Nükleer Tıp

Y-90 Radyoembolizasyonda Planlama

Y-90 Radyoembolizasyonda Planlaması, sık karşılaşılan bir tablodur ve farklı yaş gruplarında değişik şekillerde ortaya çıkabilir. Tanı süreci ve dikkat edilmesi gerekenlere göz atın.

Yttriyum-90 (Y-90) radyoembolizasyonu, karaciğerde yerleşim gösteren primer ve metastatik tümörlerin selektif intraarteriyel yolla ışınlanmasını sağlayan ileri düzey bir nükleer tıp uygulamasıdır. Yöntemin başarısı, işlem öncesi yürütülen planlama sürecinin titizliğine doğrudan bağlıdır. Hasta seçimi, damarsal haritalama, akciğer şantı hesaplaması, tümör-normal parankim aktivite dağılımı ve uygulanacak dozun bireysel biyolojik değişkenlere göre optimize edilmesi bu planlamanın temel bileşenlerini oluşturur. Koru Hastanesi Nükleer Tıp bölümünde her olgu, girişimsel radyoloji, medikal onkoloji, hepatoloji ve radyasyon güvenliği uzmanlarının yer aldığı çok disiplinli konsey tarafından değerlendirilerek karar zinciri şeffaf biçimde kayıt altına alınır.

Planlama sürecinin ilk aşamasında hastanın klinik durumu, performans skoru ve karaciğer fonksiyon rezervi ayrıntılı biçimde incelenir. Child-Pugh sınıflaması, ALBI skoru, bilirubin düzeyi, albümin, INR ve trombosit sayısı ile birlikte portal ven açıklığı da radyoembolizasyon uygunluğunun belirlenmesinde göz önünde bulundurulur. Serum bilirubin değerinin 2 mg/dL üzerinde bulunması, portal ven trombozunun yaygın seyretmesi veya karaciğer dışı hastalık yükünün baskın olması durumunda karar süreci yeniden gözden geçirilir. Bu değerlendirme, hastanın işlemden fayda görme olasılığının nesnel bir tabloyla ortaya konulmasına olanak tanır.

Görüntüleme temelli planlama, dinamik kontrastlı bilgisayarlı tomografi ve çok fazlı manyetik rezonans görüntüleme incelemelerinin karşılaştırmalı okumasıyla başlar. Tümör lokalizasyonu, sayısı, boyutu, damarsal beslenme paterni ve karaciğer segmenter anatomisi bu görüntülerde ayrıntılı biçimde tanımlanır. Segmental hacim ölçümleri, hedef tümör hacmi ile tümörsüz parankim hacminin ayrı ayrı hesaplanmasına imk├ón sağlar. Bu hacimsel veriler, sonraki basamakta uygulanacak aktivite hesaplama modellerinin girdisini oluşturur ve bireysel dozimetrinin kişiye özgü nitelik kazanmasına katkıda bulunur.

Anjiyografik değerlendirme, planlamanın en kritik aşamalarından biri olarak öne çıkar. Selektif hepatik anjiyografi sırasında çölyak trunkus, süperior mezenterik arter ve hepatik arter dallanmaları ayrıntılı biçimde incelenir. Aksesuar hepatik arterler, replase segmental dallar, sağ gastrik arter, gastroduodenal arter, süpraduodenal arter ve falsiform arter gibi ekstrahepatik dolaşıma açılan varyant damarlar dikkatle haritalanır. Mikrokürelerin karaciğer dışı organlara kaçışının önüne geçilmesi amacıyla, gerekli görülen olgularda profilaktik koil embolizasyonu ile bu damarlar kapatılır. Böylece gastroduodenal ülser, radyasyon kolesistiti ve pankreatit gibi istenmeyen tabloların ortaya çıkma olasılığı azaltılır.

Damarsal haritalama sırasında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi tekniğiyle elde edilen görüntüler, tümör perfüzyonunun ve mikrokürelerin dağılım paterninin ön izlenimini sağlar. Bu görüntüler, kateter ucunun optimum yerleştirilmesi gereken segmenter veya subsegmenter dalın belirlenmesine yardımcı olur. Segmental radyoembolizasyon, radyasyon segmentektomisi ve radyasyon lobektomisi gibi farklı uygulama stratejileri arasında yapılacak seçim, elde edilen bu ayrıntılı haritayla şekillenir. Tümörün beslenme dinamiği ne kadar seçici biçimde tanımlanırsa, sağlıklı parankime ulaşan radyasyon miktarı da o denli azaltılabilir.

Anjiyografik haritalama seansında hasta içi dağılımın simülasyonu amacıyla teknesyum-99m makroagregat albümin (Tc-99m MAA) uygulaması yapılır. Tümörü besleyen dala süperselektif biçimde yerleştirilen kateter aracılığıyla verilen bu ajan, mikrokürelerin gerçek dağılımını yansıtan bir belirteç olarak işlev görür. Sonrasında elde edilen planar sintigrafi ve SPECT-BT görüntüleri üzerinden karaciğer, tümör ve akciğerlerdeki aktivite oranları hesaplanır. Bu adım, planlamanın bilimsel omurgasını oluşturur ve tedavi kararının nesnel verilere dayandırılmasına olanak tanır.

Akciğer şant fraksiyonunun belirlenmesi, planlama sürecinin güvenlik açısından en belirleyici parametrelerinden birini oluşturur. Karaciğer içi arteriyovenöz şantlar aracılığıyla akciğerlere ulaşan MAA aktivitesi, uygulanacak Y-90 mikrokürelerinin pulmoner yatağa geçme olasılığının göstergesi olarak değerlendirilir. Akciğerlere yönelik toplam kümülatif doz genellikle 30 Gy sınırının altında tutulur; tek seans için ise bu değerin 25 Gy'i aşmaması hedeflenir. Bu eşiklerin aşılması durumunda radyasyon pnömoniti riskinin arttığı bilindiğinden, ya doz azaltımına gidilir ya da alternatif tedavi seçenekleri gündeme getirilir.

Tümör-normal karaciğer aktivite oranı (T/N oranı), planlamanın bir diğer temel çıktısıdır. MAA-SPECT görüntüleri üzerinden hesaplanan bu oran, mikrokürelerin tümör dokusunda ne ölçüde yoğunlaşacağının öngörülmesine yardımcı olur. Yüksek T/N oranları, sağlıklı parankim korunurken tümöre daha fazla doz iletilebilmesi anlamına gelir; bu durum, radyoembolizasyonun etkinliğinin öngörülmesi bakımından değerli bir bilgi sunar. Düşük oranlar ise beslenmenin yeterince selektif olmadığına işaret ederek kateter pozisyonunun yeniden gözden geçirilmesini gerektirebilir.

Aktivite hesaplaması aşamasında farklı dozimetri modelleri karşılaştırmalı olarak kullanılır. Cam mikrokürelerde çoğunlukla tek kompartman modeli tercih edilirken, reçine mikroküreler için vücut yüzey alanı yöntemi ya da parsiyel dağılım modelleri gündeme gelir. Ancak günümüzde bireyselleştirilmiş dozimetri anlayışının benimsenmesiyle birlikte, çok kompartmanlı ve voksel tabanlı hesaplamalar giderek yaygınlaşmaktadır. Bu modellerde tümör hacmi, sağlıklı parankim hacmi, T/N oranı ve akciğer şant fraksiyonu birleştirilerek her hastaya özgü aktivite miktarı belirlenir. Bu yaklaşımla hem yeterli tümör dozu hedeflenir hem de karaciğer yetmezliği riskini artırabilecek aşırı ışınlanma önlenir.

Doz hedefleri tümör tipine göre farklılık gösterir. Hepatoselüler karsinomda tümör dozunun 205 Gy'in üzerinde tutulmasının yanıt oranlarını olumlu etkilediği bildirilmiş, radyasyon segmentektomisi uygulamalarında ise 400 Gy'i aşan segmental dozlarla belirgin tümör kontrolüne ulaşılabildiği gösterilmiştir. Kolorektal karaciğer metastazlarında hedef tümör dozu genellikle 150 Gy üzerinde planlanırken, nöroendokrin tümör metastazlarında ise sistemik tedaviyle bütünleşen daha ölçülü dozlar tercih edilebilir. Sağlıklı karaciğer parankiminin ortalama dozunun 70 Gy'in altında tutulması, radyoembolizasyona bağlı karaciğer hastalığı riskinin azaltılmasında belirleyici bir eşik olarak kabul edilir.

Portal ven trombozunun bulunduğu olgular ayrı bir planlama dikkati gerektirir. Ana portal ven tıkanıklığı geçmişte kesin dışlama nedeni olarak değerlendirilirken, günümüzde iyi korunmuş karaciğer fonksiyonuna sahip seçilmiş hastalarda dikkatli dozimetri eşliğinde uygulama gündeme gelebilmektedir. Bu olgularda hedeflenen bölgeye ulaştırılacak dozun, portal kan akımının azalması nedeniyle daha kısıtlı bir karaciğer rezervine yansıyacağı göz önünde bulundurulur. Segmenter yaklaşım tercih edilerek etkilenmemiş loba yönelik yan etki yükü azaltılır ve klinik sonuçların iyileşmesine katkı sağlanır.

Radyasyon lobektomisi kavramı, radyoembolizasyonun onkolojik amacın ötesine geçen bir planlama boyutunu ifade eder. Cerrahi rezeksiyon öncesinde karşı lobun hipertrofisini sağlamak amacıyla, tümörlü loba yüksek doz uygulanır. Bu yaklaşım, portal ven embolizasyonuna benzer bir hacimsel yeniden düzenlenmeye olanak tanırken aynı anda tümör kontrolünün de sürdürülmesine katkıda bulunur. Bu strateji seçildiğinde, karşı lob hacminin planlanan cerrahi rezeksiyon sonrası yeterli fonksiyonel rezervi karşılayacak düzeye ulaşıp ulaşmayacağı hacimsel görüntüleme takipleriyle nesnel biçimde izlenir.

Cam ve reçine mikrokürelerin fiziksel özellikleri, planlama seçeneklerini doğrudan etkiler. Cam mikroküreler daha yüksek özgül aktivite ve daha az partikül sayısı ile karakterize edilirken, reçine mikroküreler daha yüksek partikül sayısı ve daha düşük özgül aktivite sunar. Bu farklılık, embolik yükün ve mikrodağılımın planlamada dikkate alınmasını gerektirir. Vasküler direnç, tümör vasküleritesi ve kateter pozisyonu göz önünde bulundurularak uygun mikroküre tipinin seçilmesi, homojen doz dağılımının sağlanması bakımından belirleyici olur. Bu tercihler, dozimetri modelinin ve hedef aktivitenin de yeniden şekillenmesine yol açar.

Planlama aşamasında hastanın eş zamanlı aldığı sistemik tedaviler de değerlendirmeye d├óhil edilir. Anti-anjiyojenik ajanlar, immünoterapi, kapesitabin veya diğer sitotoksik ajanların radyoembolizasyonla eş zamanlı ya da ardışık kullanımı planlanan aktivite miktarını, gastrointestinal toksisite riskini ve karaciğer fonksiyon dinamiğini etkileyebilir. Bu nedenle onkoloji ekibiyle iş birliği içinde uygun bir zamanlama penceresi belirlenir. Kemoterapiye ara verilmesi gereken süre, ilaç yarı ömrü ve toksisite profili göz önünde bulundurularak planlanır ve hasta güvenliği ön planda tutulur.

Yaşam kalitesi, işlem sonrası beklenti yönetimi ve hastanın onam sürecine katılımı, kurumsal planlama anlayışının ayrılmaz parçalarındandır. İşlem öncesi görüşmelerde radyoembolizasyonun uygulanış biçimi, olası yan etkiler, işlem sonrası izlem takvimi ve radyasyon güvenliği önlemleri ayrıntılı biçimde açıklanır. Hastaneden taburcu olduktan sonra kalabalık ortamlardan uzak durulması, hamile bireylerle ve küçük çocuklarla yakın temasın kısıtlanması gibi öneriler yazılı olarak da paylaşılır. Bu bilgilendirme, hastanın sürece uyum sağlaması ve planlanan takvime bağlı kalması bakımından önemli bir işlev üstlenir.

Kalite güvencesi ve radyasyon güvenliği, planlamanın kurumsal çerçevesini tamamlar. Uygulanacak aktivite miktarı, kalibrasyon zamanı, hazırlık akışı, uygulama sırasında karşılaşılabilecek olası aksaklıklara yönelik acil eylem planları ve atık yönetimi protokolleri önceden belirlenir. Nükleer tıp uzmanları, medikal fizikçiler, girişimsel radyologlar ve radyasyon güvenliği sorumluları arasında yürütülen düzenli iletişim, hem hastanın hem de sağlık çalışanlarının maruz kalacağı radyasyon dozunun mümkün olan en düşük düzeyde tutulmasına katkı sağlar. Bu bütüncül yaklaşım, Y-90 radyoembolizasyon planlamasının yalnızca teknik bir hesaplama olmadığını, aynı zamanda çok katmanlı bir klinik karar süreci olduğunu ortaya koyar.

Sonuç değerlendirmesi aşamasında planlama sürecinden elde edilen tüm veriler bir arada değerlendirilir. Görüntüleme bulguları, laboratuvar sonuçları, anjiyografik veriler, MAA-SPECT çıktıları, dozimetri hesaplamaları ve konsey kararı tek bir raporda birleştirilir. Bu rapor, uygulama günü kullanılacak referans belge olarak arşivlenir ve işlem sonrası takipte de değerlendirmeye d├óhil edilir. Post-terapötik Y-90 PET-BT veya SPECT-BT görüntüleri ile planlanan dağılımın gerçek dağılımla karşılaştırılması, hem gelecekteki olguların planlanmasına ışık tutar hem de kurumsal öğrenme sürecinin sürekliliğini sağlar. Böylece her yeni olgu, önceki deneyimlerin ışığında daha bireyselleşmiş bir planlamayla ele alınabilir h├óle gelir.

Nükleer Tıp Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment