Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

Brusella Tanı Testleri

Bruselloz tanı testleri, Rose Bengal, Wright aglütinasyon ve kan kültürü yöntemlerini Koru Hastanesi enfeksiyon hastalıkları ekibi olarak kapsamlı değerlendiriyoruz.

Brusella, insana hayvansal kaynaklardan bulaşan zoonotik bir enfeksiyon hastalığı olarak tanımlanır ve Brucella cinsi bakterilerin neden olduğu sistemik tutulumla seyreder. Hastalığın klinik görünümü oldukça değişken olduğundan tanı sürecinin yalnızca hasta öyküsü ve fizik muayeneyle tamamlanması çoğu durumda yeterli olmaz. Ateş, gece terlemeleri, halsizlik, kilo kaybı, eklem ağrıları ve karaciğer büyüklüğü gibi belirtiler pek çok başka enfeksiyöz ya da romatolojik durumla karışabildiği için ayırıcı tanıda laboratuvar testleri belirleyici bir rol üstlenir. Brusella tanı testleri; serolojik, kültürel, moleküler ve destekleyici tetkiklerden oluşan geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu testlerin doğru sıralanması, doğru zamanda uygulanması ve klinik bulgularla birlikte değerlendirilmesi, tanının kesinleştirilmesi açısından temel önem taşır.

Brusella şüphesi taşıyan bir olguda ilk basamak, dikkatli bir öykü alımıyla başlar. Çiğ süt tüketimi, taze peynir öyküsü, hayvancılıkla uğraşma, veteriner hekimlik mesleği, mezbaha çalışanı olma, endemik bölgelerde bulunma gibi maruziyet öyküsü, laboratuvar testlerinin yorumlanmasında değerli ipuçları sağlar. Öykü ve fizik muayenenin ardından hekim, klinik olasılığı yüksek gördüğü hastalarda serolojik testlerle tarama başlatır. Serolojik yöntemler, kanda oluşmuş antikorların varlığını ortaya koymayı amaçlar ve ülke genelinde en yaygın kullanılan yaklaşımı oluşturur. Ancak antikor cevabının şekillenmesi için belirli bir sürenin geçmesi gerektiği unutulmamalıdır; bu nedenle çok erken dönemde alınan örneklerde sonuçların negatif çıkabileceği göz önünde bulundurulur.

Serolojik testlerin öncüsü ve halen sahada geniş biçimde kullanılan yöntemi Rose Bengal testidir. Hızlı bir tarama testi niteliği taşıyan bu yöntem, asitleştirilmiş bir antijen süspansiyonu ile hasta serumunun bir lam üzerinde karıştırılması esasına dayanır. Aglütinasyonun gözle değerlendirilmesi kısa sürede sonuç alınmasına olanak sağlar. Duyarlılığı yüksek olmakla birlikte özgüllüğü sınırlı kalabildiğinden pozitif sonuçların mutlaka doğrulayıcı testlerle desteklenmesi önerilir. Rose Bengal testi, özellikle acil servis, birinci basamak sağlık kuruluşları ve sahra koşullarında pratik bir tarama seçeneği olarak öne çıkar. Buna karşın çapraz reaksiyonlar, geçirilmiş enfeksiyona bağlı kalıcı antikorlar ve düşük düzeydeki antikor titrelerinde yanlış negatiflik gibi kısıtlılıklar dikkate alınır.

Doğrulama basamağında en sık başvurulan yöntemlerden biri standart tüp aglütinasyon testi olarak bilinen Wright testidir. Bu yöntemde hasta serumu seri dilüsyonlar halinde hazırlanır ve her dilüsyona standart antijen eklenerek aglütinasyon değerlendirilir. Sonuç, aglütinasyonun gözlemlendiği en yüksek dilüsyon oranı olarak titre biçiminde raporlanır. Endemik bölgelerde 1/160 ve üzeri titreler tanısal kabul edilirken, düşük endemisiteye sahip yerlerde 1/80 gibi eşik değerler de anlamlı bulunabilir. Titrelerin klinik bulgularla birlikte yorumlanması esastır. Yalnızca yüksek titre varlığı tek başına tanı koydurmadığı gibi düşük titreler de her koşulda hastalığı dışlamaz. Aynı hastadan iki hafta arayla alınan ikinci örnekte titrenin dört kat artışı, aktif enfeksiyonun güçlü göstergesi olarak değerlendirilir.

Wright testinin bilinen bir tuzağı prozon fenomenidir. Yüksek antikor düzeyi taşıyan bazı hastalarda düşük dilüsyonlarda aglütinasyon görülmez, buna karşın yüksek dilüsyonlarda tepkime ortaya çıkar. Bu durum, testin dikkatsizce yorumlanması halinde yanlış negatif sonuçlara yol açabilir. Prozon etkisinin önüne geçmek için serumun geniş bir dilüsyon aralığında çalışılması önerilir. Ayrıca kronik ve komplike brusellozda blokan antikorların varlığı da klasik aglütinasyonu baskılayabilir. Böyle durumlarda Coombs Wright testi devreye alınır. Antihuman globulin eklenerek gerçekleştirilen bu test, tam olmayan antikorların da saptanmasına olanak sağlar ve özellikle kronik olgularda tanının netleştirilmesinde önemli bir yer tutar. Nörobruselloz, endokardit ve osteoartiküler tutulum gibi komplike tablolarda Coombs Wright pozitifliği belirleyici olabilir.

Serolojik yöntemler arasında son yıllarda giderek daha fazla tercih edilen bir başka test ELISA yöntemidir. Enzim bağlı immünosorbent yöntemiyle IgM ve IgG sınıfı antikorlar ayrı ayrı değerlendirilebilir. IgM antikorlarının erken dönemde yükselmesi akut enfeksiyonu düşündürürken IgG antikorlarının baskın olması geçirilmiş, kronik ya da relaps olgularla ilişkilendirilir. IgA sınıfının değerlendirilebildiği panellerde ise mukozal cevabın izlenmesi mümkün olur. ELISA testleri standardize edilebilir olması, otomasyona uygunluğu, düşük örnek hacmiyle çalışılabilmesi ve klasik yöntemlere göre daha yüksek duyarlılık sunması nedeniyle özellikle atipik seyirli olgularda öncelikli hale gelir. Bununla birlikte farklı ticari kitler arasında sonuç farklılıkları oluşabildiğinden kullanılan kitin performans özellikleri göz önünde bulundurulur.

Kültürden alınacak sonuç, brusellozda tanının altın standardı olarak kabul edilir. Kan kültürü, kemik iliği kültürü ve tutulan doku örneklerinden yapılan kültürler bakteriyel etkeni doğrudan ortaya koyar ve tür düzeyinde tanımlama olanağı sunar. Kan kültürünün duyarlılığı hastalığın evresine, alınan örnek sayısına ve laboratuvar koşullarına göre değişir. Akut dönemde ve ateşli evrede alınan örneklerde üreme olasılığı belirgin biçimde artar. Otomatize kan kültürü sistemleri sayesinde üreme süreleri kısalmış, daha önce üç haftaya kadar uzayan bekleme dönemi çoğunlukla bir hafta içine çekilebilmiştir. Yine de negatif sonuçlar en az yirmi bir gün beklenerek raporlanır. Brucella türlerinin yavaş üremesi, düşük konsantrasyonlarda etken bulundurabilecek örneklerin uzun süreli izlenmesini gerektirir.

Kemik iliği kültürü, kan kültürünün negatif kaldığı ancak klinik şüphenin sürdüğü durumlarda değerlendirilir. Retiküloendotelyal sistemde konumlanan bakterilerin kemik iliğinde yoğun bulunması nedeniyle kültürün duyarlılığı belirgin biçimde artar. Antibiyotik kullanmış olan hastalarda kan kültürü sonuçları negatif olsa da kemik iliğinde etken h├ól├ó saptanabilir. Ancak invaziv bir işlem olması gerekçesiyle rutin uygulamada değil, seçilmiş olgularda kullanılır. Tutulan doku örneklerinden yapılan kültürler ise fokal brusellozda önem kazanır. Spondilodiskit olgularında biyopsi materyalinden, endokardit tablolarında valf dokusundan, karaciğer apsesinde aspirasyon örneğinden kültür alınması hem etkenin gösterilmesi hem de antibiyotik duyarlılığının belirlenmesi bakımından değerli bilgiler sağlar.

Kültür işlemi sırasında laboratuvar güvenliği konusu ayrı bir önem taşır. Brucella türleri risk grubu üç kategorisinde değerlendirilir ve aerosol yoluyla bulaşabildiği için laboratuvar kaynaklı enfeksiyon riski yüksektir. Bu nedenle örneklerin biyogüvenlik kabini içinde işlenmesi, personelin uygun kişisel koruyucu ekipman kullanması ve şüpheli üreme durumunda hemen gerekli önlemlerin alınması gerekir. Laboratuvara gönderilen örneklerde brusella şüphesinin belirtilmesi, personelin uyarılması açısından kritik bir uygulamadır. Bu bilgi verilmediğinde mikrobiyoloji ekibinin farkında olmadan yüksek riskli örneklerle çalışması söz konusu olabilir.

Moleküler yöntemler, son yıllarda brusella tanısında hızla yaygınlaşan bir başlık haline gelmiştir. Polimeraz zincir reaksiyonu ile bakteriye özgü genetik dizilerin saptanması, kültürün olumsuz kaldığı ya da uzun sürdüğü olgularda tanı süresini önemli ölçüde kısaltır. Real time PCR uygulamaları yalnızca varlığı değil aynı zamanda etken yükünü de niceliksel biçimde değerlendirebilir. Kan, serum, kemik iliği, beyin omurilik sıvısı, sinovial sıvı ve doku örneklerinde PCR çalışılabilir. Antibiyotik kullanımı sonrasında dahi bakteriyel DNA saptanabildiğinden yakın zamanda antibiyotik almış olan hastalarda kültürün yerine değerli veri sağlar. Ancak pozitif PCR sonucunun aktif enfeksiyon ile geçirilmiş enfeksiyon arasında ayrım yapmakta yetersiz kalabileceği unutulmaz.

Moleküler testlerin duyarlılığı, kullanılan primer setine ve laboratuvar tekniğine göre farklılık gösterir. Genus düzeyinde tanımlama sağlayan primerler yanında tür düzeyinde ayrım yapan multipleks PCR protokolleri de geliştirilmiştir. Melitensis, abortus, suis ve canis gibi türlerin ayırt edilmesi hem epidemiyolojik izleme hem de klinik yönetim açısından anlamlıdır. Türkiye’de en sık karşılaşılan tür Brucella melitensis olmakla birlikte hayvancılıkla yoğun uğraşan bölgelerde diğer türlerin de görülmesi mümkündür. Moleküler yöntemlerin bir başka avantajı da relaps ve reenfeksiyon ayrımında bilgi sunabilmesidir. Aynı hastada tekrarlayan tablolarda alınan izolatların moleküler karşılaştırılması, klinik sürecin daha doğru yorumlanmasına olanak tanır.

Serolojik testlerin dinamik izlenmesi tanı ve takip sürecinde belirleyici bir yer tutar. Tek bir titre değeri yerine tekrarlayan ölçümler ve titre değişiminin izlenmesi, hastalık aktivitesinin ortaya konmasında değerlidir. Tedavi sonrası izlemde IgM antikorlarının aylar içinde belirgin biçimde düşmesi, IgG antikorlarının ise daha uzun süre pozitif kalabilmesi beklenir. IgG düzeyinde beklenmeyen bir yükselme, relaps ihtimalini akla getirir. Bu nedenle brusella olgularının en az altı ay boyunca klinik ve serolojik olarak izlenmesi önerilir. Titre değerlerinin tek başına yorumu yerine klinik seyirle birlikte ele alınması, gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilmesi ve olası nüksün erken saptanması bakımından önemlidir.

Brusellozda tanı sürecine katkı sunan destekleyici tetkikler de göz ardı edilmez. Tam kan sayımında hafif anemi, lökopeni ya da trombositopeni saptanabilir. Karaciğer fonksiyon testlerinde ılımlı yükselmeler, transaminazlarda artış görülebilir. C reaktif protein ve sedimentasyon değerleri genellikle yükselmiş bulunur ancak bu bulguların hiçbiri özgül değildir. Odaksal tutulum şüphesinde görüntüleme yöntemleri devreye alınır. Spondilodiskit şüphesinde manyetik rezonans görüntüleme, endokarditte ekokardiyografi, nörobrusellozda beyin omurilik sıvısı incelemesi ile birlikte kranial manyetik rezonans, orşitte skrotal ultrasonografi tanının bütünlenmesinde başvurulan yöntemlerdir. Bu tetkikler yalnızca tanıya katkı vermekle kalmaz aynı zamanda tutulumun yaygınlığının belirlenmesi ve yaklaşımın planlanması bakımından da yol göstericidir.

Beyin omurilik sıvısı incelemesi nörobrusellozdan kuşkulanılan olgularda özellikle önem kazanır. Lenfositik hakimiyetin olduğu pleositoz, protein artışı ve glukoz düşüklüğü sık karşılaşılan bulgulardır. Beyin omurilik sıvısında yapılan serolojik testler, kültür ve PCR birlikte değerlendirildiğinde tanı doğruluğu artar. Benzer biçimde eklem sıvısı örneği, artrit tablolarında hem hücre profili hem de mikrobiyolojik inceleme bakımından yönlendirici olur. Sinovial sıvıda kültür ve PCR pozitifliği ile birlikte biyokimyasal analiz, klinik gidişin yönetimi bakımından önemli bilgiler sağlar. Fokal brusellozda tanı yalnızca sistemik testlere değil, aynı zamanda tutulan bölgeden alınan örneklerin ayrıntılı analizine dayanır.

Brusella tanı testlerinin yorumlanmasında dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta çapraz reaksiyonlar konusudur. Yersinia enterocolitica O:9, Francisella tularensis, Escherichia coli O:157 ve bazı Salmonella suşları ile antijenik benzerlikler nedeniyle yanlış pozitif sonuçlar oluşabilir. Aşılanmış hayvanlarla temas edenlerde de düşük düzeyde antikor titreleri saptanabilir. Bu durum, veterinerlik alanında çalışanlarda tanı sürecini karmaşık hale getirebilir. Tanı sürecinde tek bir teste dayanmak yerine öykü, klinik bulgu, birden çok serolojik test ve mümkünse kültür ya da moleküler doğrulamayı birleştiren bütünsel bir yaklaşım tercih edilir. Bu bütüncül değerlendirme, gereksiz antibiyotik başlanmasının önüne geçilmesine katkı sağlar.

Endemik bölgelerde yaşayan bireylerde asemptomatik seropozitiflik oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Geçirilmiş bir enfeksiyonun ardından antikor titrelerinin yıllarca düşük düzeyde pozitif kalması mümkündür. Bu nedenle rutin tarama yapılan gruplarda pozitif sonuçların otomatik biçimde hastalık göstergesi kabul edilmesi doğru olmaz. Klinik bulgu bulunmayan seropozitif bireylerde izlem ve gerektiğinde ek testlerle değerlendirme öncelikli yaklaşım olarak benimsenir. Aksine, klinik olarak yüksek şüphe taşınan olgularda ilk serolojik testin negatif olması, olguyu dışlamak için yeterli sayılmaz. Pencere döneminde alınan örneklerde antikorların henüz oluşmamış olabileceği düşünülerek iki ila üç hafta sonra testin yinelenmesi önerilir.

Gebelerde brusella tanısı ayrı bir dikkat gerektirir. Ateşli tabloda yapılan değerlendirmede brusella olasılığı da göz önünde bulundurulur çünkü tedavi edilmeyen olgularda düşük, erken doğum ve intrauterin enfeksiyon riskleri artar. Gebelik döneminde serolojik test sonuçlarının yorumu genel popülasyondan farklı değildir ancak ilaç seçenekleri kısıtlıdır. Bu nedenle tanı sürecinin hızlı ve doğru yürütülmesi klinik yönetimin planlanması bakımından belirleyici olur. Çocuk yaş grubunda ise klinik tablo yetişkinlere göre daha silik seyredebilir. Uzayan ateş, halsizlik ve büyümede gerileme gibi bulgular bulunan çocuklarda brusella olasılığı akla getirilir ve uygun testlerle araştırılır. Pediatrik olgularda Wright testine ek olarak ELISA ve PCR yöntemleri sıklıkla birlikte kullanılır.

Sonuç olarak brusella tanı testleri; serolojik yöntemlerden kültüre, moleküler tekniklerden görüntüleme çalışmalarına kadar geniş bir yelpazede yer alan ve her biri farklı bilgi katmanı sunan araçlardan oluşur. Rose Bengal ile başlayan basamaklı serolojik değerlendirme, Wright ve Coombs Wright ile derinleştirilir, ELISA ile daha nesnel bir zemine oturtulur, kültür ile altın standarda ulaşılır ve moleküler yöntemlerle hızlı, güvenilir doğrulama sağlanır. Klinik değerlendirme, laboratuvar bulguları ve gerektiğinde görüntüleme çalışmalarıyla desteklenen bütüncül yaklaşım, tanının kesinleştirilmesi ve yönetim planının doğru kurulması bakımından belirleyici konumdadır. Endemik bir ülkede yaşayan bireyler açısından bruselloz h├ól├ó önemli bir halk sağlığı sorunu olma özelliğini korumakta olduğundan tanı testlerinin doğru kullanımı ve sonuçların dikkatli yorumlanması sağlık kuruluşlarının öncelikli sorumlulukları arasında yer alır.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment