Alt ekstremitedeki yüzeyel venöz sistemin genişlemesi, kapak yetmezliğine bağlı reflü akımının ortaya çıkması ve kıvrımlı bir görünüm oluşması, kronik venöz yetmezliğin en sık karşılaşılan klinik yansımalarından birini meydana getirmektedir. Estetik kaygının ötesinde bacak ağırlığı, akşam ödemleri, gece krampları ve ileri evrelerde pigmentasyon ile venöz ülser tabloları gelişebilmekte; bu tablo günümüzde renkli Doppler ultrason temelli değerlendirme ve endovenöz teknikler çerçevesinde yönetilmektedir. Bu içerikte varis hastalığı ile safen ven cerrahisine ilişkin kapsamlı bilgiler, Koru Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğinde uygulanan güncel yaklaşımlar ışığında ele alınmaktadır.
Varis Nasıl Tanımlanır?
Varis, alt ekstremitenin yüzeyel venöz sisteminde yer alan damarların; kalıcı olarak genişlemesi, kıvrımlı bir h├ól alması ve venöz kapakların yetersiz kalması sonucu retrograd akımın (reflü) ortaya çıkması ile karakterize olan kronik bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Klinik pratikte varis kavramı; küçük telanjiektaziler ve retiküler venlerden başlayıp, klasik saf gözle görünen genişlemiş varikoz venlere, daha ileri evrelerde ise kronik venöz ödem, cilt değişiklikleri, lipodermatoskleroz ve venöz ülser tablolarına uzanan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Uluslararası kabul gören CEAP sınıflaması; C0 asemptomatik, C1 telanjiektazi/retiküler ven, C2 varikoz ven, C3 ödem, C4 pigmentasyon veya venöz dermatit, C5 iyileşmiş venöz ülser, C6 aktif venöz ülser şeklinde bir kademelendirme sunmakta ve hastalığın klinik ağırlığının objektif olarak belirlenmesine olanak tanımaktadır.
Patofizyolojik açıdan bakıldığında sürecin merkezinde, safen major ven (VSM) başta olmak üzere yüzeyel venlerdeki kapakların yetersizliği ve buna bağlı olarak gelişen venöz hipertansiyon yer almaktadır. Ayakta durur pozisyonda venöz basıncın gün boyunca patolojik düzeylerde yüksek kalması; damar duvarında yapısal değişikliklere, endotelyal disfonksiyona, inflamatuvar mediyatörlerin salınımına ve nihayetinde varisöz genişlemeye zemin hazırlamaktadır. Renkli Doppler ultrasonografi ile safenofemoral bileşkede 0,5 saniyeyi aşan reflü süresi patolojik olarak kabul edilmekte, bu ölçüm hem tanının doğrulanmasında hem de tedavi kararının şekillendirilmesinde belirleyici bir parametre olarak kullanılmaktadır.
Klinik değerlendirmede yalnızca görünür varislerin varlığı yeterli sayılmamakta; hastanın günlük yaşamını etkileyen semptomlar, cilt değişiklikleri, derin ven sisteminin durumu ve perforan venlerin fonksiyonu bir bütün olarak ele alınmaktadır. Bu bütüncül değerlendirme sayesinde hastalığın gerçek şiddeti belirlenmekte ve konservatif yaklaşımdan endovenöz ablasyon veya cerrahi girişimlere uzanan geniş tedavi yelpazesi içinde hastaya özel bir plan oluşturulabilmektedir. Böylece varis kavramı, basit kozmetik bir sorun olmaktan çıkarak; ciddi tromboembolik ve dermatolojik komplikasyonlara ilerleyebilen kronik bir venöz hastalık olarak konumlandırılmaktadır. Semptomatoloji açısından hastalar tarafından en sık dile getirilen şik├óyetler; gün ilerledikçe artan bacak ağırlığı, ayak bileğinde belirginleşen ödem, gece görülen kramp atakları, kaşıntı, yanma hissi ve ısınmaya bağlı belirgin ağrı artışı olarak sıralanmaktadır. Kadın hastalarda menstrüel dönemde şik├óyetlerin belirgin biçimde artması ve gebelik döneminde ilerleyici bir seyir izlemesi de tanıya yardımcı klinik ipuçları arasında değerlendirilmektedir.
Varis Hangi Sebeplerle Ortaya Çıkar?
Varis hastalığının ortaya çıkışında tek bir etken değil, birbiriyle etkileşim h├ólinde olan çok sayıda genetik, hormonal, mekanik ve yaşam tarzı ile ilişkili faktörün rol oynadığı kabul edilmektedir. Aile öyküsünün pozitif olduğu bireylerde, damar duvarı kollajen ve elastin lif yapısındaki kalıtsal farklılıklar nedeniyle kapak yapıları daha erken yaşta yetersizlik geliştirmeye eğilimli olmaktadır. Anne ya da babada belirgin varis öyküsü bulunan kişilerde hastalık riski belirgin biçimde yükselmekte, iki ebeveynde de hastalık varlığında bu risk daha da artmaktadır. Dolayısıyla ayrıntılı aile öyküsünün alınması, hem risk stratifikasyonu hem de koruyucu önerilerin şekillendirilmesi açısından değerli bir adım olarak öne çıkmaktadır.
Hormonal faktörler, özellikle kadınlarda varis gelişiminde belirleyici bir yer tutmaktadır. Gebelik dönemi; artan kan hacmi, uterusun pelvik venler üzerindeki bası etkisi ve progesteronun düz kas gevşetici etkisi nedeniyle venöz sistem üzerinde belirgin bir yük oluşturmaktadır. Çoklu gebelik öyküsü, oral kontraseptif kullanımı ve menopoz dönemindeki hormon tedavileri de venöz duvar tonusunu etkileyerek kapak yetmezliğine zemin hazırlamaktadır. Mesleki risk faktörleri arasında ise uzun süre ayakta durmayı ya da uzun süre oturmayı gerektiren işler; öğretmenler, sağlık çalışanları, satış personeli, uzun yol şoförleri ve ofis çalışanları için venöz dönüşün sürekli olarak yerçekimine karşı zorlanmasına neden olmaktadır.
Obezite, hareketsiz yaşam, kabızlığa bağlı kronik ıkınma, geçirilmiş derin ven trombozu öyküsü ve alt ekstremite travmaları da patogenezde önemli katkı sağlamaktadır. Karın içi basıncın kronik olarak yükselmesi, femoral ven ve iliak venler üzerinden yüzeyel sisteme yansıyan basınç artışına neden olmakta; bu durum safen sisteminde kapak yetmezliğinin gelişimini hızlandırmaktadır. Sigara kullanımı ise damar duvarındaki inflamatuvar yükü artırarak endotelyal disfonksiyona katkı sunmaktadır. Tüm bu etkenlerin birlikte değerlendirilmesi; bireysel risk profilinin çıkarılmasına, koruyucu önlemlerin planlanmasına ve tedavi sonrası nüks riskinin öngörülmesine olanak tanımaktadır. Ayrıca yaşlanma sürecinde damar duvarındaki elastik yapı gerileyerek reflü direncinin azalmasına neden olmakta, bu durum ileri yaşlarda yeni yetmezlik odaklarının ortaya çıkma riskini artırmaktadır. Post-trombotik sendrom olarak adlandırılan tablo ise geçirilmiş derin ven trombozunun ardından derin venöz sistemde kalıcı obstrüksiyon ya da reflü gelişimi ile karakterize olmakta; bu durum sekonder yüzeyel varislerin patogenezinde belirleyici bir role sahip olmaktadır.
Varis Tedavisinde Hangi Teknikler Uygulanır?
Varis tedavisinde günümüzde uygulanan yöntemler; hastalığın CEAP sınıfına, semptomların şiddetine, safen sisteminin çapına, reflü paternine, hastanın yaşına, komorbiditelerine ve beklentilerine göre bireyselleştirilmektedir. Modern venöz cerrahi anlayışında tek bir yöntemin her hastaya uyacağı düşüncesi terk edilmiş; her hastaya özgü, tümesan lokal anesteziyle uygulanabilen minimal invaziv teknikler ön plana çıkarılmıştır. Bu yaklaşımın temelinde renkli Doppler ultrason bulguları yer almakta ve tedavi haritalaması bu görüntüleme sonuçlarına göre çizilmektedir. Safen major ile safen minor venin çap ölçümleri, reflü uzunluğu, safenofemoral ve safenopopliteal bileşke kompetans durumu, perforan ven yetmezliği ve derin ven sisteminin patensi kayıt altına alınmaktadır.
Tedavi seçenekleri temel olarak konservatif yaklaşım, endovenöz ısıl ablasyon yöntemleri (endovenöz lazer ablasyonu ve radyofrekans ablasyonu), ısıl olmayan endovenöz teknikler (mekanokimyasal ablasyon ve siyanoakrilat kapatma), skleroterapi uygulamaları, ambulatuvar fleboektomi ve klasik cerrahi (safenektomi ya da stripping) olarak sınıflandırılmaktadır. Kronik venöz yetmezliğin erken evrelerinde kompresyon çorabı, venoaktif ilaçlar ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle semptomatik iyileşme sağlanmakta; ancak safen sisteminde belirgin reflü bulunduğunda ablasyon yöntemleri gündeme gelmektedir. Endovenöz lazer ablasyonu ve radyofrekans ablasyonu; kısa işlem süresi, düşük komplikasyon oranı ve hızlı işe dönüş imk├ónı ile günümüzde güncel kılavuzlar tarafından ilk basamak olarak önerilmektedir.
Küçük çaplı varikoz venler, retiküler venler ve telanjiektazi tedavisinde köpük skleroterapi uygulaması ön plana çıkmaktadır. Ambulatuvar fleboektomi ise ileri derecede genişlemiş ve kıvrımlı görünüm alan varikoz venlerin, küçük insizyonlarla çıkarılmasına olanak tanıyan bir yöntem olarak, endovenöz ablasyonlarla kombine biçimde uygulanmaktadır. Klasik cerrahi safenektomi teknikleri ise günümüzde ancak anatomik özellikler nedeniyle endovenöz yaklaşımın uygun olmadığı seçilmiş vakalarda tercih edilmektedir. Tüm bu teknikler değerlendirilirken hastanın işkolu, aktivite düzeyi, gebelik planı ve estetik beklentileri de göz önünde bulundurulmakta; böylece uzun vadeli başarı hedefiyle bireyselleştirilmiş bir tedavi haritası çıkarılmaktadır. Kılavuz düzeyinde ESVS 2022 ve Amerikan Venöz Forumu 2023 önerilerinde, semptomatik safen major ven yetmezliği bulunan hastalarda ısıl ablasyon yöntemlerinin birinci basamak olarak kabul edildiği, ısıl olmayan tekniklerin ise seçilmiş anatomik durumlarda değerlendirildiği belirtilmektedir. Perforan ven yetmezliği söz konusu olduğunda, izole perforan ablasyonu ancak aktif venöz ülser (CEAP C6) ya da iyileşmiş ülser (CEAP C5) tablolarında değerlendirilmekte; asemptomatik perforan yetmezliklerinde girişimsel yaklaşım önerilmemektedir.
Cerrahi Gerektirmeyen Varis Tedavisi Nasıl Yapılır?
Cerrahi gerektirmeyen varis tedavisi; erken evre kronik venöz yetmezlik, C1 telanjiektazi ve retiküler ven bulguları, cerrahi için uygun olmayan sistemik durumlar ile hastanın invaziv işlemi tercih etmediği koşullarda ön plana çıkarılmaktadır. Bu yaklaşımın temel dayanağı, venöz basıncı düşürmek, kas pompası fonksiyonunu güçlendirmek ve damar duvarındaki inflamatuvar süreçleri baskılamak biçiminde özetlenebilir. Kompresyon çorabı uygulaması cerrahi dışı tedavinin en önemli aracı olarak kabul edilmekte; orta düzey kronik venöz yetmezlikte 20-30 mmHg, ileri düzey semptomlarda ve venöz ülserde ise 30-40 mmHg basınç sınıfındaki çoraplar günlük olarak sabah kalkıştan gece yatışına kadar giyilmesi önerilmektedir.
Yaşam tarzı düzenlemeleri konservatif tedavinin ayrılmaz parçası olarak öne çıkmaktadır. Uzun süre ayakta durmaktan kaçınmak, iş gününde belirli aralıklarla bacak yükseltme molaları vermek, ideal vücut ağırlığına ulaşmak, düzenli yürüyüş yapmak ve baldır kaslarını çalıştıran egzersizleri programa d├óhil etmek venöz dönüşün desteklenmesine katkı sağlamaktadır. Kabızlığın önlenmesi, sıkı bel kuşağı ve sıkı iç çamaşırı kullanımından uzak durulması, aşırı sıcak ortamlardan kaçınılması ve gün içinde ayakların kalp seviyesinin üzerine kaldırılması, semptomatik rahatlama açısından değerli önerilerdir. Sıcak duş yerine ılık sıcaklıkta duşun tercih edilmesi de venöz genişlemenin kontrol altında tutulmasına yardımcı olmaktadır.
Farmakolojik açıdan venoaktif ilaçlar olarak bilinen mikronize diosmin-hesperidin kombinasyonları, kalsiyum dobesilat ve at kestanesi ekstresi gibi ajanlar; kılcal geçirgenliği azaltarak, lenfatik drenajı destekleyerek ve inflamatuvar mediyatörleri baskılayarak semptomatik iyileşmeye katkı sağlamaktadır. Bu ilaçlar bacak ağrısı, ağırlık hissi, akşam ödem ve gece krampı gibi şik├óyetlerin gerilemesinde belirgin yarar sunmakta, ancak yapısal olarak yetmez kapakları düzeltmedikleri unutulmamalıdır. Küçük çaplı varikoz venler ile telanjiektazilerin görüntüsel olarak iyileşmesi için ise polidokanol veya sodyum tetradesil sülfat gibi sklerozan ajanlarla köpük skleroterapi uygulanmakta; bu yöntem ayakta ve kısa sürede tamamlanabilen bir yaklaşım olarak konservatif tedavi grubu içinde değerlendirilmektedir.
Varis Ameliyatında Hangi Teknikler Kullanılır?
Varis ameliyatı denildiğinde günümüzde akla gelen ilk yöntemler; klasik açık safenektomiye kıyasla belirgin avantajlar sunan minimal invaziv endovenöz tekniklerdir. Endovenöz lazer ablasyonu, yetmez safen ven içine tümesan lokal anestezi altında yerleştirilen ince bir fiberin, 940-1470 nanometre dalga boyu aralığında lazer enerjisi vererek damar duvarında kontrollü bir ısıl hasar oluşturması ilkesine dayanmaktadır. Bu ısıl etki sayesinde damar lümeni kapanmakta, retrograd akım ortadan kaldırılmakta ve hemodinamik olarak sağlıklı olmayan safen sistemi devre dışı bırakılmaktadır. Radyofrekans ablasyonunda ise özel bir kateter ucundan yayılan radyofrekans enerjisi ile venin belirli segmentleri sıralı biçimde ısıtılmakta ve benzer bir kapanma etkisi elde edilmektedir.
Isıl olmayan endovenöz teknikler arasında yer alan mekanokimyasal ablasyon (MOCA); dönen bir tel ile damar duvarının mekanik olarak uyarılmasını ve eş zamanlı sklerozan ajan uygulanmasını içermektedir. Siyanoakrilat esaslı yapıştırıcı ile kapatma yöntemi ise özel bir kateter aracılığıyla venin belirli aralıklarla yapıştırıcı madde ile kapatılmasına olanak tanımakta ve tümesan anesteziye ihtiyaç duymaması nedeniyle konfor açısından öne çıkmaktadır. Bu ısıl olmayan yaklaşımlar; termal enerjinin çevre dokulara aktarılma riskinin bulunmadığı, safenus siniri ile komşuluk gösteren distal safen segmentleri ve popliteal fossa yakınındaki safen minor ven yetmezliği gibi seçilmiş anatomik durumlarda değerli birer seçenek olarak konumlanmaktadır.
Klasik cerrahi teknikler arasında yer alan yüksek ligasyon ile stripping işlemi, safenofemoral bileşkenin bağlanması ve safen major venin özel bir stripper aracılığıyla kasık ile diz altı arasındaki segmentte çıkarılması esasına dayanmaktadır. İşlemin genellikle spinal ya da genel anestezi altında yapılması, hematom, ekimoz ve safenus siniri ile ilişkili parestezi riskinin görece yüksek olması nedeniyle günümüzde ilk basamak olmaktan çıkmıştır. Ancak çok geniş çaplı safen venler, belirgin anevrizmal genişlemeler ve endovenöz kateterin ilerletilmesine olanak vermeyen anatomik varyasyonlarda h├ól├ó değerli bir seçenek olarak tercih edilebilmektedir. Ambulatuvar fleboektomi ise, birkaç milimetre uzunluğundaki mikro insizyonlarla varikoz paketlerin özel kancalar aracılığıyla çıkarılmasını sağlamakta ve endovenöz ablasyonlarla kombine edilerek estetik açıdan tatmin edici sonuçlar sunmaktadır. Uygulanan tekniğin seçiminde belirleyici parametreler arasında safen venin çapı (özellikle 12 milimetreyi aşan segmentlerde ısıl olmayan seçeneklerin başarısı azalmakta), safen venin cilde olan uzaklığı, ven trasesinin siyatik ya da safenus siniri ile ilişkisi, hastanın yaşam beklentisi, mesleki gereklilikleri ve komorbid durumları sayılabilmektedir. Ayrıca aynı işlem içinde farklı yöntemler kombine edilerek proksimal segmentte ısıl ablasyon, distal küçük varislerde köpük skleroterapi ve yüzeyel varikoz paketlerde fleboektomi ile bütüncül bir tedavi profili oluşturulabilmektedir.
Varis Ameliyatı Hangi Adımlarla Gerçekleştirilir?
Varis ameliyatı süreci; ameliyat öncesi kapsamlı değerlendirme aşamasıyla başlamakta ve yalnızca operatif teknikten ibaret olmayan bütüncül bir hazırlık gerektirmektedir. Ameliyattan önce ayrıntılı öykü alımı, fizik muayene, CEAP sınıflaması, renkli Doppler ultrason ile detaylı venöz haritalama ve gerekli görülen durumlarda ek görüntüleme yöntemleri devreye alınmaktadır. Hastanın kullandığı ilaçlar, kanama diyatezi bulguları, alerji öyküsü, geçirilmiş venöz tromboembolizm hik├óyesi ve altta yatan sistemik hastalıkları not edilmekte; antikoagülan kullanan hastalarda ise ilaç yönetimi ilgili branşla koordine edilmektedir. Operasyon günü hastanın bacağında yetmezlikli venlerin trasesi, ayakta pozisyonda ultrason eşliğinde işaretlenmektedir.
Endovenöz ısıl ablasyon uygulamalarında hasta ameliyathaneye alındıktan sonra bacak, uygun antiseptik solüsyon ile hazırlanmakta ve steril örtülerle örtülmektedir. Ultrason eşliğinde genellikle diz altı düzeyinde yer alan safen major venin uygun bir segmentine perkütan olarak ince bir kateter yerleştirilmekte; bu kateter içinden lazer fiberi veya radyofrekans kateteri, safenofemoral bileşkenin yaklaşık iki santimetre altına kadar ilerletilmektedir. Ardından tümesan lokal anestezi solüsyonu, ultrason kılavuzluğunda ven boyunca perivenöz alana enjekte edilmekte; bu uygulama hem etkili bir anestezi sağlamakta hem de damar duvarında ısı hasarının çevre dokulara yayılmasını engellemektedir. Sonraki adımda kontrollü çekme hareketi ile enerji verilmekte, safen ven boyunca segmenter kapanma sağlanmaktadır.
Aynı seansta belirgin varikoz paketler için ambulatuvar fleboektomi eklenebilmekte ya da köpük skleroterapi ile kombine tedavi uygulanabilmektedir. Klasik stripping işleminde ise kasık bölgesinde küçük bir insizyonla safenofemoral bileşke ortaya konulmakta, dallar bağlanmakta ve özel stripper aracılığıyla safen major ven diz seviyesine kadar çıkarılmaktadır. Ameliyat sonunda dikişler kapatılmakta, bacak elastik bandaj ile sarılmakta ve önerilen kompresyon çorabı giydirilmektedir. Endovenöz işlemlerin ortalama süresi 45-60 dakika arasında değişmekte; girişimin sonunda hasta genellikle aynı gün yürüyerek taburcu edilmektedir. Klasik cerrahi safenektomi tekniklerinde ise bir gecelik hastane yatışı planlanabilmekte, tromboprofilaksi ve erken mobilizasyon rutin uygulamalar arasında yer almaktadır.
Varis Ameliyatının Ardından İyileşme Süreci Nasıldır?
Varis ameliyatının ardından iyileşme süreci; uygulanan tekniğe, hastalığın başlangıç şiddetine, ek girişimlerin varlığına ve hastanın sistemik sağlık durumuna göre değişkenlik göstermektedir. Endovenöz lazer veya radyofrekans ablasyonu sonrası hastalar, işlemin biter bitmez yürüyüş yapabilmekte ve ilk gün içinde günlük aktivitelerinin önemli bir bölümüne dönebilmektedir. Kompresyon çorabının ilk 24-48 saat kesintisiz giyilmesi, ardından iki hafta boyunca gündüz kullanımına devam edilmesi uygulanan kliniksel pratikte yaygın bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Ambulatuvar fleboektomi ya da klasik stripping eklenen olgularda ise kompresyon süresi dört ila altı hafta arasında uzatılabilmektedir.
İşlem sonrasında ilk günlerde beklenen bulgular arasında bacak boyunca hafif çekilme hissi, tümesan solüsyonuna bağlı geçici ödem, ısı hasarı hattı üzerinde hassasiyet ve minimal ekimoz yer almaktadır. Bu bulgular basit analjeziklerle kontrol altına alınmakta ve ilk hafta içinde belirgin biçimde gerilemektedir. Uzun süreli oturmaktan ve ayakta kalmaktan kaçınmak, gün içinde belirli aralıklarla yürüyüş yapmak, uçak seyahati gibi uzun immobilizasyon gerektiren durumlardan operasyondan sonraki iki hafta boyunca uzak durmak, venöz stazın önlenmesi ve tromboembolik komplikasyonların baskılanması açısından önemlidir. Ağır kaldırma ve yüksek yoğunluklu spor gibi aktiviteler ilk iki haftanın sonrasında kademeli olarak programa d├óhil edilmektedir.
İşe dönüş süresi ofis çalışanlarında ortalama 1-3 gün, ayakta çalışan meslek gruplarında ise 5-7 gün olarak öngörülmektedir. Klasik stripping uygulanan olgularda bu süre iki haftaya kadar uzayabilmektedir. Duş almak genellikle işlemden 24 saat sonra pansumanların uygun şekilde korunmasıyla mümkün olmakta; havuz ve deniz gibi uzun süre suda kalmayı gerektiren aktiviteler ise iki hafta sonra önerilmektedir. Yara yerlerinde kızarıklık, ısı artışı, artan ağrı, bacakta belirgin şişlik ya da nefes darlığı gibi bulguların ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden ilgili klinikle iletişime geçilmesi büyük önem taşımaktadır. Böylece hem derin ven trombozu gibi ciddi komplikasyonların erken tanınması hem de olası enfeksiyon süreçlerinin zamanında kontrol altına alınması mümkün olmaktadır. Ablasyon uygulanan safen segmentinde ilerleyen günlerde palpasyon ile ele gelen sert bir kordon hissi tanınmakta; bu bulgu damarın kapanma sürecinin doğal bir yansıması olarak değerlendirilmekte ve genellikle üç ay içinde kendiliğinden gerilemektedir. Endovenöz ısıl işlem hattı üzerinde geçici tromboflebit bulguları görülebilmekte, bu durum topikal soğuk uygulama, hareket ve gerektiğinde nonsteroid antiinflamatuvar ajanlarla yönetilmektedir.
Varis Ameliyatının Ardından Uzun Vadeli Takip Nasıl Yapılır?
Varis ameliyatının ardından uzun vadeli takip; işlemin başarısını doğrulamak, olası nüksleri erken evrede tespit etmek ve altta yatan kronik venöz yetmezliğin ilerleyişini kontrol altında tutmak amacıyla titizlikle yürütülmektedir. Endovenöz ablasyon sonrası ilk kontrol genellikle işlemin birinci haftasında planlanmakta; bu değerlendirmede renkli Doppler ultrason ile kapatılan safen ven segmentinin devre dışı kalıp kalmadığı ve safenofemoral bileşke güdüğünde endovenöz ısıya bağlı trombüs oluşup oluşmadığı incelenmektedir. Bu ilk kontrolde derin ven sistemi de kapsamlı biçimde tarandığından, seyrek de olsa ortaya çıkabilen tromboembolik olayların erken evrede saptanması mümkün olmaktadır.
İlk aydan sonra kontrol vizitleri altıncı ay ve birinci yılda tekrarlanmakta, ardından yıllık aralıklarla sürdürülmektedir. Uzun dönem takipte yalnızca ablasyon uygulanan safen venin durumu değil; safen minor ven, perforan venler ve daha önce müdahale edilmemiş segmentler de değerlendirilmektedir. Kronik venöz yetmezlik ilerleyen yıllarda yeni damar bölgelerinde reflü gelişimine yol açabildiğinden, düzenli takip sayesinde küçük çaplı yeni yetmezlikler henüz semptomatik h├óle gelmeden fark edilebilmekte ve gerektiğinde köpük skleroterapi gibi az invaziv yöntemlerle kontrol altına alınabilmektedir. Böylece klinik olarak belirgin nükslerin önüne büyük ölçüde geçilmektedir.
Uzun vadeli sonuçların korunmasında hastanın yaşam tarzı düzenlemelerine gösterdiği uyum belirleyici bir role sahiptir. İdeal kilonun sürdürülmesi, düzenli yürüyüş alışkanlığının kazanılması, uzun süreli hareketsizlik dönemlerinde bacak egzersizlerinin uygulanması, mesleki risk faktörleri bulunan bireylerde günlük kompresyon çorabı kullanımının sürdürülmesi ve gebelik dönemlerinde özel önlemlerin alınması bu sürecin temel taşları arasında yer almaktadır. Ailesel yatkınlığı olan bireylerde koruyucu değerlendirme genç yaşlarda başlatılmakta, semptomatik olmasa dahi CEAP C1-C2 evrelerde erken önlemlerle hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilmektedir. Bu bütüncül uzun vadeli izlem anlayışı ile Koru Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi bölümü, hastalarına yalnızca operatif başarı değil aynı zamanda sürdürülebilir bir venöz sağlık perspektifi sunmayı hedeflemekte; Koru Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi ekibi tarafından planlanan kontrol programları ile bireysel risk profiline uygun bir takip haritası oluşturulmaktadır.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.




