Beyin tümörü ameliyatı, tıbbi terminolojide kraniyal tümör rezeksiyonu olarak adlandırılan ve kafatası içerisinde beyin dokusu, meninksler, kraniyal sinirler ya da hipofiz bezi kaynaklı kitlelerin cerrahi olarak çıkarılmasını amaçlayan ileri düzey bir nöroşirürjik girişimdir. Bu ameliyat, tanı koyma, semptomları hafifletme, kafa içi basıncı düşürme, patolojik doku örneklemesi ile moleküler alt tiplendirme yapılması ve adjuvan tedavilerin planlanması gibi çok yönlü hedeflere hizmet eder. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2021 santral sinir sistemi tümörleri sınıflaması ışığında, glial kökenli tümörlerden menenjiomlara, hipofiz adenomlarından metastatik lezyonlara kadar geniş bir yelpazede uygulanan bu cerrahi, hem hastanın yaşam süresini uzatmayı hem de nörolojik işlevlerini korumayı öncelikli tutar. Nöronavigasyon sistemleri, floresan kılavuzluk teknikleri, ameliyat içi manyetik rezonans görüntüleme ve nöromonitorizasyon gibi ileri teknolojik altyapı sayesinde günümüzde beyin tümörü cerrahisi çok daha güvenli, hedefe yönelik ve fonksiyonu koruyan bir uygulamaya dönüşmüştür. Koru Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi kliniğinde bu girişim, uluslararası nörosirürji ve nöroonkoloji kılavuzları çerçevesinde disiplinlerarası bir yaklaşımla planlanır ve uygulanır.
Kraniyotomi Olarak Bilinen Beyin Tümörü Ameliyatı Nasıl Tanımlanır?
Kraniyotomi, kelime anlamıyla kafatası kemiğinin belirli bir bölgesinin geçici olarak açılmasını ifade eden ve altında yer alan beyin dokusuna cerrahi ulaşımı sağlayan temel bir nöroşirürjik yaklaşımdır. Beyin tümörü rezeksiyonu bağlamında kraniyotomi, tümörün lokalizasyonuna, boyutuna, komşu nörovasküler yapılarla ilişkisine ve histopatolojik ön tanısına göre pterional, subfrontal, temporal, oksipital, retrosigmoid, far lateral ya da transsfenoidal gibi farklı yaklaşımlarla planlanır. Her yaklaşım, hedef tümöre en kısa ve en güvenli mesafeden ulaşmayı, sağlıklı beyin dokusuna minimum manipülasyon uygulamayı ve kritik damar-sinir yapılarını korumayı amaçlar. Klasik kraniyotomilerin yanı sıra günümüzde “keyholeÔÇØ olarak adlandırılan küçük hacimli osteoplastik yaklaşımlar da uygun endikasyonlarda uygulanmaktadır.
Beyin tümörü cerrahisinde kraniyotominin farklılaştığı en önemli nokta, ameliyatın yalnızca fiziksel bir kitle çıkarma işlemi olmayıp aynı zamanda onkolojik prensiplere dayanan bir doku örneklemesi ve maksimal güvenli rezeksiyon girişimi olmasıdır. Cerrah, tümörün radyolojik sınırlarını nöronavigasyon sistemi eşliğinde işaretler, gerektiğinde ameliyat masasında yapılan ultrasonografi ya da manyetik rezonans görüntüleme ile rezeksiyon sınırlarını gerçek zamanlı olarak günceller. Uzun süreli sağkalım ve nüks olasılığı üzerinde en belirleyici parametrelerden biri olan “gross total resectionÔÇØ yani makroskopik tam çıkarım, teknoloji ve deneyimin birlikte çalışmasıyla mümkün hale gelir. Bu nedenle beyin tümörü ameliyatı, sıradan bir kraniyotomi olarak değil, ileri planlama ve intraoperatif karar mekanizmaları içeren onkolojik nöroşirürjik prosedür olarak değerlendirilir.
Ameliyatın uygulama şeklinde tümörün histolojik ön tanısı da belirleyicidir. Örneğin IDH mutant düşük dereceli gliomlarda mümkün olduğunca geniş rezeksiyon hedeflenirken glioblastomada eloquent alanlar korunarak maksimum tümör hacmi çıkarılır. Menenjiomlarda Simpson derecelendirmesi çerçevesinde dural tutulum bölgeleri de dahil edilerek çıkarım planlanır; hipofiz adenomlarında transsfenoidal endoskopik yaklaşım tercih edilebilirken vestibüler schwannomlarda retrosigmoid ya da translabirentin yaklaşım seçilir. Metastatik lezyonlarda ise sistemik onkolojik durum, primer tümörün tipi ve lezyonun cerrahi erişilebilirliği rezeksiyon kararını şekillendirir. Böylece kraniyal tümör rezeksiyonu, tek tip bir cerrahi değil, tümörün biyolojisine göre kişiselleştirilmiş bir yaklaşımlar bütünü olarak ele alınır.
Beyin Tümörü Ameliyatı İçin Tanı Süreci ve Ön Hazırlıklar Nasıl Yürütülür?
Tanı süreci genellikle hastanın başvuru yakınmaları ile başlar. Sabah saatlerinde belirginleşen ve giderek şiddetlenen baş ağrısı, bulantı ile birlikte olan kusma, görme bulanıklığı, çift görme, denge kaybı, konuşma bozuklukları, ilerleyici kuvvet kaybı, epileptik nöbet ya da davranış değişiklikleri gibi belirtiler kafa içi bir kitlenin varlığını düşündürür. Fizik muayenede papilödem, motor defisit, duyu bozuklukları, afazi, hemianopsi veya serebellar bulgular saptanabilir. Bu klinik değerlendirmenin ardından uygun görüntüleme yöntemleri planlanır ve tümörün varlığı, yerleşimi, boyutu ve olası tipi konusunda ilk bilgiler elde edilir.
Beyin tümörü tanısında altın standart görüntüleme yöntemi kontrastlı beyin manyetik rezonans görüntülemesidir. T1, T2, FLAIR, difüzyon ağırlıklı, duyarlılık ağırlıklı, perfüzyon ve spektroskopi sekansları tümörün karakterini, ödem düzeyini, kanama bulgularını, kan akımını ve metabolik özelliklerini ortaya koyar. Difüzyon tensör görüntüleme piramidal yol, arkuat fasikül ve optik radyasyon gibi beyaz cevher yollarının cerrahi öncesi haritalanmasına imk├ón tanırken fonksiyonel MR incelemesi konuşma ve motor korteks gibi eloquent bölgelerin lokalizasyonunu sağlar. Ek olarak PET incelemesi tümörün metabolik aktivitesini değerlendirmede, metastatik lezyonların araştırılmasında ve nüks ile radyasyon nekrozunun ayrımında değerlendirilir. Gerekli durumlarda stereotaktik biyopsi ile histopatolojik ve moleküler tanı önceden konularak cerrahi strateji şekillendirilebilir.
Ameliyat öncesi hazırlık aşaması yalnızca radyolojik planlamayı değil, hastanın tüm sistemik değerlendirmesini de kapsar. Kardiyolojik konsültasyon, akciğer değerlendirmesi, tam kan sayımı, biyokimyasal parametreler, koagülasyon profili, endokrinolojik testler ve gerektiğinde göz muayenesi sürecin doğal parçalarıdır. Antiepileptik ilaç düzenlenmesi, kortikosteroid tedavisi ile ödem kontrolü, kan sulandırıcı ilaçların uygun sürede kesilmesi, enfeksiyon taraması ve anestezi planı özenle oluşturulur. Hasta ve yakınları ameliyatın kapsamı, olası riskler, alternatif tedavi seçenekleri, iyileşme süreci ve olası nörolojik değişiklikler konusunda ayrıntılı bilgilendirilir. Bu bütüncül hazırlık, cerrahi güvenliği artırırken hastanın süreci daha bilinçli ve daha az kaygıyla karşılamasını sağlar.
Güncel Beyin Tümörü Cerrahisinde 5-ALA Floresan Kılavuzluğu Nasıl Kullanılır?
5-aminolevulinik asit, ağız yoluyla verilen bir metabolik ön ilaçtır ve özellikle yüksek dereceli glial tümörlerde tümör hücreleri tarafından seçici olarak alınıp mitokondrilerinde protoporfirin IX molekülüne dönüştürülür. Bu porfirin bileşiği mavi ışık altında pembe-kırmızı bir floresans yayar ve cerrahın normal beyin dokusundan ayırt etmesi zor olan tümör sınırlarını çıplak gözle görmesini sağlar. Ameliyat öncesi genellikle beş-altı saat kala verilen 5-ALA, mikroskop içine entegre edilen floresan modülü sayesinde intraoperatif olarak kullanılır ve glioblastom gibi infiltratif tümörlerde rezeksiyonun tamlığını belirgin şekilde artırır.
Yapılan çok merkezli çalışmalar, 5-ALA rehberliğinde gerçekleştirilen glioblastom rezeksiyonlarında “gross total resectionÔÇØ oranlarının beyaz ışık altında yapılan cerrahilere kıyasla anlamlı derecede yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Bu artış, yalnızca radyolojik olarak değil, progresyonsuz sağkalım süreleri üzerinde de kendini gösterir. Floresan kılavuzluk, tümör içindeki hipoksik alanların, satellit hücre kümelerinin ve infiltrasyon zonlarının daha net belirlenmesine yardımcı olur. Böylece cerrah, tümör dokusunu maksimum düzeyde çıkarırken sağlıklı beyaz cevher ve gri madde yapılarını korumak için gereken hassas ayrımı çok daha güvenli biçimde yapabilir.
5-ALA yalnızca yüksek dereceli glial tümörlerde değil, seçilmiş meningiom, ependimom, metastatik lezyon ve bazı düşük dereceli glial tümörlerde de araştırma protokolleri kapsamında kullanılmaktadır. Klinik pratikte 5-ALA’nın yanı sıra fluorescein sodyum ve indosiyanin yeşili gibi farklı boyar bileşikler de belirli endikasyonlarda değerlendirilebilir. Ancak bu ajanların kullanımı, uygun mikroskop teknolojisi, deneyimli ekip ve uygun hasta seçimi ile mümkündür. Beyin tümörü cerrahisinde floresan kılavuzluk, nöronavigasyon, intraoperatif ultrason ve nöromonitorizasyon ile birlikte kullanıldığında sonuçlar daha da iyileşir. Böylece cerrah, hem tümörü doğru sınırlarda çıkarır hem de hastanın nörolojik işlevlerini koruyarak yaşam kalitesine katkı sağlar.
Cerrahi Sırasında Sinir Güvenliği İçin Ameliyat İçi Nöromonitorizasyon (IONM) Ne İşe Yarar?
Ameliyat içi nöromonitorizasyon, cerrahi girişim boyunca merkezi ve periferik sinir sisteminin işlevini gerçek zamanlı olarak değerlendiren ileri bir teknolojidir. Beyin tümörü rezeksiyonu sırasında somatosensöriyel uyarılmış potansiyeller, motor uyarılmış potansiyeller, işitsel uyarılmış potansiyeller, kortikal ve subkortikal elektrik uyarımı ile elektromiyografi kayıtları kullanılabilir. Bu ölçümler, cerrahın rezeksiyon sınırlarını uzatırken önemli motor yolakların, konuşma alanlarının, kraniyal sinirlerin ya da işitme fonksiyonunun bütünlüğünü sürekli olarak izlemesine olanak sağlar.
Özellikle santral sulkus çevresinde, primer motor korteks komşuluğunda, insular bölgede, arka fossada ve beyin sapı yakınında yer alan tümörlerde IONM olmadan yapılan cerrahi girişimler kalıcı nörolojik defisit riski taşır. Kortikal uyarım ile motor ve konuşma alanlarının haritalanması, subkortikal uyarım ile piramidal yolakların derinlik boyunca izlenmesi, işitsel uyarılmış potansiyeller ile koklear yolun korunması, fasyal sinir monitorizasyonu ile fasyal fonksiyonun güvence altına alınması bu tekniğin sağladığı önemli avantajlardır. Beklenmeyen sinyal değişiklikleri cerrahı geri adım atmaya ya da manevra değiştirmeye yönlendirir ve kalıcı hasardan kaçınmayı sağlar.
Nöromonitorizasyon başarısı yalnızca cihazın varlığı ile değil, deneyimli nörofizyoloji ekibi, uygun anestezi rejimi ve cerrah-anestezist-nörofizyolog arasındaki eşgüdüm ile mümkündür. Anestezi sırasında kullanılan ilaçların uyarılmış potansiyellere etkisi bilinmeli ve doğru dozlar seçilmelidir. Elektrotların yerleştirilmesi, sinyal kalitesinin optimize edilmesi, uyarım protokollerinin tümör lokalizasyonuna göre uyarlanması ve verilerin yorumlanması özel bir uzmanlık gerektirir. IONM sayesinde beyin tümörü cerrahisinde motor, duyu, konuşma, görme ve işitme gibi kritik fonksiyonlarda kalıcı kayıp oranı belirgin biçimde azalır ve maksimum güvenli rezeksiyon hedefine yaklaşılır.
Beyin Tümörü Ameliyatının Ardından İyileşme Aşamaları Nasıl İlerler?
Ameliyatın hemen ardından hasta yoğun bakım ünitesinde yakın takip altına alınır. Bilinç düzeyi, pupilla yanıtları, motor ve duyu muayenesi, hemodinamik parametreler ve solunum fonksiyonları düzenli aralıklarla değerlendirilir. Kafa içi basınç değişikliklerinin erken saptanması, kanama, ödem ya da nöbet gibi olası komplikasyonların hızlı yönetimi bu aşamanın en kritik noktalarıdır. Genellikle ilk yirmi dört saat içinde kontrol beyin manyetik rezonans veya bilgisayarlı tomografi görüntülemesi ile rezeksiyon sonuçları, hematom varlığı ve ödem düzeyi değerlendirilir.
Erken postoperatif dönemde ağrı kontrolü, kortikosteroid tedavisi ile ödemin azaltılması, antiepileptik ilaçların düzenlenmesi, tromboprofilaksi ve enfeksiyon önleyici tedbirler ön plandadır. Hasta genel durumu izin verdiğinde yoğun bakımdan servise devredilir, ardından mobilizasyon, oral beslenme ve nörorehabilitasyon programı başlatılır. Fizyoterapi, konuşma terapisi, ergoterapi ve nöropsikolojik değerlendirme, ameliyat sonrası fonksiyonel kazanımın temel taşlarıdır. Ödem ve inflamasyonun yerini onarım süreçleri aldıkça hastanın kuvvet, denge, koordinasyon, konuşma ve kognitif işlevleri kademeli olarak toparlanır.
Uzun dönemli iyileşme sürecinde onkolojik izlem programı devreye girer. Histopatolojik ve moleküler tanıya göre adjuvan radyoterapi, kemoterapi veya diğer sistemik tedaviler planlanır. Kontrol MR incelemeleri belirli aralıklarla tekrarlanır, nüks ya da progresyon durumu değerlendirilir. Hastanın günlük yaşam aktivitelerine dönmesi tümörün tipine, yerleşimine, cerrahi sonrası nörolojik duruma ve rehabilitasyon başarısına bağlı olarak birkaç haftadan birkaç aya kadar uzayabilir. Bu süreçte psikososyal destek, aile eğitimi ve nöroonkolojik konsey takibi hastanın hem tıbbi hem de psikolojik açıdan bütüncül olarak korunmasını sağlar.
Uyanık Kraniyotomi Hangi Tümör Yerleşimlerinde Tercih Edilir ve Hasta Bu Süreçte Neler Yaşar?
Uyanık kraniyotomi, hastanın ameliyatın belirli aşamalarında bilinci açık şekilde tutulduğu ve nörolojik işlevlerinin gerçek zamanlı değerlendirildiği özel bir cerrahi yöntemdir. Bu teknik özellikle konuşma alanlarına, primer motor kortekse, insular ve talamik bölgelere, arkuat fasikül gibi kritik beyaz cevher yollarına komşu ya da bunları çevreleyen tümörlerde tercih edilir. Amaç, tümörün olabildiğince geniş çıkarılması ile fonksiyonel bütünlüğün korunması arasındaki hassas dengenin en optimum şekilde sağlanmasıdır. Bu yaklaşım hem infiltratif düşük dereceli gliomlarda hem de eloquent bölge yerleşimli glioblastomlarda değerli sonuçlar ortaya koyar.
Ameliyat, genellikle üç aşamalı olarak planlanır. İlk aşamada hasta uygun sedasyon altında kraniyotomi için hazırlanır ve saçlı deri, kas ile dura mater lokal anestezi ile duyarsızlaştırılır. Beyin dokusunda ağrı reseptörü bulunmadığı için tümör çıkarımı sırasında hasta uyanık ve iş birliği içindedir. İkinci aşamada nörolog ya da konuşma terapisti eşliğinde konuşma testleri, adlandırma görevleri, cümle tekrarları, sayı sayma, motor becerilere yönelik değerlendirmeler ve yüksek kortikal fonksiyon testleri yapılır. Cerrah, kortikal ve subkortikal uyarım ile fonksiyonel alanları haritalar ve rezeksiyon sınırlarını bu haritaya göre belirler. Üçüncü aşamada uyanıklık ihtiyacı kalktığında hasta yeniden derin sedasyon altına alınarak kraniyotomi kapatılır.
Hastanın uyanık kraniyotomi sürecinde ne yaşayacağı önceden ayrıntılı biçimde açıklanır. Doğru hasta seçimi, kognitif değerlendirme, psikolojik hazırlık ve iyi kurulmuş bir hasta-ekip iletişimi sürecin başarısını doğrudan etkiler. Klinik deneyim, hastaların bu tür bir cerrahiyi tolere ettiğini ve genellikle sürecin sonunda yüksek memnuniyet bildirdiğini göstermektedir. Uyanık cerrahi, doğru endikasyonlarla uygulandığında, konuşma ve motor fonksiyonların korunma olasılığını artırır, ameliyat sonrası kalıcı nörolojik defisit oranını azaltır ve hastanın uzun dönemli yaşam kalitesine önemli katkı sağlar.
Beyin Tümörü Ameliyatının Olası Riskleri ve Kalıcı Nörolojik Yan Etkileri Nelerdir?
Beyin tümörü cerrahisi, günümüzün ileri teknolojik olanaklarına rağmen bazı riskleri barındıran karmaşık bir girişimdir. Bu risklerin başında ameliyat sırasında ya da hemen sonrasında gelişebilen kanama, hematom oluşumu, ödem artışı, kafa içi basınç yükselmesi ve nöbet gibi durumlar yer alır. Enfeksiyon riski özellikle uzun süreli cerrahi girişimlerde, ikincil müdahale gerektiren durumlarda ve immünsüpresif hastalarda daha belirgin olabilir. Beyin omurilik sıvısı kaçağı ise cerrahi teknik, dura kapatılma yöntemi ve tümörün yerleşimine bağlı olarak farklı sıklıklarda görülebilir.
Nörolojik yan etkiler, tümörün lokalizasyonu ve cerrahi sırasında etkilenen alanlar ile doğrudan ilişkilidir. Motor korteks yakınındaki tümörlerde geçici ya da kalıcı kuvvet kayıpları, konuşma alanlarına komşu tümörlerde ise dizartri, isim bulma güçlüğü ya da Broca tipi afazi gibi tablolar oluşabilir. Görme yolakları çevresinde yer alan tümörlerde görme alanı defektleri, hipofiz bölgesinde ise hormonal denge bozuklukları görülebilir. Arka fossa cerrahilerinde denge, koordinasyon ve kraniyal sinir işlevlerine dair sorunlar ortaya çıkabilir. Ancak bu risklerin büyük bir kısmı geçicidir ve uygun rehabilitasyonla belirgin ölçüde geri döner.
Uluslararası kılavuzlar, beyin tümörü ameliyatlarında toplam ciddi komplikasyon oranının merkez deneyimi, hasta seçimi ve teknolojik altyapıya göre değiştiğini belirtir. Nöronavigasyon, floresan kılavuzluk, ameliyat içi nöromonitorizasyon ve uyanık cerrahi gibi yöntemlerin doğru endikasyonlarla kullanılması, bu risklerin en aza indirilmesine katkı sağlar. Ameliyat öncesi ayrıntılı risk-fayda analizi, hastanın komorbiditeleri, tümörün agresifliği, beklenen sağkalım ve yaşam kalitesi hedefleri birlikte değerlendirilir. Böylece cerrahi karar, hastaya en yüksek yararı sağlayacak biçimde bireyselleştirilir ve olası yan etkiler önceden titizlikle planlanır. Ameliyat sonrası dönemde derin ven trombozu, pulmoner emboli, hastane kaynaklı pnömoni, üriner sistem enfeksiyonu ve elektrolit dengesizlikleri gibi sistemik komplikasyonlar için de yakın izlem sürdürülür. Sodyum dengesinin değerlendirilmesi, uygunsuz ADH sendromu ya da diyabet insipidusun erken saptanması, özellikle hipofiz ve suprasellar bölge tümörlerinde büyük önem taşır. Hastanın rehabilitasyon süreci boyunca depresyon, anksiyete ve tükenmişlik hislerine karşı psikolojik destek sağlanması, uzun dönemli iyileşmenin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilir.
Ameliyat Sonrası Radyoterapi veya Kemoterapi Hangi Tümör Tiplerinde Gerekli Olur?
Adjuvan tedavi ihtiyacı, cerrahi sonrası elde edilen histopatolojik ve moleküler verilere göre şekillenir. Glioblastoma gibi yüksek dereceli gliomlarda standart yaklaşım maksimal güvenli rezeksiyon sonrasında Stupp protokolü olarak bilinen eşzamanlı radyoterapi ve temozolomid tedavisidir. Bu tedavi rejimi, ardından temozolomid ile idame kemoterapisi ile devam eder. Anaplastik astrositom ve anaplastik oligodendrogliom gibi diğer yüksek dereceli glial tümörlerde IDH mutasyonu, 1p/19q kodeleyonu, MGMT metilasyon durumu gibi moleküler parametreler tedavi seçiminde belirleyicidir. Bazı düşük dereceli glial tümörlerde nüks ya da yüksek riskli özellikler varlığında da adjuvan tedavi düşünülebilir.
Menenjiom tedavisinde cerrahinin genişliği Simpson derecelendirmesine göre değerlendirilir. Grade 1 menenjiomlarda tam çıkarım sonrası genellikle izlem yeterli olurken, Grade 2 atipik menenjiomlarda inkomplet rezeksiyon durumunda ya da yüksek nüks riski varlığında adjuvan radyoterapi önerilir. Grade 3 anaplastik menenjiomlarda ise cerrahiden sonra radyoterapi kural olarak planlanır. Hipofiz adenomlarında cerrahi sonrası endokrinolojik değerlendirme yapılır, artık dokuya, hormonal aktiviteye ve klinik yanıta göre stereotaktik radyocerrahi ya da medikal tedaviler devreye alınabilir. Vestibüler schwannomlarda ise özellikle küçük hacimli artık dokular için Gamma Knife, CyberKnife ya da lineer akseleratör tabanlı radyocerrahi seçenekleri kullanılır.
Metastatik beyin tümörlerinde tedavi kararı primer tümörün türüne, sistemik hastalığın kontrolüne, lezyon sayısına ve yerleşimine göre şekillenir. Tek ve cerrahi olarak erişilebilir lezyonlarda rezeksiyon sonrası tümör yatağına yönelik stereotaktik radyocerrahi ya da fraksiyone radyoterapi uygulanabilir. Çok sayıda lezyon varlığında tüm beyin radyoterapisi seçeneği değerlendirilir, ancak günümüzde kognitif etkiler nedeniyle hipokampus koruyucu teknikler tercih edilmektedir. Ek olarak sistemik hedefli tedaviler, immünoterapi ve tümör tedavi alanları gibi güncel modaliteler seçilmiş hastalarda çok disiplinli konseyler eşliğinde planlanır. Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim tavsiyesi, tanı ya da tedavi yerine geçmez; kişisel sağlık sorunlarınız için doğrudan uzman hekiminize başvurmanız gerekmektedir.
Beyin tümörü ameliyatı, hem tanısal netlik kazandırma hem de hastanın yaşam süresini ve kalitesini yükseltme amacıyla titizlikle planlanan bir nöroşirürjik girişim olarak modern nöroonkolojinin temel taşıdır. Cerrahi yaklaşımın yanı sıra radyoterapi, kemoterapi, moleküler hedefli tedaviler ve immünoterapi gibi seçenekler tümörün biyolojisine göre birlikte değerlendirilir. Böyle karmaşık bir sürecin başarıyla yürütülmesi, deneyimli bir cerrahi ekip, gelişmiş görüntüleme altyapısı, güncel teknolojik olanaklar ve çok disiplinli tümör konseyi yaklaşımının bir arada bulunmasını gerektirir. Koru Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi kliniğinde beyin tümörü hastalarına yönelik değerlendirme, cerrahi planlama, ameliyat, izlem ve rehabilitasyon süreçleri güncel uluslararası kılavuzlar çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla yürütülmektedir. Koru Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi ekibi, hastalarının hem onkolojik hem de nörolojik açıdan en yüksek yararı görebileceği kişiselleştirilmiş tedavi planlarını hazırlamayı temel ilke olarak benimsemektedir.




