Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuklarda Akut Promiyelositik Lösemi (APL)

Çocuklarda Akut Promiyelositik Lösemi, çocuk yaş grubunda farklı seyir gösterebilen ve doğru yaklaşımla yönetilebilen bir durumdur. Belirtiler, nedenler ve yaklaşım hakkında bilgi alın.

Çocuklarda akut promiyelositik lösemi (APL), kemik iliğinde olgunlaşmasını tamamlayamamış promiyelosit adı verilen genç hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalmasıyla ortaya çıkan, akut miyeloid löseminin özel bir alt tipidir. Hastalık, çocukluk çağı kan kanserleri arasında nadir görülmesine karşın hızlı seyirli olabilen yapısı ve kanama eğilimine yol açan özellikleriyle dikkat çeker. Erken tanı konulduğunda ve uygun protokollerle takip edildiğinde günümüzde belirgin biçimde iyileşir; bu nedenle ailelerin belirtiler konusunda farkındalık kazanması süreç açısından önem taşır.

APL'nin diğer lösemi türlerinden ayrılan en temel özelliği, hastalığa neden olan hücrelerin pıhtılaşma sistemini doğrudan etkileyen maddeler salgılamasıdır. Bu durum, çocuklarda burun kanaması, diş eti kanaması ya da küçük travmalarda beklenmedik morluklar gibi bulguların öne çıkmasına yol açar. Ailelerin günlük yaşamda fark ettiği bu tablolar, çoğu zaman hastanın bir hematoloji uzmanına yönlendirilmesinde belirleyici unsurdur. Yazının ilerleyen bölümlerinde APL'nin kimlerde görüldüğü, belirtileri, nedenleri, tanı süreci ve dikkat edilmesi gereken noktalar ele alınacaktır.

Kimlerde Görülür?

Akut promiyelositik lösemi, çocukluk çağı akut miyeloid lösemilerinin yaklaşık yüzde on ile yüzde on beşini oluşturur. Hastalık her yaş grubunda görülebilse de okul çağı ve ergenlik dönemindeki çocuklarda daha sık karşılaşıldığı bilinmektedir. Cinsiyet açısından kız ve erkek çocuklar arasında belirgin bir fark gözlenmez. Bazı toplumlarda APL sıklığının daha yüksek olduğu, özellikle Latin kökenli çocuklarda görülme oranının arttığı yapılan epidemiyolojik çalışmalarda dikkat çeken bulgular arasındadır.

Hastalığın ortaya çıkışı genellikle ani olur ve önceden uzun süreli bir rahatsızlık öyküsü bulunmaz. Daha önce sağlıklı görünen bir çocuğun birkaç hafta içinde halsizlik, solukluk, kanama eğilimi gibi şikayetlerle başvurması tipik tablodur. Ailede lösemi öyküsü bulunmasının APL açısından doğrudan bir risk oluşturduğu kanıtlanmamış olsa da bazı genetik yatkınlık sendromlarında akut miyeloid lösemi türlerinin daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

Daha önce başka bir kanser nedeniyle kemoterapi ya da radyoterapi almış çocuklarda ileride APL gelişme riski, normal popülasyona göre bir miktar yüksektir. Topoizomeraz II inhibitörü adı verilen bazı kemoterapi ilaçları, ikincil APL gelişiminde sorumlu tutulan ilaç gruplarındandır. Bu durum, daha önce kanser tedavisi almış çocukların uzun süreli takibinin önemini ortaya koyar. Doğumsal bağışıklık eksikliği bulunan ya da bazı kromozom anomalisi olan çocukların da hematolojik kanser açısından dikkatli izlenmesi gerekir.

Çevresel etkenler arasında benzen ve benzeri uçucu kimyasallara uzun süreli maruziyetin yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da risk oluşturabileceği öne sürülmektedir. Ancak çocukluk çağı APL vakalarının büyük çoğunluğunda belirgin bir çevresel ya da kalıtsal risk etkeni gösterilemez; hastalık çoğu zaman önceden tahmin edilemeyen bir biçimde ortaya çıkar.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

APL'nin belirtileri, kemik iliğinin normal işlevini yitirmesine ve kan hücrelerinin yeterli üretilememesine bağlı olarak gelişir. Kırmızı kan hücrelerindeki azalma çocukta solgunluk, çabuk yorulma, oyun sırasında nefes darlığı ve günlük etkinliklere isteksizlik gibi tablolara yol açar. Bu durum okul çağındaki çocuklarda dersleri takip etmekte güçlük, beden eğitimi etkinliklerinden uzaklaşma ya da sürekli uyuma isteği biçiminde de dışa vurulabilir.

Beyaz kan hücrelerinin işlevini yitirmesi ya da sayısının dengesizleşmesi nedeniyle çocuklarda enfeksiyonlara karşı direnç azalır. Sık tekrarlayan ateş atakları, geçmek bilmeyen boğaz enfeksiyonları, ağız içinde aft benzeri yaralar ve antibiyotiklere yanıt vermeyen tablolar dikkat çekici bulgular arasında yer alır. Trombosit sayısındaki düşüş ise pıhtılaşma sürecini doğrudan etkileyerek deride morluklar, bacaklarda küçük kırmızı noktalar (peteşi) ve mukoza kanamalarına neden olur.

APL'yi diğer lösemi türlerinden ayıran en önemli klinik özellik, yaygın damar içi pıhtılaşma (DİK) tablosudur. Bu durumda bir yandan pıhtılaşma sistemi aşırı uyarılırken bir yandan pıhtılaşma faktörleri tükenir; sonuçta hem tıkanma hem de kanama birlikte görülebilir. Çocuğun burnundan sık sık ve uzun süreli kanama olması, diş fırçalama sırasında dişetlerinin kanaması, idrarda kan görülmesi ya da küçük yaralanmaların ardından durdurulamayan kanamalar bu tablonun habercisi olabilir.

Bazı çocuklarda kemik ağrıları, eklem şişlikleri ve karın ağrısı da görülebilir. Karaciğer ve dalakta büyüme nedeniyle karında dolgunluk hissi, iştahsızlık ve kilo kaybı tabloya eklenebilir. Belirtiler genellikle birkaç hafta içinde belirginleşir ve çocuğun günlük yaşam kalitesini hızla etkileyerek aileyi bir hekime başvurmaya yöneltir.

  • Solukluk, halsizlik ve oyun sırasında çabuk yorulma
  • Burun, diş eti veya küçük yaralanmalarda durdurulamayan kanamalar
  • Vücutta nedensiz oluşan morluklar ve küçük kırmızı noktalar
  • Tekrarlayan ateş ve antibiyotiklere yanıt vermeyen enfeksiyonlar
  • Kemik ağrıları, karın şişliği ve iştahsızlık

Nedenleri Nelerdir?

Akut promiyelositik löseminin temelinde 15. ve 17. kromozomlar arasında gerçekleşen özel bir genetik değişim yatar. Translokasyon olarak adlandırılan bu olay sonucunda PML-RARA adı verilen anormal bir gen ortaya çıkar. Bu gen, kemik iliğindeki olgunlaşmamış hücrelerin normal olgunlaşma sürecini durdurarak promiyelositlerin birikmesine yol açar. APL vakalarının büyük çoğunluğunda bu genetik değişim gösterilir ve tanı sürecinin önemli bir parçasını oluşturur.

Söz konusu translokasyonun neden ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir. Çocukluk çağı APL'sinde olayın çoğu zaman kendiliğinden, herhangi bir tetikleyici olmadan geliştiği düşünülmektedir. Bu durum, hastalığın kalıtsal bir tablo olmadığı, anne babadan çocuğa doğrudan geçen bir özellik taşımadığı anlamına gelir. Ailelerin sıkça sorduğu "yanlış bir şey mi yaptık" sorusunun yanıtı bu açıdan yatıştırıcıdır; APL'nin yaşam tarzı, beslenme ya da ev içi alışkanlıklarla ilişkilendirilebilecek bir nedeni gösterilememiştir.

Bazı durumlarda APL, daha önce alınan kemoterapi ilaçlarına bağlı olarak ortaya çıkabilir. Özellikle topoizomeraz II inhibitörleri ile tedavi edilmiş çocuklarda yıllar sonra ikincil APL gelişebilir. Bu tablo nadir olmakla birlikte, kanser öyküsü olan çocukların uzun süreli takibinde göz önünde bulundurulması gereken bir olasılıktır. Radyoterapi öyküsü de benzer biçimde uzun vadeli risk artışıyla ilişkilendirilebilir.

Çevresel etkenler arasında yüksek doz iyonlaştırıcı radyasyon ve benzen gibi kimyasallara uzun süreli maruziyetin akut miyeloid lösemi grubu hastalıklar açısından risk oluşturduğu bilinir. Ancak çocuklarda bu tür maruziyetlerin sınırlı olması nedeniyle APL vakalarının büyük bölümünde belirgin bir çevresel etken saptanamaz. Genetik yatkınlık sendromları (Fanconi anemisi, Down sendromu gibi) akut miyeloid lösemi riskini artırsa da APL ile doğrudan ilişkileri sınırlıdır.

Tanı Nasıl Konulur?

APL şüphesinin doğduğu çocukta tanı süreci ayrıntılı bir öykü ve fizik muayene ile başlar. Hekim, kanama eğilimi, halsizlik, ateş ve enfeksiyon öyküsünü dikkatle sorgular; deri, mukoza, lenf bezleri, karaciğer ve dalağı değerlendirir. Bu aşamada görülen morluk, peteşi ve solukluk gibi bulgular kan tablosunun incelenmesi gerekliliğini ortaya koyar. Tam kan sayımında genellikle düşük hemoglobin, düşük trombosit ve değişken beyaz küre sayısı dikkat çeker.

Periferik yayma incelemesi, kan hücrelerinin mikroskop altında değerlendirilmesini sağlar ve atipik promiyelositlerin görülmesi APL'den şüphelenmenin önemli adımıdır. Pıhtılaşma testleri (PT, aPTT, fibrinojen, D-dimer) yaygın damar içi pıhtılaşma tablosunun değerlendirilmesinde kullanılır. APL'de fibrinojen düzeyinin düşük, D-dimer düzeyinin yüksek bulunması karakteristik bir tablodur ve tedavi planlamasında belirleyici unsurdur.

Kesin tanı için kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisi yapılır. Alınan örnek üzerinde yapılan morfolojik inceleme, atipik promiyelositlerin oranını ve görünümünü ortaya koyar. Akış sitometrisi adı verilen yöntemle hücre yüzey belirteçleri değerlendirilir. Asıl kesin tanı sağlayan inceleme ise moleküler genetik testlerdir; PML-RARA füzyon geninin saptanması ya da t(15;17) translokasyonunun gösterilmesi APL tanısını netleştirir. Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ve floresan in situ hibridizasyon (FISH) bu amaçla sıkça kullanılan yöntemlerdir.

Tanı sürecinde görüntüleme yöntemleri (akciğer grafisi, gerektiğinde ultrason ya da tomografi) eşlik eden enfeksiyon, organ büyümesi veya kanama odaklarının değerlendirilmesi için tercih edilebilir. Kalp işlevlerinin tedavi öncesi değerlendirilmesi amacıyla ekokardiyografi de istenebilir. Tanı süreci, çocuğun klinik durumunun aciliyetine göre hızlı biçimde tamamlanır ve APL şüphesi olan vakalarda kesin tanı beklenmeden destek tedavilerine başlanması yaygın bir yaklaşımdır.

  • Tam kan sayımı ve periferik yayma incelemesi
  • Pıhtılaşma testleri (PT, aPTT, fibrinojen, D-dimer)
  • Kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisi
  • Moleküler testler (PCR ile PML-RARA, FISH ile t(15;17))
  • Görüntüleme yöntemleri ve kalp işlev değerlendirmesi

Komplikasyonlar Nelerdir?

APL'nin en önemli komplikasyonu, hastalığın başlangıcında ya da tedavinin ilk günlerinde ortaya çıkabilen yaygın damar içi pıhtılaşma tablosudur. Bu durum, beyin içi kanama, akciğer kanaması veya iç organ kanamaları gibi yaşamı tehdit eden olayların gelişmesine neden olabilir. Bu nedenle APL şüphesi doğan çocuklarda destek tedavisinin (taze donmuş plazma, fibrinojen replasmanı, trombosit takviyesi) erken başlatılması büyük önem taşır.

Tedavi sürecinde kullanılan all-trans retinoik asit (ATRA) ve arsenik trioksit gibi ilaçların özel yan etkileri arasında diferansiyasyon sendromu adı verilen tablo yer alır. Bu durumda çocukta ateş, nefes darlığı, kilo artışı, akciğerlerde sıvı birikimi ve düşük tansiyon gelişebilir. Diferansiyasyon sendromu erken tanınıp uygun yaklaşımla kontrol altına alındığında belirgin biçimde geriler. Tedavi ekibinin bu tablonun bulguları konusunda aileyi bilgilendirmesi takibin önemli bir parçasıdır.

Kemoterapi sürecinde bağışıklık sisteminin baskılanmasına bağlı olarak ağır enfeksiyonlar görülebilir. Ateşli nötropeni adı verilen tablo, hızlı değerlendirilmesi gereken acil bir durumdur ve genellikle hastanede yatırılarak geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi gerektirir. Mukozit, bulantı, kusma, saç dökülmesi ve iştahsızlık tedavi sürecinde sık karşılaşılan yan etkiler arasındadır; çocuğun beslenme ve genel iyilik halinin korunması için destekleyici yaklaşımlarla yönetilir.

Uzun vadeli komplikasyonlar arasında kalp işlevlerinde etkilenme, ikincil kanser gelişimi, büyüme ve gelişme üzerinde olası etkiler yer alır. Çocukluk çağında APL tedavisi tamamlanmış bireylerin uzun süreli izlemde kalması, geç dönem yan etkilerin erken fark edilmesi açısından gereklidir. Düzenli kontroller, kalp değerlendirmesi, endokrin sistem incelemeleri ve psikososyal destek bu izlemin parçaları arasındadır.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Çocuğunuzda nedeni açıklanamayan solukluk, sürekli yorgunluk, halsizlik ve günlük etkinliklere karşı isteksizlik fark ediyorsanız bu durumu önemsemeniz gerekir. Özellikle birkaç haftadır geçmeyen halsizlik tablosuna burun kanaması, diş eti kanaması ya da vücutta nedensiz morluklar eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden bir çocuk hekimine başvurmalısınız. APL gibi tablolarda erken tanı, sürecin doğru yönetilmesi açısından belirleyici bir adımdır.

Çocuğunuzda tekrarlayan ateş atakları, antibiyotiklere yanıt vermeyen enfeksiyonlar, ağız içinde geçmeyen yaralar ya da boyunda, koltuk altında veya kasıkta büyüyen lenf bezleri gözlüyorsanız hekim değerlendirmesi şart olur. Karın bölgesinde dolgunluk hissi, iştahsızlık, kilo kaybı ve gece terlemesi gibi bulgular da hematolojik bir tablonun habercisi olabilir. Bu belirtilerin tek başına APL'yi göstermediğini ancak ayrıntılı değerlendirme gerektirdiğini unutmamalısınız.

Daha önce kanser tedavisi almış çocukların uzun süreli takibinde herhangi bir kanama eğilimi, halsizlik ya da kan değerlerinde bozulma fark edildiğinde takip eden ekibe haber verilmelidir. Erken dönem değerlendirmesi yapılması, hem APL hem de diğer ikincil kanserlerin erken saptanmasına olanak tanır. Bilgi sahibi olmak ve şüpheli bulgularda gecikmeden başvurmak, çocuğunuzun sağlığı için atabileceğiniz en değerli adımlardandır.

Son Değerlendirme

Çocuklarda akut promiyelositik lösemi (APL), kemik iliğindeki promiyelositlerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan ve pıhtılaşma sistemini doğrudan etkileyebilen özel bir akut miyeloid lösemi alt tipidir. Halsizlik, solukluk, kanama eğilimi, morluklar, tekrarlayan ateş ve kemik ağrısı gibi bulgular ailelerin dikkatini çekmesi gereken işaretler arasındadır. PML-RARA füzyon geninin moleküler yöntemlerle gösterilmesi tanıyı netleştirirken, yaygın damar içi pıhtılaşma ve diferansiyasyon sendromu gibi tablolar dikkatli izlem gerektirir. Erken tanı ve doğru yönlendirme ile sürecin belirgin biçimde iyileşmesi mümkündür.

Koru Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, çocuklarda akut promiyelositik lösemi (apl) gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment