Peritonsillar apse, bademciklerin hemen arkasındaki dokularda iltihaplı sıvı toplanmasıyla ortaya çıkan ve genellikle şiddetli boğaz ağrısıyla kendini gösteren bir tablodur. Çoğu zaman tedavi edilmemiş ya da yetersiz tedavi edilmiş bademcik iltihabının bir sonucu olarak gelişir. Apse, bademciği saran kapsül ile boğaz kaslarının arasındaki boşlukta yerleşir ve hızla büyüyerek nefes alma, yutkunma ve konuşma gibi gündelik işlevleri ciddi biçimde etkileyebilir. Hastalar çoğunlukla aniden başlayan tek taraflı ağrıyla doktora başvurur ve bu ağrı zamanla kulağa, çeneye ve boyuna yayılabilir.
Tıp dilinde quinsy olarak da bilinen bu tablo, kulak burun boğaz ve acil servis pratiğinde sık karşılaşılan apse türlerinden biridir. Erken dönemde fark edildiğinde uygun yaklaşım ile rahatlama oldukça hızlı sağlanabilirken, gecikilmiş vakalarda solunum yolunun daralması ve enfeksiyonun çevre dokulara yayılması gibi ciddi durumlar gelişebilir. Bu yüzden boğaz ağrısının olağan seyrinden ayrılan, ateşle birlikte seyreden ve yutkunmayı imkansız hale getiren şikayetler hafife alınmamalıdır. Aşağıdaki bölümlerde peritonsillar apsenin kimlerde görüldüğü, hangi belirtilerle ortaya çıktığı, nasıl tanı konulduğu ve hangi durumlarda hekime başvurulması gerektiği detaylı biçimde ele alınmıştır.
Kimlerde Görülür?
Peritonsillar apse en sık olarak ergenlik dönemindeki gençlerde ve genç erişkinlerde görülür. Özellikle 15-35 yaş arası bireyler bu tablo açısından daha riskli kabul edilir. Bu yaş aralığında bademcik dokusunun hala aktif olması, sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirilmesi ve bademcik kriptlerinde bakteri birikiminin daha kolay olması bu durumu açıklayan başlıca nedenler arasındadır. Çocuklarda ise tablo nispeten daha seyrek görülmekle birlikte, küçük yaş grubunda ortaya çıktığında belirtiler daha gürültülü seyredebilir ve solunum güçlüğü daha hızlı gelişebilir.
Sık tonsillit yani tekrarlayan bademcik iltihabı geçiren bireyler peritonsillar apse açısından belirgin biçimde daha yüksek risk taşır. Yılda birkaç kez bademcik iltihabı geçiren, antibiyotik tedavisini eksik tamamlayan ya da iltihabın tam olarak yatışmasını beklemeden günlük yaşamına dönen kişilerde apse gelişme olasılığı artar. Buna ek olarak kronik bademcik iltihabı bulunan, bademciklerinde sürekli kazeöz birikim olan bireylerde de tablonun gelişmesi mümkündür. Bağışıklık sisteminin zayıfladığı dönemlerde, örneğin yoğun stres, uykusuzluk ve dengesiz beslenme süreçlerinde risk daha da yükselir.
Sigara kullanımı peritonsillar apse açısından önemli bir risk faktörü olarak öne çıkar. Sigara dumanı, boğaz mukozasının doğal koruyucu özelliklerini zayıflatır ve bakterilerin dokuya yerleşmesini kolaylaştırır. Diş eti hastalıkları, ağız hijyeninin yetersiz olması ve diş çürükleri gibi durumlar da ağız florasında dengesizliğe yol açarak apse oluşumuna zemin hazırlar. Diabetes mellitus yani şeker hastalığı olan bireylerde, kortizon kullananlarda ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç tedavisi alan kişilerde tablo daha ağır seyredebilir.
Mevsimsel olarak değerlendirildiğinde, üst solunum yolu enfeksiyonlarının yoğun görüldüğü sonbahar ve kış aylarında peritonsillar apse olgularında belirgin bir artış dikkat çeker. Toplu yaşam alanlarında bulunanlar, yurt ve kışla gibi ortamlarda kalanlar, öğretmenler ve sağlık çalışanları gibi sürekli insanlarla temas halinde olan kişiler de bu tablo açısından risk altındadır. Cinsiyet açısından ise erkek ve kadınlar arasında belirgin bir fark gözlenmez; her iki cinsiyette de benzer sıklıkta karşılaşılır.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Peritonsillar apsenin en tipik belirtisi, hızla şiddetlenen tek taraflı boğaz ağrısıdır. Bu ağrı sıradan bir boğaz ağrısından çok daha yoğun hissedilir ve hastalar çoğunlukla yutkunamayacak hale geldiklerini ifade eder. Ağrı genellikle kulağa, çene altına ve boyuna yayılır. Aynı taraftaki kulakta basınç hissi ve dolgunluk şikayeti sık karşılaşılan bulgular arasındadır. Hastalar konuşmakta zorlanır, sesleri boğuk ve sıcak patates ağzındaymış gibi tarif edilen karakteristik bir tona bürünür. Bu ses değişikliği tıp dilinde hot potato voice olarak adlandırılır ve tanı açısından oldukça yol göstericidir.
Yutma güçlüğü yani disfaji, tablonun belirleyici unsurlarından biridir. Hasta tükürüğünü dahi yutamayacak hale gelir ve ağzından sürekli salya akar. Bu durum hem rahatsızlık yaratır hem de su ve besin alımını imkansız hale getirir. Çene açma güçlüğü yani trismus, peritonsillar apseyi sıradan bademcik iltihabından ayıran en önemli bulgulardan biridir. Hasta ağzını tam olarak açamaz, iki parmaktan fazla mesafe oluşturamaz. Bu durum, apsenin çiğneme kaslarına baskı yapması ve refleks kasılmaya yol açması sonucunda gelişir. Trismus varlığı muayeneyi de zorlaştırır ve değerlendirmenin daha dikkatli yapılmasını gerektirir.
Genel durum bozukluğu tabloya sıklıkla eşlik eder. Yüksek ateş, üşüme ve titreme, halsizlik ve yaygın kas ağrıları hastaların başvuru sırasında dile getirdiği şikayetler arasındadır. Ateş genellikle 38,5 ila 40 derece arasında seyreder ve antipiretik yani ateş düşürücü ilaçlara kısmi yanıt verir. Boyunda, özellikle apsenin olduğu tarafta ağrılı ve şiş lenf bezleri ele gelir. Hasta başını rahat hareket ettiremez, sıklıkla başını apsenin olduğu tarafa doğru eğik tutar. Ağız kokusu yani halitozis belirgin biçimde artar; bu koku tipik olarak ağır ve kötüdür.
Muayene sırasında dikkat çeken bulgular tabloyu netleştirir. Etkilenen tarafta bademciğin ileri ve aşağı doğru yer değiştirdiği, küçük dilin yani uvulanın karşı tarafa itildiği görülür. Yumuşak damak şiş ve kırmızıdır, üzerinde gergin bir kabarıklık dikkat çeker. Bu görünüm peritonsillar apsenin klasik tablosudur ve deneyimli bir hekim tarafından kolaylıkla tanınır. Belirtiler genellikle birkaç gün içinde hızla şiddetlenir; başlangıçta sıradan bir boğaz ağrısı gibi başlayan tablo 2-5 gün içinde bu klasik görünüme dönüşür.
Nedenleri Nelerdir?
Peritonsillar apsenin en sık nedeni, tedavi edilmemiş ya da yetersiz tedavi edilmiş akut bademcik iltihabıdır. Bademcik dokusundaki enfeksiyon, zamanla bademciği saran kapsülü aşarak çevredeki gevşek bağ dokusuna yayılır ve burada irin birikimine yol açar. Bu süreç genellikle birkaç gün içinde gelişir. Bademcik kriptlerinde yani bademciğin yüzeyindeki küçük girintilerde biriken bakteriler ve döküntüler enfeksiyonun başlangıç noktasını oluşturur. Antibiyotik tedavisinin uygunsuz seçilmesi, dozun yetersiz olması ya da hastanın ilacı erken bırakması apse gelişimini hızlandırır.
Sorumlu mikroorganizmalar arasında en sık karşılaşılan grup beta hemolitik streptokoklardır. Bunun yanı sıra Staphylococcus aureus, Haemophilus influenzae ve çeşitli anaerob bakteriler de tablodan sorumlu olabilir. Çoğu vakada birden fazla bakteri türü bir arada bulunur; bu duruma polimikrobiyal enfeksiyon adı verilir. Aerob ve anaerob bakterilerin birlikte üreme göstermesi, apsenin ağır seyretmesine ve standart antibiyotiklere yanıtın gecikmesine yol açabilir. Bu nedenle tedavi seçiminde geniş spektrumlu antibiyotikler tercih edilir.
Bazı vakalarda peritonsillar apse, doğrudan akut tonsillit zemininde gelişmez. Weber bezleri olarak adlandırılan, yumuşak damakta yer alan minör tükürük bezlerinin tıkanması ve enfekte olması da apse oluşumunda rol oynayabilir. Bu mekanizma özellikle daha önce tonsillit öyküsü olmayan hastalarda peritonsillar apse görülmesini açıklar. Ayrıca diş kaynaklı enfeksiyonlar, özellikle alt çene azı dişlerindeki apse ve iltihaplar, komşuluk yoluyla peritonsillar bölgeye yayılarak benzer bir tabloya yol açabilir. Ağız hijyeninin yetersiz olması ve düzenli diş hekimi kontrolünün ihmal edilmesi bu tür yayılımları kolaylaştırır.
- Tedavi edilmemiş veya yetersiz tedavi edilmiş akut bademcik iltihabı
- Bademcik kriptlerinde bakteri ve döküntü birikimi
- Sigara kullanımı ve ağız hijyeni eksikliği
- Diş ve diş eti enfeksiyonlarının komşu dokulara yayılması
- Bağışıklık sistemini baskılayan hastalıklar ve tedaviler
Risk faktörlerinin birleşmesi tablonun ortaya çıkış olasılığını artırır. Sigara içen, sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren ve antibiyotik tedavisini düzensiz kullanan bir bireyde peritonsillar apse gelişme ihtimali belirgin biçimde yükselir. Mevsimsel etkenler, soğuk hava, kuru ortamlar ve kalabalık yaşam alanları enfeksiyonun bulaşmasını ve yayılmasını kolaylaştırır. Stres ve uykusuzluk gibi bağışıklığı baskılayan etmenler de zemin hazırlayıcı faktörler arasında yer alır.
Tanı Nasıl Konulur?
Peritonsillar apse tanısı büyük ölçüde klinik değerlendirmeye dayanır. Deneyimli bir hekim, hastanın şikayetlerini ve muayene bulgularını birlikte değerlendirerek çoğu vakada ek bir tetkike gerek kalmadan tanıyı koyabilir. Tek taraflı şiddetli boğaz ağrısı, çene açma güçlüğü, sıcak patates sesi ve muayenede bademciğin yer değiştirmiş olarak görülmesi tablonun klasik üçlüsünü oluşturur. Hekim öncelikle ayrıntılı bir öykü alır; şikayetlerin ne zaman başladığı, daha önce benzer durumların yaşanıp yaşanmadığı, antibiyotik kullanım öyküsü ve eşlik eden hastalıklar sorgulanır.
Fiziksel muayene sırasında ağız içi dikkatle incelenir. Yumuşak damaktaki şişlik, küçük dilin karşı tarafa itilmesi ve bademcikteki yer değişikliği değerlendirilir. Boyun muayenesinde lenf bezleri palpasyonla kontrol edilir. Trismus nedeniyle muayene zorlaşabilir; bu durumda dil basacağı kullanarak nazik bir değerlendirme yapılır. Bazen muayene öncesinde lokal anestezik spreyler uygulanarak hastanın rahatlatılması gerekir. Genel durumun değerlendirilmesi, solunum yolunun açıklığının kontrol edilmesi ve dehidratasyon bulgularının aranması da değerlendirmenin önemli parçalarıdır.
Laboratuvar tetkikleri tanıyı desteklemek ve hastalığın şiddetini belirlemek amacıyla istenir. Tam kan sayımında lökositoz yani beyaz küre artışı ve sola kayma tipik olarak görülür. C-reaktif protein ve sedimantasyon gibi enfeksiyon belirteçleri yüksek bulunur. Boğaz kültürü antibiyotik seçimine yön vermek açısından değerli olabilir ancak sonucun gelmesi zaman aldığı için tedavi genellikle ampirik olarak yani kültür sonucu beklenmeden başlatılır. Apsenin drenajı sırasında alınan irin örneği de mikrobiyolojik incelemeye gönderilebilir ve antibiyotik tedavisinin yönlendirilmesinde kullanılabilir.
Görüntüleme yöntemleri seçilmiş vakalarda gerekli olabilir. Boyun ultrasonografisi, apsenin varlığını ve büyüklüğünü değerlendirmek için sıklıkla tercih edilen, radyasyon içermeyen güvenli bir yöntemdir. Karmaşık olgularda, derin boyun enfeksiyonu şüphesinde ya da klasik muayene bulgularının yetersiz kaldığı durumlarda kontrastlı boyun tomografisi istenir. Bu yöntem apsenin tam yerini, çevre dokulara yayılımını ve olası komplikasyonları net biçimde gösterir. Manyetik rezonans görüntüleme nadiren tercih edilir ve daha çok özel durumlarda gündeme gelir.
Komplikasyonlar Nelerdir?
Peritonsillar apsenin zamanında tanınmaması ya da uygun yaklaşım gösterilmemesi durumunda ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Bu komplikasyonların başında üst solunum yolunun apse ve çevresindeki ödem nedeniyle daralması gelir. Solunum yolunun tıkanması acil müdahale gerektiren, hayatı tehdit eden bir durumdur. Özellikle çocuklarda ve şişman bireylerde bu risk daha belirgindir. Hasta nefes almakta zorlanmaya başladığında, oturur pozisyonda nefes alma çabası gösterdiğinde ve dudaklarda morarma ortaya çıktığında vakit kaybetmeden ileri müdahale yapılmalıdır.
Apsenin çevre dokulara yayılması bir başka önemli komplikasyon başlığıdır. Parafarengeal ve retrofarengeal boşluklara yayılan enfeksiyon, derin boyun apselerine yol açabilir. Bu durumda boyunda yaygın şişlik, sertleşme ve ileri derecede ağrı gelişir. Daha ağır vakalarda enfeksiyon göğüs boşluğuna inerek mediastinit yani göğüs içi iltihabına neden olabilir. Mediastinit yoğun bakım koşullarında tedavi gerektiren, ölüm oranı yüksek bir tablodur. Lemierre sendromu adı verilen, jugular vende tromboz ve sepsis ile karakterize nadir görülen ancak ağır seyirli bir komplikasyon da peritonsillar enfeksiyonların ardından gelişebilir.
Enfeksiyonun kana karışması ve sepsis tablosu oluşturması da göz önünde bulundurulması gereken risklerdendir. Bu durumda yüksek ateş, titreme, tansiyon düşüklüğü ve bilinç değişiklikleri gelişir. Sepsis tablosunda zaman kritik öneme sahiptir ve hızla yoğun bakım koşullarında tedaviye başlanması gerekir. Apsenin spontan rüptürü yani kendiliğinden yırtılması durumunda irinin solunum yoluna kaçması aspirasyon pnömonisine yol açabilir. Bu durum özellikle uyku sırasında ortaya çıktığında ciddi sonuçlar doğurabilir.
- Üst solunum yolu tıkanıklığı ve nefes darlığı
- Parafarengeal ve retrofarengeal apse gelişimi
- Mediastinit yani göğüs içi iltihabı
- Lemierre sendromu ve jugular ven trombozu
- Sepsis ve aspirasyon pnömonisi
Uzun vadede tekrarlama riski de göz önünde bulundurulması gereken bir konudur. Peritonsillar apse geçirmiş bireylerde, özellikle tekrarlayan bademcik iltihabı öyküsü olanlarda apsenin yinelemesi olasılığı bulunur. Bu nedenle ilk atağın ardından kulak burun boğaz uzmanı ile düzenli takip önerilir. Tekrarlayan vakalarda bademciklerin cerrahi olarak çıkarılması yani tonsillektomi gündeme gelebilir. Bu karar hekim tarafından her hastanın özel durumuna göre değerlendirilerek verilir.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Boğaz ağrınız üç günden uzun süredir devam ediyorsa ve giderek şiddetleniyorsa, üstelik ateşle birlikte seyrediyorsa zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir. Özellikle ağrının tek tarafta yoğunlaşması, kulağa ve çeneye doğru yayılması peritonsillar apse açısından dikkat çekici bir bulgudur. Tükürüğünüzü yutmakta zorlanıyor, ağzınızdan sürekli salya akıyorsa ve sıvı bile alamıyorsanız bu durum acil değerlendirme gerektirir. Vücudunuz hızla su kaybedebilir ve genel durumunuz beklenmedik biçimde bozulabilir.
Çenenizi açmakta zorlanıyor, iki parmağınızı dahi ağzınıza sokamıyorsanız bu bulgu peritonsillar apse açısından oldukça önemlidir. Sesinizin boğuklaştığını, sanki ağzınızda sıcak bir şey varmış gibi konuştuğunuzu fark ediyorsanız da gecikmeden hekime ulaşmanız beklenir. Nefes almakta zorlanma, oturur pozisyonda nefes alma ihtiyacı, dudaklarda morarma veya bilinç bulanıklığı gibi belirtiler ortaya çıktığında ise vakit kaybetmeden en yakın acil servise başvurmanız gerekir. Bu belirtiler solunum yolunun ciddi biçimde daraldığını gösterir.
Yüksek ateş, titreme, ileri derecede halsizlik ve boyun bölgesinde yaygın şişlik gibi belirtiler enfeksiyonun yayıldığını düşündürür. Bağışıklık sisteminizi etkileyen şeker hastalığı, kortizon kullanımı ya da kanser tedavisi gibi durumlarınız varsa bu tür belirtiler daha hızlı ilerleyebileceği için eşiğinizi düşük tutmanız önerilir. Çocuğunuzda benzer şikayetler gelişiyorsa, özellikle yutkunmama, salya akıtma ve nefes alma güçlüğü gözleniyorsa zaman kaybetmeden acil değerlendirme almanız beklenir. Çocuklarda solunum yolu daha dar olduğu için tablo daha hızlı ağırlaşabilir.
Son Değerlendirme
Peritonsillar apse, tedavi edilmemiş bademcik iltihabının ardından gelişen, şiddetli tek taraflı boğaz ağrısı, çene açma güçlüğü ve yutma sorunu ile kendini gösteren ciddi bir tablodur. Erken tanı ve uygun yaklaşımla rahatlama kısa sürede sağlanabilirken, gecikmiş vakalarda solunum yolu tıkanıklığı ve derin boyun enfeksiyonu gibi hayatı tehdit eden komplikasyonlar gelişebilir. Klinik değerlendirme tanı için çoğu zaman yeterli olur; gerektiğinde laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri sürece eklenir. Risk taşıyan bireylerin sık tonsillit ataklarını dikkate alması ve antibiyotik tedavilerini eksiksiz tamamlaması bu tablonun gelişmesini önemli ölçüde azaltır.
Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, peritonsillar apse gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.
