Akciğer alma ameliyatı, tıp literatüründeki adıyla pnömonektomi, bir tarafın akciğerinin tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemidir. Göğüs cerrahisinin en kapsamlı ve etkisi en büyük ameliyatlarından biri olan bu operasyon; genellikle merkezi yerleşimli akciğer kanserleri, sleeve lobektomi gibi organ koruyucu tekniklerle temizlenemeyen tümörler, ileri evre mezotelyoma ve akciğerin geri dönüşsüz biçimde harap olduğu enfeksiyöz süreçlerde gündeme gelir. Sağ akciğer solunum fonksiyonunun yaklaşık yüzde elli beşini, sol akciğer ise yüzde kırk beşini üstlenir; dolayısıyla hangi tarafın çıkarıldığı hem cerrahi güçlüğü hem de ameliyat sonrası solunum rezervini doğrudan etkiler. Modern göğüs cerrahisi pratiğinde sublobar rezeksiyon ve sleeve teknikleri yaygınlaştıkça pnömonektomi sıklığı azalmış olsa da bazı hastalar için h├ól├ó tek küratif seçenek olmaya devam etmektedir. Bu yazıda pnömonektomi ameliyatının hangi durumlarda yapıldığını, nasıl uygulandığını, iyileşme sürecinin nasıl seyrettiğini ve tek akciğerle yaşamın nasıl bir seyir izlediğini bilimsel çerçevede aktarıyoruz.
Pnömonektomi Ameliyatı Nedir?
Pnömonektomi, sağ veya sol akciğerin tümünün mediyastenden ayrıştırılarak bir bütün halinde çıkarılması esasına dayanan büyük göğüs cerrahisi girişimidir. Bu işlem sırasında ilgili tarafın ana bronşu, ana pulmoner arteri, üst ve alt pulmoner venleri ile birlikte tüm akciğer parankimi rezeke edilir; geride kalan boşluk zaman içinde önce hava, sonra seröz sıvı ile dolar ve nihayetinde fibrozis gelişerek stabil bir kavite oluşur. Ameliyatın klasik endikasyonu ana bronşu, hilusu veya karinaya yakın bölgeyi tutan santral yerleşimli küçük hücreli dışı akciğer kanseridir; ancak sleeve lobektominin uygulanamadığı olgularda tercih edilen kesin bir çözüm olarak öne çıkar.
Pnömonektomi tek bir teknikten ibaret değildir; hastalığın yayılımına ve tuttuğu dokulara göre farklı varyasyonları bulunur. Basit pnömonektomi standart tekniktir ve akciğer viseral plevrası ile birlikte çıkarılır. Ekstraplevral pnömonektomi, malign plevral mezotelyomada Sugarbaker tarafından tanımlanmış olup parietal plevra, viseral plevra, diyafram ve perikardın da bloğa dahil edilmesini içerir. Extended pnömonektomi göğüs duvarına, mediyasten yapılarına veya sol atriyuma uzanan tümörlerde uygulanır. Completion pnömonektomi ise daha önce lobektomi yapılmış bir hastada rezidü veya nüks nedeniyle geride kalan lobun çıkarılmasıdır ve teknik olarak en zor varyantlardan biridir.
Karinal pnömonektomi, tümörün karinaya kadar uzandığı olgularda karinanın ve karşı ana bronşun sleeve rezeksiyonu ile birlikte yapılan üst düzey teknik bir girişimdir; havayolu anastomozu gerektirdiği için deneyimli merkezlerde tercih edilir. İntraperikardiyal pnömonektomi ise pulmoner damarların perikart içinden kontrol edildiği, tümörün hilar bölgeyi geniş biçimde tuttuğu durumlarda güvenli disseksiyon sağlayan bir yaklaşımdır. Tüm bu tekniklerin ortak paydası, bir akciğerin fonksiyonundan tamamen vazgeçilmesi ve hastanın kalan tek akciğerle yaşamaya adapte olmasıdır.
Pnömonektominin diğer akciğer rezeksiyonlarından temel farkı, geri dönüşü olmayan bir fonksiyon kaybına yol açmasıdır. Lobektomide bir lob çıkarılırken kalan loblar bir miktar hiperinflasyon göstererek boşluğu doldurur ve solunum yüzeyinin bir kısmı korunur; segmentektomi ve wedge rezeksiyonda ise kayıp daha da sınırlıdır. Buna karşın pnömonektomide bir tarafın tüm alveoler yüzeyi ve buna eşlik eden vasküler yatak sistemden çıkar. Bu durum sağ kalp yüklenmesi, gaz değişim rezervinin azalması ve egzersiz kapasitesindeki kalıcı düşüş gibi fizyolojik sonuçlar doğurur. Bu nedenle karar aşamasında sleeve lobektomi başta olmak üzere alternatif organ koruyucu tekniklerin uygulanabilirliği titizlikle sorgulanır.
Pnömonektomi İçin Ameliyat Öncesi Nasıl Hazırlanılır?
Pnömonektomi kararı, göğüs cerrahisinin en titiz preoperatif değerlendirme sürecini gerektiren cerrahilerden biridir; çünkü hastanın ameliyat sonrası tek akciğerle yaşamını sürdürebilecek fonksiyonel rezerve sahip olduğunun kanıtlanması gerekir. Bu amaçla önce solunum fonksiyon testleri yapılır; FEV1, FVC ve difüzyon kapasitesi olan DLCO değerleri detaylı olarak ölçülür. Preoperatif FEV1 değeri iki litrenin üzerinde olan hastalarda genellikle sorun beklenmezken sınırda değerlere sahip hastalarda tahmini postoperatif FEV1 hesaplanır; bu hesaplama kantitatif ventilasyon perfüzyon sintigrafisi ile kalacak akciğerin perfüzyon oranına göre yapılır ve tahmini değerin belirli eşiklerin üzerinde olması beklenir.
Fonksiyonel değerlendirmenin ikinci basamağını egzersiz testleri oluşturur. Kardiyopulmoner egzersiz testi olan CPET, hem kardiyak hem pulmoner rezervi eş zamanlı ölçtüğü için altın standarttır; maksimum oksijen tüketimi yani VO2max değeri özellikle sınırda solunum fonksiyonu olan hastalarda kritiktir. Altı dakikalık yürüme testi daha basit ancak faydalı bir tarama aracıdır. Kardiyak değerlendirme kapsamında ekokardiyografi ile sol ventrikül fonksiyonu ve pulmoner arter basıncı değerlendirilir, Revize Kardiyak Risk İndeksi hesaplanır ve klinik şüphe varlığında stres testi ya da koroner anjiyografi planlanır.
Onkolojik hazırlık aşamasında toraks bilgisayarlı tomografi, pozitron emisyon tomografi ve gerekli olgularda beyin manyetik rezonans görüntüleme ile evreleme tamamlanır; şüpheli mediyastinal lenf nodları endobronşiyal ultrason eşliğinde iğne aspirasyonu ile örneklenir. Sigara içen hastalarda ameliyattan en az dört ile altı hafta önce sigaranın bırakılması komplikasyon oranlarını belirgin biçimde düşürür. Beslenme durumu optimize edilir, anemi düzeltilir, solunum fizyoterapisi ile inspiratuvar kas eğitimi başlatılır. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan olgularda bronkodilatatör tedavi yoğunlaştırılır. Hastaya ameliyatın kapsamı, olası riskler ve yaşam beklentisindeki değişiklikler ayrıntılı biçimde anlatılır ve psikolojik hazırlık sağlanır.
Multidisipliner konsey değerlendirmesi pnömonektomi kararının vazgeçilmez bir bileşenidir. Göğüs cerrahisi, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, radyoloji, patoloji, göğüs hastalıkları ve gerektiğinde kardiyoloji uzmanlarının katıldığı toplantılarda hastanın klinik durumu, görüntüleme bulguları, patoloji sonuçları ve moleküler belirteçleri bütüncül biçimde ele alınır. Neoadjuvan kemoterapi ya da kemoradyoterapi gerekliliği, tümörün cerrahi olarak rezektabl olup olmadığı ve organ koruyucu bir yaklaşımın mümkün olup olmadığı bu toplantılarda kararlaştırılır. Hastanın tercihleri, sosyal desteği ve ameliyat sonrası bakım koşulları da bu süreçte göz önünde bulundurulur; nihai kararın hasta ile paylaşımlı biçimde alınması etik ve klinik açıdan büyük önem taşır.
Pnömonektomi Ameliyatı Hangi Durumlarda Uygulanır?
Pnömonektominin başlıca endikasyonu, santral yerleşimli ve daha korunmalı rezeksiyon teknikleri ile temiz cerrahi sınır elde edilemeyen küçük hücreli dışı akciğer kanserleridir. Bu grupta ana bronşa, hilusa veya karinaya yakın yerleşimli T2, T3 ve seçilmiş T4 evresindeki tümörler; sleeve lobektomiye uygun olmayan büyük hilar kitleler ve interlober fissürü geçerek birden fazla lobu tutan tümörler yer alır. Modern eğilim organ koruyucu cerrahi yönünde olsa da bu hastaların bir bölümünde pnömonektomi h├ól├ó tek küratif cerrahi seçenek olarak kalmaktadır. Karar verilirken tümörün lokalizasyonu, evresi, lenf nodu tutulumu ve hastanın fonksiyonel rezervi birlikte değerlendirilir.
Malign plevral mezotelyoma, tarihsel olarak ekstraplevral pnömonektominin klasik endikasyonlarından biri olmuştur; ancak son yıllarda plörektomi ve dekortikasyon gibi akciğeri koruyan yaklaşımların onkolojik sonuçlarının benzer olması ve yaşam kalitesinin daha iyi olması nedeniyle ekstraplevral pnömonektominin yeri belirgin biçimde azalmıştır. Buna karşın seçilmiş genç ve iyi performansa sahip hastalarda multimodal tedavi çerçevesinde h├ól├ó uygulanmaktadır. Benign hastalıklardan ise ileri evre bronşektazi, tüberkülozun bıraktığı destrüktif akciğer, kompleks aspergilloma, kronik nekrotizan enfeksiyonlar ve masif hemoptiziye yol açan yaygın parankim harabiyeti pnömonektomi endikasyonu oluşturabilir.
Diğer endikasyonlar arasında bir akciğere sınırlı yaygın metastatik tutulum, travmaya bağlı kontrol edilemeyen kanama ile giden ağır akciğer laserasyonları ve önceki cerrahi sonrası gelişen kontrolsüz bronkoplevral fistül gibi durumlar sayılabilir. Kontrendikasyonlar açısından tahmini postoperatif FEV1 sekiz yüz mililitrenin veya beklenenin yüzde kırkın altında olan hastalar, VO2max değeri on ile on iki mililitre kilogram başına dakika altında ölçülen olgular, ciddi pulmoner hipertansiyonu bulunan bireyler ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu belirgin biçimde azalmış kardiyak hastalar bu ameliyat için uygun aday olarak kabul edilmez. Yaş tek başına kontrendikasyon değildir ancak ileri yaşta multidisipliner değerlendirme daha titiz yapılır.
Pnömonektomi Ameliyatı Nasıl Yapılır ve Ne Kadar Sürer?
Pnömonektomi ameliyatı genel anestezi altında ve çift lümenli endotrakeal tüp kullanılarak tek akciğer ventilasyonu tekniği ile gerçekleştirilir; bu sayede ameliyat sırasında rezeke edilecek akciğer söndürülür ve cerrahi alan güvenli biçimde açığa çıkarılır. Hastaya santral venöz katater ile arteriyel kanülasyon yapılır, ameliyat öncesi ve sonrası ağrı kontrolü için sıklıkla torasik epidural veya paravertebral blok uygulanır. Standart yaklaşım posterolateral torakotomidir ancak seçilmiş olgularda video yardımlı torakoskopik cerrahi ya da robot yardımlı torasik cerrahi ile de gerçekleştirilebilir. Toraks açıldıktan sonra tüm plevral yüzey ve mediyasten sistematik olarak eksplore edilir, beklenmedik metastaz varlığı dışlanır.
Hilar disseksiyon aşamasında sırasıyla üst ve alt pulmoner venler, ana pulmoner arter ve ana bronş dikkatlice ortaya konur. Pulmoner arter kontrolü zaman zaman intraperikardiyal olarak sağlanır; bu, tümörün proksimal uzanımı olan olgularda güvenlik payı sağlar. Damarlar endostapler ile veya çift kat sütür ligatür ile bölünür. Ana bronş, sağ tarafta anatomik olarak daha kısa olduğundan güdük yönetimi teknik olarak daha zor kabul edilir. Bronş güdüğünün kapatılması bronkoplevral fistül önlenmesi açısından kritik bir aşamadır; stapler kapatma, elle emilebilen monofilaman sütür ile kapatma veya bunların kombinasyonu tercih edilebilir. Yüksek riskli olgularda güdük interkostal kas flebi, perikart ya da omentum flebi ile örtülerek desteklenir.
Akciğer bir bütün halinde toraks dışına alındıktan sonra ipsilateral mediyastinal lenf nodları sistematik olarak diseke edilerek onkolojik evreleme tamamlanır. Kalan plevral kavite yıkanır, hemostaz kontrol edilir ve hava kaçağı olmadığı doğrulanır. Pnömonektomi kavitesine göğüs tüpü yerleştirilmesi tartışmalı bir konudur; birçok merkez tüpsüz ya da kısa süreli klemplenmiş dengeli drenaj sistemi tercih eder çünkü mediyastenin orta hatta stabil kalması karşı akciğerin korunması için hayati önemdedir. Ameliyat süresi standart olgularda ortalama üç ile beş saat arasında değişir; ekstraplevral veya karinal pnömonektomi gibi kompleks varyantlarda süre beş ile yedi saati bulabilir.
Pnömonektomi Sonrası İyileşme Süreci Nasıl İlerler?
Ameliyat sonrası ilk bir ile iki gün genellikle yoğun bakım ünitesinde geçirilir; bu dönemde solunum, dolaşım, sıvı elektrolit dengesi ve ritim yakın takip edilir. Pnömonektomi hastalarında kalan tek akciğerin aşırı sıvı yüklenmesinden korunması kritik önemdedir; bu nedenle sıvı tedavisi ölçülü verilir ve pulmoner ödem riski en aza indirilir. Ağrı kontrolü için epidural veya paravertebral analjezi devam ettirilir, oral analjezi kademeli olarak eklenir. Erken mobilizasyon, derin solunum egzersizleri ve öksürükle sekresyon temizliği ilk günden itibaren başlatılır. Standart bir seyirde toplam hastane yatışı beş ile on gün arasında değişir; komplikasyonsuz olgular altıncı veya yedinci günde taburcu edilebilir.
Pnömonektomi kavitesinin fizyolojik takibi ayrı bir dikkat gerektirir. Ameliyat sonrası birkaç gün içinde bu boşluk seröz sıvı ile dolmaya başlar ve haftalar içinde sıvı seviyesi belirgin biçimde yükselir. Mediyastenin karşı tarafa aşırı kayması karşı akciğerin ventilasyonunu bozabileceğinden çekilen akciğer grafileri ile mediyasten pozisyonu değerlendirilir; gerekirse denge sağlamak için havanın kavite içinden çekilmesi ya da eklenmesi gündeme gelebilir. Aylar içinde kavite fibrozisle stabilize olur ve karşı akciğer bir miktar hiperinflasyon göstererek göğüs boşluğunda yer değiştirir.
Taburculuk sonrası ilk hafta ve aylarda solunum fizyoterapisi büyük önem taşır; inspiratuvar kas eğitimi cihazları ile diyaframa çalışması desteklenir. Kademeli olarak yürüyüş mesafesi artırılır; ilk kontrollerde solunum fonksiyon testleri, akciğer grafisi ve gerektiğinde toraks tomografisi ile takip yapılır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri nedeniyle ameliyat olan hastalarda patoloji sonucuna göre adjuvan kemoterapi veya kemo radyoterapi planlanır; son yıllarda seçilmiş moleküler alt gruplarda hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi bu programa dahil edilmektedir. Onkolojik takip ilk iki yıl her üç ile altı ayda bir, sonrasında yıllık olarak sürdürülür.
Beslenme, uyku hijyeni ve ruhsal destek iyileşme sürecinin çoğu zaman göz ardı edilen ancak sonuçları belirgin biçimde etkileyen bileşenleridir. Yüksek proteinli, dengeli ve yeterli kalori içeren bir beslenme programı doku iyileşmesini destekler; ameliyat sonrası dönemde iştahsızlık yaşayan hastalarda diyetisyen desteği alınabilir. Aşırı sıvı alımından kaçınmak özellikle ilk aylarda önerilir. Ağrıya bağlı yüzeyel solunum, sekresyon birikimi ve atelektazi riskini artırdığından etkin ağrı kontrolü aynı zamanda pulmoner koruma anlamına gelir. Ameliyat sonrası dönemde depresif belirtiler ve kaygı bozukluğu yaygın olarak görülebilir; bu tür belirtilerin erken fark edilmesi ve gerekirse psikoterapi ya da farmakolojik destek alınması yaşam kalitesini belirgin biçimde iyileştirir.
Tek Akciğerle Yaşamak Mümkün müdür ve Nefes Kapasitesi Nasıl Etkilenir?
Tek akciğerle yaşamak, dikkatli seçilmiş hastalarda güvenli ve sürdürülebilir bir durumdur; ancak solunum rezervinde kalıcı bir azalma kaçınılmazdır. Ameliyat sonrası FEV1 ve FVC değerlerinde tipik olarak yüzde kırktan yüzde elliye varan bir düşüş gözlenir; bu düşüş rezeke edilen tarafın önceki katkısına ve karşı akciğerin kompansatuvar kapasitesine bağlıdır. Kalan akciğerin bir miktar hiperinflasyonu, mediyastenin yer değiştirmesi ve diyafram hareketinin adaptasyonu birlikte sistemin yeni dengesini oluşturur. Günlük yaşam aktivitelerinin büyük çoğunluğu çoğu hastada rahat şekilde sürdürülebilir.
Egzersiz kapasitesinde belirgin bir azalma olur ve hastalar özellikle ilk aylarda merdiven çıkma, yokuş yürüme gibi yüklenmelerde nefes darlığı hissedebilir. Bu adaptasyon süreci genellikle üç ile altı ay içinde büyük ölçüde tamamlanır; düzenli aerobik egzersiz, solunum kaslarını güçlendirici çalışmalar ve pulmoner rehabilitasyon programları bu süreci belirgin biçimde hızlandırır. Uzun dönemde uzun süreli oturarak yaşam yerine hafif tempolu düzenli yürüyüşün alışkanlık haline getirilmesi hem solunum kapasitesini hem kardiyovasküler dayanıklılığı korur. Yüksek irtifada uzun süre kalmak, dalış gibi solunum sistemini zorlayan aktiviteler cerrahınıza danışılmadan yapılmamalıdır.
Uzun vadede bazı hastalarda pulmoner hipertansiyon gelişebilir ve bu durum düzenli ekokardiyografi ile takip edilir. Post pnömonektomi sendromu, özellikle sağ pnömonektomi geçiren genç hastalarda mediyastenin aşırı kayması sonucu ana bronşun aortaya karşı sıkışması ile ortaya çıkan nadir bir tablodur; nefes darlığı, tekrarlayan enfeksiyonlar ve stridor ile belirti verir ve gerektiğinde intratorasik protez yerleştirilmesi ile tedavi edilir. Sigaranın kesin olarak bırakılması, aşı takibinin özellikle grip ve pnömokok aşıları açısından güncel tutulması, üst solunum yolu enfeksiyonlarının erken tedavisi tek akciğerle sağlıklı bir yaşam sürdürebilmenin temel şartlarıdır.
Uzun havayolu yolculukları ve uçak seyahati konusunda hastalar sıklıkla endişe duyar. Kabin basıncı deniz seviyesinden daha düşük olduğundan, ameliyat sonrası ilk üç ay içinde uçmak önerilmez; sonrasında hastanın istirahat oksijen satürasyonu, egzersiz kapasitesi ve klinik durumu değerlendirilerek karar verilir. Sınırda solunum rezervi olan hastalarda uçuş öncesi hipoksik gaz testi ile ek oksijen ihtiyacı belirlenebilir. Yüksek irtifada yaşamayı planlayan hastalar için mutlaka önceden değerlendirme yapılmalıdır. Cinsel yaşama dönüş ise çoğu hasta için sekizinci haftadan sonra güvenlidir; kondisyona ve rahatlık düzeyine göre kademeli olarak sürdürülür.
Pnömonektomi Ameliyatının Riskleri ve Olası Komplikasyonları Nelerdir?
Pnömonektomi göğüs cerrahisinin en yüksek morbidite ve mortalite oranına sahip elektif ameliyatları arasında yer alır; deneyimli merkezlerde bile mortalite oranı ortalama yüzde üç ile sekiz arasında bildirilmekte, acil koşullarda veya karmaşık varyantlarda bu oran yüzde on beşe kadar ulaşabilmektedir. Bu nedenle hasta seçimi, preoperatif optimizasyon ve postoperatif yoğun bakım kalitesi sonuçları doğrudan belirler. Riskler kısa dönem ve uzun dönem olarak iki başlıkta ele alınabilir; her iki dönemde de kardiyorespiratuvar ve cerrahi komplikasyonlar öne çıkar.
Erken dönemde en sık gözlenen komplikasyon supraventriküler aritmilerdir; atriyal fibrilasyon insidansı yüzde yirmi beşten kırka kadar bildirilmektedir ve genellikle ilk üç gün içinde ortaya çıkar. Kalan tek akciğerin sıvı yüklenmesine bağlı pulmoner ödem, akut solunum sıkıntısı sendromu, miyokart enfarktüsü ve pulmoner emboli hayatı tehdit eden diğer kardiyorespiratuvar komplikasyonlardır. Cerrahi komplikasyonlar arasında en korkulanı bronkoplevral fistüldür; insidansı yüzde bir ile altı arasında değişir ve sağ pnömonektomiden sonra sol tarafa göre belirgin şekilde daha sık görülür. Ampiyem, karşı taraf pnömotoraksı, cerrahi bölgede kanama, sol pnömonektomiden sonra rekürren laringeal sinir yaralanması ve nadiren şilotoraks görülebilen diğer komplikasyonlardır.
Uzun dönem komplikasyonları arasında en sık görüleni kalıcı egzersiz dispnesidir; bunun yanında pulmoner hipertansiyon, kronik posttorakotomi ağrısı, göğüs duvarı asimetrisi ve zamanla gelişen skolyoz benzeri postür değişiklikleri sayılabilir. Post pnömonektomi sendromu nadir ancak ciddi bir uzun dönem sorunudur. Onkolojik açıdan küçük hücreli dışı akciğer kanserinde beş yıllık genel sağkalım evre iki B ve üç A hastalarında multimodal tedavi ile yaklaşık yüzde yirmiden kırka kadar rapor edilmektedir. Ekstraplevral pnömonektomi uygulanan mezotelyoma hastalarında medyan sağkalım kemoradyoterapi ile birlikte on beş ile yirmi dört ay aralığındadır. Benign endikasyonlarla ameliyat olan hastalarda ise sonuçlar daha iyidir ve semptom kontrolü genellikle kalıcı biçimde sağlanır.
Pnömonektomi Sonrası Günlük Hayata ve Spora Ne Zaman Dönülebilir?
Pnömonektomi sonrası günlük yaşama dönüş kademeli ve planlı bir süreçtir. Taburculuk sonrası ilk iki hafta içinde ev içi hafif aktiviteler, kısa mesafeli yürüyüşler ve solunum egzersizleri ön plandadır. Üçüncü haftadan itibaren yürüyüş mesafesi kademeli olarak artırılır ve genellikle dördüncü ile altıncı haftalar arasında hastaların büyük çoğunluğu masa başı işlerine dönebilir. Fiziksel güç gerektiren mesleklerde çalışan hastalarda işe dönüş üçüncü aya kadar uzayabilir. Araç kullanımı, ağrı kontrolünün stabil olduğu ve refleks yanıtın yeterli düzeye ulaştığı üçüncü ile dördüncü haftadan itibaren yeniden başlanabilir; ancak uzun yolculuklar için sekiz haftadan önce kesinlikle önerilmez.
Spor aktivitelerine dönüş, kalan akciğer rezervine ve hastanın önceki kondisyon düzeyine göre bireyselleştirilir. Hafif tempolu yürüyüş programı ilk aylardan itibaren düzenli olarak sürdürülür. Yüzme, sabit bisiklet ve düşük yoğunluklu aerobik egzersizler üçüncü aydan itibaren kademeli olarak eklenebilir; her artış öncesi tolerans değerlendirilmeli, aşırı nefes darlığı ya da göğüs ağrısı durumunda hekime başvurulmalıdır. Ağır ağırlık kaldırma, temaslı sporlar ve yüksek yoğunluklu interval antrenmanlar en az altıncı aya kadar ertelenmeli, sonrasında hekim değerlendirmesi ile başlanmalıdır. Yüksek irtifada tırmanış, dalış ve uzun havayolu uçuşları önceden mutlaka değerlendirilmelidir.
Bu yazıda yer alan bilgiler pnömonektomi ameliyatı hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hekim muayenesinin yerini tutmaz. Her hastanın klinik durumu, tümör özellikleri, akciğer fonksiyonları ve eşlik eden hastalıkları farklı olduğundan tedavi kararları ancak deneyimli bir göğüs cerrahının yürüteceği ayrıntılı değerlendirme sonucunda alınabilir. Akciğer kanseri veya diğer nedenlerle akciğer alma ameliyatı gündeme gelen hastalar için Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi kliniği, güncel bilimsel kılavuzlar doğrultusunda kapsamlı değerlendirme, multidisipliner konsey kararı ve modern cerrahi teknikleri bir arada sunmaktadır. Sürecin her aşamasında hastalarımızın güvenli, bilinçli ve destekli bir tedavi yolculuğu geçirebilmesi için Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi ekibi deneyimi ve donanımı ile yanınızdadır.

