Tiroid bezi nodülleri, toplumda oldukça yaygın görülen ve büyük çoğunluğu iyi huylu seyreden yapılardır. Ancak nodüllerin küçük bir bölümünün kötü huylu olma potansiyeli, bu yapıların ayrıntılı değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu değerlendirmenin en önemli basamaklarından biri, tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi olarak adlandırılan işlemdir. Koru Hastanesi Genel Cerrahi bölümü, tiroid nodüllerinin tanısında güncel kılavuzlar doğrultusunda, ileri ultrasonografik risk sınıflaması ve rehber eşliğinde uygulanan biyopsi teknikleri ile hastalarına doğru, güvenli ve hızlı bir tanı süreci sunmaktadır.
Tiroid Biyopsisi ile Nodüllerde Net Teşhis Nasıl Konur?
Tiroid nodülü tespit edilen bir hastada net teşhis, öykü, fizik muayene, laboratuvar incelemesi, boyun ultrasonografisi ve gerekli görülen olgularda ince iğne aspirasyon biyopsisinin bir bütün olarak değerlendirilmesiyle konulur. Muayenede boyun anterior bölgesinin palpasyonu, nodülün boyutu, kıvamı, hareketliliği ve servikal lenf nodlarının varlığı hakkında ön bilgi verir. Ancak palpe edilebilir her nodülün ayrıntılı ultrasonografik incelemeye tabi tutulması gerekir, çünkü palpasyon bulguları malignite ayrımında sınırlı kalır. Serum TSH, sT4 ve sT3 düzeyleri fonksiyonel değerlendirmede kullanılırken, kalsitonin düzeyi seçilmiş olgularda medüller karsinom taramasında değerlidir.
Ultrasonografi, tiroid nodülüne yaklaşımın temel taşıdır ve modern kılavuzlarda risk sınıflandırması için standart yöntem olarak kabul edilir. EU-TIRADS, ACR-TIRADS ve ATA 2015 gibi risk sınıflama sistemleri, nodülün ekojenitesi, sınır düzeni, kalsifikasyon paterni, geometrisi ve iç yapısı üzerinden malignite ihtimalini derecelendirir. Solid ve hipoekojen görünüm, mikrokalsifikasyon varlığı, taller-than-wide adı verilen dikey yerleşimli oran, düzensiz veya mikrolobüle sınırlar ve ekstratiroidal ekstansiyon şüpheli bulgular arasında yer alır. Bu bulguların yoğunluğu arttıkça, nodülün ince iğne aspirasyon biyopsisi ile örneklenme gerekliliği güçlenir ve nodül boyutu için önerilen alt sınır düşer.
Net teşhis, ultrasonografik risk skoruna göre seçilen nodülden alınan hücresel örneğin Bethesda sınıflaması ile değerlendirilmesi sonrasında ortaya çıkar. Rehber eşliğinde alınan örneğin tanısal yeterliliği, deneyimli sitopatolog tarafından incelenmesi ve gerektiğinde moleküler testlerle desteklenmesi süreci tamamlar. Deneyimli endokrin cerrahi ekibi; endokrinoloji, radyoloji ve sitopatoloji birimleri ile birlikte multidisipliner bir yaklaşımla hareket ederek her hastanın nodülünü ayrı bir olgu olarak değerlendirir ve teşhisten tedaviye uzanan sürecin her adımını kanıta dayalı biçimde yürütür. Bu yapılanma, yalnızca doğru tanı koymayı değil, aynı zamanda gereksiz cerrahi girişimlerin de önüne geçmeyi amaçlar; çünkü tiroid nodüllerinin büyük çoğunluğunda hedef, cerrahi tedaviyi hak eden sınırlı bir hasta grubunu belirlemektir.
Tiroid Biyopsisi Nedir ve Nasıl Tanımlanır?
Tiroid biyopsisi, tiroid bezindeki nodül ya da şüpheli alanlardan sitolojik inceleme için hücresel örnek alınması işlemidir. Klinik pratikte en sık uygulanan yöntem, ince iğne aspirasyon biyopsisi olarak bilinen ve genellikle 25 ile 27 gauge kalınlığındaki iğnelerle yapılan yöntemdir. Bu yöntemde iğne, tiroid bezindeki hedef bölgeye yerleştirilerek burada bulunan folliküler hücreler ve koloid materyal örneklenir. Elde edilen materyal cam lam üzerine yayılarak boyanır veya sıvı bazlı sitoloji ortamına aktarılarak patolojik incelemeye hazırlanır.
Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi, bezden minimum invaziv yolla, düşük komplikasyon oranıyla ve ayaktan tedavi koşullarında hücresel örnek elde edilmesini sağlayan tanı yöntemidir. Cerrahi eksizyon ile karşılaştırıldığında, kesi izi bırakmaması, genel anestezi gerektirmemesi ve işlem süresinin kısa olması ile öne çıkar. Bu özellikleriyle tiroid nodüllerinin ayırıcı tanısında altın standart olarak kabul edilmektedir. İşlem, tanısal amaçlı yapıldığı gibi, seçilmiş kistik nodüllerde aynı seansta boşaltıcı işlev de görebilir.
Bu bağlamda tiroid biyopsisi kavramı, boyunda tespit edilen tiroid orijinli nodül ya da şüpheli lenf nodundan patolojik inceleme için materyal alınmasını ifade eden geniş bir tanımdır. Kimi zaman gereksinime göre kalın iğne biyopsisi ya da açık cerrahi biyopsi gündeme gelse de klinik yaklaşımın merkezi, ultrasonografi rehberliğinde uygulanan tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisidir. Bu yöntem, hem güvenlik profili hem de tanısal başarısı ile modern endokrin cerrahi pratiğinin vazgeçilmez bir parçasını oluşturur.
Tiroid Biyopsisi Hangi Hastalara ve Ne Zaman Uygulanır?
Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi endikasyonu, ultrasonografik risk kategorisi ve nodülün boyutu birlikte değerlendirilerek belirlenir. EU-TIRADS sınıflamasına göre yüksek risk kategorisi olarak tanımlanan EU-TIRADS 5 grubunda, malignite olasılığı %26 üzerinde olduğu için 10 milimetreyi aşan nodüllerde biyopsi önerilir. Orta risk olarak sınıflanan EU-TIRADS 4 grubunda malignite riski %6-17 aralığındadır ve 15 milimetre üzerindeki nodüller için biyopsi endikasyonu bulunur. Düşük risk kategorisi olan EU-TIRADS 3 grubunda ise malignite ihtimali %2-4 aralığında kalır ve 20 milimetre üzerindeki nodüllerde biyopsi önerilir. EU-TIRADS 2 iyi huylu ve EU-TIRADS 1 normal kategorilerinde rutin biyopsi gerekmemektedir.
ACR-TIRADS sınıflamasında ise ACR-TIRADS 5 grubu, 10 milimetre üzerindeki nodüller için biyopsi, 5 milimetre üzerindekiler için ise izlem önerisi taşır. ACR-TIRADS 4 grubunda 15 milimetre, ACR-TIRADS 3 grubunda ise 25 milimetre eşik değer olarak kullanılır. Amerikan Tiroid Derneği ATA 2015 kılavuzunda yüksek şüpheli ve orta şüpheli nodüller için 10 milimetre, düşük şüpheli için 15 milimetre, çok düşük şüpheli için ise 20 milimetre alt sınırı belirtilmiştir. Mikrokalsifikasyon, taller-than-wide görünüm, düzensiz sınır, belirgin hipoekojenite ve ekstratiroidal ekstansiyon şüphesi gibi bulgular, kararın malignite yönünde daha ihtiyatlı verilmesini destekler.
Boyun ultrasonografisinde saptanan anormal servikal lenf nodları da biyopsi kararında bağımsız bir gösterge oluşturur. Yuvarlaklaşmış şekil, hilus kaybı, hiperekojen alanlar, kistik değişiklikler ve intranodal mikrokalsifikasyonlar, metastatik lenf nodu şüphesi doğurur ve buradan da örnek alınmasını gerektirebilir. Kontrendikasyonlar arasında düzeltilemeyen ciddi koagülopati, boyun cildinde aktif enfeksiyon ve hastanın işleme uyum sağlayamaması sayılabilir. Klinik pratikte antiagregan ve antikoagülan tedaviler nadiren kesilir, çünkü ince iğnenin travma potansiyeli oldukça sınırlıdır. Deneyimli endokrin cerrahi ekipleri, her hastanın öyküsünü, ilaç kullanımını ve nodül özelliklerini bir arada değerlendirerek biyopsi kararını kanıta dayalı olarak verir. İşlem endikasyonu belirlenirken, hastanın yaşı, cinsiyeti, ailesinde tiroid kanseri öyküsü, geçmiş baş boyun bölgesine yönelik radyoterapi gibi risk faktörleri de mutlaka değerlendirmeye alınır; bu faktörlerin varlığı, ultrasonografide sınırda risk taşıyan nodüllerde bile biyopsi eşiğinin düşürülmesine neden olabilir.
İİAB (Tiroid İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi) Tekniği Aşama Aşama Nasıl Uygulanır?
Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi işleminde hasta sırt üstü pozisyonda yatırılır ve omuz altına yerleştirilen destekle boyun hafifçe hiperekstansiyona getirilir. Bu pozisyon, tiroid bezinin cilde en yakın konuma gelmesini sağlar ve ultrasonografik görüntülemeyi kolaylaştırır. İşlem alanı öncelikle antiseptik solüsyonla temizlenir, steril örtü serilir ve ultrasonografi probu steril kılıf içine alınır. Girişimin tamamı gerçek zamanlı ultrasonografi eşliğinde yürütülür ve iğnenin trakea, büyük damarlar ile paratiroid bezlerinden uzak, hedef nodül içine güvenli biçimde yönlendirilmesi sağlanır.
Klinik olarak zorunlu görülen olgularda cilt ve cilt altı dokuya küçük hacimde lokal anestezik uygulanabilir; ancak 25-27 gauge ince iğnelerle yapılan işlemlerde çoğu hasta lokal anestezi gerektirmez. İğne, in-plane teknik olarak adlandırılan ve iğnenin tümüyle ultrasonografide görüntülendiği yönde ilerletilir. Nodül içinde farklı yönlerde 3 ile 5 arasında geçiş yapılır. Klasik teknikte 10-20 ml lük şırınga ile hafif negatif basınç oluşturulur; alternatif olarak, kapiller etki ile örnekleme sağlayan ve hemoraji riskini azaltan aspirasyonsuz Fransız tekniği tercih edilebilir. İğne çıkarılmadan önce mutlaka negatif basınç serbest bırakılır ki aspirat şırınga içine kaçmasın ve materyal iğne ucunda kalsın.
Alınan örnek, cam lam üzerine ince tabaka halinde yayılır ve %95 lik alkolde fiksasyon ile Papanicolaou boyaması için hazırlanır; ya da sıvı bazlı sitoloji ortamına aktarılır. Uygulanabilen merkezlerde ROSE olarak bilinen yerinde hızlı değerlendirme, örneğin yeterliliğini işlem sırasında kontrol etme imk├ónı sunar. Yeterli örnek için genellikle Bethesda kriterlerine göre en az altı folliküler hücre grubu aranır. İşlem sonunda giriş yerine yaklaşık 5-10 dakika basınç uygulanır ve küçük bir bandaj konulur. Bütünüyle 10-20 dakika içinde tamamlanan bu prosedür, ayaktan uygulanabilen, hastanın aynı gün rutin yaşantısına dönebileceği bir işlemdir. Modern klinik pratikte ultra ince iğneler olarak tanımlanan 26 ve 27 gauge iğnelerin kullanımının yaygınlaşması, işlem sırasında hissedilen ağrının minimum düzeye inmesini sağlamıştır. Bazı merkezlerde, ince iğne aspirasyon biyopsisi ile yeterli tanı elde edilemeyen olgularda, seçilmiş endikasyonlarla kalın iğne biyopsisine geçilebilir; bu yaklaşım özellikle lenfoma şüphesi olan ve anaplastik karsinom düşünülen olgularda tercih edilir.
İşlem Öncesi Hazırlık ve Sonrası Bakım Süreci Nasıl Olmalıdır?
İşlem öncesi hazırlığın ilk adımı, hastanın ayrıntılı olarak bilgilendirilmesi ve yazılı onamının alınmasıdır. Aydınlatılmış onam sürecinde işlemin amacı, uygulanış biçimi, olası yararları, sınırlılıkları ve komplikasyon riskleri açıkça anlatılmalıdır. Rutin olarak ileri kanama bozukluğu düşündüren bir öykü yoksa, geniş kapsamlı bir koagülasyon paneli genellikle gerekmez; ancak antikoagülan kullanan, kanama diyatezi olan ya da eşlik eden kronik karaciğer hastalığı bulunan hastalarda INR ve trombosit sayımı değerlendirilir. Genel yaklaşımda INR 1,5 altında ve trombosit sayısı 50 bin üzerinde olduğunda güvenli işlem yapılabilir kabul edilir.
Aspirin başta olmak üzere antiagreganlar ve warfarin gibi antikoagülanlar, ince iğne kullanılan tiroid biyopsisi öncesinde çoğunlukla kesilmez. Yeni jenerasyon oral antikoagülan kullanan hastalarda karar, kardiyoloji görüşü alınarak bireyselleştirilir. İşlem öncesinde hastanın aç kalması gerekmez; hafif bir öğün yenmiş olması vazovagal reaksiyon riskini azaltabilir. Boyun bölgesindeki takıların çıkarılması ve rahat, önü açılabilen giysilerin tercih edilmesi işlem konforu açısından yararlıdır. Hastanın kaygısını azaltmak için işlem basamakları sözel olarak anlatılır ve varsa sorular yanıtlanır.
İşlem sonrasında ilk 24 saatte boyun bölgesinde hafif hassasiyet, gerginlik hissi veya küçük bir morarma görülebilir; bu bulgular çoğunlukla soğuk uygulama ve basit ağrı kesicilerle kolayca yönetilir. Ağır boyun hareketleri, boynu zorlayan sporlar ve sıcak duş ilk gün önerilmez. Hastalar aynı gün rutin işlerine dönebilir; ancak yoğun fiziksel efor gerektiren aktiviteler ertesi güne bırakılır. Beklenmedik derecede şiddetlenen ağrı, hızla büyüyen boyun şişliği, solunum güçlüğü veya ses değişikliği durumunda derhal sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Endokrin cerrahi ekipleri, biyopsi sonrası dönemde hastalarını yapılandırılmış bir takip planı çerçevesinde değerlendirerek sonuçların hızlı ve doğru biçimde yorumlanmasını sağlar. Sitopatolojik değerlendirme genellikle birkaç iş günü içerisinde tamamlanır; olası zorluklara ve moleküler test gerekliliğine bağlı olarak süreç birkaç hafta uzayabilir. Sonuç raporu, yalnızca sitolojik kategoriyi değil, aynı zamanda önerilen izlem ya da tedavi seçeneklerini de içerecek biçimde hastayla birlikte ayrıntılı olarak paylaşılır ve gerekli olduğu durumda multidisipliner konsey kararı ile yönlendirme yapılır.
Bethesda Sınıflandırmasına Göre Tiroid Biyopsisi Sonucunuz Ne Anlama Gelir?
Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi sonuçları, günümüzde Bethesda Sistemi olarak bilinen ve 2017 versiyonu güncel kabul edilen sınıflamaya göre altı kategori altında raporlanır. Bethesda I, nondiagnostik ya da tatmin edici olmayan örnek anlamına gelir; hücresel materyal yeterli değildir ve karar için işlem yeniden planlanır. Bethesda II, iyi huylu kategori olarak tanımlanır. Bu grupta koloid ve iyi huylu folliküler hücreler baskındır, malignite riski %0-3 aralığındadır ve çoğunlukla ultrasonografi ile klinik takip önerilir.
Bethesda III kategorisi, önemi belirsiz atipi ya da folliküler lezyon olarak da bilinir ve malignite riski %10-30 aralığında değişir. Bu grupta işlemin tekrarlanması, moleküler tanı testleri ya da klinik-radyolojik bulgular ışığında cerrahi seçenek gündeme gelir. Bethesda IV, folliküler neoplazm ya da folliküler neoplazmdan şüpheli örneği ifade eder; malignite riski %25-40 civarındadır ve bu hastalarda kesin tanı için sıklıkla tanısal lobektomi tercih edilir, çünkü folliküler karsinom tanısı kapsül ve vasküler invazyonun histolojik olarak gösterilmesine bağlıdır. Bethesda V, maligniteden şüpheli örnektir ve %60-75 malignite riski taşır; cerrahi tedavi bu grup için standart yaklaşımdır.
Bethesda VI kategorisi, kesin malignite tanısını yansıtır ve %97-99 oranında kanserle uyumludur. Papiller tiroid karsinomunun klasik sitolojik özellikleri, foliküler hücre gruplarında görülen nükleer bulgular, kanallı görünümler ve psammoma cisimcikleri bu tanıyı destekler. Bu hastalarda tedavi, tümör boyutu, servikal lenf nodu tutulumu ve risk faktörlerine göre planlanan cerrahi ile şekillenir; genellikle total tiroidektomi ve gerekli olgularda santral boyun diseksiyonu, ardından seçilmiş hastalarda radyoaktif iyot tedavisi uygulanır. Bethesda sınıflaması, klinik karar mekanizmasında ortak bir dil sunarak hasta yönetiminde standardizasyon sağlar ve gereksiz ameliyat oranını belirgin biçimde azaltır. Bu sınıflamanın en önemli katkılarından biri, malignite riskini nesnel istatistik değerlerle ortaya koyarak hem hekimin hem de hastanın karar sürecinde daha net bir çerçeveye sahip olmasını sağlamasıdır. Bethesda kategorisi, klinik ve radyolojik bulgularla birleştirildiğinde, örneğin izleme mi, tanısal cerrahiye mi, yoksa doğrudan total tiroidektomi ve boyun diseksiyonuna mı gidileceği kararı çok daha güvenli biçimde alınabilir hale gelmektedir.
Elde Edilen Bulgular Ayrıntılı Olarak Nasıl Değerlendirilir?
Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi ile elde edilen bulgular yalnızca sitolojik rapordan ibaret değildir; ultrasonografik özellikler, klinik öykü, laboratuvar verileri ve gerektiğinde moleküler testler bir arada yorumlanır. Papiller tiroid karsinomu, tüm tiroid kanserlerinin yaklaşık %80 ini oluşturur ve klasik sitolojisinde nükleer yarıklar, buzlu cam görünümündeki nükleuslar, psammoma cisimcikleri ve papiller yapılar dikkati çeker. Folliküler karsinom, olguların yaklaşık %10 unu kapsar ve kapsül ile vasküler invazyonun histolojik olarak gösterilmesine dayandığı için kesin tanısı biyopsi materyaliyle konmaz; bu nedenle Bethesda IV grubunda tanısal lobektomi yaygın olarak tercih edilir.
Medüller tiroid karsinomu, tüm olguların yaklaşık %5 ini oluşturur ve parafolliküler C hücrelerinden köken alır. Karakteristik sitolojik bulguları arasında amiloid depozitler ve nöroendokrin özellikler yer alır; serum kalsitonin düzeyi ve gerektiğinde RET genindeki mutasyonun araştırılması, tanının doğrulanmasında değerlidir. MEN2A ve MEN2B sendromları ile ilişkili olabileceği için ailesel öykü ayrıntılı sorgulanır. Anaplastik karsinom nadir görülür; ancak son derece agresif seyri ve kötü prognozu ile ayrı bir kategori oluşturur. Hashimoto tiroiditi zemininde gelişebilen primer tiroid lenfoması da nadirdir ve ayırıcı tanı gerektiren durumların başında gelir.
Bethesda III ve IV kategorilerinde, hastayı gereksiz cerrahiden koruyacak ek testler günümüz endokrin cerrahi pratiğinde önemli bir yer tutmaktadır. Gen ekspresyon analizine dayalı Afirma testi, 167 gen üzerinden iyi huylu ya da şüpheli ayrımı yapmaya çalışır. ThyroSeq v3 testi, BRAF V600E, RAS, RET/PTC, PAX8/PPARG ve TERT gibi mutasyon ve gen füzyonlarını değerlendirir. Mikro RNA temelli testler de klinik pratikte kullanılmaktadır. Yüksek risk göstergesi olarak öne çıkan BRAF V600E ve TERT promotor mutasyonları, papiller karsinomun daha agresif alt tiplerinde sık gözlenir; TP53 mutasyonu ise anaplastik dönüşümle ilişkilendirilir. Tüm bu veriler, radyoloji, sitopatoloji, endokrinoloji ve genel cerrahi ekiplerinin birlikte katıldığı multidisipliner konseyde bir bütün olarak değerlendirilir. Bu tür konseyler, uygulanacak cerrahi genişliğinin planlanmasında da belirleyicidir; kimi olguda tanısal amaçlı lobektomi tercih edilirken, kimi olguda başlangıç cerrahisi olarak total tiroidektomi ve profilaktik santral boyun diseksiyonu gündeme gelebilir. Cerrahi sonrası patoloji sonuçları, adjuvan tedavi planında ve uzun dönem izlemde yol gösterici olur; özellikle yüksek riskli mutasyonlar taşıyan olgularda, tiroglobulin takibi, boyun ultrasonografisi ve gerektiğinde radyoaktif iyot tüm vücut taraması gibi izlem araçları birlikte planlanır. Bu bütüncül yaklaşım, tiroid kanseri olgularının uzun süreli sağkalım oranlarının bugünkü yüksek düzeyine ulaşmasında belirleyici bir rol üstlenmiştir.
Tiroid Biyopsisi Tehlikeli midir? Muhtemel Yan Etkiler ve Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?
Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi, günümüz tıbbının en güvenli girişimsel işlemlerinden biridir. Kullanılan iğnelerin ince olması, işlemin ultrasonografi rehberliğinde gerçek zamanlı olarak yapılması ve deneyimli ekipler tarafından uygulanması, komplikasyon oranını çok düşük düzeylerde tutar. En sık karşılaşılan yan etki, giriş yerinde birkaç gün içinde tamamen geçen hafif ağrı ve küçük çaplı morarmadır. Bazı hastalarda geçici bir gerginlik hissi olabilir. Kanamaya eğilim yaratan ilaç kullanımı olmayan sağlıklı bireylerde ciddi kanama son derece nadirdir.
Nadir komplikasyonlar arasında tiroid bezi içinde küçük hematom, geçici vazovagal reaksiyon, çok sınırlı olasılıkla enfeksiyon, damar ve trakea zedelenmesi sayılabilir. Alt polde derin yerleşimli nodüllerden yapılan biyopside son derece nadir olarak pnömotoraks gelişebilir; ancak deneyimli uygulayıcılar için bu risk pratikte oldukça marjinaldir. İğne yolu boyunca tümör hücresi ekimi ise günümüz tekniği ve iğne kalınlığı ile son derece istisnai bir durum olarak tanımlanmaktadır. İşlem sırasında ses değişikliği veya larengeal sinir hasarı beklenmez.
Toplum arasında sıkça duyulan yanlış bilgilerin başında, biyopsinin kanseri yayacağı ya da hızlandıracağı düşüncesi gelmektedir. Bilimsel veriler bu görüşü desteklememektedir; aksine biyopsi ile erken ve doğru konulan tanı, tedavi başarısını önemli ölçüde artırmaktadır. Bir başka yaygın yanlış, her nodülün biyopsi gerektirdiği inancıdır; oysa biyopsi endikasyonu ultrasonografik risk sınıflamasına ve boyuta göre kanıta dayalı olarak belirlenir. Biyopsinin çok ağrılı bir işlem olduğu düşüncesi de gerçeği yansıtmaz; büyük çoğunluk için işlem kısa süreli ve tolere edilebilir bir deneyimdir. Tüm bu nedenlerle tiroid nodülü olan hastaların, kanıta dayalı tıp ilkeleri doğrultusunda hareket eden ekiplerle görüşerek karar vermesi son derece önemlidir. Sağlığınızla ilgili her adımda güvenilir bir yol arkadaşı arıyorsanız, deneyimli kadrosu ve çağdaş donanımıyla Koru Hastanesi Genel Cerrahi bölümü, tiroid nodüllerinizin değerlendirilmesinde size güvenli, hızlı ve kanıta dayalı bir tanı süreci sunmaya hazırdır. Ayrıntılı bilgi ve randevu için Koru Hastanesi Genel Cerrahi ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.
Bu içerik, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Tiroid nodülü, tiroid biyopsisi ve endokrin cerrahi hastalıkları ile ilgili kişiye özgü değerlendirme, tanı ve tedavi kararları yalnızca ilgili uzman hekim tarafından, ayrıntılı öykü, fizik muayene ve laboratuvar-görüntüleme incelemeleri sonrasında verilebilir. Şikayetleriniz için mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurunuz.






