Kulak Burun Boğaz

جراحة الورم الكوليسترولي (استئصال الطبلة والخشاء)

ما هي جراحة الورم الكوليسترولي (استئصال الطبلة والخشاء) وكيف تُجرى؟ معلومات حول أعراض الورم الكوليسترولي في الأذن الوسطى وطريقة العلاج الجراحي.

Kolesteatom, orta kulak boşluğunda veya mastoid hava hücrelerinde biriken keratinize skuamöz epitel kaynaklı bir deri kistidir ve zaman içinde çevresindeki kemik yapıları eriterek işitme kaybı, denge sorunları, fasiyal sinir felci ve nadir olarak menenjit ya da beyin apsesi gibi ciddi intrakraniyal komplikasyonlara yol açabilen ilerleyici bir patolojidir. Bu hastalığın tek etkin tedavisi cerrahidir ve altın standart yaklaşım timpanomastoidektomi ameliyatıdır. Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniği bünyesinde yürütülen kolesteatom cerrahisi programı; yüksek çözünürlüklü temporal kemik bilgisayarlı tomografi, difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme, intraoperatif fasiyal sinir monitörizasyonu, mikroskobik ve endoskopik kulak cerrahisi kombinasyonu, otomatik işitsel yanıt ölçümleri ve yapılandırılmış postoperatif takip protokolleri ile hastalığın hem tam eradikasyonunu hem de işitme fonksiyonunun mümkün olan en yüksek düzeyde korunmasını hedefler. Bu yazıda; kolesteatomun oluşum mekanizmasından ameliyat tekniklerinin farklarına, kemikçik zincir rekonstrüksiyonundan fasiyal sinir güvenliğine, çocuklardaki agresif seyirden postoperatif difüzyon MR ile nüks takibine kadar hastaların ve yakınlarının en sık merak ettiği tıbbi konular ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

Kolesteatom Nedir ve Neden Orta Kulakta Deri Kisti Oluşur?

Kolesteatom, dış kulak yolunu ve timpanik membranın dış katmanını döşeyen keratinize çok katlı yassı epitelin, olması gerekmeyen bir anatomik lokalizasyona; yani orta kulak boşluğuna, epitimpanuma veya mastoid hava hücrelerine yerleşmesi ve burada büyümeye devam etmesi ile oluşan pseudotümöral bir yapıdır. Histopatolojik olarak keratin döküntüleri, epitel matriksi ve etraftaki iltihabi granülasyon dokusundan oluşan üç katmanlı bir mimariye sahiptir. Kist içerisinde biriken keratin, hem osteoklastik enzimlerin salınımını tetikleyerek doğrudan kemik erozyonuna yol açar hem de mekanik bası etkisiyle etraftaki kulak kemikçiklerini, labirent kapsülünü, fasiyal sinir kanalını ve tegmen timpanı sistematik biçimde tahrip eder.

Kolesteatomlar sınıflandırma açısından ikiye ayrılır. Konjenital kolesteatom, doğumda embriyolojik gelişim sırasında birinci farengeal yarık kalıntılarının orta kulakta ektopik epitel adacıkları bırakmasıyla ortaya çıkar ve tipik olarak sağlam bir kulak zarı arkasında beyaz bir kitle olarak izlenir. Edinsel kolesteatomlar ise primer ve sekonder olarak alt gruplara ayrılır. Primer edinsel kolesteatom, uzun süreli östaki tüpü disfonksiyonuna bağlı olarak orta kulakta oluşan negatif basınç sonucunda pars flaksidanın epitimpanuma doğru retraksiyona uğraması ve retraksiyon cebinde keratin birikmesiyle gelişir. Sekonder edinsel kolesteatom, kronik süpüratif otitis media zemininde oluşan bir timpanik membran perforasyonundan orta kulağa doğru epitel migrasyonu sonucu ortaya çıkar.

Patogenez açısından günümüzde retraksiyon cebi teorisi, epitel invajinasyon teorisi, bazal hücre proliferasyon teorisi ve skuamöz metaplazi teorisi olmak üzere dört ana model birlikte değerlendirilmektedir. Klinik pratikte hastaların büyük bölümünde östaki tüpü fonksiyon bozukluğu ile başlayan mukoza inflamasyonu, ardından membran retraksiyonu ve son aşamada aktif kolesteatom oluşumu şeklinde ilerleyen bir süreç gözlenir. Bu nedenle çocukluk çağında sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik rinit, adenoid vejetasyon, yarık damak öyküsü ve kraniyofasiyal anomaliler kolesteatom açısından önemli risk faktörleri olarak kabul edilir.

Timpanomastoidektomi Ameliyatı Hangi Aşamada Zorunlu Hale Gelir?

Kolesteatom tanısı konulan hastada cerrahi kararı ertelemek doğru bir tıbbi tutum değildir. Çünkü keratin matriksi biyolojik olarak canlı bir dokudur ve kist zaman içinde büyümeye, çevre kemik yapıları tahrip etmeye devam eder. Ancak cerrahinin kapsamı ve tekniği hastalığın yayılım derecesine göre farklılık gösterir. Sınırlı, sadece pars flaksida retraksiyon cebinde lokalize atikal kolesteatomlarda atikotomi veya endoskopik transkanal yaklaşım yeterli olabilirken; mastoid hava hücrelerine ilerlemiş, epitimpanumu doldurmuş, sinüs timpani ve retrofasiyal alanlara uzanmış vakalarda timpanomastoidektomi zorunlu hale gelir.

Ameliyat endikasyonunu belirleyen temel parametreler; klinik muayenede otoskopide beyaz debris veya retraksiyon cebi görülmesi, tekrarlayan aktif akıntı, ilerleyici iletim tipi işitme kaybı, temporal kemik yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografide skutum erozyonu, kemikçik zincir hasarı, mastoid opasifikasyon, lateral semisirküler kanal fistülü veya tegmen defektidir. Difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemede kolesteatoma özgü yüksek sinyal artışının olması tanıyı ve cerrahi endikasyonu güçlü biçimde destekler. Vertigo, fasiyal parezi, ileri işitme kaybı, retroauriküler ağrı, ateş ve baş ağrısı gibi bulguların eşlik ettiği hastalarda intrakraniyal komplikasyon riski yüksek olduğundan cerrahi acil olarak planlanmalıdır.

Timpanomastoidektomi kararı verildikten sonra ameliyat öncesi hazırlık kapsamında tam kan sayımı, koagülasyon parametreleri, biyokimya, elektrokardiyografi ve anesteziyoloji konsültasyonu tamamlanır. Aktif kulak akıntısı olan hastalarda cerrahiden önce topikal ve gerekirse sistemik antibiyotik tedavisi ile mukozal inflamasyonun azaltılması, intraoperatif oryantasyonu kolaylaştırır ve komplikasyon oranını düşürür. Ameliyat sırasında fasiyal sinir monitörizasyonu, elektromiyografi elektrotları ile rutin olarak uygulanır. Cerrahi mikroskop, yüksek devirli mikromotor, mastoid kesici ve elmas frez uçları, endoskopik sistem, kemikçik protezleri ve gerektiğinde titanyum veya hidroksiapatit rekonstrüksiyon parçaları önceden hazırlanır.

Kanal Duvarı Korunan (Canal Wall Up) ve Kanal Duvarı İndirilen (Canal Wall Down) Teknikler Arasındaki Fark Nedir?

Timpanomastoidektomi ameliyatı iki temel teknikle uygulanır. Bunlardan ilki dış kulak yolunun arka duvarının anatomik olarak korunduğu, mastoid boşluk ile dış kulak yolu arasındaki kemik duvarın sağlam bırakıldığı kanal duvarı sağlam ya da kanal duvarı yukarıda tekniğidir. İkinci yöntem ise arka kanal duvarının frez ile aşındırılarak alçaltıldığı, böylece mastoid boşluğun dış kulak yoluyla tek bir kavite haline getirildiği kanal duvarı açık, açık kavite ya da kanal duvarı aşağıda tekniğidir. Bu iki yaklaşım arasındaki tercih; hastanın yaşına, hastalığın yayılımına, mastoid pnömatizasyon derecesine, işitme durumuna, cerrahın deneyimine ve postoperatif takip olanaklarına göre bireyselleştirilir.

Kanal duvarı sağlam tekniğinin en önemli avantajı, dış kulak yolunun doğal anatomisinin ve fizyolojisinin korunmasıdır. Bu durum postoperatif dönemde kavite bakımı gereksinimini ortadan kaldırır, hasta serbestçe yüzebilir, işitme cihazı adaptasyonu kolaylaşır ve estetik olarak kulak muayenesinde belirgin bir değişiklik olmaz. Ancak kanal duvarı sağlam tekniği ile ameliyat edilen hastalarda özellikle sinüs timpani, fasiyal reses, retrofasiyal hücreler ve epitimpanumun ön kesimi gibi kör noktalarda mikroskobik olarak fark edilmeyen artık kolesteatom kalabilir. Bu artık matriks, birkaç ay ile birkaç yıl arasında değişen sürelerde tekrar keratin biriktirerek nüks kolesteatoma yol açar. Bu nedenle bu teknikle ameliyat edilen hastalarda ikinci bakı cerrahisi rutin olarak planlanır.

Kanal duvarı açık tekniği ise mastoid kaviteyi tamamen dış ortama açtığı için hastalığın eradikasyonu ve postoperatif otoskopik takip açısından çok daha güvenlidir. Sinüs timpani, fasiyal reses ve epitimpanum tek bir açık kavite içinde doğrudan görülür hale gelir ve residüel hastalık riski minimuma iner. Ancak bu tekniğin dezavantajları da vardır. Hastalar ömür boyu düzenli kulak temizliği için hekime başvurmak zorunda kalır, yüzme kısıtlanabilir, kavite epitelizasyonunda sorunlar yaşanabilir ve tekrarlayan kavite enfeksiyonları gelişebilir. Bu sorunları azaltmak için meatoplasti ile dış kulak yolu girişi genişletilir ve kavite obliterasyonu için kemik tozu, kıkırdak, kas flebi veya biyomateryaller kullanılır. Modern kulak cerrahisinde geniş, agresif ve labirent invazyonu olan kolesteatomlarda genellikle kanal duvarı açık teknik tercih edilirken; sınırlı, erken evre, iyi pnömatizasyonlu vakalarda kanal duvarı sağlam teknik uygulanmaktadır.

Ameliyat Sırasında Kemikçik Zincir Hasarlıysa İşitme Nasıl Yeniden Yapılandırılır?

Kolesteatomun en sık etkilediği anatomik yapılardan biri kemikçik zinciridir. Özellikle inkusun uzun kolu ve stapes suprastrüktürü, keratin matriksinin biriktiği epitimpanumda kolesteatoma en yakın komşuluk gösterdiği için ilk erozyona uğrayan bölgelerdir. Ameliyat sırasında kolesteatom eksize edildikten sonra kemikçik zincirin bütünlüğü mikroskop altında değerlendirilir ve hasarlı segmentlere göre uygun ossikuloplasti tekniği seçilir. Ossikuloplastinin amacı kulak zarı ile iç kulak arasında ses iletim mekaniğini yeniden kurmak, iletim tipi işitme kaybını mümkün olduğunca kapatmaktır.

Kemikçik rekonstrüksiyonunda kullanılan malzemeler biyolojik ve sentetik olmak üzere iki başlıkta toplanır. Biyolojik malzemeler arasında hastanın kendi inkus kemiği yeniden şekillendirilerek kullanılan otogreft inkus interpozisyonu, kortikal kemik parçası, tragal veya konkal kıkırdak yer alır. Sentetik protezler arasında ise titanyum, hidroksiapatit ve teflon tabanlı parsiyel ossiküler replasman protezleri ile total ossiküler replasman protezleri kullanılır. Stapes suprastrüktürü sağlam ise inkus yerine parsiyel protez tercih edilir; stapes tabanı korunmuş ancak suprastrüktür yok ise total protez uygulanır. Protezin üzerine küçük bir kıkırdak disk yerleştirilerek timpanik membran ile temas alanı artırılır ve ekstrüzyon riski azaltılır.

Kemikçik rekonstrüksiyonunun başarısı sadece kullanılan malzemeye değil; orta kulak mukozasının durumuna, östaki tüpü fonksiyonuna, timpanik membranın yapısına ve kolesteatomun tam olarak temizlenip temizlenmediğine bağlıdır. Aktif inflamasyon zemininde yapılan tek aşamalı rekonstrüksiyonlarda protez ekstrüzyonu, fibröz doku oluşumu ve yeniden iletim tipi işitme kaybı gelişmesi olasıdır. Bu nedenle bazı cerrahlar özellikle kanal duvarı sağlam tekniği uyguladıkları hastalarda kemikçik rekonstrüksiyonunu ikinci bakı cerrahisine erteler ve orta kulak ortamının stabilize olmasını bekler. İki aşamalı yaklaşımda birinci ameliyatta öncelik hastalığın eradikasyonuyken; ikinci ameliyatta hem residüel kolesteatom taraması hem de kemikçik rekonstrüksiyonu birlikte yapılır.

Kolesteatom Ameliyatı Sonrası İşitme Kaybı Düzelir mi Yoksa Kalıcı mı Olur?

Kolesteatom ameliyatı sonrası işitme sonucu, hastalığın preoperatif dönemdeki yayılım derecesine, ameliyatın önceliğinin hastalık eradikasyonu mu yoksa işitme rekonstrüksiyonu mu olduğuna ve orta kulak mukozasının durumuna göre farklılık gösterir. Genel olarak kolesteatom ameliyatının birincil hedefi, hastanın hayatını tehdit edebilecek intrakraniyal komplikasyonların önlenmesi ve tam kolesteatom eradikasyonudur. İşitmenin korunması ve iyileştirilmesi ikincil ama son derece önemli bir hedeftir. Bu hiyerarşi hastaya ameliyat öncesi mutlaka açıkça anlatılmalıdır.

Preoperatif dönemde saf ses odyometrisinde iletim tipi işitme kaybı olan ve hava-kemik yolu farkı 30 ile 40 desibel arasında bulunan bir hastada, başarılı bir timpanoossikuloplasti sonrası hava-kemik yolu farkının 10 ile 20 desibele düşürülmesi mümkündür. Ancak ameliyat sırasında koklear fonksiyon açısından kritik olan iç kulak yapılarına, semisirküler kanallara veya oval pencereye zarar verilmişse sensörinöral tipte işitme kaybı gelişebilir. Bu tür kayıplar genellikle kalıcıdır ve rekonstrüksiyonla düzeltilemez. Kolesteatomun labirent kapsülüne dayanması, oval pencere ve stapes tabanı çevresinde yoğunlaşması ya da preoperatif dönemde vertigo bulunması, postoperatif sensörinöral kayıp riskini artıran faktörlerdir.

Uzun dönem işitme sonuçlarını değerlendirirken hem hava iletim eşiği hem de konuşmayı ayırt etme skoru birlikte yorumlanmalıdır. Kanal duvarı sağlam teknikte işitme sonuçları genellikle daha iyidir çünkü orta kulak anatomisi ve dış kulak yolunun rezonans özellikleri korunur. Kanal duvarı açık teknikte ise orta kulak hacminin küçülmesi, timpanik membranın yeni kavite tabanına uzanması ve mastoid boşluğun akustik özelliklerinin değişmesi nedeniyle işitme kazanımı daha sınırlı olabilir. Uygun cerrahi ile bile bazı hastalarda residüel iletim tipi işitme kaybı devam edebilir ve bu durumda kemik iletimli veya konvansiyonel işitme cihazları önerilir. Nadir vakalarda tek taraflı total sensörinöral kayıp gelişirse çapraz sinyal aktarımlı işitme cihazları veya koklear implant alternatif olarak değerlendirilir.

Fasiyal Sinir Yaralanma Riski Timpanomastoidektomide Ne Kadardır?

Fasiyal sinirin timpanomastoid bölgede anatomik olarak orta kulak boşluğu ile mastoid arasındaki timpanik ve mastoid segmentlerinden geçmesi, kolesteatom cerrahisinde bu sinirin en kritik anatomik komşuluk olmasına neden olur. Literatürde primer timpanomastoidektomi vakalarında fasiyal sinir yaralanma sıklığı yaklaşık yüzde 0,6 ile yüzde 1,5 arasında bildirilirken, revizyon cerrahilerinde bu oran yüzde 2 ile yüzde 4 arasına kadar çıkabilir. Fasiyal sinir hasarı en sık ikinci trace edilen mastoid segmentinde ve fasiyal reseste, ayrıca timpanik segmentin oval pencere üzerinden geçtiği bölgede meydana gelir.

Cerrahi güvenliği artırmak için modern timpanomastoidektomi ameliyatlarında rutin olarak intraoperatif fasiyal sinir monitörizasyonu kullanılır. Elektromiyografik elektrotlar orbikülaris okuli ve orbikülaris oris kaslarına yerleştirilir ve cerrahi sırasında sinirin mekanik ya da termal olarak stimüle olduğu her durumda cihaz sesli uyarı verir. Bu sayede cerrah, henüz sinir hasarı oluşmadan tehlikeli bölgeye yaklaştığını anlayabilir. Ayrıca cerrahi öncesi yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografide fasiyal kanalın dehisans olup olmadığı, kolesteatomun sinirle ilişkisi ve sinir yolunun anatomik varyasyonları detaylı olarak değerlendirilir.

Preoperatif dönemde fasiyal parezi olan hastalarda, kolesteatomun sinir üzerinde direkt bası oluşturduğu veya sinir kılıfını invaze ettiği düşünülür ve bu vakalar acil cerrahi endikasyonu olarak kabul edilir. Böyle durumlarda kolesteatom eradikasyonuyla birlikte fasiyal sinir dekompresyonu da yapılabilir. Ameliyat sırasında fasiyal sinir dalı kesilirse mümkün olduğunca aynı seansta uç-uca anastomoz ya da büyük aurikuler sinir grefti ile onarım yapılır. Postoperatif dönemde ortaya çıkan gecikmiş fasiyal parezi, çoğunlukla ödem, hematom veya viral reaktivasyona bağlıdır ve sistemik kortikosteroid tedavisi ile büyük oranda tam düzelme sağlanır. Tam kesi ile oluşan felçlerde ise tam iyileşme her zaman garanti değildir; bu nedenle ameliyat öncesi fasiyal sinir riski hastaya mutlaka aydınlatılmış onam sürecinde açıklanır.

Mastoid Kavite Açık Bırakıldığında Kulak Bakımı Nasıl Yapılır?

Kanal duvarı indirilen teknikle ameliyat edilen hastalarda oluşan geniş mastoid kavite, dış ortama doğrudan açık olduğu için normal kulak anatomisinden farklı bir bakım rejimi gerektirir. Bu kavite dış kulak yolunun devamı gibi görünse de fizyolojik olarak deri döküntüsünün, keratinin ve mumsu debrislerin kendiliğinden atılamadığı bir bölgedir. Bu nedenle hastaların ömür boyu düzenli aralıklarla kulak burun boğaz hekimine başvurarak kavite temizliği yaptırması gereklidir. Temizlik aralığı hastadan hastaya değişmekle birlikte genellikle üç ile altı ay arasında bir seyir izler.

Postoperatif erken dönemde kavite epitelizasyonunun tamamlanması yaklaşık altı ile on iki hafta sürer. Bu süreçte mastoid kavite mukozal örtüden kutanöz örtüye geçiş yapar ve yüzeyi normal deri epiteli ile kaplanır. Erken dönemde iyileşmeyi hızlandırmak için topikal antibiyotikli ve kortikosteroidli damlalar kullanılır. Granülasyon dokusu gelişirse gümüş nitrat kotere edilir ya da mikroskop altında eksize edilir. Hastaya bu dönemde kaviteye su kaçırmaması, pamuk çubuk kullanmaması ve kaşıntı hissinde bile kaviteye herhangi bir cisim sokmaması sıkı biçimde tembihlenir.

Uzun dönemde kavite bakımının en önemli bileşenlerinden biri, kaviteye su girmesinin önlenmesidir. Duş sırasında silikon veya vazelinli pamuk tampon kullanılması, denizde ve havuzda özel kulak tıkaçları takılması önerilir. Kavite enfeksiyonu geliştiğinde tipik bulgu kokulu akıntı, kaşıntı, hafif ağrı ve kanamalı granülasyon olur. Bu durumda kültür-antibiyograma göre topikal ya da sistemik antibiyotik başlanır. Sık tekrarlayan kavite sorunlarında meatoplasti revizyonu, kavite obliterasyonu veya kaviteyi yeniden şekillendirmek amacıyla mastoid obliterasyon cerrahisi düşünülebilir. Bu revizyon işlemlerinde temporal kas flebi, retroauriküler yağ dokusu, kemik tozu veya biyoseramik greftler kullanılarak kavite hacmi azaltılır ve bakım gereksinimi büyük oranda ortadan kaldırılabilir.

Kolesteatom Ameliyattan Sonra Neden Sıklıkla Nüks Eder ve Second Look Cerrahisi Ne Zaman Gerekir?

Kolesteatom hastalığı, cerrahiyle tam eradikasyon yapıldığı düşünülse bile nüks etme potansiyeli yüksek olan bir patolojidir. Literatürde bildirilen nüks oranları kanal duvarı sağlam tekniği için yüzde 20 ile yüzde 40 arasında, kanal duvarı açık teknik için yüzde 5 ile yüzde 15 arasında değişir. Nüks iki farklı biçimde ortaya çıkabilir. Residüel nüks, ilk ameliyat sırasında tam olarak temizlenemeyen mikroskobik keratin matriksinin kalıntısından gelişir ve genellikle ilk iki yıl içinde saptanır. Rekürren nüks ise yeni bir retraksiyon cebinden ya da yeni bir epitel invajinasyonundan başlar ve sonradan gelişir; genellikle iki yıldan sonra ortaya çıkar.

İkinci bakı cerrahisi ya da başka bir deyişle second look ameliyatı, özellikle kanal duvarı sağlam teknikle ameliyat edilmiş hastalarda residüel kolesteatomu erken evrede saptamak, aynı zamanda gerekirse kemikçik rekonstrüksiyonunu tamamlamak amacıyla ilk ameliyattan yaklaşık dokuz ay ile on sekiz ay sonra planlanan planlı bir revizyon cerrahisidir. Bu süre; residüel keratinin klinik olarak fark edilebilir bir kitleye ulaşması için gerekli sürenin göz önünde bulundurulmasıyla belirlenir. İkinci bakıda cerrah, orta kulağı ve mastoid boşluğu tekrar mikroskop altında değerlendirir, varsa küçük keratin adalarını temizler ve kemikçik rekonstrüksiyonunu tamamlar.

Son yıllarda difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemenin gelişmesi, residüel kolesteatomun görüntüleme ile saptanabilmesini mümkün hale getirmiştir. Bu nedenle günümüzde bazı merkezlerde rutin ikinci bakı cerrahisi yerine ameliyattan on iki ay sonra difüzyon MR ile takip yapılmakta ve MR bulguları şüpheli olan hastalarda seçici olarak revizyon cerrahisine gidilmektedir. Bu yaklaşım özellikle çocuklarda ve genç yetişkinlerde ikinci bir genel anestezi maruziyetini önlemek açısından önemli bir avantaj sunar. Ancak çok küçük artık kolesteatomların MR ile de gözden kaçabileceği bilinmelidir. Klinik olarak retraksiyon cebi, mukoid akıntı veya beklenmeyen işitme kaybı gelişmesi durumunda MR bulguları normal olsa bile ikinci bakı cerrahisi düşünülmelidir.

Ameliyatta Baş Dönmesi ve Denge Sorunu Yaşanır mı, Semisirküler Kanal Fistülü Nasıl Yönetilir?

Kolesteatomun labirent kapsülüne, özellikle lateral semisirküler kanalın kaudal segmentine dayanması ve kanal kemik duvarını erode etmesi durumunda oluşan patolojiye semisirküler kanal fistülü adı verilir. Fistül varlığında hastanın kliniğinde tipik olarak basınç değişiklikleri ile ortaya çıkan vertigo atakları, gürültülü ortamda başlayan denge hissi bozukluğu ve pozitif fistül testi (kulağa uygulanan basınç veya negatif basınçla nistagmus ortaya çıkması) gözlenir. Preoperatif dönemde vertigo şikayeti bulunan her kolesteatom hastasında mutlaka temporal kemik yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografide fistül taraması yapılmalıdır.

Ameliyat sırasında fistül tespit edildiğinde cerrahın yaklaşımı, fistülün lokalizasyonuna, boyutuna, kolesteatom matriksinin fistül üzerindeki durumuna ve hastanın işitme fonksiyonuna göre belirlenir. Küçük ve yüzeyel fistüllerde matriks nazikçe kaldırılır ve fistül üzerine temporal fasya, perikondrium veya kemik tozu ile kombine edilmiş kıkırdak greft yerleştirilir. Büyük ve derin fistüllerde ise matriks üzerinde bırakılabilir ve ameliyatın sonuna doğru fistül dikkatlice örtülür. Bu strateji, iç kulak sıvılarının aniden dışa akmasını ve akut sensörinöral işitme kaybı gelişmesini önlemek için tercih edilir.

Fistülün yönetiminde en önemli husus, cerrahi manipülasyonların minimum tutulması ve iç kulak sıvı homeostazının korunmasıdır. Ameliyat sırasında hipotansif anestezi, mikroskop altında düşük irrigasyon basıncı, ısı gelişimini önleyen elmas frez uçları ve sürekli aspirasyondan kaçınma bu amaca hizmet eder. Postoperatif dönemde hastaya birkaç gün süreyle yatak istirahati önerilir, ani baş hareketlerinden kaçınması istenir ve profilaktik olarak kortikosteroid tedavisi başlanabilir. Fistülü tam olarak örtülebilmiş hastalarda vertigo genellikle birkaç hafta içinde tamamen geriler ve denge fonksiyonu normale döner. Nadir olarak fistül onarımı yetersiz kalırsa perilenfatik fistül gelişebilir ve revizyon cerrahisi gerekebilir.

Timpanomastoidektomi Sonrası Uçak Yolculuğu ve Yüzme Ne Zaman Serbest Kalır?

Kolesteatom ameliyatı sonrası hastaların günlük yaşama dönüş süreleri, cerrahinin tipine, timpanik membranın onarım tekniğine, mastoid kavitenin durumuna ve orta kulakta yerleştirilen protez veya greftin iyileşme sürecine göre bireysel farklılıklar gösterir. Genel olarak ilk yedi ile on gün içinde hastalara ağır fiziksel aktivite, öne eğilme, ağır kaldırma, burun sümkürme, sert öksürme, hapşırırken ağzı kapatmama gibi orta kulakta ani basınç değişikliğine yol açacak davranışlardan kaçınmaları önerilir. Bu dönemde hasta mümkün olduğunca yarı oturur pozisyonda dinlenir ve sık aralıklarla topikal damla kullanır.

Uçak yolculuğu, orta kulak basıncı ile atmosferik basınç arasında ani dengesizlik yaratabildiği için ameliyat sonrası ilk dört ile altı hafta boyunca genellikle önerilmez. Bu süre içinde östaki tüpü fonksiyonunun tam olarak yerine oturması, timpanik greftin stabilize olması ve orta kulakta rezidüel efüzyonun geçmesi beklenir. Zorunlu uçak yolculuğu gereken hastalarda kalkış ve iniş sırasında dekonjestan burun spreyi kullanılması, esneme, yutkunma ve Valsalva manevrasının nazikçe uygulanması önerilir. Aynı süre içinde dalış kesinlikle yasaklanır; profesyonel dalgıçlar için ameliyat sonrası dalışa dönüş kararı en az üç ile altı ay sonra hekim değerlendirmesiyle verilir.

Yüzme konusunda tavsiyeler ameliyat tekniğine göre farklılaşır. Kanal duvarı sağlam teknik ile ameliyat olan ve timpanik membranı tam kapalı, kavite oluşmamış hastalar postoperatif iki ile üç aylık iyileşme sonrasında normal koşullarda yüzebilir; ancak dalış ve derin suya girme yine kısıtlanır. Kanal duvarı açık teknik uygulanan mastoid kavitesi olan hastalarda ise havuz ve deniz suyunun kaviteye kaçmaması için özel yapım kulak tıkaçları veya yüzücü şapkası şart koşulur. Sabunlu banyo suyu, klorlu havuz suyu ve deniz suyu; kavite florasını bozarak enfeksiyon geliştirebileceği için ihmal edilmemelidir. Kavite bakımı ve yüzme kısıtlamaları hastaya yazılı olarak verilmeli ve her kontrol muayenesinde tekrar hatırlatılmalıdır.

Çocuklarda Kolesteatom Yetişkinlerden Farklı Olarak Neden Daha Agresif Seyreder?

Pediatrik yaş grubunda görülen kolesteatomlar, biyolojik ve anatomik özellikleri nedeniyle yetişkin kolesteatomlarından belirgin farklılıklar gösterir. Çocuklarda mastoid pnömatizasyonun daha geniş olması, hava hücrelerinin daha küçük ve daha çok sayıda bulunması, keratin matriksinin bu hücreler arasında hızla yayılmasına olanak tanır. Ayrıca çocuklarda mukozanın daha yüksek proliferasyon kapasitesine sahip olması, östaki tüpü disfonksiyonunun daha sık ve daha uzun süreli görülmesi ve immün sistemin göreceli olgunluğunun farklı olması nedeniyle hastalık daha agresif bir klinik seyir izler.

Klinik olarak pediatrik kolesteatomlarda residüel ve rekürren hastalık oranı yetişkinlere göre iki ile üç kat daha yüksektir. Bazı serilerde ilk cerrahi sonrası beş yıl içinde nüks oranı yüzde 50'nin üzerinde bildirilmiştir. Bu nedenle çocuklarda ameliyat kararı verilirken hem cerrahi tekniğin seçiminde hem de takip planlamasında yetişkinlerden farklı bir yaklaşım gerekir. Bir kısım kulak cerrahı, çocuklarda kolesteatomu kontrol altına almak için mümkün olduğunca sınırlı, endoskopik ve trans-canal yaklaşımları tercih ederken; bir kısmı ise agresif hastalığın kontrolü için erken evrede kanal duvarı açık tekniğe yönelmeyi savunur.

Pediatrik hastalarda ayrıca eşlik eden kronik adenoidit, alerjik rinit, adenoid vejetasyon, yarık damak ve kraniyofasiyal sendromlar kolesteatom nüksünü doğrudan etkiler. Bu nedenle çocuk hastalarda kolesteatom cerrahisi öncesinde ve sonrasında üst solunum yolu değerlendirilmesi, gerekirse adenoidektomi, tonsillektomi, ventilasyon tüpü uygulaması ve alerji tedavisi yürütülür. Uzun dönem takipte fiziksel muayene ile birlikte periyodik odyometri, timpanometri ve difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme kullanılmaktadır. Ailenin uyumu, düzenli kontrollere gelme disiplini ve çocuğun kulak bakımını öğrenmesi tedavi başarısını doğrudan etkiler.

Ameliyat Sonrası Tat Duyusunda Değişiklik (Korda Timpani Etkilenmesi) Kalıcı mıdır?

Korda timpani siniri, fasiyal sinirin mastoid segmentinden ayrılarak orta kulak boşluğuna giren ve dilin ön üçte iki bölümünün tat duyusunu taşıyan ince bir sinir dalıdır. Bu sinir aynı zamanda submandibular ve sublingual tükürük bezlerine parasempatik sekretomotor lifler taşır. Timpanomastoidektomi ameliyatı sırasında sinir; kolesteatomun sinirle olan komşuluğuna, kemikçik zincirin manipülasyonuna, retrofasiyal ve fasiyal reses diseksiyonuna bağlı olarak gerilme, kesilme veya termal hasara maruz kalabilir. Bu durum postoperatif dönemde tipik olarak dilin ipsilateral yarısında tat kaybı, metalik tat, tuzlu-tatlı ayırt edememe ve nadiren dilde uyuşukluk hissi olarak ortaya çıkar.

Korda timpani hasarının klinik yansıması hastalar arasında büyük farklılıklar gösterir. Bazı hastalar ameliyat sonrası hiçbir yakınma bildirmezken, bazıları belirgin tat değişikliğinden şikayet eder. Bu durum kısmen sinirin santral seviyede karşı taraftan kompensasyon almasıyla, kısmen de her insanın tat algısının farklı olmasıyla açıklanır. Sinir mekanik olarak kesilmiş olsa bile beyin sapı seviyesinde karşı taraftaki koryordan tamamlayıcı input gelmesi, hastanın belirgin bir tat kaybı fark etmemesine yol açabilir. Ameliyat sırasında sinir görülür ve mümkünse korunmaya çalışılır; ancak kolesteatom eradikasyonunun tam olabilmesi için siniri feda etmek zorunda kalınabilir.

Korda timpani kesilse dahi postoperatif dönemde altı ile on iki ay içinde tat duyusunda belirgin iyileşme sağlanır. Bu iyileşme hem sinirin rejenerasyonundan hem de karşı korda timpani sinirinin santral seviyede genişleyen kortikal alanı doldurmasından kaynaklanır. Kalıcı tat değişikliği, çoğu hastada günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemez. Ancak yeme kültürü ve mesleki hayatı tat duyusuyla ilgili olan hastalarda (şef, sommelier, gıda mühendisi gibi) preoperatif dönemde bu risk mutlaka konuşulmalıdır. Nadir hastalarda tat değişikliğine ek olarak submandibular bez sekresyonunda hafif azalma ve dilde yanma hissi bildirilebilir; bu semptomlar zaman içinde kendiliğinden geriler.

Postoperatif MR ve Difüzyon Ağırlıklı Görüntüleme Nüks Takibinde Neden Kritiktir?

Kolesteatomun postoperatif takibinde son on beş yılda en önemli değişiklik, non-eko planar difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemenin klinik pratiğe girmesidir. Kolesteatomda keratin matriksinin ve içerdiği proteinöz debrisin difüzyon kısıtlaması yaratma özelliği, difüzyon ağırlıklı MR sekanslarında bu dokunun çevresine göre belirgin biçimde parlak sinyal vermesine neden olur. Bu özellik, cerrahi sonrası orta kulakta veya mastoid boşlukta kalmış olabilecek residüel kolesteatomu ve zamanla gelişen rekürren kolesteatomu radyolojik olarak saptamayı mümkün kılar.

Konvansiyonel manyetik rezonans görüntülemede, cerrahi sonrası orta kulak ve mastoiddeki granülasyon dokusu, fibrozis, sıvı birikimi ve kolesteatomu birbirinden ayırt etmek zordur. Kontrastlı T1 sekanslarında granülasyon dokusunun kontrast tutması, kolesteatomun ise tutmaması bilinmekle birlikte; bu ayrım küçük lezyonlarda güvenilir değildir. Non-eko planar difüzyon ağırlıklı sekanslar; özellikle HASTE, PROPELLER ve BLADE gibi tekniklerle 2 milimetreye kadar olan lezyonları bile saptayabilir hale gelmiştir. Bu sayede ikinci bakı cerrahisinin gereksiz yere yapılması önlenir; sadece MR bulguları şüpheli olan hastalar tekrar ameliyata yönlendirilir.

Klinik protokolde ilk kolesteatom ameliyatından yaklaşık on iki ay sonra difüzyon ağırlıklı MR çekilir. Sinyal artışı görülmezse hasta yıllık klinik ve odyolojik takipe alınır; ihtiyaç halinde iki ile üç yıl sonra kontrol MR planlanır. Sinyal artışı görülürse hastanın klinik bulgularıyla korelasyon içinde revizyon cerrahisi kararı verilir. Difüzyon ağırlıklı MR aynı zamanda ilk ameliyattan sonra semptomatik hale gelen hastalarda otoskopik olarak görülemeyen derin lokalize residüel hastalığı saptamada da önemli rol oynar. Bu görüntüleme yöntemi ile birlikte kliniğin yakın takibi, timpanogram, odyogram ve gerektiğinde endoskopik kulak muayenesi birleştirildiğinde kolesteatom yönetimi eskiye göre çok daha güvenli ve öngörülebilir bir sürece dönüşmüştür. Kolesteatomun kronik ve nüks etme potansiyeli yüksek bir hastalık olduğu gerçeği düşünüldüğünde uzun süreli, disiplinli görüntüleme takibi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniği kolesteatom cerrahisinde deneyimli ekibi, ileri düzey görüntüleme altyapısı, mikroskobik ve endoskopik kulak cerrahisini birlikte yürüten multimodal cerrahi yaklaşımı, intraoperatif fasiyal sinir monitörizasyonu ve yapılandırılmış postoperatif takip programı ile hastalarına hem hastalığın tam eradikasyonunu hem de işitme fonksiyonunun mümkün olan en yüksek düzeyde korunmasını hedefleyen kapsamlı bir hizmet sunmaktadır. Kolesteatom ameliyatı planlanan her hasta için preoperatif temporal kemik yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi, difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme, tam odyolojik değerlendirme, vestibüler test bataryası ve gerektiğinde anesteziyoloji, nöroloji ve pediatri konsültasyonlarını içeren çok disiplinli bir hazırlık süreci yürütülmektedir. Ameliyat sonrasında düzenli aralıklarla odyogram, timpanometri, otoskopik muayene ve kavite bakımı sağlanmakta; ihtiyaç halinde ikinci bakı cerrahisi ve rekonstrüktif işitme cihazı uygulamaları planlanmaktadır.

Bu içerikte yer alan bilgiler yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hiçbir şekilde hekim muayenesi, klinik değerlendirme, kişiye özel tanı ve tedavi kararının yerini tutmaz. Kolesteatom hastalığı, her hastada farklı bir klinik seyir izleyebilen, ameliyat kararı ve cerrahi tekniği bireysel faktörlere göre değişen bir patolojidir. Kulakta akıntı, işitme kaybı, baş dönmesi, yüz felci, tekrarlayan orta kulak enfeksiyonu veya kokulu akıntı gibi bulguları olan hastaların vakit kaybetmeden bir kulak burun boğaz uzmanına başvurması, gerekli görüntüleme ve odyolojik değerlendirmeleri yaptırması ve önerilen tedavi planına uyum sağlaması gerekir. Erken tanı ve uygun cerrahi yaklaşım; hem işitme fonksiyonunun korunması hem de nadir ancak ciddi olabilen intrakraniyal komplikasyonların önlenmesi açısından kritik önem taşımaktadır.

تعرّف على أطبائنا المتخصصين

احجز موعدًا الآن أو اتصل بنا من أجل صحتك.

WhatsApp موعد إلكتروني