Otoakustik emisyon (OAE), kokleadaki dış tüylü hücrelerin uyarıya karşı ürettiği ve dış kulak yoluna geri yansıyan düşük şiddetli akustik sinyallerin kaydedilmesine dayanan objektif bir işitme değerlendirme yöntemidir. Kokleanın aktif mekaniksel özelliklerine ilişkin doğrudan bilgi sunması ve hastanın bilinçli katılımını gerektirmemesi nedeniyle özellikle yenidoğan işitme taramalarında, küçük çocuklarda, iş birliği kurulamayan yetişkin bireylerde ve tıbbi-yasal odyolojik değerlendirmelerde önemli bir yer tutar. Klinik pratikte tek bir OAE ölçümü yerine, farklı uyaran özelliklerine ve fizyolojik mekanizmalara dayanan çeşitli tipleri kullanılmakta; bu tipler koklear işlevin farklı yönlerini yansıttığından, sonuçların birlikte değerlendirilmesi çoğu durumda daha kapsamlı bir tablo ortaya koymaktadır.
Otoakustik emisyonlar, temel olarak dış uyaran bulunmadan ortaya çıkan spontan emisyonlar ile belirli bir uyarana yanıt olarak elde edilen uyarılmış emisyonlar biçiminde iki büyük gruba ayrılır. Uyarılmış emisyonlar içinde geçici uyarılmış otoakustik emisyonlar (TEOAE), distorsiyon ürünü otoakustik emisyonlar (DPOAE) ve uyarı frekansı otoakustik emisyonları (SFOAE) klinikte en sık başvurulan tiplerdir. Her bir tip, kokleanın farklı frekans bölgelerine ilişkin farklı hassasiyete ve farklı bir sinyal-gürültü profiline sahiptir; bu nedenle klinik amaç, hasta yaş grubu ve şüphelenilen patoloji, hangi tip ölçümün öncelikli olarak kullanılacağını belirleyen başlıca etkenler arasında yer alır.
Spontan otoakustik emisyonlar (SOAE), dış kulak yoluna herhangi bir uyaran verilmeden, koklea tarafından kendiliğinden üretilen ve mikrofonla kaydedilebilen dar bantlı akustik sinyallerdir. Sağlıklı yetişkinlerin yaklaşık üçte birine yakınında bir veya birden fazla frekansta saptanabildiği bildirilmekte, çoğunlukla 1000-4000 Hz arasında yoğunlaşmaktadır. Spontan emisyonların varlığı normal koklear işlevin lehine bir bulgu olarak değerlendirilse de yokluğu tek başına patoloji göstergesi kabul edilmez; bu nedenle klinik tarama amacıyla tek başına kullanılmaları yaygın bir uygulama değildir. Buna karşın araştırma odyolojisinde, koklear amplifikasyon mekanizmalarının incelenmesinde ve kulak çınlaması ile ilgili bazı özel değerlendirmelerde önemli bir bilgi kaynağı sunmaktadır.
Geçici uyarılmış otoakustik emisyonlar (TEOAE), kısa süreli klik veya ton patlaması gibi geniş bantlı uyaranlara yanıt olarak koklea tarafından üretilen ve uyaranın ardından birkaç milisaniye içinde kaydedilen emisyonlardır. Genellikle 500-4000 Hz arasındaki koklear işlevin toplu bir göstergesi olarak yorumlanır ve orta düzeydeki (yaklaşık 30 dB HL) veya daha ağır işitme kayıplarında yanıtın belirgin şekilde azaldığı ya da kaybolduğu bilinmektedir. Yenidoğan işitme taramalarında yaygın olarak tercih edilmesinin başlıca nedenleri arasında ölçüm süresinin kısa olması, otomasyona uygun protokollerle uygulanabilmesi ve genel koklear sağlık hakkında hızlı bir tablo sunması sayılabilir. Bununla birlikte dış ve orta kulak durumundan belirgin biçimde etkilenmesi, TEOAE ölçümlerinin doğru yorumlanabilmesi için otoskopi ve gerektiğinde timpanometri ile desteklenmesini gerekli kılmaktadır.
Distorsiyon ürünü otoakustik emisyonlar (DPOAE), birbirine belirli oranda yakın iki saf ton uyaranın (f1 ve f2) koklea içinde etkileşmesi sonucunda ortaya çıkan ve en belirgin biçimde 2f1-f2 frekansında saptanan yanıtlardır. DPOAE ölçümü, koklear işlevi frekansa özgü biçimde değerlendirme olanağı sunması nedeniyle özellikle yüksek frekans bölgelerindeki (2000-8000 Hz ve üzeri) koklear değişikliklerin izlenmesinde önemli bir yöntem olarak öne çıkar. Ototoksik ilaç kullanan hastalarda, gürültüye bağlı işitme kaybı riski taşıyan çalışanlarda ve ilerleyici sensörinöral kayıp şüphesi bulunan bireylerde DPOAE ölçümleri, klasik odyometrik bulgular değişmeden önce erken uyarı vermesi bakımından değerli bilgiler sağlayabilmektedir. Uyaranların şiddet düzeyleri, frekans oranı ve prob kalibrasyonu gibi teknik parametreler sonuçların güvenilirliği üzerinde belirleyici rol oynadığından, ölçümlerin standart protokollere göre yapılması önerilir.
Uyarı frekansı otoakustik emisyonları (SFOAE), tek bir saf ton uyaranın koklea içinde oluşturduğu geri yansımanın uyaran frekansı ile örtüşen bileşeninin özel matematiksel ve teknik yöntemlerle ayrıştırılması esasına dayanır. Rutin klinik odyolojide TEOAE ve DPOAE kadar yaygın kullanılmamakla birlikte, koklear amplifikasyon mekanizmalarının, ince frekans çözünürlüğünün ve düşük şiddetteki uyaranlara verilen yanıtların araştırılmasında değerli bir yöntem olarak kabul edilir. SFOAE ölçümlerinin gürültüye ve prob konumundaki değişikliklere hassasiyeti yüksek olduğundan, bu tip emisyonlar özellikle araştırma laboratuvarlarında ve ileri düzey odyoloji merkezlerinde tercih edilmektedir.
Otoakustik emisyonlar, elde edilme biçimlerine göre uyarılmış ve spontan olarak sınıflandırılabildiği gibi, kaynak mekanizmalarına göre de iki alt gruba ayrılmaktadır. Doğrusal olmayan distorsiyon kaynaklı emisyonlar, kokleanın aktif mekaniksel bileşenlerinin doğrusal olmayan davranışından kaynaklanır ve DPOAE bu grubun temel örneğidir. Doğrusal geri yansıma kaynaklı emisyonlar ise koklear yapıdaki mikroskopik düzensizliklerin uyaran enerjisini geri saçmasıyla oluşur; TEOAE ve SFOAE büyük ölçüde bu mekanizmayı yansıtır. İki farklı üretim mekanizmasının varlığı, farklı OAE tiplerinin aynı koklea içinde birbirini tamamlayıcı bilgiler sunmasını açıklamakta; bu durum klinik değerlendirmede birden fazla tipin birlikte kullanılmasının gerekçelerinden birini oluşturmaktadır.
Klinik uygulamada OAE tiplerinin seçimi büyük ölçüde amaca göre şekillenir. Yenidoğan işitme taramalarında hız, otomasyon uyumluluğu ve geniş bantlı koklear işlev hakkında hızlı bilgi sağlaması nedeniyle TEOAE ön planda tutulur; bazı merkezler ise özellikle yoğun bakım öyküsü bulunan bebeklerde DPOAE veya otomatik işitsel beyin sapı yanıtı (AABR) ile birlikte protokoller uygulamaktadır. Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarda yapılan periyodik işitme taramalarında hem TEOAE hem de DPOAE ölçümleri kullanılabilir. Yetişkin popülasyonda ise DPOAE, frekansa özgü koklear değişikliklerin izlenmesinde daha çok tercih edilen yöntem olarak öne çıkmaktadır.
Ototoksik izleme programlarında, sisplatin, aminoglikozid ve bazı diüretik sınıfı ilaç kullanan hastalarda koklear işlevin düzenli olarak değerlendirilmesi önem taşır. Bu programlarda yüksek frekans DPOAE ölçümleri, ilaç kaynaklı koklear değişikliklerin klasik saf ses odyometrisiyle saptanabilir h├óle gelmesinden önce erken uyarı verebilmesi nedeniyle geniş kullanım alanı bulmaktadır. Benzer şekilde uzun süreli yoğun gürültüye maruz kalan çalışanlarda, endüstriyel işitme koruma programlarının bir bileşeni olarak DPOAE takibinin, koklear rezervin erken izlenmesi bakımından katkı sağladığı bildirilmektedir. Elde edilen veriler, gerektiğinde ilaç dozunun yeniden değerlendirilmesi veya çalışma ortamı düzenlemeleri gibi kararlara temel oluşturmaktadır.
OAE tiplerinin duyarlılığı ve özgüllüğü, ölçülen koklear işlev bölgesine ve işitme kaybı türüne göre farklılık gösterir. Genel bir yaklaşımla, koklear kaynaklı işitme kayıplarında 30-40 dB HL ve üzerindeki eşik değişikliklerinde emisyon yanıtlarının belirgin biçimde azaldığı veya kaybolduğu kabul edilir. Buna karşın normal ya da hafif işitme eşikleri olan bir bireyde koklear işlev bozukluğunun erken evrelerinde DPOAE amplitüdlerinde küçük düşüşler saptanabilmekte; bu durum, DPOAE'nin ince koklear değişikliklere yönelik izleme aracı olarak değerini artırmaktadır. Retrokoklear patolojilerde ise OAE yanıtlarının korunmuş olması, iç kulaktan sonraki işitme yolağı problemlerinin ayırıcı tanısında yardımcı bir bulgu olarak yorumlanabilir.
İşitsel nöropati spektrum bozukluğu, OAE tiplerinin klinik değerinin belirgin biçimde ortaya çıktığı özel bir durumdur. Bu tabloda dış tüylü hücrelerin işlevi büyük ölçüde korunmuş olduğundan TEOAE ve DPOAE yanıtları normal sınırlarda saptanabilirken, işitsel beyin sapı yanıtlarının bozuk olduğu izlenir. OAE ve beyin sapı yanıtı ölçümlerinin birlikte değerlendirilmesi, işitsel nöropati şüphesi bulunan hastalarda tanı sürecinin temel taşlarından biri olarak kabul edilir ve rehabilitasyon planının doğru biçimde yapılandırılmasına katkı sağlar. Bu nedenle özellikle yenidoğan yoğun bakım öyküsü, hiperbilirubinemi, prematüre doğum veya aile öyküsü gibi risk etkenleri bulunan bebeklerin izleminde OAE tek başına değil, tamamlayıcı testlerle birlikte kullanılmaktadır.
OAE ölçümlerinin güvenilirliğini etkileyen çevresel ve fizyolojik etkenler, tip seçiminden bağımsız olarak dikkate alınmalıdır. Test ortamındaki gürültü düzeyi, hastanın hareket etmesi, ağlama, yutkunma ve solunum sesleri sinyal-gürültü oranını olumsuz etkileyebilmekte; probun kulak kanalına yerleşimindeki teknik sorunlar ise yanlış negatif sonuçlara yol açabilmektedir. Dış kulak yolundaki serumen tıkacı, orta kulakta sıvı birikimi, timpanik zar perforasyonu veya orta kulak basınç değişiklikleri gibi iletim yolağını etkileyen durumlar, koklear işlev normal olsa dahi OAE yanıtlarını baskılayabildiğinden, ölçüm öncesinde otoskopik değerlendirme ve gerektiğinde timpanometri yapılması önerilir. Bu adımların ihmal edilmesi durumunda özellikle çocuk hastalarda yanlış pozitif tarama sonuçlarının oranı belirgin biçimde artabilmektedir.
Tekrarlanabilirlik, klinik OAE değerlendirmesinin kalitesini belirleyen önemli parametrelerden biridir. TEOAE için genellikle uyaran ve yanıt arasındaki dalga biçimlerinin karşılaştırılmasına dayanan bir tekrarlanabilirlik oranı ile sinyal-gürültü oranı birlikte raporlanır; DPOAE'de ise her frekansta ölçülen distorsiyon ürünü şiddetinin gürültü tabanına göre en az 6 dB üstünde olması yaygın kabul gören klinik kriterlerdendir. Ölçüm cihazlarının düzenli kalibrasyonu, prob uçlarının hasta güvenliği kurallarına uygun biçimde kullanımı ve teknik personelin uygun eğitimi, elde edilen bulguların klinik karar sürecinde güvenilir biçimde kullanılabilmesi için gerekli koşullardır. Bu bağlamda odyoloji ünitelerinde standart işletim prosedürlerinin belirlenmesi ve düzenli olarak güncellenmesi önerilir.
Son yıllarda OAE ölçüm teknolojisinde önemli gelişmeler yaşanmış; geniş bant OAE, koklear yansıma ölçümleri ve yüksek frekanslı DPOAE gibi yeni yaklaşımlar klinik ve araştırma pratiğine kazandırılmıştır. Geniş bant yöntemler, tek bir uyaran içinde daha fazla frekans bilgisini toplama olanağı sunduğundan test süresinin kısalmasına ve daha ayrıntılı koklear profilin elde edilmesine katkı sağlamaktadır. Yüksek frekans DPOAE ise ototoksisite izlemi ve gürültüye bağlı işitme kaybının erken saptanmasında giderek daha yaygın biçimde kullanılan bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Taşınabilir OAE cihazlarının artmasıyla birlikte yenidoğan taramalarının doğumhane ve toplum sağlığı merkezlerinde de yürütülmesi kolaylaşmış; bu durum, konjenital işitme kaybının erken saptanma oranlarında belirgin bir artışa katkıda bulunmuştur.
Koru Hastanesi odyoloji birimi, farklı yaş gruplarındaki hastaların gereksinimlerine uygun biçimde TEOAE, DPOAE ve gerektiğinde ileri OAE ölçümlerinin yer aldığı kapsamlı bir değerlendirme protokolüyle hizmet vermektedir. Yenidoğanların işitme taramasından ototoksik ilaç izlemine, gürültüye maruz kalan çalışanların periyodik değerlendirmesinden işitsel nöropati şüphesi bulunan hastaların ileri incelemesine kadar geniş bir yelpazede otoakustik emisyon ölçümleri, klinik öykü, otoskopik muayene, timpanometri ve saf ses odyometrisi bulgularıyla birlikte yorumlanmaktadır. Elde edilen veriler, kulak burun boğaz hekimleri, odyologlar ve gerektiğinde çocuk hekimleri ile birlikte değerlendirilerek her hastaya özgü izlem ve yönlendirme planı oluşturulur; böylece OAE tiplerinin sunduğu ayrıntılı koklear bilgi, bütüncül bir işitme sağlığı yaklaşımının önemli bir bileşeni olarak kullanılmış olur.
