Çocuk Romatoloji

Çocuklarda FMF Atağı

Çocuklarda FMF Atağı, pediatrik hasta grubunda dikkatli takip gerektiren bir tablodur. Belirtiler ve değerlendirme süreci hakkında detaylı bilgi alın.

Ailesel Akdeniz Ateşi, kısa adıyla FMF, kalıtsal geçişli otoinflamatuvar bir hastalık olarak çocukluk çağında en sık karşılaşılan periyodik ateş sendromlarından biri kabul edilmektedir. Bu hastalığın temelinde MEFV geni üzerindeki mutasyonların yer aldığı, söz konusu genetik değişikliklerin pirin adı verilen proteinin yapısını etkilediği bilinmektedir. Pirin proteinindeki işlev bozukluğu doğal bağışıklık sisteminin kontrolsüz bir şekilde harekete geçmesine yol açmakta, bu durum da çocuklarda zaman zaman ortaya çıkan ateşli ataklar şeklinde kendini göstermektedir. Akdeniz havzasında yaşayan toplumlarda, özellikle Türk, Ermeni, Arap ve Yahudi kökenli bireylerde daha sık görüldüğü için hastalığa bu coğrafi isim verilmiştir. Türkiye genelinde önemli bir hasta popülasyonunun bulunması, çocuk romatoloji pratiğinde bu hastalığın erken tanınmasını ve doğru yaklaşımla yönetilmesini daha da değerli kılmaktadır.

Çocuklarda FMF atağının başlangıç yaşı oldukça değişken bir tablo göstermektedir. Hastaların büyük bir kısmında ilk belirtilerin on yaşından önce ortaya çıktığı, üçte ikilik dilimde ise tablonun beş yaşından önce belirginleştiği gözlemlenmektedir. Atakların ortaya çıkış zamanı bazı çocuklarda süt çocukluğu dönemine kadar uzanabilmekte, bazılarında ise ergenlik öncesi yıllarda kendini göstermektedir. Bu geniş yelpaze, hastalığın klinik seyrinin bireysel farklılıklar taşıdığını ortaya koymakta, ailelerin de tanı sürecinde sabırlı bir değerlendirme dönemine hazırlıklı olmasını gerektirmektedir. Aile öyküsünde benzer şikayetler bulunan çocuklarda hekimlerin daha erken farkındalık geliştirdiği, bu sayede atak süreçlerinin daha hızlı yorumlanabildiği belirtilmektedir.

FMF atağının klasik tablosu, ani başlangıçlı yüksek ateş ile birlikte seyreden karın ağrısı, göğüs ağrısı veya eklem ağrısı şeklinde özetlenebilir. Çocuklarda en sık rastlanan bulgu, otuz dokuz ile kırk derece arasında değişen yüksek ateş olup bu ateş genellikle on iki ile yetmiş iki saat arasında bir sürede kendiliğinden gerilemektedir. Ateşle eş zamanlı olarak gelişen karın ağrısı, çocukların büyük çoğunluğunda gözlenen ve zaman zaman akut apandisit ile karıştırılabilen bir bulgu olarak öne çıkmaktadır. Karın zarı iltihabı niteliğindeki bu ağrı, batın muayenesinde defans ve hassasiyet ile birlikte değerlendirildiğinde gereksiz cerrahi girişimlere neden olabilmektedir. Bu nedenle çocuk acil servislerinde tekrarlayan karın ağrısı atakları olan olgularda FMF olasılığının akılda tutulması büyük önem taşımaktadır.

Göğüs ağrısı şeklindeki ataklar, akciğer zarının iltihaplanmasına bağlı olarak gelişen plörit tablosunu yansıtmaktadır. Genellikle tek taraflı ortaya çıkan bu ağrı, derin nefes alıp vermekle artan, hareketle belirginleşen niteliği ile dikkat çekmektedir. Göğüs ağrısı bazı çocuklarda solunum güçlüğü hissi ile birlikte seyredebilmekte, bu durum ailelerde ciddi endişeye yol açmaktadır. Eklem ağrısı ise çocuklarda FMF atağının bir diğer önemli bileşeni olarak değerlendirilmektedir. Sıklıkla diz, ayak bileği veya kalça gibi büyük eklemleri etkileyen artrit tablosu, tek eklemde belirginleşen şişlik, kızarıklık ve hareket kısıtlılığı ile kendini göstermektedir. Söz konusu eklem tutulumu nadir durumlarda haftalarca süren uzamış bir seyir izleyebilmekte, bu olgularda çocuk romatoloji uzmanının yakın takibi önerilmektedir.

Atakların seyrinde gözlenen bir diğer önemli bulgu, erizipel benzeri eritem olarak adlandırılan deri döküntüsüdür. Çoğunlukla diz altı bölgede, ayak bileği çevresinde veya ayak sırtında ortaya çıkan bu kızarıklık, keskin sınırlı, sıcak ve hassas bir görünüm taşımaktadır. Deri tutulumu her atakta görülmeyebilir, ancak varlığı tanı açısından oldukça yönlendirici bir bulgu olarak kabul edilmektedir. Bunun yanında bazı çocuklarda baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik ve iştahsızlık gibi sistemik şikayetler de tabloya eşlik edebilmektedir. Atak sırasında çocukların okul devamlılığında aksamalar yaşanabilmekte, günlük yaşam kalitesi belirgin biçimde etkilenebilmektedir.

Tanı sürecinde klinik değerlendirme en temel basamak olarak öne çıkmaktadır. Tel Hashomer kriterleri ya da pediatrik popülasyon için geliştirilmiş Yalçınkaya-Özen kriterleri, hekimlere standart bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır. Yalçınkaya-Özen kriterlerine göre üç gün veya daha kısa süren ateş atakları, karın ağrısı, göğüs ağrısı, artrit ve ailede FMF öyküsü gibi parametreler birlikte yorumlanmaktadır. Bu kriterlerden en az ikisinin varlığı çocuklarda FMF tanısı için anlamlı kabul edilmektedir. Tanıyı destekleyici olarak istenen laboratuvar tetkiklerinde atak döneminde sedimantasyon, C-reaktif protein, serum amiloid A ve fibrinojen gibi akut faz reaktanlarında belirgin yükseklik saptanmaktadır. Ataklar arası dönemde bu değerlerin önemli bir kısmında normalleşme gözlense de bazı hastalarda subklinik inflamasyon süreklilik gösterebilmektedir.

Genetik analiz, tanı sürecinde tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir. MEFV genindeki M694V, M680I, V726A, M694I ve E148Q gibi mutasyonların varlığı, klinik tabloyu desteklemekte ve hastalığın seyri hakkında öngörü sağlamaktadır. Özellikle homozigot M694V mutasyonu taşıyan çocuklarda hastalığın daha erken başladığı, atakların daha sık ve şiddetli seyredebildiği, amiloidoz riskinin görece yüksek olduğu bilinmektedir. Ancak genetik test sonucunun negatif çıkması tanıyı dışlamamakta, klinik bulguların ön planda tutulması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu nedenle çocuk romatoloji değerlendirmesinde laboratuvar verileri, genetik test sonuçları ve klinik gözlemler bir bütün olarak yorumlanmaktadır.

Atakların tetiklenmesinde çeşitli faktörlerin rol oynadığı gözlemlenmektedir. Yoğun fiziksel aktivite, soğuğa maruz kalma, uzun süreli yolculuklar, enfeksiyonlar, menstrüel döngü, duygusal stres ve bazı besinler atakları başlatabilen unsurlar arasında sayılmaktadır. Okul döneminde sınav stresine bağlı olarak atak sıklığında artış bildirilen olgular bulunmaktadır. Ailelerin bu tetikleyicileri tanıması, çocuğun günlük yaşamında atak sıklığını azaltıcı önlemlerin alınmasına katkı sağlamaktadır. Yine de tetikleyici faktörlerin tam olarak ortadan kaldırılmasının çoğu durumda mümkün olmadığı, hastalığın doğası gereği bazı atakların belirgin bir neden olmaksızın da ortaya çıkabildiği belirtilmektedir.

Çocuklarda FMF yaklaşımının temel taşı kolşisin adı verilen ilaçtır. Kolşisin, hem atak sıklığını azaltmakta hem de hastalığın en ciddi uzun dönem komplikasyonu olan amiloidoz gelişimini önlemekte kritik bir rol üstlenmektedir. İlaç dozu çocuğun yaşına, kilosuna ve klinik yanıtına göre çocuk romatoloji uzmanı tarafından bireysel olarak belirlenmektedir. Düzenli kullanımın hastalık seyrinde belirgin iyileşmeye katkı sağladığı, atakların büyük oranda hafiflediği veya tamamen ortadan kalkabildiği bildirilmektedir. Ailelerin ilacın kesintisiz alınmasının önemini kavraması, tedavi başarısının belirleyici faktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Kolşisin yanıtsızlığı veya intoleransı görülen olgularda biyolojik ajanlar gündeme gelmektedir. Özellikle interlökin-1 yolağını hedefleyen anakinra ve kanakinumab gibi ilaçlar, dirençli olgularda etkin bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Bu tür ileri yaklaşımlar yalnızca deneyimli çocuk romatoloji merkezlerinde uzman gözetiminde uygulanmaktadır. İlaç başlangıcı, doz ayarlaması ve takip süreçleri detaylı bir protokol çerçevesinde yürütülmektedir. Biyolojik ajan kullanımı sırasında enfeksiyon riski açısından çocukların yakın izlemi önem kazanmakta, aşılama programının tedaviye başlanmadan önce gözden geçirilmesi önerilmektedir.

Atak sırasında destekleyici yaklaşımlar da klinik yönetimin bir parçasını oluşturmaktadır. Ağrı kontrolü için parasetamol ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar kullanılabilmekte, sıvı dengesinin korunması açısından yeterli hidrasyon sağlanmaktadır. Çocuğun istirahat etmesi, fiziksel aktivitenin geçici olarak kısıtlanması ve beslenmenin sürdürülmesi atak sürecinin daha kolay atlatılmasına yardımcı olmaktadır. Ailelerin atak başladığında panik yaşamaması, durumu sakin bir şekilde değerlendirmesi ve gerektiğinde sağlık kuruluşuna başvurması önerilmektedir. Atakların kendiliğinden gerilemesi nedeniyle her atakta hastane başvurusu zorunlu olmamakla birlikte, alışılmadık seyir gösteren ya da uzayan tablolarda hekim değerlendirmesi gerekli görülmektedir.

Hastalığın uzun dönem seyrinde en ciddi komplikasyon olarak amiloidoz dikkat çekmektedir. AA tipi amiloidoz olarak adlandırılan bu durum, vücutta uzun süreli inflamasyona bağlı olarak çeşitli organlarda amiloid protein birikimine yol açmakta, en sık böbrekleri etkilemektedir. Böbrek tutulumu proteinüri ile başlamakta, ilerleyen dönemde nefrotik sendrom ve kronik böbrek yetersizliği tablosuna kadar uzanabilmektedir. Düzenli kolşisin kullanımının amiloidoz riskini belirgin biçimde azalttığı, bu nedenle ilaca uyumun yaşamsal önem taşıdığı vurgulanmaktadır. İdrar tetkikleri ile yıllık olarak proteinüri taraması yapılması, böbrek fonksiyon testlerinin düzenli kontrolü ve gerektiğinde nefroloji konsültasyonu, takip protokolünün rutin bileşenleri arasında yer almaktadır.

FMF tanısı alan çocukların okul yaşamı ve sosyal hayatı da önemli bir konu başlığı olarak değerlendirilmektedir. Düzenli yaklaşımla yönetilen olguların büyük çoğunluğunda atak sıklığı belirgin biçimde azalmakta, çocukların okul devamlılığında ve akademik başarısında olumsuz etki gözlenmemektedir. Spor aktivitelerine katılım çoğu durumda mümkün olmakla birlikte aşırı yorucu sportif faaliyetlerden kaçınılması önerilmektedir. Öğretmenlerin ve okul sağlık personelinin hastalık hakkında bilgilendirilmesi, atak gelişmesi halinde çocuğa uygun yaklaşımın sergilenmesi açısından yararlı olmaktadır. Ailelerin çocuğun psikososyal gelişimini destekleyici bir tutum sergilemesi, hastalığın günlük yaşam üzerindeki etkisini azaltıcı bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

Beslenme alışkanlıkları konusunda kesin yasaklar bulunmamakla birlikte, bazı çocuklarda yağlı yiyecekler, baharatlı besinler veya katkı maddesi yüksek ürünlerin atakları tetikleyebildiği bildirilmektedir. Dengeli beslenme, yeterli sıvı alımı ve düzenli uyku, genel sağlık durumunun korunmasına katkı sağlamaktadır. Kolşisin kullanan çocuklarda zaman zaman karın ağrısı, ishal veya bulantı gibi gastrointestinal yan etkiler görülebilmekte, bu durumda doz ayarlaması veya bölünmüş doz uygulaması ile şikayetler hafifletilebilmektedir. İlaç kullanımı sırasında karaciğer ve böbrek fonksiyon testlerinin periyodik kontrolü, kan sayımı takibi ve büyüme parametrelerinin değerlendirilmesi rutin takip protokolünün parçası olarak yürütülmektedir.

Aile bireylerinin de değerlendirilmesi, FMF yönetiminde önemli bir basamak olarak ön plana çıkmaktadır. Hastalığın otozomal resesif kalıtım göstermesi nedeniyle kardeşlerde benzer şikayetlerin bulunması durumunda ayrıntılı sorgulama önerilmektedir. Aile içi taramanın erken tanıya katkı sağladığı, böylece atakların ve uzun dönem komplikasyonların önlenmesinde anlamlı bir kazanım elde edildiği belirtilmektedir. Genetik danışmanlık, akraba evliliği geçmişi bulunan ailelerde özellikle değerli bir hizmet olarak sunulmaktadır. Çocuk romatoloji uzmanlarının yanı sıra çocuk nefroloji, çocuk gastroenteroloji ve çocuk psikiyatri gibi farklı disiplinlerle yürütülen multidisipliner yaklaşım, hastalığın bütüncül bir bakış açısıyla yönetilmesine olanak tanımaktadır.

Çocuklarda FMF, erken tanı konulduğunda ve kolşisin uyumu sağlandığında oldukça olumlu bir seyir gösteren bir hastalık olarak değerlendirilmektedir. Düzenli takip altında olan olguların büyük çoğunluğunda yaşam kalitesi korunmakta, okul ve sosyal yaşam aksaklığa uğramadan sürdürülebilmektedir. Hastalığın kronik niteliği göz önünde bulundurulduğunda, aile ile hekim arasında kurulan güvene dayalı iletişim, takip sürecinin başarısını belirleyen temel unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Çocuk romatoloji polikliniklerinde sürdürülen düzenli kontroller, laboratuvar takipleri, gerekli durumlarda yapılan görüntüleme tetkikleri ve ailelere sağlanan bilgilendirme, çocukların sağlıklı bir büyüme ve gelişme süreci geçirmesine zemin hazırlamaktadır. Uzun yıllar boyunca sürdürülen titiz bir takip yaklaşımının, hem atak yönetimi hem de komplikasyonların önlenmesi açısından çocuk ve aile için belirleyici bir kazanım sağladığı gözlemlenmektedir.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment