Göz Hastalıkları

Конъюнктиводакриоцисториностомия (трубка Джонса)

Что такое операция с трубкой Джонса (конъюнктиводакриоцисториностомия), кому она показана при выраженной непроходимости слёзного канала и как открывают путь оттока — узнайте больше.

Konjonktivoduktorinostomi, tıbbi literatürde konjonktivodakriosistorinostomi (CDCR) olarak da anılan ve kısaltmalı biçimde Jones tüp ameliyatı adıyla bilinen, oftalmolojik oküloplasti cerrahisinin en özelleşmiş prosedürlerinden biridir. Bu ameliyat, gözyaşı drenaj sisteminin tamamen tıkalı ya da yokluk düzeyinde bozuk olduğu, klasik dakriosistorinostomi (DKR) girişimlerinin başarısız kaldığı ya da anatomik olarak uygulanamadığı seçilmiş hastalarda uygulanır; temel amaç, konjonktiva yüzeyinde gözyaşı gölünden başlayarak burun boşluğuna kadar uzanan yeni bir yapay drenaj yolu oluşturmak ve bu yolun sürekli açık kalmasını sağlamak amacıyla medial kantus bölgesindeki karunkül yakınına yerleştirilen özel bir cam tüp (Jones Pyrex tüpü) aracılığıyla gözyaşının fizyolojik yolunu tamamen bypass etmektir. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümünde ileri oküloplasti ve lakrimal cerrahi ekibi tarafından planlanan bu prosedür, hem cerrahi teknik hem de postoperatif takip açısından yüksek uzmanlık gerektiren, çok bileşenli bir tedavi sürecidir. Aşağıdaki bölümlerde ameliyatın endikasyonları, teknik detayları, tüp seçim kriterleri, karşılaşılabilecek komplikasyonlar ve alternatif cerrahi seçenekler klinik derinlikle ele alınmıştır.

Jones Tüp Ameliyatı Hangi Tip Gözyaşı Kanalı Tıkanıklıklarında Uygulanır?

Jones tüp ameliyatının en net endikasyonu, üst ve alt kanalikülün her ikisinin de kalıcı biçimde tıkalı olduğu ya da tümüyle yokluk gösterdiği olgulardır. Bu tablo klinikte proksimal kanalikül obstrüksiyonu adıyla anılır ve pungtum ile ortak kanalikül arasındaki mesafenin sekiz milimetreden kısa olduğu, dolayısıyla klasik kanalikülodakriosistorinostomi ya da retrograd silikon tüp entübasyonu gibi tekniklerin başarısız olduğu hasta grubunu kapsar. Travma sonrası medial kantal avülsiyon, kronik konjonktivit, herpes simpleks veya varicella zoster kaynaklı skatrisyel değişimler, sistemik kemoterapi (özellikle 5-florourasil, dosetaksel, radyoiyot tedavisi) sonrası gelişen sekonder kanalikül fibrozisi ve trahomdan kalan kronik sikatrizan hastalık bu ameliyatın tipik nedenleri arasında sayılabilir.

Ameliyatın ikinci büyük endikasyon grubu, konjenital lakrimal drenaj anomalilerine sahip pediatrik ve genç erişkin olgularıdır. Konjenital kanalikül agenezisi, punktal atrezi ile birlikte kanalikül yokluğu ya da lakrimal kese hipoplazisi gibi durumlarda konvansiyonel DKR uygulanamayacağından, direkt konjonktiva-burun boşluğu bağlantısı sağlayacak Jones tüpü tek pratik çözüm olarak gündeme gelir. Ayrıca daha önce eksternal ya da endonazal DKR uygulanmış ancak başarısızlığa uğramış, rekürren dakriyostenoz ya da kese içi granülasyon nedeniyle ostiumu tekrar tıkanmış olgular da bu tekniğin adaylarındandır.

Bir başka özel endikasyon, medial kantus bölgesinin cerrahi rezeksiyonuna yol açan tümör olgularıdır. Bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom, sebase karsinom veya konjonktival melanom nedeniyle geniş rezeksiyon geçirmiş ve medial kantal anatomisi bozulmuş hastalarda lakrimal sistem yeniden inşa edilemediği zaman, kalıcı epifora için Jones tüpü fonksiyonel drenajı sağlar. Cerrah, olgunun yaşı, kooperasyonu, nazal septum anatomisi ve orta konka pozisyonunu değerlendirerek endikasyonu netleştirmelidir.

Kanalikül Tıkanıklığı ile Nazolakrimal Kanal Tıkanıklığı Arasındaki Fark Nedir?

Lakrimal drenaj sisteminin proksimal ve distal segmentleri, hem embriyolojik kökenleri hem de klinik davranışları açısından belirgin farklılıklar gösterir. Pungtum, vertikal kanalikül, horizontal kanalikül ve ortak kanalikülden oluşan proksimal segment; yüzey ektoderminden farklılaşmış, çevresi Riolan kası ile desteklenmiş, dar lümenli ve sıkı bağ dokusu ile çevrili bir yapıdır. Bu segmentteki tıkanıklıklar, sondalama ile açılması güç, tekrarlayan silikon entübasyona rağmen restenoz eğilimi yüksek ve kesin çözüm için genellikle CDCR gerektiren tablolardır.

Nazolakrimal kanal ise lakrimal keseden başlayarak inferior meatusa uzanan, kemik bir kanal içinde seyreden ve mukoza ile döşeli olan distal segmenttir. Bu bölgedeki tıkanıklıklar erişkinde primer kazanılmış nazolakrimal duktus obstrüksiyonu (PANDO) tablosuna yol açar; klasik eksternal veya endonazal DKR ile lakrimal kese doğrudan nazal mukozaya anastomoz edilerek çözüm sağlanır ve genellikle tek başına yüzde doksan üzerinde başarı elde edilir.

Klinik olarak iki tablonun ayrımı Jones I ve Jones II testleri, dakriosistografi, dakrioskopi ve gerektiğinde bilgisayarlı tomografik dakriosistografi ile yapılır. Kanalikül tıkanıklığında pungtum yıkamasında geri kaçış aynı pungtumdan olurken, nazolakrimal kanal tıkanıklığında karşı pungtumdan reflüks alınır. Bu ayrım cerrahi kararı doğrudan belirler: proksimal düzey CDCR ve Jones tüpü, distal düzey ise klasik DKR endikasyonu doğurur.

Konjonktivodakriosistorinostomi Klasik DKR Ameliyatından Neden Farklıdır?

Klasik dakriosistorinostomi ameliyatı, lakrimal kese ile nazal mukoza arasında kemik bir pencereden geçen doğrudan bir anastomoz oluşturulmasına dayanır; kanaliküler sistem korunur, gözyaşı fizyolojik yolu ile pungtumdan başlayarak keseye ve oradan yeni oluşturulan ostium üzerinden buruna akar. Bu ameliyatta cerrahın ana hedefi lakrimal kese mukozası ile nazal mukozayı geniş bir stoma etrafında karşı karşıya getirmek, dikişlerle sabitlemek ve kese boşluğunun kalıcı olarak nazal boşluğa açılmasını sağlamaktır.

Konjonktivoduktorinostomi ise anatomik ve fizyolojik açıdan tümüyle farklı bir kavramdır. Bu ameliyatta kanaliküler sistem, ortak kanalikül ve lakrimal kesenin proksimal kısmı fonksiyonel değildir; bu nedenle cerrah gözyaşı gölünden başlayıp doğrudan burun boşluğuna açılan yepyeni bir tünel oluşturur ve bu tünelin kollabe olmaması için içine kalıcı bir cam tüp (Jones Pyrex tüpü ya da modifikasyonları olan Gladstone-Putterman tüpü) yerleştirir. Böylece gözyaşı, ne kanalikülden ne de keseden geçmeksizin, doğrudan karunkul yakınındaki bir açıklıktan tüp içine dolar ve kılcal etki ile buruna iletilir.

İki teknik arasındaki bu temel farklılık, sadece cerrahi manevrayı değil aynı zamanda takip protokolünü de belirler. DKR sonrası hasta, silikon tüpü genellikle üç ile altı ay sonra çıkardığında fizyolojik akış devam eder; oysa CDCR sonrası Jones tüpü kalıcıdır, hastanın hayatı boyunca yerinde kalması ya da yaşam boyu belirli aralıklarla değiştirilmesi gerekir. Ameliyatın başarısı doğrudan tüpün pozisyonuna, uzunluğuna, açısına ve etrafındaki mukozal iyileşmenin niteliğine bağlıdır.

Pyrex Jones Tüp Neden Cam Malzemeden Üretilir ve Ömrü Ne Kadardır?

Lester Jones tarafından 1962 yılında tanıtılan orijinal tüp, borosilikat esaslı Pyrex camdan üretilmiştir ve günümüzde de altın standart olarak Pyrex camı korunmaktadır. Cam malzemenin seçilmesinin temel nedeni, biyouyumlu olması, dokuya kimyasal olarak inert kalması, yüzeyinde bakteriyel biyofilm oluşumunu minimum düzeyde tutması ve gözyaşındaki musin ile lipit bileşenlerinin cam yüzeye yapışmadan kayıp geçmesini sağlayan kılcal etki (kapiller aktivite) profiline sahip olmasıdır. Silikon ya da polietilen esaslı alternatif tüpler denenmiş olsa da bunların yüzeylerinde daha hızlı granülasyon dokusu geliştiği, protein çökeltilerinin lümeni daralttığı ve daha yüksek migrasyon oranı sergilediği gösterilmiştir.

Pyrex tüpün lümen çapı standart olarak 3,5 milimetre iç, 4 milimetre dış olarak üretilirken, kolerette adı verilen konjonktiva tarafındaki flanş çapı 4 ile 5 milimetre arasında değişir. Bu flanş, tüpün karunkül dokusuna yerleşerek burun boşluğuna kaymasını engellemek üzere tasarlanmıştır. Uzunluk seçenekleri 10 milimetreden başlayıp 25 milimetreye kadar yarım milimetre artışlarla üretilir, böylece cerrah hastanın medial kantus ile nazal septum arasındaki mesafeye göre en uygun tüpü intraoperatif seçebilir.

Tüpün fizik ömrü teorik olarak sınırsızdır; cam çatlamadığı sürece cismi bozulmaz. Ancak pratikte tüplerin ortalama beş ile on yıl arasında değiştirilmesi gerekir çünkü zaman içinde iç yüzeyde biyofilm birikimi, minimal protein çökeltileri ve çevresinde granülasyon dokusu gelişebilir. Bazı hastalarda tüp on beş yıldan uzun süre sorunsuz kalırken, bazı hastalarda enfeksiyon veya migrasyon nedeniyle bir yıl içinde yenilenmesi gerekebilir; bu bireysel değişkenlik hasta anatomisine ve hijyen alışkanlığına bağlıdır.

Jones Tüp Yerleştirilirken Karunkül Bölgesinde Nasıl Bir Kesi Yapılır?

Ameliyatın en kritik anatomik referans noktası karunkül, yani medial kantusun iç yüzeyinde bulunan pembe renkli, kıllı, modifiye kutanöz yapıdır. Karunkül, tüpün konjonktival ucunun yerleştirileceği ideal noktayı işaretler çünkü gözyaşı gölü (lacus lacrimalis) bu bölgede en derin çukuru oluşturur ve hem alt hem üst gözyaşı akımı burada birleşir. Cerrah, karunkülün lateral kenarından kaudal ve posterior yönde yaklaşık iki milimetrelik bir insizyon yapar; bu kesi genellikle vertikal ya da hafif oblik olarak açılır ve karunküle zarar vermeden onu mediale doğru retraksiyonla kaldırmayı sağlar.

Kesi sonrası cerrah, plica semilunaris (yarım ay kıvrımı) altındaki fibröz doku planından girerek posterior lakrimal krest ve medial kantal tendonun posterior lifleri arasındaki gevşek doku düzlemine ulaşır. Bu düzlem, tüpün nazal boşluğa geçeceği trajektörinin başlangıç noktasıdır. Aynı seansta önden eksternal insizyonla ya da endonazal endoskopik yaklaşımla lakrimal keseye kadar ilerlenir, kese ön duvarı çıkarılır ve klasik DKR ostiumu oluşturulur. Ardından karunküler kesiden başlanarak nazal ostiuma doğru bir trokar ya da 18 gauge özel iğne kılavuzluğunda tünel açılır.

Tünelin açısı çok önemlidir: yaklaşık 45 derece aşağı, önce mediale ve sonra hafifçe posteriora yönlenecek şekilde açılmalı, orta konkanın ön ucundan yaklaşık iki milimetre uzağa denk gelmelidir. Bu doğru açılanma, tüpün nazal septuma ya da orta konkaya sürtünmeden nazal boşluğa girmesini ve ileride migrasyon veya septal ülserasyon riskini azaltmayı sağlar.

Ameliyat Endoskopik Endonazal mi Yoksa Eksternal Yolla mı Yapılır?

Konjonktivoduktorinostomi, iki temel cerrahi yaklaşımla uygulanabilir: eksternal (transkutanöz) yol ve endoskopik endonazal yol. Eksternal yol, klasik DKR insizyonuna benzer biçimde medial kantusun 8-10 milimetre nazal tarafına yerleştirilen 15 milimetrelik bir kavisli cilt insizyonuyla başlar; orbicularis oculi kası, anterior lakrimal krest periostu ayrıldıktan sonra lakrimal kese ortaya çıkarılır ve ostium oluşturulur. Bu teknik, cerraha lakrimal kese ve nazal mukozayı doğrudan görme, kese-nazal mukoza flep anastomozu yapma ve tüp trajektörisini el ile net biçimde yönlendirme avantajı sağlar; klasik ekol Pyrex tüp cerrahisinde h├ól├ó altın standart kabul edilir.

Endoskopik endonazal yaklaşım ise son yirmi yılda kulak burun boğaz cerrahisi ile oküloplasti arasındaki disiplinler arası iş birliğinin ürünüdür. Bu teknikte, dört milimetrelik 0 veya 30 derece rijit endoskop ile nazal boşluğa girilir, orta konkanın ön ucu belirlenir ve karşılık gelen bölgedeki nazal mukoza sıyrılır. Ardından yumuşak ve sert kemik dokuları mikrodebrider veya Kerrison forsepsi ile çıkarılarak kese içine ulaşılır. Konjonktival taraftan trokar veya kılavuz ışıklı prob geçirilerek tünel açılır, tüp endonazal görüntüleme altında pozisyonlanır.

Endonazal DKR başarısızlığı sonrası revizyon CDCR planlanan olgularda endoskopik yaklaşım özellikle avantajlıdır çünkü ilk ameliyatın nedbeli mukozası ve fibrotik dokuları direkt görüntülenerek yönetilebilir; ayrıca hastada eksternal skar oluşmaması kozmetik açıdan tercih sebebidir. Ancak eksternal teknik, medial kantal anatomisi bozuk, tümör rezeksiyonu sonrası veya nazal darlık bulunan hastalarda daha güvenlidir. Karar, hastanın anatomisi, önceki cerrahileri, cerrahın deneyimi ve merkezin donanımına göre bireyselleştirilir.

Jones Tüpün Uygun Uzunluğu Nasıl Belirlenir?

Tüp uzunluğunun doğru seçilmesi ameliyatın uzun dönem başarısı üzerinde belirleyici faktörlerin başında gelir. Çok kısa bir tüp buruna yeterince ilerleyemez, mukozal iyileşme sırasında lümeni kapatabilir ve akım fonksiyonunu kaybeder; çok uzun bir tüp ise nazal septuma ya da orta konkaya bası uygulayarak ülserasyon, kanama ve septal perforasyona yol açabilir. Bu nedenle uzunluk seçimi intraoperatif ölçümle ve dinamik olarak yapılır.

Standart yaklaşımda, tüpün konjonktival flanşı karunkül dokusuna oturduğunda distal ucunun nazal boşlukta septumdan 1-2 milimetre uzakta ve orta konkanın ön ucundan 2-3 milimetre önde kalması hedeflenir. Cerrah, önce steril bir ölçüm sondası ya da denemelik tüp seti (trial set) kullanarak uygunluğu değerlendirir. Endoskopik gözlem altında tüpün nazal ucunun septuma temas edip etmediği, hasta öksürdüğünde ya da başını çevirdiğinde tüpün ucundaki dinamik yer değiştirme miktarı kontrol edilir. Genellikle erişkin hastalarda 14 ile 18 milimetrelik tüpler seçilirken, çocuklarda 10-12 milimetre yeterli olabilmektedir.

Tüpün doğru yerleştiğini doğrulamak için floresein testi de intraoperatif olarak kullanılır. Konjonktival forniks içine damlatılan floresein solüsyonu, tüpün nazal ucundan bir dakika içinde endoskopla görülmelidir; bu test hem lümenin açık olduğunu hem de akımın yerçekimi ve kılcal etki ile başarıyla gerçekleştiğini teyit eder.

Tüp Yerinden Oynarsa veya Dışarı Kayarsa Ne Yapılır?

Jones tüp cerrahisinin en sık karşılaşılan komplikasyonlarından biri tüp migrasyonudur; bu tabloda tüp ya öne doğru konjonktivadan dışarı doğru çıkma eğilimi gösterir (ekstrüzyon) ya da posteriora, yani nazal boşluğa doğru kayarak konjonktival flanşın gömülmesine yol açar. Ekstrüzyonun temel nedenleri, konjonktival flanş çapının yetersiz seçilmesi, tüpün etrafındaki karunküler dokunun aşırı retraksiyona uğraması, hastanın burnunu şiddetli silmesi ve hapşırma anında oluşan yüksek intranazal basınçtır. Posterior migrasyon ise tüp uzunluğunun kısa seçildiği ya da nazal ostiumun çok geniş oluşturulduğu olgularda görülür.

Hafif migrasyon durumunda hasta acil polikliniğe başvurmalı, cerrah tüpü topikal anestezi altında forsepsle nazal pozisyonuna geri çekmelidir. Eğer tüp konjonktivadan tamamen çıkmışsa yeniden yerleştirme genellikle ofiste yapılabilir; tünel henüz kollabe olmadıysa yeni bir tüp kılavuz sonda yardımıyla yerleştirilir. Ancak tünel kapanmaya başlamışsa yeniden operasyon salonuna alınıp trokarla tünel tekrar açılmalıdır. Klinik pratikte tüpün ilk üç ay içinde en az bir defa repozisyone edilmesi ihtiyacı yüzde 15-25 arasında bildirilmiştir.

Tüp migrasyonunu önlemek için çeşitli modifikasyonlar geliştirilmiştir. Gladstone-Putterman tüpü bunların başında gelir; bu tüpün proksimal flanşı standarttan daha geniş ve konjonktivayı kavrayacak biçimde kanatlı olarak tasarlanmıştır. Ayrıca konjonktival flanşa 6-0 prolen dikişle karunkül ya da plica semilunarisin fikse edilmesi, tarsorafi benzeri hafif dikiş desteği ve tüp yakınındaki mukoperiosta koruyucu flep gibi teknikler migrasyon oranını azaltmak için kullanılır.

Ameliyat Sonrası Yerleştirilen Tüp Kalıcı mıdır Yoksa Belirli Aralıklarla Değiştirilir mi?

Pyrex Jones tüpü teknik olarak kalıcı bir implanttır ancak biyolojik ortamda hiçbir implant süresiz olarak sorunsuz kalmaz. Ameliyat sonrasında hastaya, tüpün ömür boyu yerinde kalması beklendiği fakat düzenli aralıklarla temizlenmesi, kontrol edilmesi ve gerekirse yenilenmesi gerektiği açıklanır. Uzun dönem takip serilerinde ortalama tüp değiştirme aralığı beş ile yedi yıl olarak bildirilmiştir; bu sürede tüpün iç lümeninde protein birikimi, dış yüzeyinde biyofilm oluşumu ve etrafında granülasyon dokusu gelişebilir.

Tüp değişimi genellikle poliklinikte topikal anestezi altında yapılır. Cerrah, tüpün konjonktival flanşını mikroforsepsle kavrar, hafif traksiyonla çeker; nazal endoskopla da uçtan gözlem yapılır. Yerinden alınan tüp incelenir, uzunluk uygunluğu değerlendirilir ve aynı ölçüde ya da daha uygun ölçüde yeni tüp kılavuz sonda üzerinden yerleştirilir. Bu işlem ortalama 10-15 dakika sürer, hasta aynı gün olağan yaşantısına dönebilir.

Bazı hastalarda tüp on yıldan uzun süre değiştirilmeden sorunsuz çalışır; bu genellikle burun anatomisi geniş, mukozal reaksiyonu düşük ve hijyen alışkanlığı disiplinli olan olgularda görülür. Ancak diyabet, kronik rinosinüzit, otoimmün konjonktival hastalık ya da radyoterapi öyküsü olan hastalarda tüp değişim ihtiyacı çok daha sık ortaya çıkar. Bu nedenle takip aralıkları her hasta için bireyselleştirilir; standart olarak ilk yıl üç ayda bir, sonrasında altı ayda bir, uzun dönemde yıllık kontroller önerilir.

Jones Tüp Takıldıktan Sonra Hasta Burnunu Silerken ve Hapşırırken Nelere Dikkat Etmelidir?

Jones tüpü, tam boyu ile 15-18 milimetre uzunluğunda küçük bir cam implant olduğundan intranazal basınç değişikliklerine oldukça duyarlıdır. Hapşırma anında oluşan pozitif basınç 100 mmHg üzerine çıkabilir; bu basınç tüpü kolaylıkla öne doğru itip ekstrüzyona ya da nadiren tam olarak konjonktival kesiden dışarı fırlamasına neden olabilir. Aynı şekilde burnunu çok kuvvetli silmek, hastanın parmağını burun deliğine sokarak temizlemesi ya da yüzme sırasında suyun buruna hızla girmesi tüpün pozisyonunu bozabilir.

Bu nedenle ameliyat sonrası hastaya kapsamlı bir davranışsal eğitim verilir. Hapşırma sırasında ağzın açık tutulması, burun deliklerinin sıkılmaması ve iki burun deliğinin aynı anda kapatılmasından kesinlikle kaçınılması öğretilir. Burnunu silmek gerekiyorsa iki burun deliğinden birer birer, çok yumuşak ve düşük basınçla yapılmalıdır. Kesinlikle her iki burun deliği aynı anda kapatılıp basınçla silinmemelidir. İlk üç ay yüzme, dalış, sauna ve yüksek irtifa uçuşları önerilmez.

Ayrıca burun kuruluğunu önlemek için serum fizyolojik damla veya sprey günde iki-üç defa nazal boşluğa uygulanır. Bu, hem mukozanın canlı kalmasını hem de tüp etrafında kabuklanmayı önlemeyi sağlar. Hasta her sabah ayna önünde tüpün konjonktival flanşının yerinde olduğunu kontrol etmeye alıştırılır; herhangi bir kayma, açı değişikliği veya beyaz noktanın kaybolması durumunda gecikmeden oküloplasti polikliniğine başvurması gerektiği vurgulanır. Ayrıca soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonu ve alerjik rinit dönemlerinde nazal mukoza ödemli h├óle geldiğinden tüp fonksiyonu geçici olarak azalabilir; bu dönemlerde topikal nazal kortikosteroid spreyleri, antihistaminik damlalar ve gerektiğinde dekonjestan tabletler hekim önerisiyle kullanılmalıdır. Alerji ve rinosinüzit kontrolü sağlanmadığında tüp etrafında granülasyon dokusu gelişme riski belirgin biçimde artmaktadır.

Tüp Etrafında Granülasyon Dokusu Oluşursa Nasıl Tedavi Edilir?

Granülasyon dokusu, tüp gibi kalıcı implantlar etrafında sıklıkla gelişen, kırmızı, hassas, kolay kanayan ve zamanla lümeni fiziksel olarak daraltabilen inflamatuvar bir cevaptır. Konjonktival tarafta karunkül civarında ya da nazal ostium etrafında ortaya çıkabilir. Klinikte hasta genellikle sulanmanın yeniden artması, tüp çevresinde küçük bir “et parçasıÔÇØ izlenimi ve zaman zaman kanama şikayeti ile başvurur. Granülasyon dokusu sıklıkla düşük dereceli enfeksiyon, mekanik irritasyon ya da tüp materyaline karşı yabancı cisim reaksiyonu ile birlikte seyreder.

Erken evredeki küçük granülasyonlar topikal steroid-antibiyotik kombinasyonları (deksametazon-tobramisin gibi) ile üç ile altı hafta içinde büyük ölçüde geriletilebilir. Damla, günde dört defa uygulanır ve steroid dozu haftada bir azaltılarak sonlandırılır. Dirençli olgularda intralezyonel triamsinolon enjeksiyonu, hem konjonktival hem de endoskopik yolla nazal tarafta uygulanabilir. Mitomisin C uygulaması da özellikle rekürren nazal granülasyonlar için etkilidir; ancak uzun dönem kartilaj toksisitesi göz önünde bulundurulmalıdır.

Cerrahi eksizyon, dokunun büyük olduğu, lümeni tamamen tıkadığı ya da tüpü yerinden oynattığı olgularda gereklidir. Konjonktival granülasyon 15 numara bistüri veya mikromakas ile eksize edilir, tabana koter uygulanır. Nazal granülasyon endoskop altında mikrodebrider ile temizlenir. Eksizyon sonrası tüp mutlaka değiştirilir çünkü iç yüzeye yapışmış biyofilm rekürrensi tetikleyebilir. Bu tür rekürren olgularda tüp materyali değişikliği düşünülebilir; bazı hastalarda platin ya da altın kaplı özel tüpler daha iyi tolere edilebilmektedir.

Sürekli Sulanma Şikayeti Ameliyattan Sonra Tamamen Kaybolur mu?

Jones tüp ameliyatının fonksiyonel başarı oranı, seçilmiş olgularda yüzde 80-90 civarında bildirilmektedir; başarı anatomik olarak tüpün açık kalması ve klinik olarak hastanın epifora şikayetinin kabul edilebilir düzeye inmesi olarak tanımlanır. Ancak hastaya baştan çok net biçimde açıklanması gereken önemli bir gerçek şudur: bu ameliyat gözyaşı sisteminin normal fizyolojisini yeniden kurmaz, sadece yapay bir bypass sağlar. Bu nedenle bazı hastalarda hafif rezidü sulanma özellikle rüzg├órlı havada, soğukta veya emosyonel uyaranlarda devam edebilir.

Sulanma şikayetinin tamamen kaybolmama nedenleri arasında tüp lümeninin çapının fizyolojik kanalikülden daha küçük olması, kılcal etkinin viskoz gözyaşında yetersiz kalması, tüp iç yüzeyinde protein birikimi ve konjonktival yüzeyle tüpün açısal uyumsuzluğu sayılabilir. Ayrıca kronik konjonktivit, blefarit, meibom bezi disfonksiyonu ve gözyaşı film instabilitesi gibi yüzeysel patolojiler de sulanmaya katkı yapar; bu ek patolojiler tedavi edilmediğinde ameliyat başarısı klinik olarak düşük görünür.

Hastanın memnuniyetini optimize etmek için ameliyat öncesi mutlaka gerçekçi beklenti eğitimi verilmelidir. Preoperatif dönemde sürekli akan gözyaşının damla damla akmaya, ara sıra silinen yaşarma düzeyine ineceği açıklanmalıdır. Postoperatif hasta memnuniyeti, sadece anatomik başarıya değil, hastanın bu beklentiyi ne kadar iyi anladığına da bağlıdır. Uzun dönem serilerde tüp fonksiyonu iyi olan hastaların yüzde 85’i sonucu memnun edici bulmaktadır. Memnuniyeti düşük bulan hastalarda genellikle eş zamanlı kuru göz hastalığı, alt göz kapağı laksitesi ya da pungtal ektropion gibi yardımcı patolojiler saptanır; bu ek durumların ameliyat öncesi ya da sonrasında tedavi edilmesi tüp fonksiyonundan bağımsız olarak sulanma şikayetini büyük ölçüde azaltır. Alt kapak laksitesinde lateral tarsal strip prosedürü, pungtal ektropionda medial spindle tekniği ve kuru göz hastalığında topikal siklosporin, punktal plaklar ve nitel gözyaşı tedavisi kombinasyonu klinik yaklaşımın parçasıdır.

Jones Tüp Ameliyatı Başarısız Olursa Alternatif Cerrahi Seçenekler Nelerdir?

Jones tüp ameliyatının başarısızlık nedenleri değerlendirildiğinde, tekrarlayan tüp migrasyonu, nazal ostium darlığı, tüp lümen tıkanıklığı, konjonktival flanşın gömülmesi ve dirençli granülasyon dokusu başta gelir. Bu olgularda ilk basamak revizyon CDCR uygulamasıdır. Revizyon sırasında cerrah, önceki tüneli yeniden kalibre eder, gerekirse trajektörinin açısını değiştirir, tüpü daha uygun uzunluk ve flanş genişliğine sahip olanla değiştirir. Modifiye tüpler arasında Gladstone-Putterman kanatlı flanşlı model dirençli migrasyonda ilk tercihtir.

Bir diğer alternatif, tüpsüz konjonktivorinostomi denemesidir. Bu yaklaşımda tünel geniş oluşturulur, konjonktival mukoza ile nazal mukoza dikişle birleştirilir ve tüp kullanılmadan uzun süreli açıklık amaçlanır; ancak başarı oranı düşüktür ve genellikle yalnızca özel olgularda düşünülür. Alternatif implant seçenekleri arasında Medpor tüpler, altın kaplı Pyrex tüpler ve son yıllarda araştırılan biyoçözünür polikaprolakton tüpler yer alır; bu ikincisi henüz araştırma aşamasındadır.

Fonksiyonel drenaj sağlanamayan ve tekrarlayan revizyonlara rağmen konforlu olamayan hastalarda göz kapağı dışında farklı stratejilere geçilebilir. Bunlar arasında lakrimal gland ablasyonu (subtotal dakrioadenektomi), botulinum toksin ile lakrimal gland fonksiyonunun geçici olarak baskılanması ve nadiren pungtal oklüzyon yerine tam tersi olarak gözyaşı üretiminin azaltılması sayılabilir. Bu ileri seçenekler multidisipliner ekip kararı gerektirir ve ancak konservatif ve cerrahi tüm alternatifler tükendiğinde uygulanır.

Çocuklarda Konjenital Kanalikül Yokluğunda Jones Tüp Uygulanabilir mi?

Konjenital kanalikül agenezisi, punktal atrezi ve lakrimal kese hipoplazisi çocukluk çağının nadir fakat zorlu tablolarındandır; bu olgularda konvansiyonel DKR uygulanamaz çünkü lakrimal kese yeterince gelişmemiş, kanaliküler sistem tamamen yok ya da kör bir sonlanmayla bitmektedir. Bu tabloda Jones tüp ameliyatı önemli bir seçenek olarak gündeme gelir ancak pediatrik yaş grubunun anatomik, fonksiyonel ve davranışsal özellikleri göz önüne alınmalıdır.

Pediatrik olgularda öncelikle çocuğun yaşı belirleyicidir. Beş yaş altında nazal boşluk henüz küçük olduğundan tüp yerleştirilmesi güçtür ve yerinde tutulması riskli olabilir. Bu nedenle mümkün olduğunca ilk cerrahi girişimin en az beş-yedi yaş sonrasına ertelenmesi tercih edilir; bu süre boyunca çocuğun yaşarması ve rekürren enfeksiyonları topikal antibiyotik ve düzenli lakrimal masaj ile idare edilir. Ancak kronik enfeksiyon, konjonktivit atakları, cilt maserasyonu ya da amblyopi riski varsa daha erken girişim gerekebilir.

Ameliyatın kendisi genel anestezi altında yapılır ve teknik olarak erişkinden farklı olarak daha kısa tüpler (10-12 milimetre), daha küçük flanş boyutları ve daha ince kalibre trokarlar kullanılır. Çocukluk çağında büyüme sırasında tüpün yerinden oynama riski yüksektir; çocuk büyüdükçe tüp uzunluğu yetersiz kalabilir ve altı ay ile iki yıl aralıklarla değiştirilmesi gerekebilir. Ailenin sürece kapsamlı biçimde hazırlanması, çocuğun burun temizliği ve gözyaşı hijyeni konusunda desteklenmesi başarı için kritiktir.

Bunun yanı sıra bazı merkezler çocuklarda öncelikle konjonktivodakriyosistorinostomiden önce tekrarlanan silikon entübasyon, mini monokanaliküler stent ve mikroperforasyon teknikleri denemektedir. Bu konservatif seçenekler tam yokluk olmayan, sadece hipoplazi bulunan olgularda başarılı olabilir. Jones tüpü ise anatomik olarak hiç seçenek kalmadığında ve çocuk kooperasyonu yeterli h├óle geldiğinde en kalıcı çözüm olarak devreye alınır.

Konjonktivoduktorinostomi, tekniği görünüşte kompakt ama biyolojik ve mekanik olarak son derece hassas bir ameliyattır. Ameliyatın başarısı yalnızca cerrahi anda değil, hastanın yıllara yayılan disiplinli takibi, doğru burun bakımı ve düzenli kontroller ile şekillenir. Tüp materyalinin biyouyumluluğu, uzunluk seçimi, trajektörinin açısı ve nazal ostiumun boyutu gibi teknik faktörler bir araya geldiğinde uzun dönem başarı olası h├óle gelir; ancak granülasyon, migrasyon ve tüp tıkanıklığı gibi komplikasyonlar hayat boyu izleme gerektirir. Deneyimli bir oküloplasti ekibinin varlığı, revizyon gereksinimini azaltır ve hastanın yaşam kalitesini korur.

Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir şekilde hekim değerlendirmesinin, bireysel muayenenin ve kişiye özel tedavi planlamasının yerini tutmaz. Sürekli sulanma, tekrarlayan gözyaşı kanalı tıkanıklığı, önceki DKR ameliyatı başarısızlığı ya da doğuştan kanalikül yokluğu şüphesi olan hastaların Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümüne başvurarak oküloplasti ve lakrimal sistem uzmanı tarafından ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerekir. Doğru tanı, uygun cerrahi teknik seçimi ve düzenli takip programı ancak hekim-hasta iş birliği ile mümkündür.

Познакомьтесь с нашими врачами-специалистами

Запишитесь на приём прямо сейчас или позвоните нам ради вашего здоровья.

WhatsApp Онлайн-запись