Göğüs Cerrahisi

جراحة سرطان الرئة (استئصال الفص)

تعتمد جراحة سرطان الرئة على الاستئصال بالفصية أو القطعية أو VATS حسب موقع الورم. تعرّف على فريق جراحة الصدر في مستشفى كورو أنقرة.

Akciğer kanseri, dünya genelinde kansere bağlı ölümlerin başında gelen ve akciğer dokusundaki hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalması ile karakterize kötü huylu bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, tüm olguların yaklaşık yüzde seksen beşini oluşturmakta ve adenokarsinom, skuamöz hücreli karsinom ile büyük hücreli karsinom gibi alt tiplere ayrılmaktadır. Küçük hücreli akciğer kanseri ise daha agresif seyrettiğinden çoğunlukla kemoterapi ve radyoterapi ile yönetilmektedir. Erken evrede yakalanan küçük hücreli dışı olgularda cerrahi rezeksiyon, uzun süreli hastalıksız sağkalım için en önemli tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Lobektomi, kanserli lobun bütünüyle çıkarılması ve bölgesel lenf düğümlerinin sistematik olarak diseke edilmesi esasına dayanan onkolojik bir operasyon niteliğindedir. Sağ akciğerin üst, orta ve alt loblardan; sol akciğerin ise lingula içeren üst ve alt loblardan oluşan anatomik yapısı, cerrahi planlamada belirleyici rol üstlenmektedir. Bu doküman kapsamında lobektomi endikasyonları, uygulama teknikleri, rezeksiyon çeşitleri ve postoperatif takip süreci profesyonel bir çerçevede aktarılmakta; süreç bütünlüğü Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi bakış açısıyla değerlendirilmektedir.

Cerrahi Yöntemle Akciğer Kanseri Tedavisi Nasıl Tanımlanır?

Cerrahi yöntemle akciğer kanseri yönetimi, tümörün bulunduğu akciğer segmenti veya lobunun bölgesel lenf düğümleri ile birlikte anatomik prensiplere uygun biçimde çıkarılması esasına dayanmaktadır. Bu yaklaşım, malign hücrelerin bulunduğu dokunun sağlam parankim ile birlikte çıkarılmasını sağlayarak lokal kontrol oranlarını en üst düzeye taşımayı hedeflemektedir. Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin erken evrelerinde, sistemik yayılım henüz gerçekleşmediğinden cerrahi rezeksiyon uzun süreli hastalıksız sağkalımın temel belirleyicisi konumundadır.

Anatomik rezeksiyon kavramı; damar, bronş ve lenfatik yapıların embriyolojik gelişim planına sadık kalınarak diseke edilmesini ifade etmektedir. Bu prensip doğrultusunda lobun pulmoner arter dalları, pulmoner ven dalları ve lober bronş ayrı ayrı ortaya konularak vasküler kontrolün ardından bölünmektedir. Bölgesel lenf düğümü diseksiyonu ise hem doğru evrelemeyi sağlamak hem de mikroskobik hastalığın uzaklaştırılmasını mümkün kılmak açısından operasyonun ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir.

Cerrahi kararın verilebilmesi için tümörün histolojik alt tipi, evresi, moleküler özellikleri ve hastanın genel klinik durumu bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Multidisipliner tümör konseyi çerçevesinde göğüs cerrahisi, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, göğüs hastalıkları, patoloji ve radyoloji uzmanları bir araya gelerek olguya özgü tedavi planı oluşturmaktadır. Bu ekip yaklaşımı, güncel kılavuzların öngördüğü kanıta dayalı yaklaşımın klinik pratiğe aktarılmasını mümkün kılmaktadır.

Onkolojik cerrahide temel amaç, mikroskobik düzeyde negatif cerrahi sınır elde edilmesidir. R0 rezeksiyon olarak adlandırılan bu durum, sağkalım oranlarını doğrudan etkilediğinden intraoperatif frozen inceleme sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Bronş, damar ve parankim sınırlarının hastalıksız olması, adjuvan tedavi kararlarının belirlenmesinde de temel referans noktası olarak kullanılmaktadır.

Cerrahi rezeksiyon sırasında sistematik mediastinal lenf düğümü diseksiyonu ya da örneklemesi, doğru patolojik evrelemenin gerçekleştirilmesi açısından zorunlu bir prosedür niteliğindedir. Uluslararası kılavuzlar en az altı istasyondan lenf düğümü örneklemesi önermekte; bunların üçünün mediastinal, üçünün ise hiler veya intrapulmoner istasyonlardan alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Sağ akciğer tümörlerinde 2R, 4R ve 7 numaralı istasyonlar; sol akciğer tümörlerinde ise 5, 6 ve 7 numaralı istasyonlar rutin diseksiyon alanı olarak öne çıkmaktadır. Bu sistematik yaklaşım hem gizli N2 hastalığın saptanmasını hem de bölgesel rekürrens oranlarının azaltılmasını sağlamaktadır.

Akciğer Kanseri Cerrahisi Hangi Hastalarda Uygulanabilir?

Akciğer kanseri cerrahisi için hasta seçimi, hem tümör biyolojisinin hem de fonksiyonel rezervin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesini gerektirmektedir. TNM sınıflamasının sekizinci baskısına göre yapılan evreleme sonucunda evre bir ve evre iki küçük hücreli dışı akciğer kanseri olguları, rezektabl kabul edildiğinden cerrahi rezeksiyonun birincil endikasyon alanını oluşturmaktadır. Seçilmiş evre üç A olgularda ise neoadjuvan kemoterapi ya da kemoradyoterapi sonrası cerrahi değerlendirmesi yapılmaktadır.

Uzak metastaz varlığı, malign plevral efüzyon, karşı taraf mediastinal lenf düğümü tutulumu ve rezektabl olmayan büyük damar veya vertebra invazyonu gibi durumlar cerrahi için kontrendikasyon oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra ciddi kardiyopulmoner yetmezlik, kontrolsüz sistemik hastalıklar ve genel durumu bozuk olgularda rezeksiyonun sağlayacağı yararın olası risklerle karşılaştırılması zorunluluk taşımaktadır.

Fonksiyonel değerlendirme kapsamında zorlu ekspiratuar volüm birinci saniye değeri ve karbon monoksit difüzyon kapasitesi ölçümü ön plana çıkmaktadır. Öngörülen postoperatif değerlerin yüzde altmışın üzerinde bulunması, standart lobektomi için kabul edilebilir sınırlar arasında değerlendirilmektedir. Sınırda değerlere sahip olgularda kardiyopulmoner egzersiz testi ile maksimum oksijen tüketimi ölçülmekte; on beş mililitre kilogram başına dakikanın altındaki değerlerde alternatif yaklaşımlar gündeme alınmaktadır.

Küçük hücreli akciğer kanseri olgularında cerrahinin yeri oldukça sınırlıdır. Ancak erken evre olarak nitelendirilen ve mediastinal tutulumun olmadığı seçilmiş olgularda cerrahi rezeksiyon, adjuvan kemoterapi ile birlikte uygulanabilmektedir. Bu olguların preoperatif değerlendirilmesinde beyin manyetik rezonans görüntüleme ile uzak metastazın dışlanması özellikle önem taşımaktadır. Yaşlı hasta grubunda ise kronolojik yaş yerine biyolojik yaş, kırılganlık indeksleri ve komorbidite yükü belirleyici parametreler olarak öne çıkmaktadır.

Histopatolojik alt tipin belirlenmesi, cerrahi endikasyonun konulmasında ve tedavi planının şekillendirilmesinde kritik önem taşımaktadır. Adenokarsinom olgularında zemin cam görünümü sergileyen periferik yerleşimli tümörler, minimal invaziv veya invaziv olmayan adenokarsinom olarak sınıflandırılabilmekte ve bu tiplerde sınırlı rezeksiyon seçenekleri gündeme alınabilmektedir. Skuamöz hücreli karsinom olguları çoğunlukla santral yerleşimli olduğundan bronş invazyonu açısından titiz değerlendirme gerektirmektedir. Büyük hücreli nöroendokrin karsinom ve karsinoid tümörler gibi nadir alt tiplerde ise cerrahi yaklaşım tümörün proliferatif indeksi ve nöroendokrin özellikleri göz önünde bulundurularak planlanmaktadır. Preoperatif dönemde alınan iğne biyopsi örneği yeterli olmadığında intraoperatif frozen inceleme ile alt tip doğrulanabilmekte ve rezeksiyonun genişliğine bu doğrultuda karar verilebilmektedir.

Akciğer Kanseri Operasyonlarında Hangi Teknikler ve Alternatifler Uygulanır?

Akciğer kanseri cerrahisinde uygulanan teknikler, hastanın anatomisine, tümörün yerleşimine ve fonksiyonel rezerve göre bireyselleştirilmektedir. Klasik yaklaşım olan posterolateral torakotomi, geniş cerrahi alan sağlaması nedeniyle karmaşık olgularda h├ól├ó tercih edilmektedir. Ancak minimal invaziv yöntemlerin gelişimiyle birlikte video yardımlı torakoskopik cerrahi ve robotik yardımlı torakoskopik cerrahi ön plana çıkmaktadır.

Video yardımlı torakoskopik cerrahi tekniği, üç ila dört küçük kesiden yerleştirilen kamera ve enstrümanlar aracılığıyla anatomik rezeksiyonun gerçekleştirilmesine olanak tanımaktadır. Kaburgalar arasında geniş bir açıklık oluşturulmadığından postoperatif ağrı düzeyi düşmekte, solunum fonksiyonlarının korunması kolaylaşmakta ve mobilizasyon süreci hızlanmaktadır. Uniportal video yardımlı yaklaşım ise tek bir insizyon üzerinden tüm operasyonun yürütülmesini sağlayan ileri düzey bir teknik olarak öne çıkmaktadır.

Robotik yardımlı torakoskopik cerrahi, üç boyutlu görüş sistemi ve el bileği hareketlerini taklit eden enstrümanlar sayesinde dar mediastinal alanlarda hassas diseksiyon imk├ónı sunmaktadır. Bu teknik özellikle mediastinal lenf düğümü diseksiyonunda üstünlük göstermektedir. Uygun olgu seçimi ile robotik yaklaşım, açık cerrahiye kıyasla daha az kan kaybı, daha kısa hastane yatışı ve konforlu bir iyileşme profili sağlamaktadır.

Bronş invazyonu bulunan santral yerleşimli tümörlerde ise sleeve rezeksiyon adı verilen bronkoplastik teknik uygulanmaktadır. Bu teknikte tümörlü bronş segmenti çıkarıldıktan sonra kalan bronş uçları uç uca anastomoz edilmekte ve böylece pnömonektomi gereksiniminden kaçınılmaktadır. Sleeve lobektomi, akciğer parankimi korunumu sağladığından fonksiyonel rezervi sınırlı olgularda özellikle değerli bir alternatif olarak konumlanmaktadır.

Cerrahi rezeksiyonun mümkün olmadığı olgularda alternatif lokal tedaviler gündeme alınmaktadır. Stereotaktik ablatif radyoterapi, radyofrekans ablasyonu ve mikrodalga ablasyon gibi yaklaşımlar; ileri yaş, düşük performans skoru veya cerrahi kabul etmeyen olgularda seçenek olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu yöntemler, lenf düğümü diseksiyonu sağlayamadığından onkolojik açıdan cerrahi rezeksiyona eşdeğer kabul edilmemektedir.

Rezeksiyon Çeşitleri Nasıl Karşılaştırılır?

Akciğer kanseri cerrahisinde uygulanan rezeksiyon türleri; tümörün boyutuna, yerleşimine, histolojik özelliklerine ve hastanın fonksiyonel rezervine göre belirlenmektedir. Standart onkolojik rezeksiyon olarak kabul edilen lobektomi, tek bir lobun anatomik olarak bölgesel lenf düğümleri ile birlikte çıkarılmasını ifade etmektedir. Bu yaklaşım, hem yeterli cerrahi sınır sağlaması hem de doğru evrelemeyi mümkün kılması nedeniyle küçük hücreli dışı akciğer kanserinin cerrahi tedavisinde altın standart konumunu korumaktadır.

Segmentektomi, lobun içinde yer alan bir veya birkaç bronkopulmoner segmentin damar ve bronş yapılarıyla birlikte anatomik olarak çıkarılmasıdır. İki santimetreden küçük periferik yerleşimli tümörler, sınırlı pulmoner rezerv ve seçilmiş erken evre olgularda segmentektomi, lobektomi ile karşılaştırılabilir sağkalım sonuçları sunabilmektedir. Yakın dönemde yayımlanan randomize kontrollü çalışmalar, uygun olgu seçimi yapıldığında segmentektominin lobektomiye eşdeğer olabileceğini işaret etmektedir.

Kama rezeksiyon olarak adlandırılan wedge rezeksiyon, anatomik olmayan bir rezeksiyon şeklidir. Bu teknikte tümör çevresindeki dar bir doku marjı stapler yardımıyla çıkarılmaktadır. Onkolojik yeterliliği sınırlı olduğundan genellikle metastaz cerrahisinde, tanısal biyopside veya cerrahiye uygun olmayan primer olgularda uygulanmaktadır. Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin küratif cerrahisinde kama rezeksiyon nadiren tercih edilmektedir.

Pnömonektomi, tüm akciğerin çıkarılmasını ifade etmektedir. Santral yerleşimli, ana bronşu ya da pulmoner arteri invaze eden büyük tümörlerde başvurulan bir yaklaşımdır. Sağ pnömonektomi, kalan parankim hacminin kısıtlılığı nedeniyle sol pnömonektomiye oranla daha yüksek risk taşımaktadır. Bu nedenle uygun olgularda pnömonektomi yerine sleeve lobektomi tercih edilmekte; parankim koruyucu yaklaşımlar tercih edilmektedir.

Genişletilmiş rezeksiyonlar; göğüs duvarı, diyafragma, perikard veya vertebra invazyonu bulunan seçilmiş olgularda uygulanmaktadır. Bu operasyonlar teknik olarak daha karmaşık olduğundan deneyimli merkezlerde ve multidisipliner değerlendirme sonrasında planlanmaktadır. Onkolojik ilkelere uyulduğu takdirde uygun T3 ve T4 olgularda kabul edilebilir sağkalım verileri elde edilebilmektedir.

Rezeksiyon tercihinde tümör boyutu, plevra invazyonu, visseral plevra tutulumu ve histopatolojik alt tip gibi parametreler kılavuz alınmaktadır. İki santimetrenin altındaki periferik nodüllerde segmentektominin lobektomiye eşdeğer sağkalım sunabildiğine dair güncel veriler bulunmakla birlikte, tümörün spikülasyon derecesi, konsolidasyon tümör oranı ve moleküler özellikleri de karar sürecine dahil edilmektedir. Bilateral yerleşimli senkron tümörlerde ise her iki tarafın ayrı seanslarda opere edilmesi genellikle tercih edilmekte ve fonksiyonel rezerve göre rezeksiyon genişliği ayarlanmaktadır. Ekstrapulmoner tutulum bulunan pancoast tümörlerinde neoadjuvan kemoradyoterapi sonrası en blok rezeksiyon planlanmakta; bu olgular deneyimli göğüs cerrahisi merkezlerinde ele alınmaktadır.

Minimal İnvaziv Akciğer Cerrahisinde VATS ile Robotik Teknoloji Arasında Ne Fark Vardır?

Minimal invaziv akciğer cerrahisinde video yardımlı torakoskopik cerrahi ve robotik yardımlı torakoskopik cerrahi, iki temel platform olarak öne çıkmaktadır. Video yardımlı yaklaşım, iki boyutlu görüntü sistemi ve düz enstrümanlar ile gerçekleştirilmektedir. Cerrahın deneyimine bağlı olarak uniportal, biportal veya multiportal varyantlar uygulanabilmektedir. Uzun süreli izlem sonuçları, video yardımlı torakoskopik lobektominin açık cerrahiye kıyasla eşdeğer onkolojik sonuçlar sunduğunu göstermektedir.

Robotik platform ise cerraha üç boyutlu yüksek çözünürlüklü görüntü ve el bileği hareketlerini taklit eden çok eksenli enstrümanlar sunmaktadır. Bu özellikler sayesinde derin anatomik alanlarda, özellikle mediastinal ve hiler bölgelerde daha hassas diseksiyon imk├ónı doğmaktadır. Robotik konsolda sağlanan büyütme ve titreme süzgeci, ince damar dallarının güvenli biçimde diseke edilmesini kolaylaştırmaktadır.

Operasyon süresi açısından değerlendirildiğinde, deneyimli merkezlerde her iki tekniğin süresi birbirine benzerdir. Ancak robotik cerrahi için gerekli olan platform kurulumu ve sistemin dokinge alınması, video yardımlı yaklaşıma kıyasla ek bir zaman gerektirmektedir. Buna karşılık robotik teknikte lenf düğümü sayısı ve diseksiyon kalitesinin bir miktar üstün olabildiği bildirilmektedir.

Maliyet ve erişilebilirlik açısından video yardımlı torakoskopik cerrahi daha yaygın uygulanabilir bir teknik olarak öne çıkmaktadır. Robotik platform, altyapı yatırımı ve enstrüman maliyetleri nedeniyle daha kısıtlı merkezlerde uygulanmaktadır. Ancak öğrenme eğrisi ergonomik konsol tasarımı sayesinde daha kısa olabilmektedir.

Postoperatif ağrı, hastanede kalış süresi ve solunum fonksiyonlarının korunması açısından her iki minimal invaziv teknik, açık torakotomiye kıyasla belirgin üstünlük sağlamaktadır. Hangi platformun tercih edileceği; tümörün özellikleri, hastanın anatomisi, cerrahın deneyimi ve merkezin donanımı ile belirlenmektedir. Karar süreci multidisipliner değerlendirme sonucunda bireyselleştirilmektedir.

Akciğer Operasyonunun Ardından Toparlanma Süreci ve Yaşam Standartı Nasıldır?

Lobektomi sonrası toparlanma süreci, uygulanan cerrahi tekniğe ve hastanın preoperatif durumuna göre farklılık göstermektedir. Minimal invaziv yaklaşımlarla opere edilen hastalar genellikle üç ila beş gün, klasik torakotomi ile opere edilen hastalar ise beş ila yedi gün süresince hastanede kalmaktadır. Erken mobilizasyon, hızlandırılmış iyileşme protokollerinin en önemli bileşeni olarak öne çıkmaktadır.

Postoperatif dönemde göğüs tüpü, plevral boşlukta biriken hava ve sıvının drenajı için yerleştirilmektedir. Hava kaçağının kesilmesi ve drenaj miktarının kabul edilebilir sınırlara inmesi ile birlikte tüp güvenli biçimde çıkarılmaktadır. Uzamış hava kaçağı gelişen olgularda dijital drenaj sistemleri, plevrodez veya endobronşiyal valfler gibi ileri yaklaşımlar gündeme alınmaktadır.

Ağrı yönetimi, hızlı iyileşmenin temel bileşenlerinden birini oluşturmaktadır. Torakal epidural analjezi, paravertebral blok, interkostal sinir bloğu ve erektor spina plan bloğu gibi bölgesel anestezi teknikleri, opioid tüketimini azaltmak amacıyla multimodal analjezi çerçevesinde kullanılmaktadır. Etkin ağrı kontrolü sayesinde derin nefes egzersizleri ve öksürme daha kolay gerçekleştirilebilmekte; böylece atelektazi ve pnömoni riski azaltılmaktadır.

Solunum fizyoterapisi, postoperatif dönemin ayrılmaz bir parçası olarak konumlanmaktadır. Insentif spirometre kullanımı, aktif siklik solunum teknikleri ve erken ambulasyon; alveolar açılımı destekleyerek pulmoner komplikasyon riskini azaltmaktadır. Beslenme desteği, tromboembolik profilaksi ve stres ülseri korunması diğer temel bileşenler arasında yer almaktadır.

Uzun dönem yaşam kalitesi, çıkarılan akciğer hacmine, hastanın preoperatif fonksiyonel rezervine ve komorbiditelerine göre değişmektedir. Lobektomi sonrasında bir lobun yokluğu, kalan akciğer dokusunun kompanse etmesiyle çoğu hastada belirgin fonksiyonel kayba yol açmamaktadır. Hafiften orta düzeye egzersiz kapasitesindeki azalma, çoğunlukla üç ila altı ay içinde toparlanmaktadır. Pnömonektomi olgularında ise fonksiyonel kısıtlanma daha belirgin olabilmekte ve yaşam tarzı adaptasyonu gerekmektedir.

Postoperatif dönemde gelişebilecek komplikasyonlar arasında uzamış hava kaçağı, pnömoni, atriyal fibrilasyon, bronş güdüğü fistülü, ampiyem, kanama ve rekürren laringeal sinir yaralanması yer almaktadır. Uzamış hava kaçağı olgularında dijital göğüs drenaj sistemleri ile objektif ölçüm yapılabilmekte; direnç gösteren olgularda otolog kan yaması, plevrodez ve endobronşiyal valf yerleştirilmesi gündeme alınmaktadır. Atriyal fibrilasyon riski özellikle ileri yaşlı hasta grubunda arttığından profilaktik beta bloker ve amiodaron kullanımı seçilmiş olgularda değerlendirilmektedir. Şilotoraks tespit edilen olgularda ise diyet düzenlemesi, oktreotid ve gerektiğinde torasik duct ligasyonu gündeme gelmektedir. Kronik postoperatif ağrı, özellikle klasik torakotomi sonrasında görülebilmekte ve interkostal sinir hasarına bağlı nöropatik özellik taşımaktadır.

Rehabilitasyon süreci, hastanın taburcu edilmesinin ardından da yapılandırılmış biçimde sürdürülmektedir. Pulmoner rehabilitasyon programları; aerobik egzersiz, direnç antrenmanı, solunum kas eğitimi ve psikososyal destek bileşenlerini içermektedir. Sigara bırakma desteği, kanser cerrahisi sonrası yaşam kalitesinin ve ikinci primer tümör riskinin azaltılmasında temel unsur olarak öne çıkmaktadır. Beslenme değerlendirmesi kapsamında yeterli protein alımı, sarkopeni önlenmesi ve mikronütrient desteği planlanmaktadır. İşe dönüş süreci; mesleğin fiziksel gereksinimlerine, yapılan rezeksiyonun genişliğine ve iyileşme hızına göre genellikle altı ila on iki hafta arasında gerçekleşmektedir.

Akciğer Kanseri Ameliyatı Öncesi Hangi Tetkikler ve Solunum Testleri İstenir?

Akciğer kanseri cerrahisi öncesinde yapılan değerlendirme; onkolojik evreleme, fonksiyonel rezerv analizi ve genel medikal hazırlığı kapsamaktadır. Görüntüleme aşamasında ince kesit kontrastlı toraks bilgisayarlı tomografisi, tümörün boyutu, yerleşimi, komşu yapılarla ilişkisi ve mediastinal lenf düğümü tutulumu hakkında ayrıntılı bilgi sunmaktadır. Pozitron emisyon tomografisi ile bilgisayarlı tomografi kombinasyonu ise uzak metastaz taraması ve evreleme için altın standart konumunda yer almaktadır.

Mediastinal lenf düğümü değerlendirmesinde endobronşiyal ultrason eşliğinde transbronşiyal iğne aspirasyonu önemli bir yer tutmaktadır. Bu invaziv teknik, radyolojik olarak şüpheli düğümlerden histopatolojik örnek elde edilmesini sağlayarak neoadjuvan tedavi kararlarının verilmesini mümkün kılmaktadır. Küçük hücreli olgularda ve seçilmiş küçük hücreli dışı olgularda beyin manyetik rezonans görüntüleme, asemptomatik kraniyal metastazın dışlanması için istenmektedir.

Solunum fonksiyon testleri, rezeksiyonun fonksiyonel açıdan tolere edilebilir olup olmadığını belirlemek amacıyla uygulanmaktadır. Zorlu ekspiratuar volüm birinci saniye değeri ve karbon monoksit difüzyon kapasitesi ölçülmektedir. Çıkarılacak akciğer segment sayısına göre öngörülen postoperatif değerlerin hesaplanması, cerrahi kararın verilmesinde kritik role sahiptir. Sınırda değerlere sahip olgularda kardiyopulmoner egzersiz testi ile maksimum oksijen tüketimi değerlendirilmektedir.

Kardiyak değerlendirme kapsamında elektrokardiyografi, ekokardiyografi ve gerektiğinde eforlu testler istenmektedir. Koroner arter hastalığı öyküsü, aritmi veya kalp yetmezliği bulguları olan olgularda kardiyoloji konsültasyonu talep edilmektedir. Diyabet, kronik böbrek yetmezliği, tiroid disfonksiyonu gibi ek sistemik hastalıkların preoperatif dönemde optimize edilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Preoperatif dönemde sigara bırakma, uygun beslenme desteği ve solunum egzersiz programları ile pulmoner rehabilitasyon önerilmektedir. Sigara kullanımının cerrahiden en az dört ila altı hafta önce sonlandırılması, postoperatif pulmoner komplikasyon oranlarını belirgin biçimde azaltmaktadır. Anemi, hipoalbüminemi ve elektrolit dengesizliği gibi durumlar da preoperatif olarak düzeltilmektedir.

Moleküler patoloji incelemesi, cerrahi sonrası tedavi planlamasında yol gösterici konumdadır. EGFR mutasyonu, ALK yeniden düzenlenmesi, ROS1 füzyonu, KRAS mutasyonu ve PD-L1 ekspresyonu gibi biyobelirteçlerin analizi hedefe yönelik tedavi ve immünoterapi kararlarının verilmesinde temel referans olarak kullanılmaktadır.

Akciğer Kanseri Ameliyatı Sonrası Nüks Riski Nedir ve Uzun Vadeli Takip Nasıl Yapılır?

Lobektomi sonrası nüks riski; tümör evresi, histolojik alt tip, cerrahi sınır durumu, lenfovasküler invazyon varlığı ve moleküler özelliklere göre değişmektedir. Evre bir A olgularda beş yıllık sağkalım oranı yüzde seksen beş ile doksan beş arasında bildirilirken, evre bir B olgularda bu oran yüzde yetmiş ile seksen bandında yer almaktadır. Evre iki olgularda beş yıllık sağkalım yüzde elli ile yetmiş, evre üç A olgularda ise yüzde yirmi ile kırk arasında değişmektedir.

Adjuvan tedavi kararı; patolojik evreleme, cerrahi sınır durumu ve moleküler özellikler doğrultusunda multidisipliner konseyde alınmaktadır. Evre iki ve seçilmiş evre üç A olgularda platin bazlı adjuvan kemoterapi standart yaklaşım olarak yer almaktadır. EGFR mutasyonu pozitif olgularda osimertinib gibi hedefe yönelik tedaviler, PD-L1 ekspresyonu yüksek olgularda ise atezolizumab veya pembrolizumab gibi immünoterapi ajanları adjuvan olarak uygulanabilmektedir.

Sürveyans programı, ilk iki yıl boyunca üç ila altı ay aralıklarla yapılan klinik muayene ve toraks bilgisayarlı tomografisi ile başlamaktadır. Üç ile beş yıl arasındaki dönemde altı ay aralıklarla, beşinci yıldan sonra ise yıllık kontroller planlanmaktadır. Semptomatik olgularda ek görüntüleme ve laboratuvar tetkikleri gündeme alınmaktadır. Kraniyal semptomlarda beyin manyetik rezonans görüntüleme, iskelet ağrılarında kemik sintigrafisi veya hedefli pozitron emisyon tomografisi tercih edilebilmektedir.

Uzun dönem takipte yalnızca onkolojik açıdan değil, aynı zamanda pulmoner fonksiyon, kardiyovasküler durum ve psikososyal sağlık açısından da değerlendirme yapılmaktadır. Sigara bırakma desteği, aşılama programları, egzersiz reçetelendirmesi ve beslenme danışmanlığı sürecin ayrılmaz bileşenleri olarak öne çıkmaktadır. İkinci primer akciğer kanseri riski de yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi taraması ile takip edilmektedir.

Nüks tespit edildiğinde, tedavi kararı nüksün yerine, boyutuna, moleküler özelliklerine ve hastanın performans durumuna göre bireyselleştirilmektedir. Lokal bölgesel nükslerde tekrar cerrahi, stereotaktik radyoterapi veya kemoradyoterapi seçenekleri değerlendirilmektedir. Uzak metastatik nükste ise moleküler profile göre hedefli tedaviler, immünoterapi kombinasyonları veya sitotoksik kemoterapi seçenekleri gündeme gelmektedir. Multidisipliner değerlendirme sonrasında oluşturulan tedavi planı, Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi ekibinin öncülüğünde diğer disiplinlerle koordinasyon içinde yürütülmekte; bireyselleştirilmiş cerrahi ve onkolojik yaklaşım Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi tarafından bütünsel bir çerçevede sürdürülmektedir.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Göğüs Cerrahisi أطباؤنا

نحن إلى جانبك بأطبائنا المتخصصين ذوي الخبرة في هذا المجال

تعرّف على أطبائنا المتخصصين

احجز موعدًا الآن أو اتصل بنا من أجل صحتك.

WhatsApp موعد إلكتروني