Çocuk Endokrinolojisi

Ergende Prolaktinoma Bağlı Amenore

Amenore Adölesanda Süreci, Prolaktinom, Hiperprolaktinemi ve Tedavi Seçenekleri, çeşitli klinik bulgularla seyreden ve uzman değerlendirmesi gerektiren bir tablodur. Bulgular ve değerlendirme adımları hakkında bilgi sahibi olun.

Ergenlik dönemi, bedenin yoğun hormonal değişikliklere uğradığı, adet düzeninin oturmaya başladığı hassas bir süreçtir. Bu dönemde adet görmeme ya da uzun süre adetlerin gelmemesi durumu, hem genç hem de ailesi için ciddi bir endişe kaynağı haline gelebilir. Bu tablonun arkasında bazen yumurtalıklarla ilgili sorunlar yatarken, bazen de beynin tabanına yakın yerleşmiş küçük bir bezin, yani hipofiz bezinin işleyişindeki bir bozulma rol oynayabilir. Prolaktinoma adı verilen iyi huylu hipofiz tümörleri, ergenlik çağında nadir görülse de adet düzensizliklerinin ve adet görmeme tablosunun önemli nedenleri arasında yer alır.

Prolaktinoma, prolaktin adı verilen hormonu salgılayan hücrelerden köken alan bir oluşumdur. Bu hormonun normalden yüksek seyretmesi, ergende adet düzeninin gecikmesine veya başlamış olan adetlerin uzun süre kesilmesine yol açabilir. Buna ergende prolaktinoma bağlı amenore (adet görmeme) denir. Tablo göründüğünden daha karmaşık olabilir, çünkü yalnızca adet düzensizliği değil; baş ağrısı, görme alanında daralma, memelerden süt benzeri akıntı ve büyüme ile ilgili sorunlar da eşlik edebilir. Erken fark edildiğinde uygun yaklaşımla süreç kontrol altına alınabilir ve gencin ergenlik dönemi sağlıklı biçimde tamamlanabilir.

Kimlerde Görülür?

Prolaktinoma her yaşta görülebilen bir hipofiz tümörüdür ancak ergenlik çağında nadirdir. Buna karşın bu dönemde tespit edilen vakalar, adet düzensizlikleri ve büyüme sorunları nedeniyle daha hızlı tanı alma şansı bulur. Genellikle 13-18 yaş arasındaki kız ergenlerde, adetlerin hiç başlamaması ya da başladıktan sonra altı ay veya daha uzun süre kesilmesi şikayetiyle dikkat çeker. Erkek ergenlerde daha çok büyüme geriliği, ergenliğe geç girme ve baş ağrısı gibi belirtilerle ortaya çıkabilir.

Ailesinde hipofiz tümörü, çoklu endokrin tümör sendromu (MEN-1) gibi genetik yatkınlıklar bulunan ergenlerde bu tablonun ortaya çıkma olasılığı bir miktar artabilir. Ayrıca uzun süredir antipsikotik, bulantı önleyici veya bazı mide ilaçlarını kullanan gençlerde de prolaktin yüksekliğine bağlı benzer bir tablo görülebilir; bu durumda doğrudan prolaktinoma değil, ilaç ilişkili bir prolaktin artışı söz konusu olur. Yine de adet görmeme şikayeti, ilaç kullansın ya da kullanmasın her ergende dikkatle ele alınması gereken bir bulgudur.

Kronik böbrek yetmezliği, ileri düzeyde tiroid bezi yetersizliği (hipotiroidi) ve karaciğer hastalıkları gibi sistemik durumlar da prolaktin düzeylerinin yükselmesine yol açabilir. Bu nedenle ergende adet görmeme tablosu değerlendirilirken yalnızca hipofiz bezi değil, beden bütününün ele alınması gerekir. Aşırı stres, yoğun spor yapma, ciddi kilo değişiklikleri ve düzensiz uyku da hormonal dengeyi etkileyebileceği için risk değerlendirmesinde göz önünde bulundurulur.

Toplum genelinde prolaktinoma sıklığı her 10 bin kişide bir ya da iki olgu civarındadır; ancak çocuk ve ergen yaş grubunda bu oran çok daha düşük seyreder. Yine de çocuk endokrinoloji polikliniklerine adet görmeme şikayetiyle başvuran ergenlerin küçük ama göz ardı edilemeyecek bir bölümünde altta yatan neden olarak prolaktin yüksekliği saptanır. Bu nedenle nadir görülmesi, hekimin tabloyu olası tanılar arasından dışlamasına gerekçe oluşturmaz.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Ergende prolaktinoma bağlı amenore tablosunun en belirgin bulgusu adet düzensizliği veya adetlerin tamamen kesilmesidir. Bazı gençlerde adetler hiç başlamayabilir; buna birincil amenore denir. Daha sık karşılaşılan durum ise adetlerin bir süre düzenli ya da düzensiz gelmesinin ardından üst üste birkaç ay boyunca hiç gelmemesidir. Bu noktada ergen ve ailesi genellikle önce stres, sınav yorgunluğu veya beslenme sorunlarını düşünür; ancak tablo aylar boyunca sürerse altta yatan hormonal nedenler için araştırma başlatmak gerekir.

Adet düzensizliğine sıklıkla eşlik eden bir bulgu da galaktore adı verilen, meme uçlarından kendiliğinden veya hafif basınçla gelen süt benzeri akıntıdır. Bu durum, hamilelik ya da emzirme dönemi olmadığı halde ortaya çıktığında prolaktin yüksekliğini akla getirir. Bazı ergenler bunu utanç verici bulup ailesiyle paylaşmakta zorlanabilir; ancak galaktore, prolaktinoma tanısında önemli bir ipucu olup mutlaka hekimle paylaşılması gereken bir bulgudur.

Tümörün boyutuna bağlı olarak baş ağrısı, görme bulanıklığı ve özellikle yan görme alanında daralma görülebilir. Hipofiz bezi görme sinirlerinin hemen altında yer aldığı için büyüyen bir tümör bu sinirlere baskı yapabilir. Ergen, sınıf tahtasını okurken yan tarafları seçemediğinden bahsedebilir ya da merdiven inerken yan adımlarda zorlanabilir. Bunlara ek olarak yorgunluk, halsizlik, ruhsal dalgalanmalar, cinsel gelişimde duraklama ve boy uzamasında yavaşlama da tabloyu tamamlayan bulgular arasında yer alır.

  • Adetlerin başlamaması veya altı aydan uzun süre gelmemesi
  • Meme uçlarından süt benzeri kendiliğinden akıntı (galaktore)
  • İnatçı baş ağrısı ve özellikle yan görme alanında daralma
  • Ergenlik bulgularında duraklama, boy uzamasında yavaşlama
  • Sebepsiz yorgunluk, halsizlik ve duygu durumunda dalgalanmalar

Nedenleri Nelerdir?

Tablonun temel nedeni, hipofiz bezinin ön kısmında yer alan prolaktin salgılayan hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalmasıyla oluşan iyi huylu bir tümördür. Bu tümör genellikle yavaş büyür ve kötü huylu hale dönmesi son derece nadirdir. Boyutu 10 milimetrenin altında olan tümörlere mikroadenom, üzerinde olanlara ise makroadenom denir. Ergenlerde makroadenomlar nispeten daha sık görülebilir ve baş ağrısı, görme sorunları gibi bası belirtileri makroadenomlarda daha belirgindir.

Genetik yatkınlık önemli bir etkendir. Özellikle MEN-1 (çoklu endokrin neoplazi tip 1) gibi kalıtsal sendromlarda hipofiz tümörlerine rastlanma sıklığı artar. Ailede paratiroid, pankreas ya da hipofiz tümörü öyküsü varsa ergende ortaya çıkan prolaktin yüksekliği daha dikkatli değerlendirilir. Bunun dışında bazı nadir gen değişiklikleri de tek başına ailesel hipofiz tümörlerine yol açabilir.

Bazı ilaçlar prolaktin düzeyini doğrudan etkileyerek tümör olmaksızın benzer bir tabloya yol açabilir. Psikiyatrik hastalıklarda kullanılan antipsikotikler, bazı antidepresanlar, bulantı önleyici metoklopramid ve domperidon, mide koruyucu olarak kullanılan bazı ilaçlar bu grupta yer alır. Ayrıca tiroid bezinin yetersiz çalışması, böbrek yetmezliği, karaciğer hastalıkları ve göğüs duvarındaki tahrişler de prolaktin yüksekliğine neden olabilir. Bu nedenle tanı sürecinde tüm bu olası nedenlerin bir bir gözden geçirilmesi gerekli olur.

Fizyolojik durumlar da prolaktin düzeyini geçici biçimde yükseltebilir. Hamilelik, emzirme dönemi, yoğun fiziksel egzersiz, cinsel uyarılma, uyku ve yüksek stres düzeyi sağlıklı ergenlerde bile prolaktin değerlerini bir miktar artırabilir. Bu yüzden tek bir kan ölçümünde elde edilen yüksek değer her zaman tümör anlamına gelmez. Hekim, klinik bulguları, ilaç kullanımını ve laboratuvar sonuçlarını bir bütün olarak değerlendirerek ayırıcı tanı yapar.

Tanı Nasıl Konulur?

Tanı sürecinin ilk adımı ayrıntılı bir hekim görüşmesi ve fizik muayenedir. Hekim, adetlerin ne zaman başladığını, son adet tarihini, daha önce kullanılan ilaçları, ailede benzer durum olup olmadığını ve büyüme gelişme öyküsünü dikkatle sorgular. Boy, kilo, ergenlik evresi ve meme muayenesi gibi bulgular tabloya yön verir. Bu aşamada hekim, prolaktinoma dışındaki olası nedenleri de aklında tutarak kapsamlı bir plan oluşturur.

Laboratuvar değerlendirmesinde kan prolaktin düzeyi temel bir incelemedir. Genellikle sabah saatlerinde, açlık ve dinlenmiş halde alınan kan örneği daha güvenilir sonuç verir. Çünkü stres, yemek ve egzersiz prolaktin düzeyini geçici olarak yükseltebilir. Tek bir ölçüm yüksek çıkarsa testin tekrarlanması istenebilir. Buna ek olarak tiroid hormonları (TSH, sT4), böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, gebelik testi ve gerekirse diğer hipofiz hormonları (LH, FSH, östrojen, kortizol, büyüme hormonu) değerlendirilir.

Görüntüleme yönteminde hipofiz bezi için kontrastlı manyetik rezonans (MR) incelemesi öne çıkar. Bu inceleme tümörün varlığını, boyutunu, çevre dokularla ilişkisini ve görme sinirlerine bası olup olmadığını ortaya koyar. Tümör makroadenom boyutundaysa göz hekimi tarafından yapılan görme alanı testi de tabloyu netleştirmek için istenir. Tüm bu bulgular bir araya getirildiğinde, yüksek prolaktin düzeyi ile uyumlu bir hipofiz tümörünün varlığı netleşir ve uygun yönetim planı oluşturulur.

Bazı durumlarda prolaktin düzeyi çok yüksek olmasına karşın laboratuvar ölçümünde olduğundan düşük görünebilir; buna "hook etkisi" denir ve makroadenomlarda karşılaşılabilir. Bu olasılık akla geldiğinde örneğin seyreltilerek yeniden çalışılması istenir. Ayrıca biyolojik olarak etkin olmayan makroprolaktin formunun yüksek olduğu durumlar da vardır; bu kez klinik bulgu olmadan yalnızca laboratuvar yüksekliği saptanır. Tanı sürecinin titiz biçimde yürütülmesi, gereksiz girişimlerin önüne geçer.

  • Ayrıntılı öykü ve fizik muayene ile başlangıç değerlendirmesi
  • Sabah açlık prolaktin ölçümü ve gerektiğinde tekrar testi
  • Tiroid, böbrek, karaciğer ve gebelik testleri ile ayırıcı tanı
  • Hipofiz bezine yönelik kontrastlı MR incelemesi
  • Görme sinirine bası şüphesinde göz hekimi muayenesi ve görme alanı testi

Komplikasyonlar Nelerdir?

Yönetilmeyen ya da geç tanı alan ergende prolaktinoma bağlı amenore tablosu, hem hormonal hem de yapısal sorunlara yol açabilir. Östrojen düzeyinin uzun süre düşük seyretmesi, kemik yoğunluğunun yeterince artmasını engelleyebilir. Ergenlik kemiklerin en hızlı geliştiği dönem olduğu için bu süreçte yaşanan östrojen eksikliği, ileri yaşlarda osteoporoz (kemik erimesi) riskini artırabilir. Bu nedenle adet düzeninin uzun süre bozuk kalması yalnızca güncel bir sorun değil, gelecek için de önemli bir risk taşır.

Makroadenomlarda tümörün büyümesi görme sinirlerine ve çevre yapılarına baskı yapabilir. Bu durum görme alanında daralmaya, çift görmeye, inatçı baş ağrılarına ve nadir olarak diğer hipofiz hormonlarının yetersiz salgılanmasına neden olabilir. Hipofiz bezinin diğer hormonlarının azalması, büyüme geriliği, tiroid yetersizliği, kortizol eksikliği gibi tablolarla kendini gösterebilir ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyebilir.

Psikososyal etkiler de göz ardı edilmemelidir. Adet görmemenin ergende oluşturduğu kaygı, akranlarından farklı bir bedensel gelişim sürdürmenin getirdiği özgüven sorunları ve uzun süreli takip gerektiren bir hastalıkla yaşamak ergeni hem ruhsal hem de sosyal anlamda zorlayabilir. Bu süreçte aile desteği, gerektiğinde çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanından yardım alınması ve hastalığı anlamaya yönelik açık iletişim, ergenin sürece uyumunu kolaylaştırır.

  • Östrojen eksikliğine bağlı kemik yoğunluğunda azalma riski
  • Makroadenomda görme alanı daralması ve baş ağrısı
  • Diğer hipofiz hormonlarında yetersizlik gelişme olasılığı
  • Büyüme ve ergenlik gelişiminde gecikme
  • Kaygı, özgüven sorunları gibi psikososyal etkiler

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Ergeninizin 15 yaşına kadar adet görmemiş olması ya da meme gelişimi başladığı halde üç yıl içinde adetin başlamamış olması durumunda mutlaka çocuk endokrinolojisi değerlendirmesi planlamanız gerekir. Bunun yanı sıra adetleri başlamış olan bir ergende üst üste altı ay boyunca adet gelmiyorsa veya yıl içinde adet sayısı çok azaldıysa süreç ihmal edilmemelidir. Erken başvuru, hem altta yatan nedenin doğru biçimde ortaya konmasını hem de olası komplikasyonların önüne geçilmesini sağlar.

Adet düzensizliğine eşlik eden bazı bulgular varsa daha hızlı hareket etmek gerekebilir. Sürekli devam eden baş ağrısı, görme bulanıklığı, yan görme alanında daralma, meme uçlarından kendiliğinden gelen süt benzeri akıntı, ergenliğin durduğu hissi, boy uzamasında belirgin yavaşlama gibi bulgular varsa bekleme süreniz daha kısa olmalıdır. Bu bulgular, hipofiz bezindeki bir oluşumun büyüme gösterdiğine ya da hormonal dengenin belirgin biçimde bozulduğuna işaret edebilir.

H├ólihazırda psikiyatrik tedavi, bulantı önleyici veya mide ilacı kullanan bir ergende adet düzensizliği başlıyorsa, ilacın kesilmesi veya değiştirilmesi konusunda mutlaka ilacı yazan hekiminize danışmanız gerekir. Kendi başınıza ilaç bırakmak ya da doz değiştirmek altta yatan hastalığın seyrini olumsuz etkileyebilir. Endokrinoloji ve psikiyatri birlikte değerlendirme yaptığında hem ruhsal hem hormonal denge gözetilerek güvenli bir plan oluşturulabilir.

Son Değerlendirme

Ergende prolaktinoma bağlı amenore, ilk bakışta sadece bir adet düzensizliği gibi görünse de aslında hipofiz bezinin hormonal işleyişinde ve bazen yapısında yaşanan önemli bir değişikliğin habercisidir. Erken fark edilen, kapsamlı biçimde değerlendirilen ve düzenli takip edilen olgularda tablo büyük ölçüde kontrol altına alınabilir; ergenlik süreci sağlıklı bir biçimde tamamlanabilir. Aile, ergen ve hekim arasındaki açık iletişim, sürecin hem tıbbi hem ruhsal yönüyle başarılı yönetilmesine zemin hazırlar.

Koru Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi bölümünde uzman hekimlerimiz, ergende prolaktinoma bağlı amenore gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Çocuk Endokrinolojisi Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment