Genel Cerrahi

Chirurgie oncoplastique du sein (résection oncoplastique)

Qu'est-ce que la chirurgie oncoplastique du sein et à qui s'adresse-t-elle ? Découvrez à Koru la méthode qui associe l'ablation de la tumeur à la reconstruction esthétique et le processus de guérison.

Onkoplastik meme cerrahisi, meme kanseri tedavisinde onkolojik radikaliteyi plastik cerrahi prensipleriyle birleştirerek hem tümörün güvenli sınırlarla çıkarılmasını hem de memenin estetik bütünlüğünün korunmasını amaçlayan bütüncül bir yaklaşımdır. Klasik meme koruyucu cerrahi büyük rezeksiyonlarda çukurluk, meme başı deviasyonu ve asimetri gibi kabul edilemez kozmetik sonuçlar bırakırken onkoplastik teknikler kalan meme dokusunu yeniden şekillendirerek veya komşu bölgelerden doku transferiyle bu defektleri onararak hastanın yaşam kalitesini belirgin biçimde artırmaktadır. Audretsch'in 1998 yılında tanımladığı ve Clough'un 2010 yılındaki sınıflamasıyla sistematik hale gelen bu yaklaşım, günümüzde uygun endikasyonlarda mastektomiye alternatif olarak sunulan modern bir tedavi stratejisidir.

Onkoplastik Meme Cerrahisi Klasik Meme Koruyucu Cerrahiden Hangi Yönleriyle Ayrılır?

Klasik meme koruyucu cerrahi, tümörün etrafındaki bir miktar sağlıklı doku ile birlikte lokal olarak çıkarılmasını hedefleyen ve rezeksiyon defektinin genellikle kendiliğinden iyileşmeye bırakıldığı bir yaklaşımdır. Bu yöntemde kavitenin küçük ve yüzeyel olduğu olgularda tatmin edici bir kozmetik sonuç elde edilebilse de meme hacminin yüzde onunu aşan rezeksiyonlarda ciddi kontur bozuklukları, meme başı çekintisi ve kadran çukurluğu gibi kalıcı deformiteler kaçınılmaz hale gelmektedir. Ayrıca radyoterapi sonrası oluşan fibrozis ve retraksiyon bu deformiteleri daha da belirginleştirerek hastalarda vücut algısı ve psikososyal iyilik hali üzerinde olumsuz etkiler bırakmaktadır.

Onkoplastik meme cerrahisi ise bu sınırlamaları aşmak için tümör rezeksiyonunu plastik cerrahi ilkeleriyle bütünleştirir ve aynı seans içinde defekt onarımını gerçekleştirir. Bu yaklaşımda cerrah preoperatif dönemde ayakta işaretleme yapar, Wise pattern, vertikal skar veya round block gibi insizyonları planlar ve hem tümörün genişçe çıkarılmasını hem de kalan glandüler dokunun pediküllü flepler halinde yeniden şekillendirilmesini sağlar. Bu sayede rezeksiyon hacmi klasik lumpektomiye göre iki-üç kat büyütülebilir ve marj negatiflik oranı artırılırken kozmetik sonuç da anlamlı biçimde iyileştirilir.

İki teknik arasındaki en temel felsefi fark, klasik meme koruyucu cerrahinin yalnızca onkolojik hedefleri gözetmesine karşın onkoplastik yaklaşımın onkolojik ve estetik hedefleri eş zamanlı olarak dengelemesidir. Bu nedenle onkoplastik cerrahi, multidisipliner planlama, plastik cerrahi eğitimi almış meme cerrahı veya meme cerrahı-plastik cerrah ortaklığı ve karşı memede simetrizasyon prosedürleri gibi ek unsurları da içerir. Sonuçta hasta hem tümörden güvenli biçimde arındırılmış hem de yaşam boyu sürecek estetik memnuniyet elde etmiş olur. Bu bütüncül yaklaşım aynı zamanda hasta merkezli bakımın temel taşlarından biri kabul edilir ve modern meme kanseri tedavisinde ayrılmaz bir bileşen olarak öne çıkar.

Ayrıca teknik seçimi ve preoperatif planlama arasındaki uçurum da iki yaklaşımı belirgin biçimde ayırır. Klasik lumpektomide cerrah çoğunlukla ameliyat masasında tümör üzerine düşen bir insizyon planlar ve rezeksiyon sonrası kaviteyi kapatır. Onkoplastik cerrahide ise hasta ayakta ve oturur pozisyonda değerlendirilir, meme başı ile inframemer katlantı arasındaki mesafeler ölçülür, meme başının nihai pozisyonu hesaplanır ve cilt kesileri titiz bir geometri ile işaretlenir. Bu ayrıntılı planlama yalnızca daha iyi estetik sonuç sağlamakla kalmaz, aynı zamanda cerrahın rezeksiyon sırasında güvenli marjı hedeflemesini kolaylaştırır ve intraoperatif kararsızlıkları azaltır.

Hangi Tümör Boyutu ve Meme Hacmi Oranında Onkoplastik Rezeksiyon Uygulanabilir?

Onkoplastik rezeksiyon endikasyonu belirlenirken tümör boyutunun mutlak değerinden çok tümörün meme hacmine oranı belirleyicidir. Standart lumpektomi için genellikle tümör hacmi meme hacminin yüzde onunun altında kaldığında yeterli kozmetik sonuç sağlanabilirken bu oranın yüzde on ile yüzde elli arasında olduğu durumlarda onkoplastik yaklaşım devreye girer. Yüzde elliyi aşan rezeksiyonlarda ise volüm yerine koyma teknikleri veya mastektomi ile eş zamanlı rekonstrüksiyon tercih edilmektedir. Bu nedenle üç santimetrelik bir tümör orta veya büyük bir memede standart meme koruyucu cerrahi ile çıkarılabilirken aynı boyuttaki bir tümör küçük bir memede onkoplastik teknik olmadan mastektomi endikasyonu doğurabilir.

Preoperatif planlamada meme manyetik rezonans görüntülemesi ve mamografi ile tümörün gerçek boyutu, multifokalite varlığı ve ekstensif intraduktal komponent haritalanır. Küçük memeli ve orta büyüklükte tümörü olan hastalarda tümör-meme oranı sınırda kalıyorsa Level 2 teknikleri, özellikle Wise pattern veya vertikal skar redüksiyon mamoplastisi tercih edilir. Büyük ve ptotik memelerde ise aynı seansta hem kanser rezeksiyonu hem de estetik iyileşme sağlanır. Bu hastalarda karşı memeye simetri amacıyla redüksiyon eklenmesi ise ek bir estetik avantaj yaratır.

Neoadjuvan kemoterapi sonrasında küçülen tümörlerde onkoplastik rezeksiyon sınırları yeniden değerlendirilir ve başlangıçta cerrahi dışı görünen olgular meme koruyucu adaya dönüşebilir. Ancak inflamatuar meme kanseri, yaygın multisentrik tümör, T4 tümörler ve daha önce memeye radyoterapi almış hastalarda onkoplastik yaklaşım kontrendikedir. Sigara kullanımı sürdüren, kontrolsüz diyabeti olan veya kollajen doku hastalığı bulunan hastalarda flep nekrozu riski nedeniyle daha temkinli teknik seçimi ve preoperatif optimizasyon şarttır. Ayrıca hasta yaşının kendi başına bir kontrendikasyon oluşturmadığı ancak biyolojik yaşın performans durumu ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmalıdır.

Meme hacmi ölçümünde günümüzde üç boyutlu görüntüleme sistemleri ve fotoğrafik yazılımlar kullanılmaktadır. Bu sistemler cerraha rezeksiyon sonrası kalacak hacmi objektif olarak hesaplama imkanı sunar ve karşı meme ile öngörülen simetri farkını sayısal olarak ifade eder. Böylece hasta ile yapılan bilgilendirme daha somut bir zemine oturtulur ve preoperatif beklenti gerçekçi bir çerçeveye kavuşturulur. Sonuç olarak tümör-meme oranı, ptozis derecesi, hasta yaşı, komorbiditeler ve beklentiler bir bütün olarak değerlendirilir ve onkoplastik cerrahi kararı bireyselleştirilir.

Volüm Yer Değiştirme (Displacement) ve Volüm Yerine Koyma (Replacement) Teknikleri Arasındaki Fark Nedir?

Volüm yer değiştirme teknikleri, rezeksiyon sonrası kalan meme dokusunun pediküllü glandüler flepler halinde yeniden şekillendirilerek defektin doldurulmasını hedefler. Bu grupta redüksiyon mamoplasti temelli Wise pattern, vertikal skar Lejour, round block Benelli ve batwing mastopeksi gibi klasik plastik cerrahi teknikleri yer almaktadır. Yeterli meme hacmine sahip ve ptozisli hastalarda tercih edilir çünkü mevcut doku hem rezeksiyon boşluğunu doldurur hem de eş zamanlı olarak memeye daha estetik bir kontur kazandırır. Ayrıca bu yaklaşımda cilt kesileri ilerideki mamografik takibi zorlaştırmayacak şekilde tasarlanır.

Volüm yerine koyma teknikleri ise küçük hacimli ve yeterli glandüler rezervi olmayan memelerde ya da kalan dokunun defekti doldurmaya yetmeyeceği büyük rezeksiyonlarda uygulanır. Bu grupta lateral interkostal arter perforatör flebi olan LICAP, medial interkostal arter perforatör flebi olan MICAP, torakodorsal arter perforatör flebi olan TDAP ve latissimus dorsi kas-deri flebi bulunmaktadır. Bu perforatör tabanlı flepler komşu bölgelerden getirilen doku ile rezeksiyon boşluğunu doldurur ve memenin şekli ile hacmi korunur. Perforatör bazlı yaklaşımlar kas fonksiyonunu koruyarak fonksiyonel morbiditeyi azaltır.

İki yaklaşım arasındaki tercih tümör lokalizasyonuna, meme hacmine, ptozis derecesine ve hasta beklentisine göre şekillendirilir. Volüm yer değiştirme daha kısa süreli ve daha az teknik gerektirirken volüm yerine koyma daha uzun operasyon süresi, daha ileri mikrocerrahi bilgisi ve daha titiz hasta seçimi gerektirir. Klinik pratikte hibrit yaklaşımlar da giderek yaygınlaşmakta ve tek bir olguda hem lokal glandüler yeniden düzenleme hem de küçük hacimli perforatör flep birlikte kullanılabilmektedir.

Tümörün Meme Üzerindeki Yerleşim Kadranına Göre Hangi Onkoplastik Teknik Seçilir?

Üst dış kadran tümörleri en sık karşılaşılan yerleşimdir ve bu bölgede lateral mamoplasti, tenis raketi insizyonu ve Wise pattern redüksiyon uygundur. Süperomedial pedikül üzerinde meme başı kaydırılarak lateralden gelen glandüler flep rezeksiyon boşluğuna getirilir. Küçük hacimli memelerde bu bölgede LICAP flebi de tercih edilebilir çünkü lateral toraks duvarındaki yağ dokusu meme lateraline transfer edilerek doğal bir kontur elde edilir. Üst iç kadran ise onkoplastik açıdan en zorlu bölgelerden biridir zira dekolte alanında yer aldığından buradaki deformite giysili durumda bile görülebilir. Bu bölgede round block tekniği, batwing mastopeksi ve MICAP flebi öne çıkar.

Alt kadran tümörlerinde vertikal skar redüksiyon mamoplastisi ve invertted T-Wise pattern altın standart olarak kabul edilir. Alt kutup rezeksiyonu sonrası inferior pedikül yerine süperior veya süperomedial pedikül üzerinde meme başı korunur ve alt kısım klasik redüksiyon mamoplastisi prensipleriyle yeniden şekillendirilir. Bu yaklaşım hem tümörü genişçe çıkarmayı hem de sarkık memeyi lifte etmeyi sağlar. Medial ve merkezi tümörlerde ise round block Benelli tekniği periareolar insizyonla iyi bir görüş sağlar ve donut mastopeksi olarak da bilinen bu yöntemle simetrik ve estetik bir sonuç elde edilir.

Retroareolar ve santral yerleşimli tümörlerde meme başı areola kompleksinin rezeksiyonu gerekebilir ve bu durumda Grisotti flebi veya modifiye santral kadranektomi teknikleri kullanılır. Bu tekniklerde meme başı çıkarılır ancak alt kutuptan getirilen deepitelize dermoglandüler flep merkezi defekti doldurur ve sekonder bir dönemde meme başı rekonstrüksiyonu yapılır. Kadran seçimine göre yapılan teknik tercihinde deneyimli bir cerrahın ustalığı, hastanın beklentisi ve karşı meme ile simetri hedefi belirleyici olmaktadır.

Multipl kadran tutulumu olan seçilmiş olgularda ise tek insizyon üzerinden birden fazla lezyona ulaşmayı sağlayan hibrit teknikler geliştirilmiştir. Bu yaklaşımlarda cilt insizyonu ile glandüler pedikül ayrı planlanır, her iki tümör de aynı seansta tek bir onkoplastik prosedür ile temizlenir ve meme yeniden şekillendirilir. Ancak multisentrik hastalıkta genellikle mastektomi ilk seçenek olarak masaya konulur ve onkoplastik meme koruyucu cerrahi ancak tümör dağılımının uygun olduğu, ekstensif intraduktal komponentin sınırlı kaldığı ve manyetik rezonans görüntülemesinin destek verdiği hastalarda tartışılır. Ayrıca cilt kesileri gelecekteki mamografik takibi ve gerektiğinde revizyon cerrahisini kolaylaştıracak yönelim ve konumda planlanmalıdır.

Simetri Sağlamak İçin Karşı Memeye Aynı Seansda Redüksiyon veya Mastopeksi Yapılır mı?

Onkoplastik meme cerrahisinin en önemli avantajlarından biri, karşı memeye eş zamanlı simetrizasyon prosedürü uygulanabilme imkanıdır. Redüksiyon mamoplastisi veya mastopeksi eklenerek her iki meme arasındaki hacim, kontur ve pozisyon farklılığı henüz oluşmadan giderilir. Bu yaklaşım özellikle büyük ve sarkık memeli hastalarda başarılıdır çünkü kanserli meme küçültülüp lifte edilirken karşı meme de aynı seansta simetrik hale getirilir. Böylece hasta tek bir anestezi altında hem onkolojik hem estetik hedeflerine ulaşır ve iki ayrı operasyon süreci yaşamak zorunda kalmaz.

Simetrizasyonun eş zamanlı mı yoksa gecikmiş mi yapılması gerektiği tartışmalı bir konudur. Eş zamanlı yaklaşımın avantajları arasında tek anestezi, tek iyileşme süreci, daha erken psikososyal iyileşme ve daha düşük toplam maliyet sayılabilir. Ancak radyoterapi sonrası kanserli memede oluşacak fibrozis ve retraksiyon nedeniyle simetri bozulabilir ve bu durumda karşı memede ek revizyon gerekebilir. Bu nedenle bazı ekipler simetrizasyonu radyoterapi tamamlandıktan altı ay ile bir yıl sonra planlamayı tercih etmektedir. Bu gecikmiş yaklaşımda ise final sonuç daha öngörülebilir olur ancak hasta iki ayrı operasyon geçirir.

Karşı memede yapılacak redüksiyon veya mastopeksi ayrıca patolojik açıdan da önemlidir çünkü çıkarılan doku histopatolojik incelemeye gönderilir ve saklı kanser odakları veya yüksek risk lezyonları tespit edilebilir. Bu insidental bulgu oranı literatürde yüzde iki ile yüzde beş arasında bildirilmektedir. Sigorta ve geri ödeme açısından karşı meme prosedürünün onkolojik rekonstrüksiyon kapsamında değerlendirilmesi ülkeden ülkeye değişmekle birlikte Türkiye'de bu yaklaşım Sağlık Uygulama Tebliği kapsamında kabul edilmektedir. Multidisipliner değerlendirme, hasta beklentisi ve cerrahi ekibin deneyimi kararı belirleyen temel faktörlerdir.

Onkoplastik Cerrahi Sonrası Cerrahi Sınır Negatifliği Nasıl Doğrulanır?

Onkoplastik rezeksiyon sonrasında cerrahi sınır negatifliği konvansiyonel meme koruyucu cerrahiye göre daha titiz bir değerlendirme gerektirir çünkü kalan meme dokusunun yeniden şekillendirilmesi sırasında anatomik yönlerin izlenebilirliği kaybolabilir. Bu nedenle spesimen daha çıkarılırken cerrah tarafından altı yönlü olarak süperior, inferior, medial, lateral, süperfisyel ve derin olarak boyanır ve etiketlenir. Sonrasında spesimen radyografisi veya spesimen ultrasonografisi ile intraoperatif olarak değerlendirilerek tümörün spesimen içindeki konumu ve marjlara mesafesi belirlenir. Bu şekilde tümöre yakın marjlar tespit edilirse aynı seans içinde ek kavite marjı traşlanır.

İntraoperatif frozen kesit değerlendirmesi bazı merkezlerde rutin olarak kullanılmakta ve şüpheli marjlarda hızlı histopatolojik doğrulama sağlanmaktadır. Ancak frozen incelemesinin yağlı dokuda yorumlanması zor olduğundan tüm marjlar yerine yalnızca radyografide sınırda görünen yönlerde uygulanır. Kavite marjı traşlaması ise daha güvenilir bir yöntem olarak kabul edilir ve rezeksiyon boşluğunun her yönünden dört ile altı milimetrelik ek doku örneği alınıp ayrı olarak patolojiye gönderilir. Bu yaklaşım re-eksizyon oranını literatürde yüzde otuzlardan yüzde ona kadar düşürebilmektedir.

Radyoterapi rehberi olarak rezeksiyon kavitesinin sınırlarına titanyum klipsler yerleştirilir çünkü onkoplastik cerrahide kavite genellikle glandüler flepler ile kapatıldığından radyoterapi ekibi eski tümör yatağını konvansiyonel yöntemlerle belirleyemez. Klipsler hem boost radyoterapisinin hedeflenmesini kolaylaştırır hem de ilerleyen dönemde takip görüntülemelerinde referans noktası oluşturur. Kesin patoloji sonucu geldikten sonra marj bir milimetreden az veya pozitif ise re-eksizyon planlanır ancak onkoplastik rekonstrüksiyon sonrası re-eksizyon teknik olarak zor olduğundan mastektomi de bir seçenek olarak masaya yatırılır.

Meme Başı ve Areola Kompleksi Onkoplastik Rezeksiyonda Nasıl Korunur?

Meme başı ve areola kompleksinin korunması onkoplastik rezeksiyonun estetik başarısında belirleyici bir faktördür ve bu yapı özel bir dermal-glandüler pedikül üzerinde beslenir. Pedikül seçimi kanser lokalizasyonuna göre yapılır ve pedikül alanı ile tümör alanı birbirinden mümkün olduğunca uzak tutulur. Süperior pedikül üstten alt kadran tümörlerinde, süperomedial pedikül üstten iç veya dış kadran tümörlerinde, inferior pedikül alttan üst kadran tümörlerinde ve santral mound tekniği ise tüm meme genelinde beslenmeyi sağlayabilen bir yaklaşımdır. Wise pattern ve vertikal skar teknikleri en yaygın kullanılan pedikül seçenekleridir.

Meme başının beslenmesi hem dermal subdermal pleksustan hem de glandüler pedikül içindeki merkezi damarlardan sağlanır. Rezeksiyon sırasında bu iki bileşen de korunmalı ve pedikül kalınlığı en az iki santimetre olmalıdır. Ayrıca pedikül tabanının aşırı gerilmemesi, kıvrılmamasi ve mekanik olarak sıkışmaması cerrahın en önemli hedeflerindendir. Meme başı ile pedikül tabanı arasındaki mesafe artıkça beslenme riski büyür bu nedenle uzun pediküllerde intraoperatif indosiyanin yeşili floresans anjiyografi kullanılarak perfüzyon doğrulanabilir. Modern merkezlerde bu görüntüleme flep nekrozu riskini yarıya kadar düşürmektedir.

Retroareolar tümörlerde veya meme başına iki santimetreden daha yakın kanserlerde meme başı korunması genellikle onkolojik açıdan güvensizdir ve bu durumda santral kadranektomi ile birlikte meme başı areola kompleksi rezeksiyonu tercih edilir. Sekonder dönemde nipple sharing tekniği, cilt lokal flepleri veya medikal dövme ile meme başı yeniden oluşturulur. Papil altındaki intraoperatif frozen incelemesi meme başının korunma güvenliğini artırır ve retroareolar dokuda invazif veya in situ kanser saptanırsa meme başı çıkarılır. Bu bireysel karar hasta tercihi, tümör biyolojisi ve cerrahın deneyimi ile şekillenir.

Ameliyat Sonrası Radyoterapi Estetik Sonucu ve Yağ Nekrozunu Nasıl Etkiler?

Meme koruyucu cerrahi sonrasında adjuvan radyoterapi kalan meme dokusunda mikroskobik hastalığı yok ederek lokal nüksü azaltan zorunlu bir tedavi bileşenidir. Ancak radyoterapi aynı zamanda cilt, ciltaltı ve glandüler dokuda kalıcı biyolojik değişikliklere yol açar. Bu değişiklikler arasında fibrozis, retraksiyon, telanjiektazi, hiperpigmentasyon ve ödem sayılabilir. Onkoplastik rekonstrüksiyon sonrasında radyoterapi memenin şekli ve hacmi üzerinde asimetri, yukarı çekilme ve kontraktür gibi geç estetik etkilere yol açabilir. Bu nedenle karşı memede simetrizasyon yapılan hastalarda radyoterapi sonrası dönemde asimetri ortaya çıkabilir ve revizyon cerrahisi gerekebilir.

Yağ nekrozu onkoplastik cerrahi ile radyoterapi kombinasyonunun karakteristik komplikasyonlarından biridir ve literatürde yüzde beş ile yüzde onbeş arasında bildirilmektedir. Özellikle geniş glandüler pediküllerin uçlarında ve iskemik dokularda ortaya çıkar. Klinik olarak sert, palpe edilebilir bir kitle şeklinde bulgu verir ve hasta ile hekim tarafından nüks korkusuyla karıştırılabilir. Mamografide dev spikülasyonlu bir kitle veya kalsifikasyon ile karakterizedir ve nadiren biyopsi gerektirebilir. Manyetik rezonans görüntülemesinde ise T1 hiperintens tipik yağ sinyali gösterir ve bu tanı koydurucudur.

Radyoterapinin estetik etkisini azaltmak için modern teknikler kullanılır. İntensity modulated radiotherapy ile hedef hacim daha homojen ışınlanır ve cildin aldığı doz azalır. Prone pozisyon radyoterapisinde meme aşağıya sarkarak akciğer ve kalp gibi kritik organlar korunurken ciltaltı doku dozu düşer. Hipofraksiyone rejimlerle toplam süre kısaltılır ve boost dozu tümör yatağına klips rehberliğinde uygulanır. Cerrah açısından onkoplastik teknik seçimi de önemlidir çünkü uzun pediküller ve yetersiz perfüzyon yağ nekrozu riskini artırır bu nedenle konservatif rezeksiyon ve dikkatli flep tasarımı sonuca olumlu yansır.

Onkoplastik Yaklaşım Radyoterapinin Planlanmasını ve Işınlama Alanını Nasıl Değiştirir?

Klasik meme koruyucu cerrahide rezeksiyon kavitesi ameliyat sonrası oluşan seroma veya belirgin skar dokusu ile radyoterapi planlaması sırasında kolaylıkla lokalize edilebilir. Ancak onkoplastik cerrahide kalan meme dokusu yeniden şekillendirildiği ve pediküllü glandüler flepler ile boşluk kapatıldığı için kavite anatomik olarak silinir. Bu durum boost radyoterapisinin hedeflenmesini güçleştirir ve tümör yatağının belirlenmesinde yeni bir stratejiye ihtiyaç doğurur. Bu nedenle cerrahi sırasında tümör yatağının etrafına en az beş adet titanyum klips yerleştirilmesi rutin uygulama haline gelmiştir.

Klipsler radyoterapi simülasyonunda bilgisayarlı tomografide kolaylıkla görülür ve boost hedef hacminin belirlenmesinde altın standart olarak kabul edilir. Ayrıca kısmi meme ışınlaması, intraoperatif radyoterapi veya brakiterapi gibi hızlandırılmış rejimlerde de klipsler kritik önem taşır. Onkoplastik cerrahi ile eş zamanlı intraoperatif radyoterapi uygulanan olgularda ise ışınlama tümör çıkarıldıktan hemen sonra kavite içinde yapılır ve bu yaklaşım seçilmiş hastalarda tüm meme ışınlamasının yerini alabilir. Ancak Türk kılavuzları ve NCCN önerileri intraoperatif radyoterapinin ancak düşük riskli hastalarda uygulanmasını önermektedir.

Bir diğer önemli konu ışınlama alanının genişlemesidir. Onkoplastik rekonstrüksiyon sırasında kadran değişimi ve doku transferi olduğundan orijinal tümör yatağı memenin farklı bir bölgesine kayabilir. Bu durum radyasyon onkoloğunun hedef volüm çizmesini zorlaştırır ve daha geniş ışınlama alanları gerektirebilir. Ayrıca perforatör flep kullanıldıysa flebin de ışınlama alanına dahil edilmesi tartışma konusudur. Bu nedenle onkoplastik cerrahi kararı verilir verilmez radyasyon onkoloğu tedavi ekibine dahil edilmeli ve preoperatif planlamada radyoterapi stratejisi tartışılmalıdır. Multidisipliner yaklaşım sonucu bu problemlerin çoğu preoperatif dönemde çözülebilir.

Yağ Nekrozu, Süt Fistülü ve Flap Yetmezliği Gibi Onkoplastiye Özgü Komplikasyonlar Nelerdir?

Onkoplastik meme cerrahisi kendine özgü bir komplikasyon spektrumuna sahiptir çünkü hem geniş rezeksiyon hem de karmaşık doku hareketleri içerir. Yağ nekrozu en sık karşılaşılan komplikasyonlardan biridir ve literatürde yüzde beş ile yüzde onbeş arasında bildirilmektedir. Klinik olarak sert palpe edilebilir kitle, cilt retraksiyonu veya spontan drenaj ile ortaya çıkabilir. Radyoterapi bu komplikasyonun sıklığını artırır çünkü ışınlanmış dokuda perfüzyon zaten azalmıştır. Yağ nekrozu görüntülemede kanser ile karışabildiği için manyetik rezonans görüntülemesi ve gerektiğinde biyopsi ile ayırıcı tanı yapılır.

Süt fistülü daha nadir görülen ancak yönetimi zor olan bir komplikasyondur. Özellikle emzirme dönemi sonrasında rezidüel süt kanallarının cerrahi sırasında zedelenmesi ve kalıcı bir drenaj yolu oluşması ile karakterizedir. Bu tablo genellikle spontan iyileşmez ve fistül traktının cerrahi eksizyonu gerektirir. Süt kanalı sisteminin planlı olarak ligate edilmesi ve subareolar dokuya dikkatli yaklaşım fistül gelişimini önlemede etkili yaklaşımlardır. Emzirmeyi tamamen kesen hastalarda risk belirgin biçimde azalır.

Flap yetmezliği ise pediküllü glandüler fleplerin veya perforatör tabanlı fleplerin iskemisine bağlı gelişen ciddi bir komplikasyondur. Kısmi flep nekrozu yaralanma bakımı ile iyileşebilirken tam flep nekrozu debridman ve rekonstrüksiyon revizyonu gerektirir. Meme başı areola kompleksinin nekrozu özellikle dramatik bir tablodur ve süperior pedikül Wise pattern uygulanan sarkık memelerde daha sık görülür. Sigara içimi, diyabet, obezite ve önceki radyoterapi öyküsü flap nekrozu için kritik risk faktörleridir. İndosiyanin yeşili floresan anjiyografi intraoperatif olarak perfüzyonu değerlendirmede kullanılan modern bir yöntemdir ve nekroz riskini azaltmaktadır. Diğer komplikasyonlar arasında seroma yüzde on-yirmi, hematom yüzde beş-on, enfeksiyon yüzde iki-beş oranında bildirilmektedir.

Neoadjuvan Kemoterapi Sonrası Küçülen Tümörlerde Onkoplastik Rezeksiyon Sınırları Nasıl Belirlenir?

Neoadjuvan kemoterapi lokal ileri meme kanserlerinde tümörü küçültme, meme koruyucu cerrahiye aday hale getirme ve tedaviye yanıtı in vivo değerlendirme amacıyla uygulanan modern bir yaklaşımdır. Ancak kemoterapi sonrası küçülen tümörlerde rezeksiyon sınırının kemoterapi öncesi orijinal tümör hacmi mi yoksa kemoterapi sonrası kalan hacim mi olduğu tartışmalıdır. Güncel kanıtlar ve NCCN kılavuzu kemoterapi yanıtı tam yanıt veya konsantrik küçülme paterninde ise kemoterapi sonrası küçük hacmin rezeke edilebileceğini önermektedir. Ancak dendritik veya rezidüel adacıklarla küçülme gösteren tümörlerde orijinal tümör hacminin çıkarılması güvenli yaklaşımdır.

Bu belirsizliği aşmak için kemoterapi öncesi tümör yatağına perkütan olarak titanyum klips veya radyoopak marker yerleştirilir. Bu marker tümör tam yanıt verse bile yerinde kalır ve rezeksiyon sırasında hedeflenecek noktayı gösterir. Ayrıca tedavi sürecinde manyetik rezonans görüntülemesi ile yanıt değerlendirilir ve tümörün küçülme paterni belirlenir. Neoadjuvan sonrası MR görüntülemesi rezidü hastalığı yaklaşık yüzde seksen doğrulukla saptayabilir ancak yalancı negatiflik oranı yüzde otuza kadar çıkabilir bu nedenle görüntülemede tam yanıt olsa bile histolojik doğrulama için cerrahi rezeksiyon zorunludur.

Onkoplastik teknik seçimi kemoterapi öncesi tümör boyutuna göre planlanmalıdır çünkü tümör küçülmüş olsa bile rezeke edilmesi gereken alan büyük kalabilir. Ayrıca neoadjuvan tedavi öncesi klipsleme yapılmış hastalarda cerrahi sırasında klipslerin altındaki bölge özellikle örneklenmelidir. Wire lokalizasyonu veya radyoaktif seed ile klipsli bölge preoperatif olarak işaretlenir ve spesimen radyografisi ile klipsin çıkarıldığı doğrulanır. Neoadjuvan tam patolojik yanıtı olan hastalarda dahi geniş bir alan çıkarılmalı ve tüm marjlar dikkatle değerlendirilmelidir çünkü mikroskopik rezidü hastalık lokal nüksün kaynağı olabilir.

Cerrahi Sonrası Mamografi ve MR Takibinde Skar Dokusu Tümörden Nasıl Ayırt Edilir?

Onkoplastik cerrahi sonrası mamografik takip klasik meme koruyucu cerrahiye göre daha karmaşıktır çünkü memenin anatomisi belirgin biçimde değişmiştir ve doku yeniden düzenlemesi nedeniyle yeni asimetriler, mimari distorsiyonlar ve kalsifikasyon paternleri ortaya çıkabilir. Cerrahi sonrası ilk bazal mamografi ameliyattan altı ay sonra çekilir ve gelecekteki karşılaştırmalar için referans olarak kullanılır. Skar dokusu tipik olarak zamanla küçülen, sabit veya gerileyen bir mimari distorsiyon şeklinde görülürken tümör nüksü genellikle büyüyen bir kitle veya yeni kalsifikasyonlar şeklinde ortaya çıkar.

Manyetik rezonans görüntülemesi bu ayırıcı tanıda kritik öneme sahiptir. Skar dokusu ilk iki yılda hafif kontrast tutulumu gösterebilir ancak zamanla bu tutulum azalır. Nüks ise kalıcı, hızlı ve yoğun kontrast tutulumu ile karakterizedir. Diffüzyon ağırlıklı sekanslar ve dinamik kontrastlı çalışmalar bu ayrımı yapmada MR'a ek katkı sağlar. Ayrıca yağ nekrozu skar veya nüksten ayrılmalıdır ve MR'da tipik yağ sinyali bu ayrımı kolaylaştırır. Şüpheli olgularda perkütan biyopsi ile histolojik doğrulama şarttır.

Takip protokolü onkoplastik hastalarda ilk iki yıl için altı ayda bir klinik muayene ve yıllık mamografi ile başlar ardından yıllık takibe geçilir. Manyetik rezonans görüntülemesi yüksek riskli hastalarda, dens memelerde veya şüpheli olgularda ek görüntüleme olarak kullanılır. Klips varlığı radyolojik olarak referans noktası oluşturarak sonraki takip görüntülemelerinde tümör yatağının lokalizasyonunu kolaylaştırır. Hasta ile hekim arasındaki iletişim, düzenli takip ve şüpheli bulguların agresif değerlendirmesi lokal nüksün erken saptanmasında belirleyicidir. Ayrıca hastaların kendi kendine meme muayenesi yapması ve herhangi bir değişikliği hekimine bildirmesi hayati önem taşır.

Onkoplastik Cerrahi Sonrası Lokal Nüks Oranı Standart Lumpektomi ile Karşılaştırıldığında Nasıldır?

Onkoplastik meme cerrahisi ile klasik meme koruyucu cerrahi arasındaki lokal nüks karşılaştırması güncel literatürde geniş kohort çalışmaları ile incelenmiştir. Meta-analizler onkoplastik rezeksiyon ve adjuvan radyoterapi kombinasyonunda beş yıllık lokal nüks oranının yüzde iki ile yüzde beş arasında olduğunu göstermektedir. Bu oran klasik meme koruyucu cerrahi ile eşdeğer veya bazı serilerde daha düşük bulunmaktadır. Daha düşük nüks oranının olası nedeni onkoplastik yaklaşımda rezeksiyon hacminin daha geniş olması ve buna bağlı olarak marj negatiflik oranının artmasıdır. Onkoplastik cerrahi ile ortalama rezeksiyon hacmi standart lumpektomiye göre iki-üç kat büyüktür.

Nüks paterni açısından onkoplastik cerrahi sonrası nüksler daha çok orijinal tümör yatağında gerçekleşir ve bu klasik meme koruyucu cerrahi ile benzerdir. Onkoplastik rekonstrüksiyon sonrası nüks saptandığında rezeksiyon anatomisi değişmiş olduğundan re-eksizyon zor olabilir ve mastektomi ile total meme rekonstrüksiyonu daha sık tercih edilen bir seçenek haline gelir. Bu nedenle onkoplastik cerrahi sonrası düzenli takip ve klips rehberliğinde hassas görüntüleme kritik öneme sahiptir. Hastaların onkoplastik cerrahiye karar verirken bu farkı bilmesi ve olası revizyon senaryolarının önceden konuşulması bilgilendirilmiş onam sürecinin bir parçasıdır.

Uzun dönemli sağkalım açısından onkoplastik cerrahi ile klasik meme koruyucu cerrahi arasında istatistiksel fark bulunmamaktadır. On yıllık genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım oranları benzerdir. Kozmetik sonuç ise onkoplastik yaklaşımın en belirgin üstünlüğüdür ve Harvard Kozmetik Skalası'na göre memnuniyet oranı yüzde seksenbeş ile yüzde doksanbeş arasındadır. BREAST-Q gibi hasta bildirimli sonuç ölçekleri de onkoplastik hastalarda yaşam kalitesi, meme memnuniyeti ve psikososyal iyilik hali skorlarının klasik lumpektomiye göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu nedenle onkoplastik cerrahi uygun endikasyonlarda modern meme kanseri tedavisinin standart bileşenlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Ameliyat Sonrası Meme Duyusu, Emzirme İşlevi ve Uzun Vadeli Simetri Nasıl Değişir?

Onkoplastik meme cerrahisi meme başı ve areola duyusunun uzun vadede değişkenlik göstermesine neden olabilir. Süperior veya süperomedial pedikül üzerinde meme başı korunduğunda dermatomal innervasyon büyük ölçüde korunur ancak inferior pedikül veya santral mound tekniklerinde duyu daha fazla etkilenir. Hastaların yaklaşık yüzde ellisinde ilk altı ay içinde meme başı duyusunda geçici azalma bildirilir ve bu duyu bir yıl içinde kısmen geri döner. Ancak yaklaşık dörtte bir hastada duyu kaybı kalıcıdır. Areola çevresindeki cilt duyusu ise insizyon paternine göre değişir ve Wise pattern insizyonlarda daha belirgin duyu kaybı görülebilir.

Emzirme işlevi genç kadınlarda önemli bir konudur ve onkoplastik cerrahi sonrasında laktasyon yeteneği kısmen etkilenir. Kanserli memede süt kanalları büyük ölçüde bozulduğundan bu memeden emzirme genellikle mümkün olmaz ve kalıcı süt sekresyonu klasik cerrahi sonrasında da beklenmeyen bir durumdur. Kontralateral karşı memede simetrizasyon amacıyla redüksiyon yapılmışsa bu memede de laktasyon kapasitesi azalır çünkü süt kanalı sisteminin bir kısmı çıkarılmıştır. Cerrahi sonrası radyoterapi de kalan meme dokusunda süt üretim kapasitesini azaltır ve fibrozis kanal sistemi üzerinde kalıcı hasar yapar. Bu nedenle genç ve emzirme planlayan hastalar preoperatif dönemde detaylı bilgilendirilmelidir.

Uzun vadeli simetri onkoplastik cerrahinin en önemli sonuç ölçütlerinden biridir. Cerrahi sonrası ilk altı ay içinde ödem ve fibrozis nedeniyle memede geçici asimetri görülebilir ve nihai sonuç ancak bir yıl sonra değerlendirilir. Radyoterapi sonrasında ışınlanan memede zaman içinde küçülme ve retraksiyon gelişerek karşı meme ile arasında hacim farkı oluşabilir. Karşı memede eş zamanlı simetrizasyon yapılan hastalarda bile bu radyasyon kaynaklı asimetri sonradan revizyon gerektirebilir ve yağ enjeksiyonu ile küçük hacim eklemeleri yaygın bir düzeltme yöntemidir. Genel olarak hastaların yüzde seksen-doksanı uzun vadede memesinden memnun kalmakta ve psikososyal iyilik hali klasik cerrahiye göre belirgin biçimde daha yüksek seyretmektedir. Koru Hastanesi Genel Cerrahi ekibi olarak onkoplastik meme cerrahisi tekniklerini modern kılavuzlara uygun biçimde uygulayarak hastalarımıza hem onkolojik güvenlik hem estetik memnuniyet sunmayı hedefliyoruz. Meme kanseri tanısı almış her hasta multidisipliner konseyde değerlendirilmekte, cerrahi teknik hasta bazında bireyselleştirilmekte ve postoperatif takip düzenli protokollerle sürdürülmektedir.

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tıbbi değerlendirme veya tedavi önerisi yerine geçmez. Meme kanseri tanısı almış hastaların onkoplastik cerrahi kararı öncesinde meme cerrahisi konusunda deneyimli hekim, plastik cerrah ve tıbbi onkolog ile birlikte multidisipliner değerlendirme yapılması zorunludur. Tedavi seçimi bireysel klinik durum, tümör biyolojisi, meme hacmi ve hasta tercihine göre şekillendirilir; bu nedenle Koru Hastanesi Genel Cerrahi polikliniğine başvurmanız ve size özel tedavi planının uzman ekibimizce oluşturulması önerilmektedir.

Rencontrez Nos Médecins Spécialistes

Prenez rendez-vous dès maintenant ou appelez-nous pour votre santé.

WhatsApp Rendez-vous en Ligne