Kulak zarı, ses dalgalarını dış kulaktan orta kulağa ileten ince ancak son derece işlevsel bir yapıdır ve bütünlüğünün bozulması işitme kaybından kronik enfeksiyona kadar geniş bir yelpazede sağlık sorununa yol açabilir. Kulak zarı ameliyatı yani timpanoplasti, delinen veya tahrip olan zarın onarılması ile birlikte gerektiğinde orta kulaktaki kemikçik zincirin ve hastalıklı dokuların düzeltilmesini kapsayan mikroşirürjik bir tedavi seçeneğidir. Bu içerikte timpanoplastinin ne olduğu, kimlere hangi endikasyonlarla uygulandığı, nasıl gerçekleştirildiği, Wullstein sınıflaması ile birlikte cerrahi türleri, ameliyat öncesi hazırlıklar, iyileşme süreci ve günlük yaşama dönüş süreleri gibi konular Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz uzmanlarının klinik deneyimi ve güncel kılavuz önerileri ışığında ele alınacaktır.
Kulak Zarı Ameliyatı (Timpanoplasti) Ne Anlama Gelir?
Timpanoplasti, orta kulağın anatomik ve fonksiyonel bütünlüğünü yeniden sağlamak için uygulanan mikro cerrahi bir işlemdir. Terim ilk kez 1953 yılında Alman kulak burun boğaz cerrahı Horst Wullstein tarafından tanımlanmış ve o günden bu yana kulak cerrahisinin en temel prosedürlerinden biri haline gelmiştir. Timpanoplasti dendiğinde yalnızca yırtık zarın yamalanması akla gelmemelidir; işlem, gerektiğinde orta kulaktaki kemikçik zincirin onarımını, kronik enfeksiyon odaklarının temizlenmesini, kolesteatom denilen deri kaynaklı kitlenin çıkarılmasını ve mastoid hava boşluklarına yönelik girişimleri de kapsayabilen kapsamlı bir cerrahidir.
Bu ameliyat, sadece kulak zarı onarımı olan miringoplastiden ve kemikçik zincir onarımı ile birleştirilen özel tekniklerden farklı olarak, orta kulağın tüm patolojilerini tek bir seansta ele alma imk├ónı sunar. Amaç, hem işitmenin dış kulak yolundan iç kulağa doğru fizyolojik iletim yolunu yeniden inşa etmek hem de kronik enfeksiyonun neden olduğu akıntı, koku, baş dönmesi ve ilerleyici işitme kaybı gibi sorunları ortadan kaldırmaktır. Otoriteler tarafından yayımlanan güncel kılavuzlarda, timpanoplasti başarısı yalnızca anatomik kapanma ile değil, hastanın günlük yaşam kalitesindeki iyileşmeyle birlikte değerlendirilir.
Timpanoplasti, mikroskop altında ya da endoskop yardımıyla yapılabilen, mikron düzeyinde hassasiyet gerektiren bir girişimdir. Cerrahın deneyimi, kullanılan greft materyalinin niteliği, hastanın yaşı ve mevcut patolojinin kapsamı sonucu doğrudan etkileyen faktörler arasındadır. Doğru endikasyonla, doğru teknikle ve deneyimli ellerde yapıldığında hem perforasyonun kapanma oranı hem de işitmenin geri kazanılma başarısı oldukça yüksektir. Kulak Burun Boğaz uzmanları, hastayı değerlendirirken sadece zarı değil, tüm işitme sisteminin işleyişini göz önünde bulundurur.
Timpanoplasti kararı, hastanın klinik şikayetleri, muayene bulguları ve odyolojik testlerinin bir arada değerlendirilmesiyle verilir. En sık endikasyonlar arasında üç aydan uzun süren timpanik membran perforasyonları, kronik otitis media, kolesteatomlu ya da kolesteatomsuz kronik enfeksiyon odakları, retraksiyon poşları ve iletim tipi işitme kaybı yer alır. Aktif orta kulak enfeksiyonu, ciddi sensörinöral işitme kaybı ve tek işiten kulak gibi durumlar ise ameliyatın planlaması sırasında dikkatle değerlendirilmesi gereken göreceli kontrendikasyonlar olarak kabul edilir. Bu değerlendirmeler, hasta güvenliği ve cerrahi başarı açısından son derece önemlidir.
Kulak Zarında Yırtılma Hangi Nedenlerle Oluşur?
Kulak zarındaki perforasyonun altında yatan nedenler oldukça çeşitlidir. En sık karşılaşılan sebep, tekrarlayan orta kulak enfeksiyonlarıdır. Özellikle çocukluk çağında geçirilen akut ve kronik otitis media atakları, zarın zamanla incelerek dayanıksız hale gelmesine ve nihayetinde delinmesine yol açabilir. Enfeksiyona bağlı biriken sıvı, orta kulak boşluğu içinde basıncı arttırarak zarın kendiliğinden yırtılmasına da neden olabilir. Bu tip perforasyonlar bazen kendiliğinden kapanırken, üç aydan uzun süren delikler artık kronik olarak kabul edilir ve cerrahi tedavi gerektirir.
İkinci önemli neden ise travmadır. Kulak temizliği sırasında yanlış kullanılan pamuklu çubuklar, ani basınç değişikliklerine yol açan tokat travmaları, dalış kazaları, patlama sesleri, kafa travmaları ve yabancı cisim kaçırma girişimleri zarda ani perforasyona neden olabilir. Ayrıca ateşli silah yaralanmaları, temporal kemik kırıkları ve motorlu araç kazaları da orta kulak yapılarını doğrudan etkileyerek kompleks perforasyonlara yol açar. Barotravma denilen basınç kaynaklı hasar, özellikle uçak yolculuğu veya derin dalış sırasında Eustachian tüpün dengeleme fonksiyonunu yerine getirememesi sonucunda gelişir.
Eustachian tüpün fonksiyon bozukluğu da uzun vadede kulak zarı sağlığını olumsuz etkileyen önemli bir faktördür. Nazofarenks bölgesindeki kronik enflamasyon, alerjik rinit, adenoid vejetasyonu ve septum deviasyonu gibi durumlar tüpün havalanmasını bozarak orta kulakta negatif basınç oluşturur. Uzun süre devam eden bu durum, kulak zarında incelmeye, retraksiyona ve zamanla perforasyona neden olabilir. Ayrıca yarık damak, Down sendromu ve bazı kraniofasiyal anomaliler gibi konjenital durumlarda Eustachian tüp fonksiyonu doğuştan yetersiz olduğu için bu grup hastalar tekrarlayan orta kulak sorunlarına daha yatkındır. Bu nedenle timpanoplasti planlanmadan önce eşlik eden nazal ve nazofaringeal patolojilerin de değerlendirilmesi ve gerektiğinde tedavi edilmesi cerrahi başarıyı doğrudan etkileyen önemli bir aşamadır.
Bir diğer önemli grup ise kolesteatom denilen özel patolojidir. Kolesteatom, dış kulak yolundaki keratinize epitelin orta kulak boşluğuna doğru göç etmesiyle oluşan, sürekli büyüyen ve çevre dokuları eritebilen bir deri kitlesidir. Bu kitle hem kulak zarını hem de kemikçik zinciri tahrip ederek büyük perforasyonlara ve ciddi işitme kaybına yol açar. Kolesteatoma bağlı perforasyonlar genellikle kulak zarının üst kısmında yani atik denilen bölgede görülür ve tedavi edilmediklerinde iç kulağa, yüz sinirine ve hatta kafa içine ilerleyebilecek ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Bu nedenle her kronik kulak akıntısı ve perforasyon detaylı bir değerlendirme gerektirir.
Güncel Yöntemlerle Kulak Zarı Ameliyatı Nasıl Gerçekleştirilir?
Modern timpanoplasti, geleneksel mikroskopik yaklaşımın yanı sıra son yıllarda giderek yaygınlaşan endoskopik kulak cerrahisi teknikleriyle de uygulanabilmektedir. Klasik mikroskopik yöntemde cerrah, ameliyat mikroskobunun sağladığı üç boyutlu görüntü altında çalışır. Perforasyonun boyutuna, lokalizasyonuna ve eşlik eden patolojilerin varlığına göre üç ana giriş yolundan biri tercih edilir. Transkanal yaklaşımda tüm işlem dış kulak yolundan yapılırken, endaural teknikte kulak kepçesinin önünden küçük bir kesi eklenir. Geniş perforasyonlar, kolesteatom veya mastoidektomi gereken vakalarda ise postaurikuler yani kulak arkası kesi tercih edilir.
Endoskopik timpanoplasti, kulak cerrahisinde önemli bir paradigma değişimi oluşturmuştur. Marchioni ve Presutti gibi öncü ekiplerin geliştirdiği bu yaklaşımda, ince açılı endoskoplarla dış kulak yolundan girilerek orta kulağın en zor ulaşılan bölgeleri bile görüntülenebilir. Retrotimpanum, sinüs timpani ve atik gibi mikroskopla kolay değerlendirilemeyen anatomik alanların doğrudan görülmesi, kolesteatom cerrahisinde nüks oranlarını belirgin biçimde düşürmüştür. Endoskopik yaklaşımın en önemli avantajları arasında minimal invaziv olması, kulak arkası kesiye gerek bırakmaması, hastanede kalış süresini kısaltması ve estetik sonuçların üstünlüğü sayılabilir.
Greft yerleştirme teknikleri açısından da farklı seçenekler bulunur. Underlay tekniğinde greft, kulak zarının altına yerleştirilir ve bu yöntem klasik altın standart kabul edilir. Overlay tekniğinde greft zarın üzerine konumlandırılırken, Kartush tarafından tanımlanan interlay tekniğinde greft epitel ile konnektif doku arasına yerleştirilir. Greft materyali olarak temporalis kası fasyası uzun yıllardır tercih edilen klasik seçenektir. Bunun yanı sıra tragal veya konkal perikondriyum ile kıkırdak kombinasyonları özellikle retraksiyon eğilimli veya nüks riski yüksek vakalarda kullanılır. Kıkırdak greftler adacık, palisad veya kelebek tekniği gibi farklı formlarda uygulanabilir ve dayanıklılıkları nedeniyle son yıllarda giderek daha fazla tercih edilmektedir.
Wullstein Sınıflamasına Göre Timpanoplasti Türleri Nelerdir?
1956 yılında Horst Wullstein tarafından tanımlanan sınıflama, timpanoplasti ameliyatlarını orta kulak yapılarının durumuna göre beş ana gruba ayırır ve bugün h├ól├ó standart referans olarak kullanılmaktadır. Tip 1 timpanoplasti, kemikçik zincirin tamamen sağlam olduğu ve yalnızca kulak zarında delik bulunan vakalarda uygulanır ve klasik olarak miringoplasti adıyla da anılır. Bu grupta işitme kaybı genellikle hafif düzeydedir ve başarı oranları en yüksek grup budur. Tip 2 timpanoplastide örs kemiğinde kısmi erozyon vardır ve greft, malleus manubriumu üzerine yerleştirilir. Kemikçik yapıların korunması sayesinde işitme sonuçları oldukça tatmin edicidir.
Tip 3 timpanoplasti, örs ve çekiç kemiklerinin kaybedildiği ancak stapes yani üzengi kemiğinin sağlam kaldığı vakalarda uygulanır. Bu teknikte greft doğrudan stapes başına yerleştirilir ve myringostapediopeksi adı da verilir. İşitme kazancı, protez kullanımı ile kombine edilerek arttırılabilir. Kısmi ossiküler protezler (PORP) veya hidroksiapatit ile titanyum piston uygulamaları bu grup vakalarda sıkça kullanılır. Tip 4 timpanoplastide sadece stapes tabanı yani foot plate fonksiyoneldir ve süperstruktürü kaybolmuştur. Bu vakalarda greft, stapes tabanını koruyacak şekilde yerleştirilir ve total ossiküler protez (TORP) kullanımı düşünülebilir.
Tip 5 timpanoplasti ise en özel gruptur ve stapesin de fikse olduğu, iletim yolunun tamamen kapandığı vakalarda uygulanır. Bu durumda cerrah, lateral semisirküler kanala fenestrasyon yaparak yeni bir ses iletim yolu oluşturur. Günümüzde stapedektomi ve koklear implant seçeneklerinin gelişmesiyle Tip 5 timpanoplasti oldukça nadir uygulanır hale gelmiştir. Sınıflama sistemi, cerrahın ameliyat öncesi planlamasını yapabilmesi, hastaya doğru bilgilendirmenin verilmesi ve postoperatif işitme beklentilerinin gerçekçi biçimde belirlenmesi açısından son derece değerlidir. Modern otoloji pratiğinde Wullstein sınıflaması, özellikle işitmenin yeniden yapılandırılması gereken kompleks vakalarda h├ól├ó altın standart olarak kabul edilir.
Kulak Zarı Ameliyatının Ardından Toparlanma Dönemi Nasıldır?
Timpanoplasti sonrası iyileşme süreci, kullanılan tekniğe, hastanın yaşına, mevcut patolojinin kapsamına ve genel sağlık durumuna göre farklılık gösterir. Ameliyat sonrası ilk günlerde kulakta hafif ağrı, dolgunluk hissi, geçici çınlama ve zaman zaman hafif baş dönmesi görülebilir. Bu şikayetlerin büyük çoğunluğu birkaç gün içinde belirgin biçimde geriler. Cerrah tarafından yerleştirilen emilebilir tampon ve dış kulak yolundaki gazlı pansuman, greftin uygun pozisyonda kalmasını ve iyileşmenin optimum koşullarda gerçekleşmesini sağlar. Bu tamponların çıkarılma zamanı, kullanılan tekniğe göre iki hafta ile bir ay arasında değişir.
Ameliyat sonrası dönemde en kritik nokta, kulağın kesinlikle kuru tutulmasıdır. Su temasının greft üzerinde oluşturacağı maserasyon ve olası enfeksiyon riski, greft başarısızlığının en önemli nedenlerinden biridir. Bu nedenle banyo sırasında kulağın vazelinli pamuk veya özel kulak koruyucuları ile örtülmesi gerekir. İlk üç dört hafta boyunca yüzme, dalış, sauna ve benzeri aktivitelerden mutlaka kaçınılmalıdır. Burun temizliği yapılırken şiddetli şekilde sümkürmek, greftin yerinden oynamasına neden olabileceği için hastalara ağız açık şekilde nazik hapşırık ve tek burun deliğinden yavaş boşaltma önerilir.
Toparlanma sürecinde düzenli kontroller son derece önemlidir. Cerrah, greftin epitelize olma sürecini takip eder ve iyileşmenin normal seyrettiğinden emin olur. Postoperatif ilk ay içinde odyometrik değerlendirme genellikle yapılmaz çünkü orta kulakta h├ól├ó ödem ve enflamasyon bulunabilir. İşitmenin gerçek düzeyi, üçüncü aydan itibaren yapılan kontrol odyometrileriyle netleşir. Hastanın günlük yaşamına dönüş süresi kişiye göre değişmekle birlikte, masabaşı çalışanlar ortalama bir hafta içinde, ağır iş yapanlar ise iki ile dört hafta sonra normal aktivitelerine geri dönebilir. Ameliyattan sonraki ilk yılda periyodik kontroller sürdürülmeli, sonraki dönemde ise en az yılda bir kere kulak muayenesi yapılmalıdır.
Kulak Zarı Ameliyatı Öncesinde Hangi Tetkikler ve Hazırlıklar Yapılır?
Timpanoplasti kararı verilmeden önce oldukça kapsamlı bir değerlendirme süreci gerekir. İlk aşama ayrıntılı anamnez ve otoskopik muayenedir. Cerrah, perforasyonun boyutunu, lokalizasyonunu, kenarlarının niteliğini ve zar dokusunun geri kalan kısmının durumunu değerlendirir. Pnömatik otoskopi ile zarın hareketleri incelenirken, otomikroskopik muayene ile dış kulak yolu ve kalan zar bölümleri mikron düzeyinde ayrıntılı olarak görüntülenir. Bu muayenede kolesteatom, retraksiyon poşu, granülasyon dokusu ve orta kulaktaki polip gibi eşlik eden patolojiler tespit edilir.
Odyolojik değerlendirme ise cerrahi planlamanın olmazsa olmazıdır. Saf ses odyometrisi ile hava ve kemik yolu eşikleri ölçülür, aralarındaki fark yani air-bone gap hesaplanır. Bu bilgi, iletim tipi işitme kaybının derecesini ortaya koyar ve cerrahi başarının değerlendirilmesinde referans noktası olur. Timpanometri ile orta kulak basıncı ve Eustachian tüp fonksiyonu incelenir. Konuşma odyometrisi ile hastanın konuşmayı anlama yeteneği ölçülür. Bazı vakalarda beyin sapı odyometrisi (ABR) veya otoakustik emisyon testleri de gerekebilir. Görüntüleme tetkikleri arasında yüksek çözünürlüklü temporal kemik bilgisayarlı tomografi altın standarttır ve kolesteatom yayılımı, kemikçik zincir bütünlüğü, mastoid pnömatizasyon, fasyal kanal ve iç kulak yapılarını ayrıntılı olarak gösterir.
Cerrahi öncesi hasta bilgilendirmesi de kritik bir aşamadır. Hastaya ameliyatın amacı, uygulanacak teknik, olası risk ve komplikasyonlar, iyileşme süreci ve beklenen sonuçlar açıklanır. Fasyal sinir yaralanması riskinin binde beşin altında olduğu, sensörinöral işitme kaybının nadiren gelişebileceği, geçici tat duyusu değişikliği, dengesizlik ve tinnitus gibi durumların ortaya çıkabileceği anlatılır. Ayrıca greft başarısızlığı ve rezidüel perforasyon oranlarının literatürde yüzde beş ile on beş arasında bildirildiği hasta ile paylaşılır. Bu bilgilendirme süreci, hastanın beklentilerinin gerçekçi olmasını sağlar ve postoperatif memnuniyeti belirgin biçimde arttırır. Aydınlatılmış onam belgesi imzalanmadan hiçbir cerrahi işlem başlatılmaz.
Kolesteatom şüphesi olan vakalarda non-EPI difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme, keratinin doğrudan tespit edilmesi ve nüks takibinde son derece değerlidir. Ameliyat öncesi rutin kan tetkikleri, koagülasyon profili, elektrokardiyografi ve gerektiğinde akciğer grafisi ile hastanın anestezi uygunluğu değerlendirilir. Kronik hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve alerji öyküsü sorgulanır. Kan sulandırıcı ilaç kullanımı olan hastalarda ilaç ayarlaması yapılır. Sigara içen hastalara ameliyattan en az iki hafta önce sigarayı bırakmaları önerilir çünkü sigara greft başarısını olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Aktif enfeksiyon veya akıntı varlığında ameliyat ertelenir ve önce medikal tedavi ile enfeksiyon kontrol altına alınır.
Kulak Zarı Ameliyatı İşitme Kaybını Tamamen Düzeltir mi?
Timpanoplasti sonrasında işitmenin ne ölçüde düzeleceği, hastanın ameliyat öncesi durumu ve mevcut patolojinin niteliğine göre belirgin farklılık gösterir. Anatomik başarı yani perforasyonun tam olarak kapanması modern serilerde yüzde 85 ile 95 arasında değişir. Ancak anatomik başarı her zaman aynı oranda fonksiyonel başarıyı garantilemez. Air-bone gap denilen hava ve kemik yolu arasındaki farkın 20 desibel altına inmesi olarak tanımlanan fonksiyonel başarı, teknik ve vaka seçimine göre yüzde 70 ile 90 arasında bir bantta bildirilir. Bu değerler, hastanın ameliyat sonrası günlük yaşamda ne düzeyde işitsel iyileşme yaşayacağını doğrudan etkiler.
Sadece kulak zarında perforasyon olan ve kemikçik zincirin sağlam olduğu Tip 1 timpanoplasti vakalarında işitmenin normal düzeye yaklaşması beklenir. Kemikçik zincirde erozyon bulunan Tip 2 ve Tip 3 vakalarda protez kullanımı ile de olsa belirli bir işitme kazancı sağlanır ancak tam normal düzeye ulaşmak her zaman mümkün olmayabilir. Kolesteatom cerrahisi yapılan geniş kaviteli vakalarda öncelikli hedef genellikle güvenli kulak sağlamak, yani nüks ve komplikasyon riskini ortadan kaldırmaktır; işitme rekonstrüksiyonu bazen ikinci bir seansta planlanır. Sensörinöral yani iç kulak kaynaklı işitme kaybı bulunan hastalarda timpanoplasti bu bileşeni düzeltmez.
İşitme sonuçlarını etkileyen çok sayıda faktör bulunur. Eustachian tüp fonksiyonu, orta kulak mukozasının durumu, greft materyali seçimi, cerrah deneyimi ve postoperatif bakım kalitesi bu faktörlerin başında gelir. Bazı vakalarda ameliyat sonrası ilk aylarda işitme henüz stabilize olmamış olabilir ve zamanla iyileşme sürebilir. Beklentilerin gerçekçi tutulması, hasta memnuniyeti açısından çok önemlidir. Cerrah, ameliyat öncesi hastayla ayrıntılı bir görüşme yaparak olası kazanımları, mevcut sınırlamaları ve gerekirse işitme cihazı veya koklear implant gibi ileri seçenekleri de açıklar. Otoritelerce kabul edilen kılavuzlarda, timpanoplasti sonrası işitme kazancının değerlendirilmesi için en az altı aylık takip süresi önerilir.
Kulak Zarı Ameliyatı Sonrasında Su, Uçuş ve Spor Gibi Aktivitelere Ne Zaman Dönülebilir?
Timpanoplasti sonrası günlük aktivitelere dönüş, greftin tam olarak yerleşmesi ve epitelize olması için belirli bir süreye ihtiyaç duyar. Su ile ilişki, iyileşme sürecinin en hassas noktasıdır. İlk üç dört hafta boyunca kulağa su kaçırmamak esastır. Bu süre içinde banyo sırasında dış kulak yolu, vazelinli pamuk veya silikon kulak tıkacı ile mutlaka korunmalıdır. Yüzme, kaplıca, sauna, buhar odası ve dalış gibi kulağın uzun süre su ile temasına neden olacak aktiviteler ise ameliyattan üç ay sonrasına kadar ertelenmelidir. Kolesteatom cerrahisi geçiren ve mastoid kavitesi bulunan hastalarda su temasından ömür boyu kaçınmak gerekebilir; bu durum hastaya cerrah tarafından açıkça anlatılmalıdır.
Uçak yolculuğu, orta kulak basıncındaki hızlı değişiklikler nedeniyle greftin yerinden oynaması riski taşır. Bu nedenle ameliyattan sonraki ilk üç ile dört hafta içinde uçmaktan kaçınmak önerilir. Zorunlu durumlarda cerrahın onayı alınarak ve dekonjestan sprey, çiğneme aktivitesi, valsalva manevrasının kontrollü uygulanması gibi önlemlerle basınç dengelemesi sağlanabilir. Bebek ve küçük çocuklarda kalkış ve iniş sırasında emzik kullanımı veya sıvı içme yardımcı olabilir. Yüksek irtifaya çıkma, dağcılık ve paraşütle atlama gibi aktiviteler de en az üç ay ertelenmelidir. Aynı şekilde yoğun basınç değişikliğine neden olabilecek burun çekme ve kuvvetli sümkürme gibi alışkanlıklardan uzun süre kaçınmak greftin bütünlüğü açısından önemlidir.
Spor aktivitelerine dönüş de kademeli olmalıdır. Hafif tempolu yürüyüş ve günlük hareketler ilk haftadan itibaren yapılabilir. Ancak kalp atım hızını belirgin biçimde arttıran, yüz ve baş bölgesine baskı yapan veya travma riski taşıyan sporlardan ilk altı hafta boyunca kaçınılmalıdır. Koşu, fitness ve bisiklet gibi orta düzey aktivitelere üç ile dört hafta sonra, temaslı sporlara ve boks, güreş, futbol gibi kafa travması riski yüksek spor dallarına ise en az üç ay sonra dönmek uygundur. Su sporları ve dalış konusunda daha uzun süre beklenmesi gerekir. Cerrah, kontrol muayenelerinde greftin durumunu değerlendirerek her hasta için bireysel bir aktivite planı oluşturur.
Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve tıbbi tavsiye niteliği taşımaz. Her hasta özeldir; tanı, tedavi ve takip için mutlaka yüz yüze bir hekim değerlendirmesi gereklidir. Belirtileri olan kişilerin gecikmeksizin Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz bölümüne başvurmaları önerilir. Konusunda uzman ekip, en güncel tanı yöntemleri ve mikroşirürjik olanaklarla hastalara bireyselleştirilmiş bir yaklaşımla en uygun tedaviyi sunmaktadır. İşitme sağlığı, yaşam kalitesinin ayrılmaz bir parçasıdır ve doğru tedavi ile büyük ölçüde geri kazanılabilir. Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz uzmanları, timpanoplasti başta olmak üzere tüm kulak cerrahisi işlemlerinde deneyim ve teknolojiyi bir araya getirerek hastalarının hizmetindedir.





