Çocuk Romatoloji

JİA Tedavisinde Sülfasalazin

Çocuklarda JIA Tedavisinde Sülfasalazin, klinik bulgularıyla dikkat çeken ve doğru değerlendirme gerektiren bir durumdur. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Juvenil idiyopatik artrit (JİA), on altı yaşın altındaki bireylerde altı haftadan uzun süreyle devam eden, nedeni tam olarak aydınlatılamamış kronik eklem iltihabı tablolarını kapsayan bir hastalık grubudur. Çocukluk çağında karşılaşılan romatizmal hastalıklar arasında sıklıkla görülen bu tablo, sadece eklemlerle sınırlı kalmayıp göz, deri, iç organlar ve büyüme süreçleri üzerinde de etkiler oluşturabilmektedir. Hastalığın seyrinde eklem hasarının önlenmesi, fonksiyonel kayıpların azaltılması ve büyüme çağındaki bireyin yaşam kalitesinin korunması amacıyla farmakolojik yaklaşımlar bütüncül bir bakış açısıyla planlanmaktadır. Bu kapsamda hastalık modifiye edici antiromatizmal ilaçlar (DMARD) içinde değerlendirilen sülfasalazin, belirli alt tiplerde klinik pratikte uzun yıllardır yer bulan ajanlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Sülfasalazin, kimyasal yapısı itibarıyla sülfapiridin ve 5-aminosalisilik asidin (5-ASA) bir azo bağı ile birleşmesinden oluşan, oral yolla alınan bir bileşiktir. İnce bağırsakta büyük ölçüde emilmeden kalın bağırsağa ulaşan molekül, bağırsak mikrobiyotasının azoredüktaz enzimleri aracılığıyla sülfapiridin ve 5-ASA bileşenlerine ayrılır. Romatolojik etkinin büyük bölümünden sülfapiridin fraksiyonunun sorumlu olduğu kabul edilmekle birlikte, 5-ASA fraksiyonu da lokal antiinflamatuvar etkilere katkı sağlamaktadır. Molekülün immün modülatör özellikleri; lenfosit proliferasyonunun baskılanması, proinflamatuvar sitokin yapımının azaltılması, lökosit kemotaksisinin sınırlandırılması ve folat metabolizması üzerinden hücresel düzeyde yapılan girişimler aracılığıyla ortaya çıkmaktadır.

JİA alt tipleri içerisinde sülfasalazinin tercih edildiği başlıca tablolar, oligoartiküler ve poliartiküler seyirli formlar ile özellikle entezit ilişkili artrit grubudur. Entezit ilişkili artrit, alt ekstremite eklemlerinde asimetrik tutulum, tendon yapışma yerlerinde iltihaplanma ve zaman içinde sakroiliak eklem etkilenimi ile karakterize olup erişkin çağdaki spondiloartropatilerin çocukluk döneminde görülen öncüsü kabul edilmektedir. Bu alt tipte sülfasalazinin periferik eklem bulguları üzerindeki olumlu etkileri klinik çalışmalarla desteklenmiştir. Sistemik başlangıçlı JİA formlarında ise ilaç ilişkili makrofaj aktivasyon sendromu riski göz önünde bulundurularak kullanım daha temkinli bir biçimde değerlendirilmektedir.

Etki mekanizması üzerinde durulduğunda, molekülün adenozin salınımını artırarak inflamasyonun düzenlenmesinde rol oynadığı bilinmektedir. Adenozinin hücre yüzey reseptörleri aracılığıyla nötrofil fonksiyonlarını sınırlandırması, tümör nekroz faktörü alfa, interlökin-1 ve interlökin-6 gibi proinflamatuvar mediatörlerin üretimini azaltmaktadır. Ayrıca nükleer faktör kappa B (NF-kB) yolağının baskılanması, hücre içi sinyal iletiminde inflamatuvar genlerin transkripsiyonunu sınırlandırarak eklem iltihabının kontrol altına alınmasına katkıda bulunmaktadır. Bu çok yönlü etki örüntüsü, sülfasalazinin sadece semptomatik rahatlama sağlayan bir ajan olmaktan çıkıp hastalık seyrini değiştiren bir ilaç olarak konumlandırılmasını mümkün kılmaktadır.

İlacın çocuk hastalarda kullanımına başlamadan önce ayrıntılı bir değerlendirme yapılması önerilmektedir. Bu değerlendirme kapsamında tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, idrar tetkiki ve gerekli görüldüğü durumlarda glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G6PD) enzim düzeyi incelenmektedir. G6PD eksikliği bulunan çocuklarda hemolitik anemi riskinin artması nedeniyle bu enzim aktivitesinin önceden bilinmesi klinik açıdan önem taşımaktadır. Sülfa grubu ilaçlara ya da salisilatlara karşı bilinen aşırı duyarlılık öyküsü, porfiri tanısı, ileri evre karaciğer veya böbrek yetmezliği ve bağırsak tıkanıklığı gibi durumlar ilacın başlanmaması gereken klinik tablolar arasında yer almaktadır.

Pediatrik dozlama, çocuğun vücut ağırlığı esas alınarak belirlenmektedir. Genel klinik yaklaşımda başlangıç dozu düşük tutularak yan etkilerin tolere edilebilirliği değerlendirilmekte ve doz aşamalı olarak hedef düzeye çıkarılmaktadır. Çoğu durumda günlük doz iki ya da üç eşit bölüme ayrılarak yemeklerle birlikte alınması önerilmektedir. Yemeklerle birlikte alım, mide bulantısı ve epigastrik rahatsızlık gibi gastrointestinal yan etkilerin görülme sıklığını azaltmakta, ilaç uyumunun korunmasına katkı sağlamaktadır. Enterik kaplı formülasyonların tercih edilmesi, üst sazaltma sistemi yakınmalarının azaltılması açısından klinik pratikte sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Klinik yanıt genellikle altı ila on iki haftalık bir süreçte belirginleşmekte, maksimum etkinin değerlendirilmesi için üç ila altı aylık bir izlem dönemi gerekmektedir.

Sülfasalazin kullanımı sırasında gözlenebilecek yan etkilerin önemli bir bölümü ilk üç ayda ortaya çıkmaktadır. Bulantı, kusma, iştahsızlık, karın ağrısı ve baş ağrısı sık karşılaşılan, çoğunlukla doz ayarı ya da formülasyon değişikliği ile yönetilebilen şikayetler arasında yer almaktadır. Bazı çocuklarda deride döküntü, kaşıntı ve ışığa karşı duyarlılık artışı görülebilmektedir. Hematolojik açıdan lökopeni, trombositopeni ve nadiren agranülositoz gibi tablolar bildirilmiştir; bu nedenle düzenli kan sayımı takibi önemli bir izlem parametresi olarak değerlendirilmektedir. Karaciğer enzim yüksekliği geçici olabilmekle birlikte kalıcı yükselmelerde ilaç dozunun azaltılması veya kesilmesi gündeme gelmektedir.

Nadir görülen, ancak klinik açıdan dikkat gerektiren yan etkiler arasında DRESS sendromu (ilaca bağlı eozinofili ve sistemik semptomlarla seyreden döküntü), Stevens-Johnson sendromu ve toksik epidermal nekroliz gibi ağır cilt reaksiyonları yer almaktadır. Bu reaksiyonlar çoğunlukla tedavinin ilk haftalarında ortaya çıkmakta olup ateş, yaygın döküntü, mukozal lezyonlar ve genel durum bozukluğu eşlik edebilmektedir. Bu tür belirtilerin fark edilmesi durumunda ilacın derhal kesilmesi ve hızlı bir hekim değerlendirmesi gerekmektedir. Ailelerin ve hastaların bu konuda önceden bilgilendirilmesi, erken tanı açısından kritik bir role sahiptir.

Erkek hastalarda uzun süreli kullanımda geri dönüşümlü oligospermi tablosunun bildirilmiş olması, ergenlik çağındaki bireylerin izleminde göz önünde bulundurulması gereken bir başka konudur. İlacın kesilmesinin ardından sperm parametrelerinin genellikle birkaç ay içinde eski düzeyine döndüğü bilinmektedir. Folat metabolizması üzerinden etkileri nedeniyle bazı kliniklerde folik asit takviyesi önerilmektedir. Bu yaklaşım hem makrositik anemi riskini azaltmakta hem de büyüme çağındaki çocuklarda folat eksikliğine bağlı tablolardan korunmaya katkı sağlamaktadır.

İzlem protokolleri açısından tedavi başlangıcından sonraki ilk üç ayda iki ila dört hafta arayla, ardından üç ayda bir tam kan sayımı ve karaciğer fonksiyon testlerinin değerlendirilmesi önerilmektedir. Periyodik idrar tetkiki, böbrek fonksiyon parametreleri ve gerekli durumlarda akut faz reaktanları (eritrosit sedimentasyon hızı, C-reaktif protein) ile hastalık aktivitesi izlenmektedir. Klinik değerlendirmede aktif eklem sayısı, sabah tutukluğu süresi, fiziksel fonksiyon ölçekleri ve büyüme parametreleri bir bütün olarak ele alınmaktadır. Çocuk romatolojide kullanılan JADAS (Juvenile Arthritis Disease Activity Score) gibi standardize aktivite skorları, tedaviye yanıtın nesnel biçimde takip edilmesinde kullanılmaktadır.

İlaç etkileşimleri açısından sülfasalazinin bazı antibiyotikler, antikoagülanlar ve oral hipoglisemik ajanlarla birlikte kullanımında dikkatli olunması gerekmektedir. Bağırsak florasını etkileyen geniş spektrumlu antibiyotiklerin uzun süreli kullanımı, ilacın aktif metabolitlerine dönüşümünü azaltarak etkinliği sınırlandırabilmektedir. Digoksin ve folik asit emiliminde azalma gözlenebileceğinden, kombine kullanım planlanırken bu etkileşimler değerlendirilmektedir. Canlı aşı uygulamalarında genel immün baskılayıcı yük göz önünde bulundurulmakta, aşı takvimi çocuk romatoloji ve çocuk enfeksiyon hekimlerinin ortak değerlendirmesiyle düzenlenmektedir.

Sülfasalazin, JİA yönetiminde tek başına kullanılabildiği gibi metotreksat başta olmak üzere diğer hastalık modifiye edici ilaçlarla kombinasyon halinde de tercih edilebilmektedir. Yetersiz yanıt alınan ya da agresif seyirli olgularda biyolojik ajanlarla birlikte basamaklı tedavi yaklaşımlarının bir parçası olarak konumlandırılmaktadır. Özellikle entezit ilişkili artrit alt tipinde tümör nekroz faktörü inhibitörleri ile birlikte ya da onlara geçişten önce kullanılan bir basamak olarak değerlendirilmektedir. Tedavi seçiminde çocuğun yaşı, hastalığın aktivitesi, eklem dışı tutulumlar, eşlik eden hastalıklar ve aile tercihleri gibi etkenler bütüncül biçimde göz önünde bulundurulmaktadır.

Uzun dönem yanıt açısından sülfasalazinin sürekli klinik remisyon sağladığı olgularda dahi ilacın kesilme kararı dikkatli bir biçimde alınmaktadır. Genellikle altı ay ile bir yıl süren sessiz hastalık döneminin ardından kademeli doz azaltımı düşünülmekte, alevlenme riskine karşı yakın izlem sürdürülmektedir. Erken dönemde başlatılan ve etkin biçimde sürdürülen DMARD tedavisinin eklem hasarının ilerlemesini sınırlandırdığı, fonksiyonel sonuçları olumlu yönde etkilediği ve hastalığın uzun dönem seyrinde yapısal hasar gelişimini geciktirdiği gösterilmiştir. Bu nedenle ilaç uyumunun sürdürülmesi ve düzenli kontrollerin aksatılmaması, hedeflenen klinik yanıtın korunması açısından kritik öneme sahiptir.

Çocuk ve ergenlik dönemindeki bireylerde kronik bir hastalığın varlığı, yalnızca fiziksel açıdan değil psikososyal açıdan da bütüncül bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Okula devam, fiziksel aktiviteye katılım, akran ilişkileri ve aile dinamikleri, hastalık yönetiminin ayrılmaz parçaları olarak değerlendirilmektedir. Sülfasalazin gibi uzun süreli kullanılan ilaçlarda tedavi uyumunun sağlanabilmesi için hastanın ve ailesinin ilacın etki mekanizması, beklenen yanıt süresi ve olası yan etkiler konusunda yeterli düzeyde bilgilendirilmesi önerilmektedir. Çocuk romatoloji, fizik tedavi, beslenme ve psikososyal destek birimlerinin koordineli çalışması, hastalığın yönetiminde sürdürülebilir bir başarı için temel bir gerekliliktir.

Sonuç olarak sülfasalazin, juvenil idiyopatik artritin belirli alt tiplerinde uzun yıllardır klinik kullanımda yer alan, etkinliği ve güvenlik profili görece iyi tanımlanmış bir hastalık modifiye edici antiromatizmal ajan olarak değerlendirilmektedir. Düşük dozdan başlanarak aşamalı doz artışı, düzenli laboratuvar izlemi ve klinik aktivite skorlarıyla yapılan değerlendirme; ilacın güvenli ve etkili biçimde kullanılmasına olanak tanımaktadır. Bireysel hastalık özellikleri, eşlik eden tıbbi durumlar ve aile beklentileri göz önünde bulundurularak çocuk romatoloji uzmanı tarafından yapılacak değerlendirme, en uygun yaklaşımın belirlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment