Nöroloji

Ponction lombaire (ponction lombaire)

La ponction lombaire consiste à prélever du liquide céphalorachidien avec une fine aiguille entre deux vertèbres lombaires. Consultez nos médecins de Neurologie de Koru Ankara.

Bel suyu alma işlemi, tıbbi terminolojide lomber ponksiyon adıyla anılan ve nöroloji pratiğinin en temel tanısal ile terapötik girişimlerinden biri olarak kabul edilen özel bir bel bölgesi işlemidir. Bu uygulama, omurga içindeki subaraknoid boşlukta yer alan ve merkezi sinir sistemini çevreleyen berrak sıvının, yani beyin omurilik sıvısının, bel omurları arasından ince bir iğne yardımıyla örneklenmesini kapsamaktadır. Nöroloji uzmanları, menenjit ve ansefalit gibi enfeksiyöz durumlardan multipl skleroza, subaraknoid kanamadan Guillain-Barr├® sendromuna, normal basınçlı hidrosefaliden idiopatik intrakranial hipertansiyona kadar geniş bir hastalık yelpazesinin ayırıcı tanısında lomber ponksiyonun sunduğu bilgiye sıklıkla başvurmaktadır. Ayrıca intratekal kemoterapi uygulaması, kontrast myelografi ve psödotümör serebride tedavi amaçlı sıvı boşaltımı gibi terapötik amaçlarla da bu işlem güvenle gerçekleştirilebilmektedir. Koru Hastanesi Nöroloji ekibinin steril koşullarda, deneyimli hekim eşliğinde ve gerekli tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra uyguladığı lomber ponksiyon, hem tanı koyma sürecinde hem de bazı hastalıkların yönetiminde belirleyici rol üstlenen değerli bir prosedür konumundadır.

Lomber Ponksiyon Nedir?

Lomber ponksiyon, halk arasında yaygın kullanılan adıyla bel suyu alma işlemi, bel bölgesindeki lomber omurlar arasından girilerek omurilik zarlarının en içteki tabakası olan araknoid ile pia mater arasında bulunan subaraknoid boşluğa ince bir spinal iğne yerleştirilmesi ve bu boşlukta dolaşan beyin omurilik sıvısından örnek alınması esasına dayanan yerleşik bir nörolojik girişimdir. Beyin omurilik sıvısı, koroid pleksuslar tarafından üretilen, ventriküler sistem boyunca dolaşan ve subaraknoid boşlukta hem beyni hem de omuriliği çevreleyerek mekanik koruma sağlayan berrak, renksiz ve şeffaf bir sıvı olma özelliğine sahiptir. Bu sıvının kimyasal, hücresel, mikrobiyolojik ve immünolojik incelenmesi, merkezi sinir sistemini etkileyen birçok patolojinin tanısında hekime paha biçilmez veri sunmaktadır.

İşlem, anatomik olarak erişkinde omurilik konusunun L1-L2 seviyesinde sonlanması nedeniyle bunun altındaki güvenli bölgede, tipik olarak üçüncü lomber omurga ile dördüncü lomber omurga arası, dördüncü lomber omurga ile beşinci lomber omurga arası veya beşinci lomber omurga ile birinci sakral omurga arası aralıklardan gerçekleştirilmektedir. Bu seviyeler seçilirken hem omurilik dokusunun zedelenme riskinin ortadan kalkması hem de ligamentum flavum ve dura materin kolay geçilebilir yapıda olması belirleyici olmaktadır. İşlem sırasında girilen sıvı boşluğunun basıncı manometre ile ölçülebilmekte, erişkinde altı ile yirmi beş santimetre su sınırları arasında değişen normal değerler kayıt altına alınmakta ve alınan sıvı çeşitli laboratuvar analizlerine gönderilerek tanısal süreç ilerletilmektedir.

Lomber ponksiyon aynı zamanda tanısal amaç dışında tedavi amaçlı da uygulanabilen çok yönlü bir işlem konumundadır. İdiopatik intrakranial hipertansiyon olarak bilinen ve psödotümör serebri adıyla da tanınan tabloda kafa içi basıncını düşürmek için beyin omurilik sıvısı boşaltılabilmekte, lenfoma veya lösemi gibi hematolojik malignitelerde intratekal kemoterapi ilaçları bu yol ile santral sinir sistemine ulaştırılabilmekte, bazı menenjit tablolarında antibiyotikler doğrudan sıvı boşluğuna verilebilmekte ve nadiren de olsa kontrastlı myelografi tetkiklerinde kontrast madde uygulaması için lomber ponksiyondan yararlanılmaktadır. Bu çok yönlü kullanım alanı, işlemi nöroloji pratiğinin vazgeçilmez araçlarından biri h├óline getirmektedir.

Lomber Ponksiyonun Hedefi ve Uygulama Sahaları Nelerdir?

Lomber ponksiyonun temel hedeflerinden ilki, merkezi sinir sistemini etkileyen enfeksiyöz hastalıkların tanısında hızlı ve güvenilir veri elde etmektir. Bakteriyel menenjit şüphesi taşıyan hastalarda beyin omurilik sıvısında görülen bulanık görünüm, artmış nötrofil hakim hücre sayısı, yüksek protein düzeyi, düşük glukoz konsantrasyonu ve pozitif Gram boyaması ile kültür sonuçları erken tanı ve zamanında antibiyotik başlanması açısından belirleyici olmaktadır. Viral ansefalit veya menenjit tablolarında ise lenfosit hakim hücresel yanıt, ılımlı protein artışı, korunmuş glukoz seviyeleri ve polimeraz zincir reaksiyonu ile herpes simpleks virüsü, enterovirüs veya diğer etkenlerin gösterilmesi tanıyı netleştirmektedir. Tüberküloz menenjitinde adenozin deaminaz düzeyi ile lenfositer profil, mantar menenjitlerinde ise kriptokok antijen testleri işlemin sunduğu değerli bilgiler arasında yer almaktadır.

İşlemin bir diğer önemli uygulama sahası, non-enfeksiyöz nörolojik hastalıkların ayırıcı tanısıdır. Multipl skleroz tanısında oligoklonal bant tespiti ve immunoglobulin G indeksi hesaplaması hastalığın kesinleştirilmesine katkı sunmakta; Guillain-Barr├® sendromunda sitoalbüminer disosyasyon adıyla anılan hücresel sayının normal ancak protein düzeyinin belirgin artmış olması karakteristik bulgu olarak yer almaktadır. Bilgisayarlı tomografi görüntüleme negatif çıkmış ancak klinik olarak subaraknoid kanama şüphesi süren olgularda ksantokromik görünümün varlığı tanıyı kesinleştirebilmekte; karsinomatoz menenjitte ise sıvı sitolojisinde malign hücrelerin gösterilmesi sistemik kanserin santral sinir sistemine yayılımını ortaya koymaktadır. Normal basınçlı hidrosefali hastalarında ise büyük miktarda sıvı boşaltılmasının ardından yürüyüş fonksiyonundaki iyileşmenin değerlendirilmesi cerrahi karar sürecine yön vermektedir.

Nörodejeneratif hastalıklar da lomber ponksiyonun giderek genişleyen kullanım alanları arasında yer almaktadır. Alzheimer hastalığında beyin omurilik sıvısı beta-amiloid kırk iki, total tau ve fosforile tau düzeylerinin ölçümü tanıya destek olurken; Creutzfeldt-Jakob hastalığında on dört üç üç proteini araştırması karakteristik değer taşımaktadır. Parkinson hastalığı ve ilişkili sinükleinopatilerin araştırılmasında alfa-sinüklein çalışmaları, otoimmün ansefalitlerde ise antikor paneli değerlendirmeleri lomber ponksiyon örnekleri üzerinde gerçekleştirilmektedir. Ayrıca psödotümör serebride basınç düşürme amacıyla, hematolojik malignitelerde intratekal kemoterapi uygulaması amacıyla ve dirençli menenjit vakalarında yerel antibiyoterapi amacıyla da işlem terapötik hedef doğrultusunda planlanabilmektedir.

Lomber Ponksiyon (Bel Bölgesinden Sıvı Örneklemesi) Nasıl Gerçekleştirilir? Uygulama Adımları Nelerdir?

Uygulama, hastanın pozisyonlanmasıyla başlayan sistematik bir sürece dayanmaktadır. Klasik yerleşim lateral dekübit yani hastanın yan yatırılıp dizlerini karnına, çenesini göğsüne çekerek fetal pozisyona getirilmesi biçiminde tanımlanmaktadır. Bu pozisyon lomber omurlar arasındaki mesafeyi genişleterek iğnenin ilerlemesini kolaylaştırmakta ve aynı zamanda manometrik basınç ölçümü için standart referans düzlemi sağlamaktadır. Alternatif olarak oturur pozisyonda uygulama da mümkündür; ancak bu durumda basınç ölçümü aynı doğrulukta yapılamayacağı için genellikle tanısal amaçlı sıvı örneklemesi olan olgularda tercih edilmektedir. Hasta pozisyonlandıktan sonra hekim, iliak kanatların üst hizasından geçen ve Tuffier çizgisi olarak bilinen anatomik hattı belirleyerek dördüncü lomber spinöz çıkıntıyı işaret etmekte ve palpasyonla üçüncü lomber ile dördüncü lomber, dördüncü lomber ile beşinci lomber arası aralıklardan uygun olanı seçmektedir.

Girişim sahasının hazırlanması adımında öncelikle bölge geniş bir alanda antiseptik solüsyonlarla temizlenmekte, ardından steril örtüler serilerek steril alan oluşturulmaktadır. Cilt ve cilt altı dokuları yüzde iki lidokain gibi lokal anesteziklerle uyuşturulmakta, ortalama bir ile üç mililitre lokal anestezik yeterli olmaktadır. Anestezi etkinleştikten sonra spinal iğne, seçilen aralıktan cilde diklemesine veya hafifçe göbeğe doğru eğimli olarak yerleştirilmektedir. Kullanılan iğneler arasında yirmi ile yirmi iki numara Quincke tipi kesici uçlu iğneler klasik seçenek olurken; yirmi iki ile yirmi beş numara arası Whitacre veya Sprotte gibi kalem ucu benzeri pencil-point iğneler post-lomber ponksiyon baş ağrısı riskini belirgin azalttığı için son yıllarda daha çok tercih edilmektedir.

İğne ilerletildikçe önce cilt altı dokular, ardından supraspinöz ligament, interspinöz ligament ve son olarak ligamentum flavum katmanları geçilmekte; bu son katmandan sonra dura mater aşıldığında hafif bir direnç kaybı ile hekim iğnenin sıvı boşluğuna ulaştığını "pop" hissiyle anlamaktadır. Stilet çıkarıldığında berrak sıvının damla damla akmaya başlaması işlemin başarılı olduğunun göstergesidir. Bu aşamada manometre bağlanarak açık basınç ölçülmekte, ardından tanısal analiz için genellikle dört ayrı steril tüpe toplam on ile on beş mililitre sıvı toplanmaktadır. Birinci tüp hücre sayımı, ikinci tüp biyokimyasal analiz olan protein glukoz laktat, üçüncü tüp mikrobiyolojik değerlendirme olan Gram boyama kültür polimeraz zincir reaksiyonu ve dördüncü tüp özel testler olan sitoloji oligoklonal bant için ayrılmaktadır. Sıvı toplandıktan sonra kapatma basıncı ölçülüp iğne stiletli halde geri çekilmekte, giriş yerine steril pansuman uygulanarak işlem yaklaşık on beş ile otuz dakika içerisinde tamamlanmaktadır.

İşlem Esnasında Neler Yaşanır? Ağrılı mıdır?

Lomber ponksiyonun ağrı boyutu hastaların en çok merak ettiği konuların başında gelmekte olup uygulanan yerel anestezi ile birlikte işlem, çoğu kişide beklenilenden çok daha kolay tolere edilen bir deneyime dönüşmektedir. Uygulama başlangıcında cilt bölgesinin lidokain ile uyuşturulması esnasında hafif bir yanma veya batma hissi olabilmekte, ancak birkaç saniye içerisinde etkisini gösteren lokal anestezik derin dokulara da etki ederek girişim sahasını hissizleştirmektedir. Anestezi tam etkinleştikten sonra spinal iğnenin ilerletilmesi sırasında hasta genellikle keskin bir ağrı yerine bir basınç hissi veya itilme hissi tarif etmektedir. Bu his, iğnenin ligament katmanlarını geçerken doğal olarak yarattığı mekanik baskıdan kaynaklanmakta ve rahatsız edici olmakla birlikte tahammül edilebilir sınırlar içerisinde kalmaktadır.

Bazı olgularda iğne ilerletilirken sinir kökünün yakınından geçilmesi durumunda bacağa veya kalçaya doğru yayılan geçici bir karıncalanma, uyuşukluk veya elektrik çarpması benzeri bir his hissedilebilmektedir. Bu bulgu tehlikeli değildir ve hekim iğnenin konumunu hafifçe yeniden ayarlayarak sinir kökünden uzaklaşmakta, işlemi güvenli biçimde sürdürmektedir. Hasta bu tür bir duyum hissettiğinde bunu hemen hekime bildirmesi, işlemin daha güvenli tamamlanması bakımından önem taşımaktadır. Sıvı akmaya başladıktan ve manometre ile basınç ölçümü yapılırken herhangi bir ek rahatsızlık yaşanmamakta; hasta sıvı toplama süresince yalnızca sırt bölgesinde hafif bir ağırlık hissedebilmektedir.

Anksiyete düzeyi yüksek olan hastalarda işlem öncesinde hafif sedasyon uygulanabilmekte, ancak bu durum tüm hastalar için gerekli görülmemektedir. Deneyimli bir hekim tarafından sakin bir ortamda ve hastanın yeterli bilgilendirilmesi yapıldıktan sonra uygulanan işlem, on beş ile otuz dakika içerisinde tamamlanmakta ve büyük bölümü herhangi bir belirgin ağrı deneyimi olmadan tamamlanmaktadır. İşlem sonrasında iğnenin çıkarıldığı bölgede birkaç saat sürebilen hafif hassasiyet ya da gerginlik hissi normal karşılanmakta, bu his zamanla kendiliğinden gerilemektedir. Hastanın işlem öncesinde bilgilendirilmesi, kaygının önemli oranda azalmasını sağlamakta ve deneyimin daha konforlu geçmesine katkı sunmaktadır.

Uygulama Sonrası Toparlanma Süreci Nasıldır ve Yan Etkiler Nasıl Kontrol Edilir?

İşlem tamamlandıktan sonra hasta genellikle bir ile iki saatlik gözlem süresi boyunca sırt üstü yatar pozisyonda dinlendirilmektedir. Bu süre içerisinde vital bulgular, giriş yeri pansumanı, bacak hareketleri ve genel durum düzenli aralıklarla değerlendirilmekte; herhangi bir komplikasyon bulgusu görülmezse hasta taburcu edilmektedir. Sırt üstü yatak istirahati önerisinin post-lomber ponksiyon baş ağrısını kesin olarak önlediğine dair yeterli kanıt bulunmamakla birlikte klinik pratikte h├ól├ó sıklıkla önerilmekte; günümüzde hastaların erken mobilizasyonuna izin veren uygulamalar da güvenle yapılabilmektedir. Bol sıvı alınması, kafeinli içeceklerin ölçülü tüketilmesi ve ağır fiziksel aktivitelerden yirmi dört ile kırk sekiz saat kaçınılması genel öneriler arasında yer almaktadır.

Toparlanma sürecinin en sık karşılaşılan yakınması post-lomber ponksiyon baş ağrısıdır. Bu baş ağrısı işlemi izleyen ilk kırk sekiz saat içerisinde ortaya çıkmakta ve karakteristik olarak postural özellik göstermektedir; hasta dik durduğunda veya oturur pozisyonda baş ağrısı belirginleşirken uzanır uzanmaz gerilemektedir. Ağrı sıklıkla frontal veya oksipital bölgede tanımlanmakta, bulantı, boyun sertliği ve fotofobi eşlik edebilmektedir. Toplumda yüzde on ile otuz oranında görülebilmekte, iğne kalibresinin küçük tutulması ve pencil-point tipi iğnelerin kullanılmasıyla riskin belirgin azaldığı bilinmektedir. Tedavide bol sıvı alımı, düz yatak istirahati, kafein içeren analjezikler ve gerektiğinde parasetamol ile nonsteroid antiinflamatuvarlar önerilmektedir.

Konservatif tedaviye yanıt vermeyen ve dört ile beş günden uzun süren refrakter baş ağrılarında epidural kan yaması uygulaması altın standart tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Bu işlemde hastanın kendi kanından on beş ile yirmi mililitre alınarak steril koşullar altında epidural boşluğa enjekte edilmekte, oluşan pıhtı dura materdeki delik üzerinde yama etkisi yaratmakta ve baş ağrısı çoğunlukla dakikalar içerisinde belirgin şekilde gerilemektedir. Bunun dışında giriş yerinde hafif hassasiyet, morarma veya kısa süreli sırt ağrısı görülebilmekte; bu bulgular birkaç gün içerisinde kendiliğinden gerilemektedir. Ateş, giderek şiddetlenen sırt ağrısı, bacaklarda güçsüzlük veya idrar tutamama gibi bulgular ortaya çıkarsa hastanın hemen sağlık kuruluşuna başvurması gerekmektedir.

Lomber Ponksiyonun Olası Tehlikeleri ve Komplikasyonları Nelerdir?

Lomber ponksiyon güvenli bir işlem olmakla birlikte, her invaziv girişimde olduğu gibi bazı komplikasyon potansiyellerini beraberinde taşımaktadır. En sık karşılaşılan komplikasyon olan post-lomber ponksiyon baş ağrısı literatürde yüzde on ile otuz sıklığında bildirilmekte, tipik postural özelliği ve dura materdeki delikten sıvı sızıntısına bağlı intrakranial hipotansiyon mekanizmasıyla açıklanmaktadır. Kullanılan iğnenin ince kalibrede ve pencil-point tipte olması, bevel yönlemesinin dural liflere paralel yerleştirilmesi ve stiletin geri yerleştirildikten sonra iğnenin çıkarılması gibi teknik önlemler bu komplikasyonun sıklığını belirgin biçimde azaltmaktadır. Refrakter olgularda epidural kan yaması ile yüksek başarı elde edilebilmektedir.

Nadir görülmekle birlikte ciddi komplikasyonlar da göz önünde bulundurulmalıdır. Koagülasyon bozukluğu olan hastalarda spinal epidural hematom gelişme riski artmakta olup uluslararası normalleştirilmiş oran değerinin bir buçuğun üzerinde olduğu, trombosit sayısının elli binin altında bulunduğu durumlar veya düşük moleküler ağırlıklı heparin ile antikoagülasyon süren tablolarda ilaç kesme süreleri titizlikle uygulanmalı ve laboratuvar parametreleri düzeltilmelidir. Enfeksiyon riski steril tekniğe uyulduğunda binde beşin altında kalmakta; ancak lomber cilt bölgesinde aktif enfeksiyon varlığında işlem mutlak kontrendike sayılmaktadır. Spinal epidural abse, radikülopati ve nadiren de olsa persistent sinir kökü hasarı diğer nadir komplikasyonlar arasında yer almaktadır.

En hayati komplikasyon, kafa içi basıncı belirgin şekilde artmış hastalarda ve özellikle bir yer kaplayan lezyon varlığında ortaya çıkabilecek serebral herniasyon riskidir. Papilödem, fokal nörolojik defisit, azalmış bilinç düzeyi veya yakın zamanda başlamış nöbet öyküsü olan hastalarda işlem öncesinde mutlaka bilgisayarlı tomografi görüntüleme yapılmalı ve kitle etkisi ekarte edilmelidir. Bu tablo tespit edildiğinde işlem ertelenmeli veya iptal edilmelidir. Diğer nadir görülen yan etkiler arasında altıncı kraniyal sinirin gerilimine bağlı geçici çift görme, kısa süreli kulak çınlaması, geçici işitme azlığı ve boyun ağrısı yer almakta; bu bulgular çoğunlukla kendiliğinden gerilemektedir. Deneyimli hekim eşliğinde ve uygun endikasyonlarla uygulandığında lomber ponksiyon fayda-risk dengesi son derece olumlu bir işlem konumunda kalmaktadır.

Beyin Omurilik Sıvısı (BOS) İncelemesi ile Lomber Ponksiyon Arasındaki İlişki Nedir?

Beyin omurilik sıvısı incelemesi, lomber ponksiyon işleminin asıl ürünü ve tanısal değerinin kaynağı konumunda yer almaktadır. Alınan sıvı öncelikle makroskopik olarak değerlendirilmekte; normal koşullarda berrak ve renksiz olan sıvının bulanık görünmesi menenjit lehine, kanlı görünmesi travmatik ponksiyon veya subaraknoid kanama yönünde, ksantokromik yani sarımsı görünmesi ise on iki saatten uzun süre önce gerçekleşmiş subaraknoid kanamayı düşündürmektedir. Travmatik ponksiyon ile gerçek kanama ayrımında santrifüj sonrası süpernatanın rengine bakılmakta; berrak süpernatan travmatik girişimi, sarımsı süpernatan ise gerçek kanamayı desteklemektedir. Bu görsel bulgular hekime tanısal süreç hakkında ilk paha biçilmez ipuçlarını sağlamaktadır.

Hücresel analiz sıvı incelemesinin temel taşlarından biridir. Normal beyin omurilik sıvısında milimetreküpte beş hücreden az lenfosit bulunmaktadır. Bakteriyel menenjitte binlerce nötrofil hakim hücre görülürken; viral menenjit ve ansefalitlerde yüzlü sayılarda lenfosit hakim yanıt, tüberküloz ve mantar menenjitlerinde ise lenfositer profil ile birlikte protein artışı ve glukoz azalması dikkat çekmektedir. Protein düzeyi normalde on beş ile kırk beş miligram desilitre aralığında bulunmakta olup bu değerin üzerinde yükselmeler kan-beyin bariyeri geçirgenliğinin arttığını veya intrathecal immunoglobulin sentezinin meydana geldiğini göstermektedir. Guillain-Barr├® sendromunda protein düzeyi belirgin artarken hücre sayısının normal kalması sitoalbüminer disosyasyon adıyla bilinen tipik bulguyu oluşturmaktadır.

Glukoz düzeyi normalde eş zamanlı plazma glukoz değerinin yaklaşık üçte ikisi kadardır ve elli miligram desilitre ile seksen miligram desilitre arasında değişmektedir. Bakteriyel, tüberküloz ve mantar menenjitlerinde glukoz düzeyi belirgin biçimde düşmekte; viral menenjitlerde ise korunmuş kalmaktadır. Spesifik testler arasında Gram boyama, bakteriyel kültür, tüberküloz için adenozin deaminaz ve mikobakteri polimeraz zincir reaksiyonu, viral etkenler için polimeraz zincir reaksiyonu panelleri, multipl skleroz için oligoklonal bant ve immunoglobulin G indeksi, prion hastalıkları için on dört üç üç proteini, Alzheimer için beta-amiloid kırk iki ile total tau ve fosforile tau ölçümleri, Parkinson için alfa-sinüklein çalışmaları ve karsinomatoz menenjit için sitoloji yer almakta olup bu geniş test yelpazesi lomber ponksiyonu nöroloji pratiğinin en zengin veri kaynaklarından biri konumuna taşımaktadır.

Lomber Ponksiyon Öncesinde Hangi Testler ve Hazırlıklar Yapılır?

Lomber ponksiyon öncesinde titizlikle uygulanan hazırlık protokolü, işlemin güvenliği ve elde edilecek verinin niteliği açısından belirleyici olmaktadır. İlk adım ayrıntılı tıbbi öykü alınması ve fizik muayenedir. Hastanın kullandığı ilaçlar, özellikle antikoagülan ve antitrombositer tedaviler sorgulanmakta; asetilsalisilik asit, klopidogrel, warfarin, düşük moleküler ağırlıklı heparin veya yeni nesil oral antikoagülanların işlem öncesinde uygun sürelerde kesilmesi ve gerektiğinde laboratuvar parametrelerinin normal sınırlara çekilmesi sağlanmaktadır. Warfarin kullanan hastalarda uluslararası normalleştirilmiş oran değerinin bir buçuğun altına indirilmesi, düşük moleküler ağırlıklı heparin uygulayan hastalarda ise son dozdan sonra en az on iki saat geçmesi beklenmektedir. Alerji öyküsü, özellikle lokal anesteziklere karşı geçmişte yaşanmış reaksiyonlar ayrıca not edilmektedir.

Laboratuvar hazırlığı kapsamında tam kan sayımı, trombosit sayısı, protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboplastin zamanı ve uluslararası normalleştirilmiş oran değerleri istenmektedir. Trombosit sayısının en az elli binin üzerinde, uluslararası normalleştirilmiş oran değerinin bir buçuğun altında olması hedeflenmektedir. Ayrıca hastanın böbrek fonksiyonları, karaciğer fonksiyonları ve eşlik eden sistemik hastalıklar değerlendirilmekte; enfeksiyon şüphesi varsa kan kültürleri işlem öncesinde alınabilmektedir. Diyabetik hastalarda glisemi kontrolü sağlanmakta, hipertansif hastalarda kan basıncı düzenlenmektedir. İşlem öncesinde uzun süreli aç kalma zorunluluğu bulunmamakta; ancak sedasyon planlanan hastalarda altı saatlik açlık genellikle uygun görülmektedir.

Görüntüleme değerlendirmesi belirli hasta gruplarında zorunlu tutulmaktadır. Papilödem, azalmış bilinç düzeyi, fokal nörolojik defisit, yeni başlangıçlı nöbet, bağışıklık baskılanmış durum veya bilinen santral sinir sistemi hastalığı öyküsü olan hastalarda işlem öncesi bilgisayarlı tomografi görüntüleme yapılarak kafa içi kitle etkisinin ekarte edilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu grup dışındaki hastalarda rutin görüntüleme zorunlu değildir. Bilgilendirilmiş onam süreci de hazırlığın vazgeçilmez parçasıdır; hasta işlemin amacı, yöntemi, olası yan etkileri ve alternatifleri konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilmekte ve onam belgesi imzalatılmaktadır. Tüm bu hazırlık adımlarının eksiksiz tamamlanması, işlemin güvenliğini üst düzeye taşımakta ve elde edilecek tanısal verinin niteliğini güvence altına almaktadır.

Bilgilendirme: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve profesyonel tıbbi muayene, tanı ya da tedavi yerine geçmez. Yakınmalarınız veya sağlık durumunuz için mutlaka bir hekime başvurmanız gerekmektedir. Koru Hastanesi Nöroloji uzmanları, lomber ponksiyon endikasyonu bulunan hastalarda ayrıntılı klinik değerlendirme sonrasında işleme karar vermekte ve her hastanın kendine özgü klinik tablosuna uygun olarak steril koşullarda deneyimli hekim eşliğinde uygulama gerçekleştirmektedir. Randevu almak veya ayrıntılı bilgi edinmek için Koru Hastanesi Nöroloji polikliniğine başvurabilirsiniz.

Rencontrez Nos Médecins Spécialistes

Prenez rendez-vous dès maintenant ou appelez-nous pour votre santé.

WhatsApp Rendez-vous en Ligne