Çocuk Endokrinolojisi

Amenorede Anatomik Nedenler (Müller Anomalileri)

Amenore Adölesanda Süreci ve Anatomik Nedenler ve Müller Kanal Anomalileri, sık karşılaşılan bir tablodur ve farklı yaş gruplarında değişik şekillerde ortaya çıkabilir. Belirtiler ve değerlendirme süreci hakkında detaylı bilgi alın.

Amenore, üreme çağındaki kadınlarda menstrüel siklusun beklenen düzende gerçekleşmemesi durumunu tanımlayan klinik bir kavramdır. Bu durumun altında yatan nedenler oldukça geniş bir yelpazede değerlendirilir; hormonal düzensizlikler, beslenme bozuklukları ve kronik hastalıkların yanı sıra doğuştan gelen anatomik farklılıklar da önemli bir başlık oluşturur. Anatomik kaynaklı amenore vakalarında en sık karşılaşılan tablo, embriyonel dönemde Müller kanallarının gelişimindeki aksaklıklara bağlı olarak ortaya çıkan Müller anomalileridir. Bu anomaliler, uterus, serviks, üst vajen ve fallop tüplerinin şekillenmesi sürecinde meydana gelen sapmalar nedeniyle kadın üreme sisteminin yapısal bütünlüğünü etkileyebilir ve menstrüel kanın dışarıya atılımını engelleyerek primer amenore tablosuna yol açabilir.

Embriyolojik açıdan değerlendirildiğinde, kadın iç genital organları paramezonefrik kanallar olarak da bilinen Müller kanallarından köken almaktadır. Gebeliğin altıncı haftasından itibaren başlayan bu süreçte, iki taraflı Müller kanalları orta hatta doğru ilerler, birbirleriyle füzyona uğrar ve ardından aralarındaki septum rezorbe olur. Bu üç temel aşamanın herhangi birinde meydana gelen aksaklık, kendine özgü klinik tabloları olan çeşitli anomalilere neden olur. Gelişim sürecinin tamamen başarısız olduğu durumlarda uterin agenezi gözlenirken, füzyon eksikliği bikornuat veya didelfik uterus tablolarına, septum rezorpsiyonundaki yetersizlik ise septat uterus oluşumuna zemin hazırlar. Bu yapısal farklılıkların bir kısmı menstrüel akımı doğrudan engellediğinden primer amenore tablosuyla karşımıza çıkar.

Müller anomalilerinin en bilinen formlarından biri Mayer-Rokitansky-Küster-Hauser sendromu olarak adlandırılan ve kısaca MRKH sendromu şeklinde anılan tablodur. Bu sendromda kromozomal yapı 46,XX olarak normal seyrederken, overlerin işlevleri ve sekonder seks karakterleri korunmuş olmasına karşın uterus ve üst vajen ya hiç gelişmemiştir ya da rudimenter düzeyde kalmıştır. Olguların büyük bölümünde tanı, ergenlik döneminde sekonder seks karakterleri normal şekilde gelişmesine rağmen menarşın gerçekleşmemesi nedeniyle yapılan değerlendirmeler sırasında konulur. Bu sendromun yaklaşık dört bin beş yüz canlı kız doğumda bir oranında görüldüğü bildirilmektedir ve primer amenore nedenleri arasında ikinci sırada yer aldığı kabul edilmektedir. Klinik tabloda ayrıca böbrek anomalileri, iskelet sistemi farklılıkları ve nadiren işitme kaybı gibi ek bulgular da eşlik edebilir; bu nedenle çok yönlü bir değerlendirme önerilir.

Müller anomalilerinin sınıflandırılmasında en yaygın olarak Amerikan Üreme Tıbbı Derneği tarafından geliştirilen sistem kullanılmaktadır. Bu sınıflamada uterin agenezi ve hipoplazi birinci sınıfta, unikornuat uterus ikinci sınıfta, didelfik uterus üçüncü sınıfta, bikornuat uterus dördüncü sınıfta, septat uterus beşinci sınıfta ve ark uterus altıncı sınıfta yer alır. Yedinci sınıf ise dietilstilbestrol maruziyetine bağlı şekil bozukluklarını kapsamaktadır. Söz konusu sınıflandırma, klinik yaklaşımın belirlenmesinde ve obstetrik sonuçların öngörülmesinde önemli bir referans oluşturur. Avrupa İnsan Üremesi ve Embriyolojisi Derneği ile Avrupa Jinekolojik Endoskopi Derneği tarafından geliştirilen daha güncel sınıflandırma sistemleri de günümüzde giderek yaygınlaşan bir şekilde kullanılmaktadır.

Anatomik kaynaklı amenorenin tanısal değerlendirmesinde detaylı bir anamnez ve fizik muayene başlangıç noktasıdır. Adolesan dönemde primer amenore şikayetiyle başvuran olgularda öncelikle sekonder seks karakterlerinin gelişip gelişmediği, vücut yapısı, boy uzunluğu ve eşlik eden sistemik bulgular gözden geçirilir. Pelvik muayenede vajinal açıklığın varlığı, uzunluğu ve uterus ile servikse ait yapıların palpe edilip edilemediği önemli ipuçları sunar. Yenidoğan döneminde ya da bebeklik çağında genital muayene sırasında dikkat edilmemiş bir himen imperforatus tablosu, ergenlik döneminde tekrarlayan karın ağrıları ve menstrüel kan birikimine bağlı kitle hissi ile fark edilebilir; bu olgularda hematokolpos ve hematometra gelişmiş olabilir.

Görüntüleme yöntemleri Müller anomalilerinin değerlendirilmesinde belirleyici rol üstlenir. Pelvik ultrasonografi, kolay ulaşılabilir ve invaziv olmayan yapısı nedeniyle ilk basamak yöntem olarak tercih edilir. Üç boyutlu ultrasonografi uterin kavite morfolojisinin ayrıntılı incelenmesine olanak tanırken, manyetik rezonans görüntüleme yumuşak doku ayrımını üst düzeyde sağlaması nedeniyle altın standart kabul edilmektedir. Manyetik rezonans incelemesi sayesinde uterin yapı, serviks, vajinanın uzunluğu ve eşlik edebilecek üriner sistem anomalileri tek bir tetkik içerisinde değerlendirilebilmektedir. Histerosalpingografi özellikle septat ve bikornuat uterus ayrımında destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilirken, kesin tanı çoğu zaman histeroskopi ve laparoskopinin birlikte uygulandığı kombine değerlendirmeyle konulmaktadır.

Müller anomalilerinin değerlendirilmesinde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, üriner sistem anomalileri ile yüksek oranda birliktelik göstermesidir. Embriyolojik gelişim sürecinde Müller kanalları ile mezonefrik kanalların yakın komşuluk içerisinde olması, böbrek ve toplayıcı sistem farklılıklarının eşlik etme olasılığını artırmaktadır. Olguların yaklaşık üçte birinde tek taraflı böbrek agenezisi, atnalı böbrek, ektopik böbrek veya çift toplayıcı sistem gibi farklılıklar gözlenebilmektedir. Bu nedenle tanı sürecinde üriner sistemin değerlendirilmesi rutin bir parça olarak önerilmektedir. Ayrıca iskelet sistemine ait farklılıklar, özellikle servikal omurga ve sakrumda gözlenen anomaliler de bazı sendromik tablolarda eşlik edebilmektedir.

Obstrüktif Müller anomalileri arasında yer alan himen imperforatus, anatomik amenorenin en kolay düzeltilebilen formlarından birini oluşturur. Vajinal kanalı tamamen kapatan ince membran yapısı nedeniyle menstrüel kan dışarıya atılamaz ve vajen içerisinde birikerek hematokolpos tablosuna neden olur. Birikimin uterusa kadar uzanması durumunda hematometra, fallop tüplerine ulaşması halinde ise hematosalpinks tabloları eklenebilir. Klinik olarak siklik karın ağrıları, alt karın bölgesinde palpe edilebilen kitle ve bazen idrar yapma güçlüğü gibi bulgularla seyreder. Tanı muayene ve görüntüleme ile konulduktan sonra cerrahi yaklaşımla biriken kanın boşaltılması ve vajinal açıklığın sağlanması yoluyla durum yönetilir.

Transvers vajinal septum, vajinal kanalın değişik seviyelerinde gözlenebilen ve menstrüel akımı engelleyebilen bir başka anatomik tablodur. Septumun yerleşim yeri ve kalınlığı klinik tabloyu doğrudan etkiler. Üst yerleşimli septumların cerrahi olarak çıkarılması daha karmaşık bir yaklaşım gerektirebilirken, alt yerleşimli ve ince septumlar daha kolay düzeltilebilir. Longitudinal vajinal septum ise didelfik uterus tablosuna sıklıkla eşlik eden bir yapısal farklılık olup menstrüel akımı genellikle engellemez ancak cinsel işlev veya doğum sırasında sorunlara yol açabilir. Bu olgularda ayrıntılı bir cerrahi planlama ile yapısal düzeltme yapılabilir.

Servikal agenezi veya hipoplazi, Müller anomalilerinin daha nadir görülen ancak yönetimi güç olan formlarındandır. Uterusun var olduğu ancak servikal yapının gelişmediği ya da yetersiz geliştiği bu olgularda menstrüel kanın dışarıya atılması engellenir ve kronik karın ağrıları ile pelvik kitle gelişimi söz konusu olabilir. Geçmiş yıllarda bu olgularda histerektomi sıklıkla başvurulan bir yaklaşım iken, günümüzde uterovajinal anastomoz girişimleri ile fertilite koruyucu yaklaşımlar gündeme gelmektedir. Ancak bu tür girişimlerin başarısı vakaya özel anatomik koşullara ve cerrahi deneyime bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.

Müller anomalilerinin obstetrik ve fertilite üzerindeki etkileri klinik takip açısından önemli bir başlık oluşturur. Unikornuat, bikornuat ve septat uterus tabloları gebelik kayıpları, erken doğum, fetal malprezentasyon ve intrauterin gelişim kısıtlılığı gibi olumsuz gebelik sonuçlarıyla daha sık ilişkilendirilmektedir. Septat uterus, tekrarlayan gebelik kayıplarının anatomik nedenleri arasında öne çıkan bir tablodur ve histeroskopik septum rezeksiyonu sonrasında gebelik prognozunun belirgin biçimde iyileşmeye katkı sağladığı bildirilmektedir. Bikornuat uterus tablosunda ise cerrahi yaklaşımdan elde edilen yarar tartışmalı olup karar olgu bazlı verilmektedir. Didelfik uterus genellikle başarılı gebeliklerle sonuçlanabilmekle birlikte sezaryen gereksinimi ve preterm doğum riski yüksektir.

MRKH sendromunda uterus bulunmadığından spontan gebelik mümkün değildir; ancak overlerin işlevi korunduğu için olgular kendi genetik materyalleri ile biyolojik anneliği gestasyonel taşıyıcılık aracılığıyla deneyimleme imk├ónına sahip olabilmektedir. Son yıllarda gündeme gelen uterus transplantasyonu uygulamaları bu hasta grubunda ümit verici bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Vajinal agenezinin yönetiminde ise neovajen oluşturulmasına yönelik çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Frank yöntemi olarak bilinen dilatör uygulamaları cerrahi dışı bir seçenek sunarken, McIndoe, Vecchietti ve Davydov gibi cerrahi yöntemler farklı endikasyonlarda tercih edilebilmektedir. Yöntem seçiminde olgunun anatomik özellikleri, psikososyal durumu ve hekim deneyimi belirleyici unsurlar olarak öne çıkar.

Tanı sürecinin psikososyal boyutu, özellikle adolesan dönemde primer amenore tanısı alan olgularda göz ardı edilmemesi gereken bir alandır. MRKH sendromu gibi uterus yokluğunun saptandığı tablolarda olguların kendilerini kadınlık kimliği, doğurganlık ve gelecek planları açısından sorgulayabildikleri bilinmektedir. Bu nedenle multidisipliner yaklaşımın bir parçası olarak psikolojik destek hizmetleri sürecin başından itibaren plana dahil edilir. Aileye yönelik bilgilendirme görüşmeleri ve gerektiğinde akran destek gruplarına yönlendirme, uyum sürecinin sağlıklı bir zeminde ilerlemesine katkı sağlayabilir. Çocuk endokrinolojisi, jinekoloji, ürolojik değerlendirme, radyoloji, genetik danışmanlık ve ruh sağlığı uzmanlarının birlikte hareket ettiği bir yaklaşımla olguya özgü en uygun plan oluşturulabilir.

Genetik değerlendirme Müller anomalilerinin bir kısmında önemli bir bileşendir. Olguların büyük çoğunluğu sporadik biçimde ortaya çıkmakla birlikte, bazı vakalarda ailesel kümelenme ve genetik geçiş örüntüleri bildirilmiştir. WNT4, HNF1B, LHX1 ve TBX6 gibi genlerde tanımlanan varyasyonlar Müller gelişimini etkileyebilmektedir. Karyotip analizi özellikle ayırıcı tanıda androjen duyarsızlık sendromu gibi 46,XY karyotipli tablolarla MRKH sendromunun ayrımı için gerekli görülmektedir. Bu iki tablo klinikte primer amenore ve gelişmemiş üst vajen ile karşımıza çıkabildiğinden hormonal değerlendirmeyle birlikte yapılan kromozom analizi tanıyı netleştirir. Hormonal profilde gonadotropin, estradiol ve testosteron düzeylerinin değerlendirilmesi over işlevi hakkında bilgi sunar.

Anatomik nedenli amenore olgularında izlem ve takip planı uzun soluklu bir süreç olarak ele alınmalıdır. Cerrahi düzeltme sonrası dönemde olası restenoz, adezyon gelişimi ve psikososyal uyum açısından düzenli kontroller önerilir. Fertilite planlaması doğurganlık dönemine yaklaşıldığında bireysel olarak değerlendirilir ve gerektiğinde yardımcı üreme tekniklerinden yararlanılır. Tüm bu süreçlerin başarılı şekilde yürütülmesi, deneyimli bir merkezde, multidisipliner ekip anlayışıyla ve olguya özgü planlama yapılarak mümkün olur. Müller anomalileri her ne kadar nadir görülen tablolar olarak değerlendirilse de erken tanı, doğru sınıflandırma ve bireyselleştirilmiş yaklaşımlarla yaşam kalitesinin korunmasına önemli katkı sağlanabilmektedir.

Sonuç olarak amenore tablosuyla başvuran ve özellikle ergenlik döneminde sekonder seks karakterleri normal şekilde gelişmiş olmasına karşın menarşı gerçekleşmemiş olgularda anatomik nedenler ayırıcı tanıda öncelikli olarak göz önünde bulundurulur. Müller anomalileri, gelişimsel embriyolojik süreçlerin farklı aşamalarındaki sapmalar nedeniyle geniş bir klinik yelpaze oluşturur ve her olgu kendine özgü değerlendirme gerektirir. Anatomik tanının doğru konulması, ileri yaşamda fertilite, cinsel işlev ve genel sağlık üzerindeki olası etkilerin öngörülebilmesi açısından belirleyicidir. Bu nedenle deneyimli ekiplerce yürütülen sistematik bir değerlendirme süreci, hem bedensel hem de psikososyal alanlarda kapsamlı bir yaklaşım ortaya koyar ve olguların yaşam kalitesini koruma hedefine önemli katkılar sunar. Bu yazıda sunulan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşımakta olup bireysel değerlendirme yerine geçmez.

Çocuk Endokrinolojisi Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment