisyondur. Bu pozisyonda gaz kabarcığı yukarıya doğru, yani hastanın arka retinasına doğru yükselir ve makula ile posterior kutbu tamponlar. Makula deliği kapatma ameliyatlarında ilk 24-48 saatlik pron pozisyonun anatomik başarı oranını belirgin biçimde artırdığı gösterilmiştir. Retina dekolmanı olgularında ise yırtığın yerine göre pozisyon belirlenir; üst kadran yırtıklarında hasta oturur pozisyonda başı öne eğik, alt kadran yırtıklarında sırt üstü ile modifiye pozisyonlar, temporal veya nazal yırtıklarda ise ilgili kadranın yukarı gelmesini sağlayacak yan yatış pozisyonları uygulanır.

Pozisyon süresi, gaz kabarcığının hacmi, kullanılan gaz cinsi, dekolmanın karakteri ve cerrahın klinik değerlendirmesine göre değişir; ancak genel bir kural olarak günün en az 16 saati istenen pozisyonda kalınması ve bunun 5 ile 7 gün sürdürülmesi tavsiye edilir. Pozisyon süresince hasta her saatte bir kısa mola ile yemek ve tuvalet gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilir. Pozisyona uyum sağlanması için mesleki fizyoterapistlerin önerdiği yastıklar, yüz üstü masajlar için ergonomik yatak sistemleri ve pozisyon takip cihazları kullanılabilir. Pozisyonel uyum eksikliği anatomik başarısızlığın önemli bir nedenidir ve nüks eden dekolmanlarda geriye dönük değerlendirildiğinde sıkça karşılaşılan bir sorundur.

Silikon yağı tamponlu hastalarda pozisyon disiplini ilk hafta içinde önemli olmakla birlikte, yağın hacmi göz içi hacmine göre çok daha kalıcı bir tamponad sağladığı için gaz vakalarına göre daha esnektir. Ancak yine de ilk 3-5 gün mümkün olduğunca yatak baş açısı önerilen konumda tutulur ve hasta sağa-sola dönüş sırasında yırtığın konumunu göz önünde bulundurarak hareket eder. Retina dekolmanı ameliyatından çıkan her hastaya kişiselleştirilmiş pozisyon şeması yazılı olarak verilmeli, hasta ve yakınına canlı gösterim yapılmalı ve postoperatif kontrollerde pozisyona uyum ayrıntılı biçimde sorgulanmalıdır. Bu disiplin, gaz tamponadı olgularında anatomik başarının en önemli hasta bağımlı parametresidir.

Retina Yerine Yapıştıktan Sonra Görme Keskinliği Tamamen Geri Döner mi?

Retina dekolmanı ameliyatının başarısı iki farklı düzeyde değerlendirilir; anatomik başarı ve fonksiyonel başarı. Anatomik başarı, retinanın pigment epiteline yeniden yapıştırılması ve subretinal sıvının tamamen absorbe olması ile ölçülür. Modern retina cerrahisi teknikleri ile primer anatomik başarı oranları %85 ile %95 arasında değişir. Ancak retinanın yerine oturmuş olması, görme keskinliğinin ameliyat öncesi seviyeye tam olarak geri döneceğini garanti etmez; bu durum makulanın dekolmandan etkilenip etkilenmediğine, dekolmanın süresi ile yaygınlığına, PVR gelişimine ve foveada var olabilecek yapısal hasarın derecesine bağlıdır.

Makulanın henüz yerinden ayrılmadığı makula-on olarak adlandırılan olgularda hızlı cerrahi ile 20/20 ile 20/40 arasında bir görme keskinliğine ulaşılması mümkündür ve hastaların önemli bir kısmında ameliyat öncesi görme düzeyi büyük ölçüde korunur. Bu olgularda çoğunlukla akut olarak ortaya çıkan görme alanı defekti, retinanın anatomik olarak yerine yapıştırılmasının ardından gerileme eğilimi gösterir; ancak periferik hafif skotomlar zaman zaman devam edebilir.

Makulanın yerinden ayrıldığı makula-off vakalarda ise durum farklıdır. Fovea, retinanın en yoğun kon fotoreseptör dizilimine sahip olan ve tek başına görme keskinliğinin %90'ını sağlayan kritik bölgesidir. Bu bölge pigment epitelinden ayrıldığında koryokapillaris kaynaklı besin ve oksijen desteği kesilir ve fotoreseptör dış segmentlerinde ilk 24-72 saatte apoptotik değişiklikler başlar. Ameliyat ne kadar hızlı yapılırsa yapılsın, dış segmentlerin regenerasyonu tam olarak sağlanamayabilir ve postoperatif OKT görüntülemelerinde elipsoid zon kesintileri, dış nükleer tabaka incelmesi ve subretinal fluid rezidüleri saptanabilir. Bu değişiklikler görme keskinliğinin 20/40 ile 20/200 arasında bir aralıkta kalmasına yol açar; ayrıca hasta metamorfopsi yani düz çizgilerin eğri görünmesi, mikropsi yani küçük görme, ve renk algısında hafif bozukluk gibi santral görme kalite sorunlarını uzun süre yaşayabilir.

Görme keskinliğinin iyileşme süreci de aylar boyunca sürer; hastaların önemli bir kısmında ilk 3 ayda hızlı bir düzelme, sonraki 6-12 ayda ise yavaş bir toparlanma gözlenir. Bu süreçte fotoreseptörlerin yeniden düzenlenmesi, retina pigment epitelinin toparlanması ve subretinal boşluğun kuruması eş zamanlı olarak devam eder. Retina dekolmanı ameliyatından sonraki takiplerde spektral domain OKT ile fovea yapısı, mikroperimetri ile fonksiyonel duyarlık ve otomatik perimetri ile periferik görme alanı ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir. Görme rehabilitasyonu için gerekirse büyüteç, elektronik yardımcı cihaz ve düşük görme rehabilitasyon programları önerilir; bu şekilde hastalar kalıcı fonksiyonel kayıplarına rağmen günlük yaşam kalitesini korumaya yönelik destek alır.

Makula Dekolmanı Olan Vakalarda Cerrahi Başarı Oranı Nasıl Değişir?

Retina dekolmanının makulayı içerip içermemesi, prognozu belirleyen en önemli klinik parametrelerden biridir. Makula, retinanın merkezinde yer alan yaklaşık 5-6 mm çapındaki bölgedir; foveada kon hücrelerinin en yoğun biçimde yer aldığı, santral görme keskinliğinin sağlandığı ve okuma, yüz tanıma, ince detayları algılama gibi fonksiyonların gerçekleştiği anatomik bölgedir. Retina dekolmanı ilerleyip fovea yerinden ayrıldığında hem anatomik hem de fonksiyonel prognoz belirgin biçimde değişir.

Makula-on olarak sınıflandırılan yani foveanın halen pigment epiteline yapışık olduğu dekolmanlarda erken cerrahi ile primer anatomik başarı oranı %90'ın üzerine çıkar ve postoperatif görme keskinliği hastaların çoğunda 20/40 veya daha iyi seviyede kalır. Bu vakalarda önceki bölümlerde ayrıntılı olarak açıklanan aciliyet duygusu maksimum düzeydedir; dekolmanın makulayı içerecek şekilde ilerlemesi saatler içinde gerçekleşebileceği için tanı doğrulanır doğrulanmaz cerrahi planlanır ve mümkünse aynı gün ya da en geç 24 saat içinde ameliyat yapılır.

Makula-off vakalarda, yani fovea yerinden ayrılmışsa, anatomik başarı oranı yine yüksek kalır ancak fonksiyonel başarı foveanın maruz kaldığı iskemik ve mekanik hasarın süresi ile doğru orantılıdır. Fovea dekolmanının 3-7 günü aşmadığı olgularda görme keskinliği ortalama 20/40 ile 20/80 arasında toparlanabilir; 7 günü aşan olgularda 20/100 ile 20/200 aralığına düşme eğilimi gösterir; 1 ayı aşan kronik makula-off dekolmanlarda ise anatomik başarıya rağmen 20/200 altında görme keskinliği kalıcı olabilir. Yaş, myopi derecesi, ameliyat öncesi görme keskinliği, PVR varlığı ve foveada preoperatif OKT ile saptanan dış retina değişiklikleri de fonksiyonel sonuç üzerinde önemli etkiye sahiptir.

Uzun süreli makula dekolmanı olgularında ameliyat sonrası OKT'de sıkça karşılaşılan bulgular; elipsoid zon kesintisi, dış nükleer tabaka incelmesi, kistik makula ödemi, epiretinal membran, subretinal fluid persistansı ve subfoveal fibroz odaklarıdır. Bu bulgular hastanın ameliyat sonrasında metamorfopsi, mikropsi, kontrast duyarlılığı azalması ve okumada zorluk gibi yakınmalar bildirmesine yol açar. Makula dekolmanı olan olgular öncelikli cerrahi planlamaya alınmalı; ameliyat sonrası spektral domain OKT ile fovea yapısı ve mikroperimetri ile fonksiyonel duyarlık düzenli aralıklarla değerlendirilmelidir. Gerekli olgularda kistik makula ödemi için intravitreal steroid veya anti-VEGF, epiretinal membran gelişen olgularda ise sekonder membran peeling uygulanır ve maksimum görsel rehabilitasyon hedeflenir.

Ameliyat Sonrası Uçak Yolculuğu Ne Zaman Yapılabilir?

Retina dekolmanı ameliyatından sonra hastalar tarafından en sık sorulan pratik sorulardan biri uçak yolculuğunun ne zaman güvenli olduğudur. Bu soruya net bir yanıt verebilmek için göz içine hangi tamponadın verildiğinin bilinmesi ve tamponad materyalinin fiziksel davranışının anlaşılması gerekir. Uçak yolculuğu sırasında kabin basıncı, denizden yaklaşık 2000 ile 2500 metre yükseklikte simülasyona denk gelir ve bu basınç değişikliği göz içinde bulunan gaz kabarcığının hacmini önemli ölçüde etkiler.

Göz içinde intraoküler gaz olan hastalarda kesinlikle uçak yolculuğu yapılmamalıdır; bu, tıbbi olarak mutlak bir yasaktır. Uçuş sırasındaki basınç düşüşü, kapalı bir mekan olan göz içinde bulunan gaz kabarcığının Boyle yasasına göre genişlemesine neden olur; kabarcık genişlerken göz içi basıncı hızla yükselir ve kısa süre içinde 40-60 mmHg gibi tehlikeli düzeylere ulaşabilir. Bu ani basınç artışı santral retinal arter oklüzyonuna, iskemik optik nöropatiye ve geri dönüşsüz görme kaybına yol açabilir; ayrıca korneal ödem, ciddi ağrı, bulantı ve kusma tabloları eşlik edebilir. Bu nedenle SF6 kullanılan olgularda 10-14 gün, C2F6 kullanılan olgularda 4-5 hafta ve C3F8 kullanılan olgularda 6-8 hafta boyunca uçak yolculuğu yasaklanır. Ayrıca dağa çıkmak, yüksek irtifaya seyahat, dalış ve genel anestezi altında azot protoksit uygulanan cerrahiler de aynı süre içinde kontrendikedir.

Göz içinde gazın tamamen absorbe olduğundan emin olmak için son kontrolde slit lamp muayenesi yapılır ve gaz kabarcığının bittiği gösterildikten sonra uçak yolculuğuna izin verilir. Hastalara ayrıca acil bir sebeple uçak yolculuğu gerekiyorsa bulundukları bölgedeki retina cerrahına başvurmaları ve gaz durumunu belgelemeleri önerilir. Bazı havayolları göz içinde gaz olan hastaları taşımak istemez ve bu durumu belirten tıbbi raporlar talep eder; bu nedenle hastalar seyahat planlaması yapmadan önce durumu paylaşmalıdır.

Silikon yağı ile tamponlanmış hastalarda ise durum farklıdır. Silikon yağı sıvı fazda olduğu için hacmi basınç değişikliklerinden etkilenmez ve uçak yolculuğu güvenlidir. Ancak silikon yağı olan hastalarda da erken postoperatif dönemde uzun süreli uçuşlar, retina cerrahisinin doğal iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceği için ilk 2-4 hafta önerilmez. Ameliyat öncesinde hastanın seyahat planları sorgulanmalı, gaz veya yağ seçimi hastanın koşulları göz önünde bulundurularak kişiselleştirilmeli ve ameliyat sonrası uçak yolculuğu için net bir zaman çizelgesi yazılı olarak verilmelidir. Bu şekilde hasta hem güvenle iyileşme sürecine odaklanabilir hem de bilinçli bir şekilde seyahat planlaması yapabilir.

Retina Dekolmanı Ameliyatından Sonra Katarakt Gelişme Riski Var mıdır?

Retina dekolmanı cerrahisi, özellikle pars plana vitrektomi uygulanan olgularda katarakt gelişimini hızlandıran önemli bir orta ve uzun vadeli komplikasyondur. Vitrektomi sonrası katarakt gelişimi, cerrahi sonrası ilk 2 yıl içinde 50 yaş üzerindeki hastaların %75-90'ında ve daha genç hastalarda daha düşük ancak yine de belirgin oranda gözlenir. Bu sıklık, hem cerrahi tekniğe hem de göz içine verilen tamponad materyaline bağlı çeşitli mekanizmalar üzerinden açıklanır.

Vitrektomi sonrası katarakt gelişiminin en önemli mekanizması, vitreusun cerrahi olarak çıkarılmasıyla lens arkasındaki oksijen dengesinin değişmesidir. Doğal vitreus, lens ile retina arasında hem mekanik bir bariyer hem de biyokimyasal bir tampon işlevi görür; askorbik asit yani vitamin C yönünden zengindir ve lens epitelinin oksidatif stresini azaltır. Vitreus çıkarıldığında lens arkasındaki dokuya ulaşan oksijen konsantrasyonu artar, oksidatif stres yükselir ve özellikle nükleer skleroz formunda katarakt gelişimi hızlanır. Ayrıca cerrahi sırasında lens ile alet teması, gaz tamponadının lens arka yüzüne uzun süreli teması ve silikon yağının lens epiteline direkt teması gibi mekanik ve kimyasal etkiler de subkapsüler katarakt formasyonuna katkıda bulunur.

Postvitrektomi kataraktının tipi çoğunlukla nükleer sklerozdur; hasta kademeli olarak myopik shift yani yakın görmenin göreceli olarak korunması ile birlikte uzak görme bulanıklığı, kontrast duyarlılığı azalması, ışığa duyarlılık artışı ve renk algısında sararma yakınmaları geliştirir. Silikon yağı olan olgularda arka subkapsüler katarakt daha erken ve hızlı bir seyir izleyebilir. Bu nedenle postoperatif takiplerde slit lamp muayenesi ile lens saydamlığı düzenli olarak değerlendirilir ve katarakt gelişimi gösterildiğinde uygun zamanda fakoemülsifikasyon planlanır.

Retina dekolmanı ameliyatının hemen ardından ya da eş zamanlı olarak katarakt cerrahisi yapılması bazı olgularda gündeme gelir; buna phaco-vitrektomi denir. Yaşlı hastalarda, önemli katarakt bulgusu olan olgularda ve fundusu net görüntülemek için lens saydamlığının cerrahi sırasında ideal olması gereken vakalarda kombine cerrahi tercih edilir. Fakik genç hastalarda ise lens korunmaya çalışılır ve mümkünse skleral çökertme gibi ekstraoküler yöntem tercih edilerek katarakt gelişimi geciktirilir. Retina dekolmanı ameliyatından sonraki katarakt cerrahisi, göz içi lens hesaplamalarında aksiyel uzunluğun skleral çökertme etkisi ile değişebileceği, silikon yağın refraktif etki yapabileceği ve vitrektomize gözlerin özel önlemler gerektirebileceği göz önünde bulundurularak titiz biçimde planlanmalıdır. Bu bütüncül yaklaşım hem anatomik başarıyı korur hem de görme rehabilitasyonunu en üst düzeye çıkarır.

Proliferatif Vitreoretinopati (PVR) Cerrahi Sonuçlarını Nasıl Etkiler?

Proliferatif vitreoretinopati yani PVR, retina dekolmanı cerrahisinin en önemli ve en güç yönetilen komplikasyonudur; primer cerrahinin başarısızlığının en sık nedenidir ve nüks eden dekolmanların temel patogenetik mekanizmasını oluşturur. PVR'nin özünde retina pigment epitel hücreleri, glial hücreler ve fibroblastların vitreus ve subretinal boşluğa göç ederek epimembranöz ve subretinal proliferatif membranlara dönüşmesi yatar; bu membranlar zamanla kontrakte olarak retina yüzeyine traksiyon uygular, retinada kıvrımlar ve pililer oluşturur, açık yırtıkların kapanmasını engeller ve retinayı yeniden dekolman durumuna sürükler.

PVR sınıflandırması Silicone Study Group tarafından geliştirilmiş ve retina Society kriterlerine göre yaygın kabul görmüştür. Evre A, vitreusta pigment kümeleri ve hafif hücresel infiltrasyonu tanımlar. Evre B, retina yüzeyinde ince membranlar, retinal katılık ve yırtık kenarlarında hafif kıvrımlanmayı içerir. Evre C, retinada belirgin traksiyon, tam kat kıvrımlar, yıldız kıvrımları ve subretinal bantları ifade eder ve alt evrelere ayrılır. Evre D, retinada tam huni şeklinde deformasyon ve dev traksiyonel dekolman durumunu tanımlar. Evre A ve B'de primer cerrahi başarı oranı halen yüksekken, evre C ve üzerinde başarı oranı belirgin biçimde düşer ve tekrarlayan cerrahi gereksinimi ortaya çıkar.

PVR gelişimini önlemek için erken cerrahi planlama, atravmatik cerrahi teknik, komplet vitreus temizliği, tüm membranların titiz bir şekilde soyulması, geniş lazer barajının yırtık çevresine uygulanması, uzun süreli tamponad ile silikon yağı kullanımı ve postoperatif inflamasyonun agresif biçimde kontrol edilmesi gibi stratejiler önemlidir. Ayrıca daunorubisin, 5-fluorourasil, heparin, düşük molekül ağırlıklı heparin ve triamsinolon gibi bazı ajanların adjuvan olarak kullanılabileceği çeşitli çalışmalarda araştırılmıştır; bu ajanlar hücre proliferasyonunu ve membran kontraksiyonunu baskılayarak PVR gelişimini geciktirebilir ancak rutin kullanım için evrensel bir kılavuz yoktur.

PVR gelişmiş olgularda cerrahi strateji genellikle geniş vitrektomi, epiretinal ve subretinal membranların soyulması, retinotomi ve retinektomi gerektiğinde uygulanması, perflorokarbon sıvı yardımıyla retinanın yerine yerleştirilmesi, endolazer ile geniş bariyer oluşturulması ve silikon yağ ile uzun süreli tamponad şeklindedir. Bu tür kompleks cerrahilerde primer başarı oranı %60-70 arasında değişir; çoklu cerrahi gereksinimi ortaya çıkabilir ve fonksiyonel prognoz sınırlıdır. PVR riski taşıyan olgular preoperatif olarak titizlikle değerlendirilmeli; agresif intraoperatif yaklaşımla membranların tamamı soyulmalı, gerektiğinde retinektomi yapılmalı ve silikon yağ tamponadı ile uzun dönem takip planlanmalıdır. Postoperatif izlemde OKT ile membran nüksü, ultrasonografi ile traksiyon değerlendirmesi ve gerektiğinde erken sekonder cerrahi ile başarı şansı korunur.

Diğer Gözde de Retina Yırtığı Görülme İhtimali Nedir?

Retina dekolmanı olgularında karşı gözde retina yırtığı ve dekolman gelişme riski, genel popülasyona göre belirgin biçimde artmıştır ve bu risk özellikle ilk beş yıl içinde en yüksek düzeydedir. Literatürdeki çeşitli çalışmalar, tek gözünde retina dekolmanı olan hastalarda karşı gözde dekolman gelişme oranının %5 ile %15 arasında değiştiğini göstermektedir. Bu risk, hastanın oküler ve sistemik profiline bağlı olarak değişir ve bazı hasta gruplarında %25'e kadar çıkabilir.

Karşı gözde artmış risk için belirlenen bağımsız risk faktörleri; yüksek myopi yani sferik ekivalent -6 diyoptri ve üzeri, aksiyel uzunluğun 26 mm'yi aşması, lattice yani kafes dejenerasyon varlığı, arka vitreus dekolmanı, pigmenter dejenerasyon, Stickler ve Marfan sendromları başta olmak üzere kalıtsal vitreoretinopatiler, ailede retina dekolmanı öyküsü, önceki katarakt cerrahisi ve göz travmasıdır. Ayrıca kısa süre önce arka vitreus dekolmanı ataklarını yaşayan olgularda vitreoretinal traksiyona bağlı yırtık gelişme riski taze taze devam eder ve bu olgularda periyodik indirekt oftalmoskopi ile takip özellikle önemlidir.

Klinik pratikte tek gözünde retina dekolmanı olan her hastanın karşı gözü çok ayrıntılı biçimde değerlendirilir. Bu değerlendirme; skleral indentasyon ile birlikte indirekt oftalmoskopi, Goldmann üç aynalı lens ile periferik retina taraması, geniş açılı fundus fotoğraflama ve gerektiğinde ultrasonografi biyomikroskopi gibi ileri incelemeleri kapsar. Karşı gözde saptanan lattice dejenerasyonlar, atrofik yuvarlak delikler, tam kat retinal yırtıklar ve dekolmana zemin hazırlayabilecek periferik dejenerasyonlar için proflaktik lazer barajı veya kryoterapi tartışılır. Proflaktik lazer, retinada yırtık etrafında koryoretinal yapışıklık oluşturarak yırtığın sıvı geçişine olanak vermeyecek biçimde bariyerlenmesini sağlar ve bu şekilde dekolman gelişimi büyük ölçüde engellenebilir.

Ancak proflaktik lazer her lattice dejenerasyonu ve her asemptomatik yırtık için önerilmez; hastanın risk faktörleri, aile öyküsü, myopi derecesi, karşı gözdeki dekolmanın özellikleri ve lezyonun tipi göz önünde bulundurularak bireysel karar verilir. Retina dekolmanı öyküsü olan her hasta düzenli aralıklarla iki gözden takip edilmeli; karşı göz için 3-6 ay aralıklarla indirekt oftalmoskopi ve geniş açılı fundus fotoğraflama planlanmalıdır. Hasta ayrıca yeni fotopsi, floaters, perde inmesi ve görme alanı defekti gibi belirtileri fark ettiğinde hemen başvurmayı bilecek şekilde eğitilmeli; bu erken uyarı sistemi karşı gözdeki yırtığın makulayı içermeden önce yakalanmasına olanak tanır.

Nüks Eden Retina Dekolmanı Vakalarında Hangi İkincil Cerrahi Yöntem Uygulanır?

Primer retina dekolmanı cerrahisinden sonra dekolmanın nüksetmesi, olguların %10 ile %30'unda karşılaşılan bir durumdur ve altta yatan nedenin doğru belirlenmesi ikincil cerrahi stratejinin başarısı için kritik önem taşır. Nüksün en sık nedeni proliferatif vitreoretinopati yani PVR gelişimidir; ancak kaçırılan yeni yırtık, primer cerrahide fark edilmemiş küçük yırtık, yetersiz tamponad süresi, pozisyonel uyumsuzluk, aşırı vitreoretinal traksiyon, skleral çökertme bandının kaymış veya yetersiz kalmış olması ve subretinal fibroz gelişimi diğer önemli nedenlerdir.

İkincil cerrahi planlamasından önce ayrıntılı bir preoperatif değerlendirme yapılır. Nüks eden dekolmanın konfigürasyonu, subretinal fluid dağılımı, PVR evresi, mevcut skleral çökertmenin yeri ve etkinliği, tamponad materyalinin durumu, yeni yırtıkların varlığı ve makulanın etkilenip etkilenmediği net biçimde belirlenir. Bu değerlendirme için indirekt oftalmoskopi, Goldmann üç aynalı lens ile periferik retina taraması, spektral domain OKT ile makula değerlendirmesi ve ultrasonografi kullanılır. Sonuçlara göre uygulanacak cerrahi teknikler; genişletilmiş pars plana vitrektomi, epiretinal ve subretinal membran soyulması, retinotomi ve retinektomi, ekstra veya reviziyon skleral çökertme, uzun süreli silikon yağ tamponadı, geniş bariyer lazer ve gerektiğinde perflorokarbon sıvı asistanı ile retinal reattachment olarak sıralanır.

Genişletilmiş pars plana vitrektomi, PVR nedeniyle nükseden dekolmanlarda en sık başvurulan yöntemdir. Bu ameliyatta vitreus tamamen temizlenir, tüm epiretinal ve subretinal membranlar mikroforsepslerle titizlikle soyulur, retinada kontrakte segmentler geniş bir kavis boyunca retinektomi ile açılır ve retina yeniden yerine yerleştirilir. Retinektomi genellikle 90 ile 180 derece arasında değişen bir kavis boyunca yapılır; PVR şiddetinin yüksek olduğu bazı olgularda 360 derece rölaksan retinektomiye kadar genişletilebilir. Sonrasında endolazer ile retinektomi kenarlarına ve tüm yırtık çevresine geniş bariyer uygulanır ve göz içine silikon yağ ile uzun süreli tamponad sağlanır.

Reviziyon skleral çökertme, primer skleral çökertme bandının yetersiz yükseklik oluşturduğu, yer değiştirdiği veya bandın altından kaçırılmış küçük bir yırtığın gösterildiği olgularda uygulanır. Var olan bandın revizyonu, ek segmental sünger yerleştirilmesi ya da bandın kaldırılıp yeniden dikilmesi ile birlikte pars plana vitrektomi kombine olarak yapılabilir. Silikon yağı olan olgularda yağın çıkarılması, membranların soyulması ve yağın yeniden yerleştirilmesi de sık kullanılan bir yaklaşımdır. Nüks eden retina dekolmanı olguları için multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirme yapılmalı; olası tüm mekanizmalar sistematik biçimde ekarte edilmeli ve olguya özel cerrahi strateji planlanmalıdır. Bu bireyselleştirilmiş yaklaşım hem anatomik başarı hem de fonksiyonel iyileşme için hastanın şansını yeniden en üst seviyeye çıkarmayı hedefler.

Miyop Hastalarda Retina Dekolmanı Cerrahisi Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?

Yüksek myopi, retina dekolmanı için en önemli oküler risk faktörlerinden biridir ve retina dekolmanı ameliyatı geçirmiş miyop hastalar hem cerrahi teknik seçimi hem de postoperatif takip açısından özel bir grubu oluşturur. Aksiyel uzunluğun 26 mm'yi aşması, sferik ekivalentin -6 diyoptriyi geçmesi ile tanımlanan yüksek myopide skleral doku incelmesi, koryoretinal atrofi, vitreoretinal traksiyon değişiklikleri, arka stafilom, lakiter tabaka değişiklikleri ve periferik retinada dejenerasyonlar sıklıkla bir arada bulunur. Bu değişiklikler hem primer dekolman patogenezinde rol oynar hem de ikinci gözde ve karşı gözde yeni dekolman gelişme riskini artırır.

Miyop hastalarda cerrahi tekniğin seçimi genel prensiplere ek olarak birkaç özel dikkat noktasını içerir. Skleral çökertme cerrahisinde skleranın normalden ince olması, dikişlerin skleral perforasyona yol açma riskini artırır; bu nedenle deneyimli cerrahlar tarafından yarım katlı skleral dikişler ve uygun derinlikte pasajlar tercih edilir. Vitrektomi cerrahisinde ise arka stafilom ile birlikte olan yüksek myopik gözlerde vitreoretinal traksiyonların normalden karmaşık bir dağılım gösterebileceği ve makula bölgesinde miyopik traksiyonel patolojilerin bulunabileceği göz önünde bulundurulur. Miyopik traksiyonel makülopati, retinoschisis ve makula deliği gibi eşlik eden patolojiler cerrahi planlamada değerlendirilir ve gerekirse eş zamanlı olarak tedavi edilir.

Miyop hastalarda ameliyat sonrası refraktif değişiklikler de önemli bir konudur. Skleral çökertme cerrahisi göz aksiyel uzunluğunu 1-2 mm kadar artırabilir ve bu, myopik yönde ek 2-4 diyoptri refraktif kayma anlamına gelebilir. Vitrektomi sonrası katarakt gelişip fakoemülsifikasyon planlandığında, göz içi lens hesaplaması için modern optik biyometrik cihazlar kullanılmalı ve aksiyel uzunluk değişiklikleri hesap dahilinde tutulmalıdır. Ayrıca miyop hastalarda uzun yıllar süren myopik yaşam boyunca gelişmiş foveal yapı değişiklikleri, ameliyat sonrası fonksiyonel görme rehabilitasyonunda göz önünde bulundurulmalı ve hasta beklentileri gerçekçi biçimde yönetilmelidir.

Ameliyat sonrası yaşam tarzı önerileri açısından miyop hastalar özel bir grubu oluşturur. Yüksek darbeli sporlar, ağır kaldırma, dalış, bungee jumping gibi ekstrem sporlar ve ani baş hareketleri gerektiren aktiviteler mümkün olduğunca kısıtlanır; bu tür aktiviteler karşı gözde yeni yırtık gelişme riskini artırabilir. Fitness, yürüyüş, orta yoğunlukta bisiklet ve yüzme gibi düşük darbeli aktiviteler ise ameliyat sonrası ilk 4-6 hafta sonrasında serbest bırakılabilir. Bilgisayar başında uzun süreli çalışma, okuma ve yakın işlerde 20-20-20 kuralına uyulması yani her 20 dakikada 20 saniye 6 metre uzağa bakmak, göz kuruluğu ve akomodatif yorgunluğu azaltır. Hastanemiz retina dekolmanı geçirmiş yüksek miyop hastaları için özelleştirilmiş bir takip programı yürütür; her 3 ile 6 ayda bir indirekt oftalmoskopi, geniş açılı fundus fotoğraflama, spektral domain OKT ile makula değerlendirmesi ve gerektiğinde OCT anjiyografi ile koryoretinal atrofi izlemi yapılır. Bu bütüncül yaklaşım, yüksek myopi zemininde retina dekolmanı geçirmiş hastaların hem tedavi edilen gözünün stabilitesini korur hem de karşı gözde yeni dekolman gelişimini en aza indirmeyi hedefler. Retina dekolmanı ameliyatı olan tüm hastalarımızın uzun dönem başarısı için ekibimiz, güncel oftalmolojik teknoloji ve bireyselleştirilmiş takip programlarını bir arada sunarak Koru Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü'nün bütüncül retina sağlığı bakış açısını her hastaya özel biçimde uygulamaktadır.

Incontra i Nostri Medici Specialisti

Prenota subito un appuntamento o chiamaci per la tua salute.

WhatsApp Appuntamento Online