Sekonder hipertansiyon, altta yatan belirli bir hastalığa ya da ilaca bağlı olarak gelişen yüksek tansiyon türüdür. Tansiyon yüksekliklerinin büyük bölümü nedeni tam olarak belirlenemeyen primer (birincil) hipertansiyon biçiminde ortaya çıkar; ancak hastaların yaklaşık yüzde beş ile onunda tablo, başka bir sağlık sorununun yansıması olarak gelişir. Bu nedenle sekonder hipertansiyon, sıradan bir tansiyon yüksekliği gibi değerlendirilmemesi gereken, arkasında çoğu zaman böbrek, hormon ya da damar kaynaklı bir nedenin yattığı özel bir tablodur.
Bu tablonun en dikkat çekici yönü, genç yaşta ortaya çıkması, kısa sürede çok yüksek değerlere ulaşması ya da standart tansiyon ilaçlarına beklenenden daha az yanıt vermesidir. Aile hekimine düzenli kontrole giden ve tansiyonu yıllardır dengeli seyreden bir hastada ani yükselişler başlamışsa, ya da kırk yaş altında ciddi tansiyon değerleri görülüyorsa altta yatan bir nedenin araştırılması gerekir. Erken fark edildiğinde temel hastalık kontrol altına alındıkça tansiyon değerleri de belirgin biçimde düzelebilir; bu yönüyle sekonder hipertansiyon, doğru tanı konulduğunda yönetimi daha ön görülebilir olan bir tablodur.
Kimlerde Görülür?
Sekonder hipertansiyon her yaş grubunda görülebilmekle birlikte, bazı kişilerde olasılığı belirgin biçimde artar. Otuz yaşın altında tansiyon yüksekliği saptanan kişiler, elli beş yaşından sonra aniden hipertansiyon gelişen yetişkinler ve uzun süredir tansiyon ilacı kullanmasına karşın değerleri hedef aralığa indirilemeyen hastalar bu açıdan öncelikli risk grubunda yer alır. Çocukluk çağında saptanan tansiyon yüksekliklerinin önemli bir kısmının arka planında da böbrek veya damar kaynaklı bir neden bulunabilir.
Böbrek hastalığı öyküsü olanlar, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçirenler, ailesinde polikistik böbrek hastalığı bulunanlar, uzun yıllar diyabet veya kronik böbrek yetmezliği ile yaşayan bireyler bu açıdan dikkatli olmalıdır. Tiroid bezi hastalıkları, böbrek üstü bezi (adrenal) tümörleri, uyku apnesi (uyku sırasında nefesin kesilmesiyle giden bozukluk) ve bazı doğumsal damar anomalileri olan kişilerde de sekonder hipertansiyon olasılığı belirgin biçimde yükselir.
İlaç kullanımı da göz ardı edilmemesi gereken bir grup oluşturur. Doğum kontrol hapları, kortizon içerikli ilaçlar, bazı ağrı kesiciler, burun açıcı spreyler, kanser tedavisinde kullanılan bazı ajanlar ve antidepresanlar tansiyonu yükseltebilir. Bitkisel takviyeler, meyan kökü içeren karışımlar, enerji içecekleri ve aşırı kafein tüketimi de bu listede yer alır. Madde kullanımı, özellikle kokain ve amfetamin türevleri, genç yaştaki ani tansiyon yüksekliklerinin önemli bir nedeni olabilir.
Gebelik döneminde ortaya çıkan tansiyon yükseklikleri ise ayrı bir başlık altında değerlendirilir. Daha önce normal tansiyon değerlerine sahip bir kadında gebeliğin yirminci haftasından sonra ortaya çıkan yüksek değerler, hem annenin hem de bebeğin sağlığı açısından yakın izlem gerektirir. Bu nedenle sekonder hipertansiyonun kimlerde görüldüğünü bilmek, doğru tarama ve yönlendirme açısından önem taşır.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Sekonder hipertansiyon, çoğu zaman primer hipertansiyona benzer şikayetlerle kendini gösterir; ancak şiddeti ve seyri belirgin biçimde farklı olabilir. Hastalar genellikle ense kökünde başlayan baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, kulak çınlaması, halsizlik ve göz kararması gibi yakınmalarla başvurur. Bu şikayetler bazen sabahları daha belirgin olur, bazen de gün içindeki ani değişikliklerle ortaya çıkar.
Bu tabloyu daha sıradan tansiyon yüksekliklerinden ayıran bazı ipuçları vardır. Genç yaşta görülen tansiyon yüksekliği, kısa sürede üç ya da daha fazla ilaca rağmen kontrol altına alınamayan değerler, geceleri uygun şekilde düşmeyen tansiyon ve ani ataklarla giden seyir bu açıdan dikkat çekicidir. Hastanın aniden yüzünün kızarması, terlemesi, çarpıntı atakları yaşaması ve bu sırada tansiyon değerlerinin çok yükselmesi, hormonal bir nedeni akla getirebilir.
Bazı bulgular doğrudan altta yatan hastalığa işaret eder. Böbrek kaynaklı tablolarda idrar miktarında değişiklik, köpüklü idrar, gözlerde ve ayaklarda şişme görülebilir. Tiroid bezinin aşırı çalıştığı tablolarda kilo kaybı, sıcağa tahammülsüzlük, ellerde titreme ve uykusuzluk eşlik edebilir. Böbrek üstü bezinden kaynaklanan bazı tümörlerde ise ataklar halinde gelen şiddetli baş ağrısı, terleme ve çarpıntı üçlüsü tipiktir. Uyku apnesi olan hastalarda gündüz uyku hali, horlama ve sabahları yorgun uyanma sık görülen şikayetlerdir.
Bulguların bir kısmı sessiz ilerler. Yüksek tansiyon kalp, beyin, böbrek ve gözleri uzun vadede etkileyen sinsi bir tablodur. Bu nedenle hiçbir şikayeti olmayan bir kişide rutin kontrolde yakalanan yüksek değerler, sekonder hipertansiyon açısından da değerlendirilmelidir. Klinik şüpheyi artıran her bulgu, ileri incelemenin önemli bir parçasıdır.
- Otuz yaş altında veya elli beş yaş üstünde aniden başlayan yüksek tansiyon
- Üç ya da daha fazla ilaca rağmen düşmeyen değerler
- Atak halinde gelen baş ağrısı, terleme ve çarpıntı
- Gözlerde ve ayaklarda belirgin şişme
- Şiddetli horlama, gündüz uyku hali ve sabah yorgunluğu
Nedenleri Nelerdir?
Sekonder hipertansiyonun arkasında çok sayıda farklı hastalık ve durum bulunabilir. En sık karşılaşılan grup böbrek kaynaklı nedenlerdir. Kronik böbrek yetmezliği, glomerülonefrit (böbrek süzme birimlerinin iltihaplı hastalığı), polikistik böbrek hastalığı ve tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına bağlı böbrek hasarı bu grubun başında gelir. Böbreklere kan getiren atardamarlarda darlık olması da renovasküler hipertansiyon adı verilen önemli bir nedendir ve genç hastalarda yüksek olasılıkla araştırılır.
Endokrin (hormonal) nedenler ikinci büyük grubu oluşturur. Böbrek üstü bezinin aşırı çalışmasıyla giden primer hiperaldosteronizm, kortizol fazlalığıyla seyreden Cushing sendromu, katekolamin salgılayan feokromositoma (böbrek üstü bezi tümörü), tiroid bezinin az ya da çok çalıştığı tablolar, paratiroid bezi hastalıkları ve akromegali (büyüme hormonu fazlalığı) bu başlık altında sayılabilir. Bu tablolar her zaman tipik şikayetlerle gelmez; bazen tek bulgu dirençli tansiyon yüksekliği olabilir.
Damar kaynaklı nedenler arasında aort koarktasyonu adı verilen doğumsal aort darlığı önemli bir yer tutar. Bu tabloda kollarda ölçülen tansiyon yüksek, bacaklarda ise düşük saptanır. Uyku apnesi ise hem böbrek hem de sinir sistemi üzerinden tansiyonu yükselten, oldukça sık karşılaşılan bir başka önemli nedendir. Tedavi edilmeyen uyku apnesi olan hastalarda gece boyunca tekrarlayan oksijen düşmeleri, sabahları yüksek tansiyon değerleriyle karşımıza çıkabilir.
İlaç ve madde kaynaklı tansiyon yükseklikleri de ihmal edilmemelidir. Doğum kontrol hapları, kortizon, romatizmal hastalıklarda kullanılan bazı ilaçlar, uzun süreli ağrı kesici kullanımı, burun açıcı spreyler, bazı bitkisel karışımlar ve aşırı tuz tüketimi tansiyonu artırabilir. Alkolün düzenli ve fazla miktarda kullanımı, sigara ve yoğun stres de tabloya katkıda bulunan etkenlerdir. Tüm bu olası nedenlerin araştırılması, doğru yaklaşım için temel bir adımdır.
Tanı Nasıl Konulur?
Sekonder hipertansiyon tanısı, ayrıntılı bir öykü ve fizik muayene ile başlar. Hekim; tansiyon yüksekliğinin ne zaman başladığını, ailede benzer hastalık olup olmadığını, kullanılan ilaçları, eşlik eden şikayetleri ve yaşam alışkanlıklarını dikkatle sorgular. Kollardan ve bacaklardan ayrı ayrı tansiyon ölçümü, karın bölgesinin dinlenmesi, tiroid bezinin elle muayenesi ve cilt bulgularının değerlendirilmesi muayenenin temel parçalarıdır.
Laboratuvar incelemeleri arasında tam kan sayımı, böbrek fonksiyon testleri, elektrolitler, kan şekeri, lipit profili, tiroid hormonları, idrar tahlili ve mikroalbumin (idrarla protein kaybı) ölçümleri yer alır. Klinik şüpheye göre kandan ve idrardan hormon düzeyleri istenebilir. Renin ve aldosteron oranı, kortizol düzeyi, idrarda metanefrin (feokromositoma açısından önemli madde) ölçümleri, altta yatan hormonal nedenleri belirlemede kullanılan testlerdir.
Görüntüleme yöntemleri tanıda önemli bir yere sahiptir. Böbrek ultrasonografisi böbrek boyutları ve yapısı hakkında bilgi verir. Renal Doppler ultrason böbrek damarlarındaki darlıkları gösterebilir. Manyetik rezonans anjiyografi (MR damar incelemesi) ya da bilgisayarlı tomografi anjiyografi seçilmiş hastalarda renovasküler nedenlerin değerlendirilmesinde tercih edilir. Böbrek üstü bezinin tomografi ya da manyetik rezonans ile görüntülenmesi, hormon üreten tümörlerin saptanmasında belirleyici unsurdur.
Yirmi dört saatlik ambulatuvar tansiyon ölçümü (taşınabilir cihazla gün boyu tansiyon takibi) sekonder hipertansiyon şüphesinde sık başvurulan bir yöntemdir. Bu inceleme tansiyonun gün ve gece içindeki seyrini ortaya koyarak gece düşüşünün kaybolup kaybolmadığını gösterir. Uyku apnesi şüphesinde uyku testi (polisomnografi) yapılır. Tüm bu basamaklar birlikte değerlendirildiğinde altta yatan neden büyük olasılıkla belirlenebilir.
- Ayrıntılı öykü, fizik muayene ve dört ekstremiteden tansiyon ölçümü
- Kan ve idrar tahlilleri ile böbrek fonksiyon testleri
- Renin, aldosteron, kortizol ve metanefrin gibi hormon ölçümleri
- Böbrek ultrasonu, Doppler ve gerektiğinde anjiyografi
- Yirmi dört saatlik tansiyon takibi ve uyku testi
Komplikasyonlar Nelerdir?
Sekonder hipertansiyon, çoğunlukla daha yüksek tansiyon değerleriyle seyrettiği için komplikasyon riski de belirgin biçimde artmıştır. Uzun süre kontrol altına alınmayan yüksek tansiyon, kalp ve damar sisteminden başlayarak pek çok organı etkiler. Kalbin sol karıncığında kalınlaşma (sol ventrikül hipertrofisi), zamanla kalp yetmezliği, ritim bozuklukları ve koroner arter hastalığı bu tablonun en sık görülen yansımalarındandır.
Beyin damarları da yüksek basıncın etkisinden korunamaz. İnme, geçici iskemik atak adı verilen kısa süreli beyin kanlanma bozuklukları ve uzun vadede bunama riskinin artması, kontrolsüz hipertansiyonun ciddi sonuçları arasındadır. Özellikle hormon kaynaklı sekonder hipertansiyonlarda ani gelişen tansiyon krizleri, beyin kanaması açısından ek bir risk oluşturur. Bu nedenle ani başlayan şiddetli baş ağrısı, görme bulanıklığı, konuşma bozukluğu gibi şikayetler acil değerlendirme gerektirir.
Böbrekler hem sekonder hipertansiyonun nedeni hem de en sık etkilenen organlardan biri olabilir. Yüksek basınç böbrek süzme birimlerine zarar vererek mevcut böbrek hastalığını ilerletebilir; bu durum zamanla diyaliz gereksinimine kadar uzanan ağır bir tabloya zemin hazırlayabilir. Gözlerde retinopati (göz dibi damar hasarı), görmede bozulma ve ileri evrelerde görme kaybı da hipertansiyonun sessiz ama önemli sonuçları arasındadır.
Sekonder hipertansiyona neden olan hastalığın kendisi de ayrı bir komplikasyon kaynağıdır. Feokromositoma gibi tümörler ani tansiyon krizlerine, aldosteron fazlalığı potasyum düşüklüğüne bağlı kas güçsüzlüğüne, uyku apnesi ise gündüz uyku hali nedeniyle iş ve trafik kazalarına yol açabilir. Tüm bu nedenlerle altta yatan tablo erken belirlenip uygun şekilde yönetilirse hem tansiyon hem de organ hasarı açısından çok daha olumlu bir seyir mümkündür.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Tansiyon değerlerinizi düzenli olarak ölçmeniz ve yüksek bulduğunuzda mutlaka bir hekime başvurmanız büyük önem taşır. Özellikle otuz yaşın altında olup tansiyonunuz yüksek bulunduysa, kısa sürede birden fazla ilaca rağmen değerleriniz hedeflenen aralığa indirilemiyorsa, daha önce kontrollü seyreden tansiyonunuz aniden yükselmeye başladıysa ya da gece ölçümleriniz de yüksek seyrediyorsa bu durumu hafife almamalısınız. Bu tablolar sekonder hipertansiyon açısından ileri inceleme gerektirebilir.
Ataklar halinde gelen şiddetli baş ağrısı, terleme, çarpıntı; vücutta beklenmedik şişlikler, idrar renginde değişiklikler, köpüklü idrar; aşırı kilo kaybı veya beklenmedik kilo alımı; sıcağa tahammülsüzlük, ellerde titreme, uzun süre geçmeyen yorgunluk gibi şikayetler eşlik ediyorsa hekiminize mutlaka aktarmalısınız. Şiddetli horlama, gece nefes kesilmeleri ve gündüz uykululuk hali de sıklıkla göz ardı edilen, ancak yüksek tansiyona yön veren bulgular arasında yer alır.
Bazı durumlar acil başvuru gerektirir. Tansiyonunuzun çok yüksek seyretmesiyle birlikte göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani başlayan görme bozukluğu, konuşma güçlüğü, kol veya bacakta güçsüzlük, bilinç değişikliği gibi şikayetler ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Gebelik döneminde tansiyon yüksekliği saptanması da yakın izlem gerektiren özel bir durumdur.
Son Değerlendirme
Sekonder hipertansiyon, arkasında belirli bir hastalık ya da etken bulunan, doğru tanı konulduğunda yönetimi büyük ölçüde değişebilen bir tansiyon yüksekliği tablosudur. Erken yaşta başlaması, dirençli seyretmesi ya da atak halinde gelen yakınmalarla kendini göstermesi durumunda altta yatan nedenin araştırılması temel bir yaklaşımdır. Böbrek, hormon, damar veya uyku kaynaklı nedenlerin uygun yöntemlerle belirlenip yönetilmesi, hem tansiyon değerlerinin hem de uzun vadeli organ sağlığının korunmasına önemli katkı sağlar.
Koru Hastanesi Dahiliye bölümünde uzman hekimlerimiz, sekonder hipertansiyon gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.




