Çocuk Endokrinolojisi

Turner Sendromunda Kalp Sorunları

Turner sendromunda kardiyovasküler izlem; aort koarktasyonu, biküspit aort kapağı, aort dilatasyonu ve uzun dönem değerlendirme yaklaşımları için rehber.

Turner sendromu, kadın bireylerde X kromozomunun tamamının ya da bir bölümünün eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan, çok sistemli bulgularla seyreden genetik bir durumdur. Klinik tabloda boy kısalığı, gonadal yetmezlik, böbrek anomalileri ve yüz hatlarına ait bazı özellikler ön plana çıkmakla birlikte, kalp ve büyük damarlara ilişkin bulgular hastalığın seyrini en çok belirleyen başlıkların başında yer almaktadır. Çocuk endokrinolojisi pratiğinde Turner sendromu tanısı konulan her bireyin kardiyovasküler açıdan ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi, izlem sürecinin temel bileşeni olarak kabul edilmektedir. Bu yaklaşımın gerekçesi, görülebilecek yapısal anomalilerin bir bölümünün yıllar içinde sessiz seyredebilmesi ve ileri yaşlarda ciddi komplikasyonlara zemin hazırlayabilmesidir.

Sendrom kapsamında karşılaşılan kardiyovasküler bulguların önemli bir kısmı doğuştan gelen yapısal farklılıklar şeklindedir. Yapılan çalışmalarda bu hastaların yaklaşık üçte birinde ile yarısında kalp veya büyük damarlara ait en az bir anomaliye rastlandığı bildirilmektedir. Bu oran, genel popülasyonla karşılaştırıldığında oldukça yüksek bir düzeye karşılık gelmektedir. Söz konusu yapısal farklılıkların erken dönemde tespit edilmesi, ileride gelişebilecek hemodinamik sorunların öngörülebilmesi ve uygun zaman aralıklarında değerlendirme planlanabilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu nedenle tanı anında ekokardiyografik inceleme ve mümkün olduğunda manyetik rezonans görüntüleme yöntemiyle ayrıntılı kardiyovasküler değerlendirme önerilmektedir.

Turner sendromunda en sık karşılaşılan kalp anomalisi biküspit aort kapağı olarak tanımlanmaktadır. Normal koşullarda üç yaprakçıktan oluşması beklenen aort kapağının iki yaprakçıklı yapıda gelişmesi, sol ventrikül ile aort arasındaki kan akımının zaman içinde anormal hemodinamik etkilere maruz kalmasına yol açabilmektedir. Bu yapısal farklılık çoğu durumda çocukluk çağında belirti vermeksizin seyretmekte, ancak ileri yaşlarda kapakta kalınlaşma, daralma ya da yetersizlik gibi sorunlara zemin hazırlayabilmektedir. Biküspit aort kapağı bulunan bireylerde aort duvarındaki bağ doku özelliklerinin de farklılık gösterebildiği, bu durumun aort kökünde genişlemeye eğilim oluşturabildiği bilinmektedir. Söz konusu nedenle düzenli görüntüleme aralıklarının belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Aort koarktasyonu, sendrom kapsamında sık karşılaşılan ikinci yapısal anomali olarak öne çıkmaktadır. Aort damarının belirli bir bölgesinde daralma şeklinde tanımlanan bu durum, kan akımının distal segmentlere ulaşmasını güçleştirebilmekte ve sol ventrikül üzerinde basınç yükü oluşturabilmektedir. Bebeklik döneminde belirgin daralma varlığında beslenme güçlüğü, terleme ve solunum sıkıntısı gibi bulgular gözlenebilmekteyken, hafif derecede daralmalar uzun yıllar boyunca sessiz seyredebilmektedir. Üst ekstremite tansiyonunun alt ekstremiteye göre belirgin biçimde yüksek olması, klinik değerlendirmede koarktasyon şüphesini güçlendiren önemli bir bulgu olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle her muayenede dört ekstremite kan basıncı ölçümü önerilmektedir.

Sendromda parsiyel anormal pulmoner venöz dönüş, sol süperior vena kava varlığı ve aortik ark anomalileri gibi farklı yapısal bulgulara da rastlanabilmektedir. Bunlar arasında elongasyon, koniklik ve aortik arkın açısal farklılıkları, ileri yaşlarda aort patolojilerine eğilim açısından dikkatle izlenmesi gereken durumlardır. Manyetik rezonans anjiyografi gibi ileri görüntüleme yöntemleriyle elde edilen ayrıntılı anatomik bilgiler, hastaya özel izlem planının oluşturulmasında belirleyici rol oynamaktadır. Bu görüntüleme yöntemlerinin tanı sonrasında ve belirli aralıklarla tekrarlanması, klinik karar süreçlerinin sağlıklı biçimde yürütülmesi açısından önerilmektedir.

Aort diseksiyonu, Turner sendromunda ortaya çıkabilen en ciddi komplikasyonlar arasında değerlendirilmektedir. Aort duvarındaki katmanların ayrışması olarak tanımlanan bu durum, genel popülasyona kıyasla bu hasta grubunda daha erken yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Hipertansiyon varlığı, biküspit aort kapağı, koarktasyon ve genişlemiş aort kökü gibi faktörler diseksiyon riskini artıran bileşenler olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle aort çapının yaşa, vücut yüzey alanına ve normal değerlere göre düzenli olarak değerlendirilmesi, izlem sürecinin temel parçası olarak kabul edilmektedir. Riskli kabul edilen olgularda görüntüleme aralıkları kısaltılarak süreç daha yakından izlenmektedir.

Hipertansiyon, Turner sendromunda kardiyovasküler riskleri artıran bir diğer önemli başlıktır. Hastaların önemli bir bölümünde, herhangi bir yapısal anomali olmaksızın da kan basıncı değerlerinin normal sınırların üzerine çıkabildiği görülmektedir. Bu durumun altında yatan mekanizmalar arasında damar yapısındaki bağ doku farklılıkları, böbrek anomalileri ve nörohumoral düzenleme farklılıkları yer almaktadır. Çocukluk döneminden itibaren düzenli kan basıncı ölçümü yapılması, yaşa uygun referans değerlerine göre yorumlanması ve gerekli görüldüğünde yirmi dört saatlik ambulatuvar izlem ile değerlendirilmesi önerilmektedir. Erken dönemde saptanan hipertansiyon, uygun yaşam tarzı düzenlemeleri ve gerektiğinde ilaç desteğiyle yönetilmektedir.

Sendrom kapsamında değerlendirilen bir diğer önemli bulgu QT mesafesinin uzaması olarak tanımlanan elektrokardiyografik özelliktir. QT uzaması, ciddi ritim bozukluklarına zemin hazırlayabilen bir durum olarak bilinmekte ve bu nedenle düzenli elektrokardiyografik takip önerilmektedir. QT mesafesini uzatma etkisi gösterebilen ilaçların kullanımı sırasında ek dikkat gerekmektedir. Bu hasta grubunda ilaç seçimi sürecinde kardiyoloji görüşü alınması, olası riskleri en aza indirebilmek açısından önemli bir basamak olarak kabul edilmektedir. Aritmi şüphesi taşıyan klinik tabloda Holter incelemesi gibi yöntemlerle değerlendirme planlanmaktadır.

Büyüme hormonu kullanımının kardiyovasküler etkileri Turner sendromunun izlem sürecinde dikkat edilmesi gereken başlıklardandır. Boy kısalığının yönetiminde önemli yer tutan bu yaklaşım, kalp kasında ve damar yapısında bazı etkiler oluşturabilmektedir. Genel olarak güvenli kabul edilen bir uygulama olmakla birlikte, aort genişlemesi açısından izlem aralıklarının planlanması ve hekimin uygun gördüğü kontrol görüntülemelerinin aksatılmaması önem taşımaktadır. Büyüme hormonu uygulamasından önce ayrıntılı bir kardiyovasküler değerlendirme yapılması, sonrasında izlem programı oluşturulması rutin yaklaşımın bir parçası olarak kabul edilmektedir.

Ergenlik döneminde başlatılan östrojen replasmanı, kardiyovasküler sağlık üzerindeki etkileri açısından dikkatle değerlendirilen bir konudur. Östrojen, damar duvarındaki yapısal denge üzerinde olumlu etkiler gösteren bir hormon olarak bilinmekte ve uygun dozda, uygun zamanda başlatılan replasman süreci kardiyovasküler korunma açısından önemli bir bileşen olarak kabul edilmektedir. Bu sürecin çocuk endokrinolojisi uzmanlığı tarafından bireyselleştirilerek planlanması, geçiş döneminde erişkin endokrinoloji ile koordineli biçimde sürdürülmesi önerilmektedir. Replasman sırasında lipit profili, karaciğer fonksiyonları ve kan basıncı düzenli olarak izlenmektedir.

Gebelik planlaması, Turner sendromunda kardiyovasküler değerlendirmenin en kritik başlıklarından biridir. Hamilelik sürecinde dolaşım sisteminde meydana gelen fizyolojik değişiklikler, mevcut aort patolojilerinin daha hızlı ilerlemesine yol açabilmekte ve diseksiyon riskini artırabilmektedir. Bu nedenle gebelik öncesinde ayrıntılı bir kardiyovasküler değerlendirme yapılması, aort çapının ölçülmesi, kapak fonksiyonlarının incelenmesi ve hipertansiyon varlığının değerlendirilmesi yaşamsal öneme sahiptir. Hamilelik döneminde de düzenli kardiyoloji izlemi sürdürülmekte, doğum yöntemi seçimi multidisipliner yaklaşımla belirlenmektedir. Multidisipliner ekip; çocuk endokrinolojisi, kardiyoloji, kadın hastalıkları ve doğum ile genetik uzmanlarından oluşmaktadır.

Yaşam tarzı düzenlemeleri, sendromun kardiyovasküler izleminde önemli bir yer tutmaktadır. Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, uygun vücut ağırlığının korunması ve sigara dumanına maruziyetin önlenmesi gibi başlıklar günlük yaşam pratiğinin temel parçası olarak önerilmektedir. Ağır izometrik egzersizler ve ani efor gerektiren sporlar, aort patolojisi bulunan bireylerde sınırlandırılmakta; spor seçimi kardiyoloji görüşü doğrultusunda planlanmaktadır. Lipit metabolizmasının düzenli olarak değerlendirilmesi, glukoz tolerans testinin uygun aralıklarla yapılması ve tiroid fonksiyonlarının izlenmesi de eşlik eden risk faktörlerinin yönetiminde önemli rol oynamaktadır.

Çocuk endokrinolojisi izleminde Turner sendromu tanılı bireylerin kardiyovasküler durumu, çoklu disiplinli bir yaklaşımla sürdürülmektedir. Tanı anında yapılan ayrıntılı değerlendirmenin ardından belirli aralıklarla ekokardiyografi, kan basıncı ölçümü, elektrokardiyografi ve uygun olgularda manyetik rezonans incelemesi planlanmaktadır. İzlem aralıkları; hastanın yaşına, mevcut bulgularına ve risk faktörlerine göre bireyselleştirilmektedir. Ergenlik geçişi döneminde erişkin kardiyoloji ekibine yapılan transferin koordineli biçimde gerçekleştirilmesi, izlem sürekliliğinin korunması açısından önemli bir basamak olarak kabul edilmektedir.

Hastalığın seyrinde aile bilinçlendirmesinin de belirleyici bir rolü bulunmaktadır. Ailelerin sendromun kardiyovasküler boyutu hakkında bilgi sahibi olması, kontrol randevularının düzenli biçimde sürdürülmesini ve olası bulgular karşısında uygun şekilde davranılmasını kolaylaştırmaktadır. Göğüs ağrısı, ani başlangıçlı sırt ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı ve nefes darlığı gibi yakınmalar acil değerlendirme gerektiren bulgular olarak bilinmektedir. Bu tür belirtilerin gecikmeksizin bir sağlık kuruluşuna iletilmesi, olası ciddi komplikasyonların erken dönemde fark edilmesine katkı sağlamaktadır. Aile içi farkındalığın artırılması, izlem sürecinin verimliliğini doğrudan etkileyen bir bileşen olarak öne çıkmaktadır.

Turner sendromu tanılı bireylerin kardiyovasküler sağlığı, yaşam boyu sürdürülen bir izlem programı çerçevesinde korunmaya çalışılmaktadır. Çocukluk döneminde başlayan, ergenlikte yeniden yapılandırılan ve erişkin yaşam boyunca devam eden bu süreç, bireyin yaşam kalitesinin korunması ve olası komplikasyonların erken dönemde fark edilmesi açısından önemli bir çerçeve oluşturmaktadır. Çocuk endokrinolojisi uzmanlığı; kardiyoloji, genetik, jinekoloji ve gerekli görülen diğer disiplinlerle koordineli çalışarak izlem sürecini bireye özel biçimde planlamakta, yaşam boyu süren bu yolculukta hasta ve aileye danışmanlık sunmaktadır.

Çocuk Endokrinolojisi Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment