Çocuklarda dislipidemi, kanda bulunan kolesterol ve trigliserit gibi yağ moleküllerinin normal aralıkların dışına çıkması durumunu ifade eder. Uzun yıllar boyunca yalnızca yetişkinleri ilgilendirdiği düşünülen bu tablo, son dönemde yapılan kapsamlı araştırmaların ardından çocukluk çağında da oldukça sık karşılaşılan bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Damar sertliği sürecinin küçük yaşlarda sessiz biçimde başlayabildiği bilindiğinden, çocuklarda yağ profilinin erken dönemde takip edilmesi günümüz pediatri yaklaşımının önemli bir parçası haline gelmiştir.
Yüksek kolesterol denildiğinde akla genellikle orta yaş ve ileri yaş grubu gelse de bebeklik döneminden itibaren genetik nedenler ya da yaşam tarzı kaynaklı etkenlerle çocuklarda da bu tablo ortaya çıkabilmektedir. Aileler çoğu zaman çocuklarının dışarıdan sağlıklı göründüğünü düşündüğü için kan yağlarının ölçülmesi gerektiğini akıllarına getirmez. Oysa belirti vermeyen bu sessiz süreç, ileride kalp ve damar sağlığını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle çocuk kardiyoloji alanında dislipideminin erken fark edilmesi, takip edilmesi ve gerekli durumlarda yaşam tarzı düzenlemeleri ile kontrol altına alınması temel hedeflerden biri olarak öne çıkar.
Kimlerde Görülür?
Çocukluk çağı dislipidemisi her yaş grubunda görülebilmekle birlikte, bazı çocukların bu tabloyla karşılaşma olasılığı diğerlerine göre daha yüksektir. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı, yüksek kolesterol ya da damar tıkanıklığı öyküsü bulunan çocuklar, genetik geçişli formlar açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken grubun başında gelir. Anne ya da babadan birinde ailevi hiperkolesterolemi olarak adlandırılan kalıtsal yağ metabolizması bozukluğu varsa çocuğun da etkilenme ihtimali oldukça yüksektir.
Aşırı kilolu ve obez çocuklar, dislipideminin sıklıkla görüldüğü ikinci önemli grubu oluşturur. Hareketsiz yaşam, ekran karşısında geçirilen uzun saatler, hazır gıda tüketiminin artması ve şekerli içeceklerin günlük rutine dahil olması, çocuk yaş grubunda kan yağlarının yükselmesine zemin hazırlar. Tip 1 ve tip 2 diyabet tanısı bulunan çocuklar, böbrek hastalığı olan küçük hastalar, tiroid bezi yeterince çalışmayan çocuklar ve uzun süreli kortizon türü ilaç kullanmak zorunda kalan hastalar da risk grubunda yer alır.
Doğumda düşük tartılı olarak dünyaya gelmiş ya da prematüre doğmuş çocuklarda da ileri yaşlarda metabolik bozukluk gelişme olasılığı bir miktar artabilir. Bunun yanı sıra polikistik over sendromu gibi hormonal bir tablo bulunan ergen kız çocuklarında, karaciğer yağlanması saptanan çocuklarda ve nefrotik sendrom gibi böbrek hastalıklarına sahip pediatrik hastalarda kan yağlarının düzenli aralıklarla kontrol edilmesi gerekir. Bu nedenle aileler, kendi sağlık geçmişlerini hekimleriyle paylaşmaktan kaçınmamalı ve risk faktörlerini açıkça aktarmalıdır.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Çocuklarda yüksek kolesterolün en sinsi yönlerinden biri, çoğu zaman dışarıdan anlaşılabilecek belirgin bir belirti göstermemesidir. Kan yağlarının uzun süre yüksek seyretmesi durumunda bile çocuk günlük yaşamını sürdürürken herhangi bir rahatsızlık hissetmeyebilir. Bu durum, tanının gecikmesine ve tablonun ancak rutin kontroller sırasında ya da başka bir hastalık nedeniyle yapılan tahlillerde fark edilmesine yol açabilir. Tam da bu sessiz seyir nedeniyle risk grubundaki çocukların belirti beklenmeden taranması önerilir.
Ailevi hiperkolesterolemi gibi belirgin genetik formlarda bazı fiziksel bulgular gözlenebilir. Bunlar arasında ksantom adı verilen, deri altında özellikle dirsek, diz, ayak bileği ya da el sırtında oluşan sarımsı yağ birikintileri sayılabilir. Göz kapaklarının iç köşesine yakın bölgede ksantelazma adı verilen sarımsı plaklar görülebilir. Gözün renkli bölgesinin etrafında "korneal arkus" olarak adlandırılan grimsi bir halka, çocuklarda saptandığında ailevi yağ metabolizması bozukluğunun önemli bir işareti kabul edilir.
Çok yüksek trigliserit düzeyi olan çocuklarda karın ağrısı atakları, bulantı, kusma ve nadiren pankreas iltihabına bağlı tablo gelişebilir. Aşırı kilolu çocuklarda ise eforla artan nefes darlığı, çabuk yorulma, gün içinde halsizlik hissi ve egzersize karşı isteksizlik gibi dolaylı bulgular dikkat çekebilir. Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde koyu kadifemsi cilt değişiklikleri olarak tanımlanan akantozis nigrikans, insülin direnci ve eşlik eden dislipidemi açısından uyarıcı kabul edilir.
Nedenleri Nelerdir?
Çocuklarda dislipidemiye yol açan nedenler genel olarak iki ana başlık altında değerlendirilir. Birincil nedenler doğrudan kalıtsal geçişle ortaya çıkan ve kan yağlarını düzenleyen genlerdeki bozukluklara bağlı tablolardır. İkincil nedenler ise altta yatan başka bir hastalık, beslenme şekli, ilaç kullanımı veya yaşam tarzı kaynaklı etkenlerle ortaya çıkar. Tanı aşamasında bu iki grubun ayrımı, izlenecek yolun belirlenmesi açısından oldukça değerlidir.
Genetik kaynaklı dislipidemiler arasında en sık karşılaşılan tablo ailevi hiperkolesterolemidir. Bu durumda LDL adı verilen kötü kolesterolün karaciğer tarafından kandan uzaklaştırılmasını sağlayan reseptörlerde sorun bulunur. Sonuç olarak LDL kolesterol değerleri çocuk yaşta bile oldukça yüksek seyreder. Ailevi kombine hiperlipidemi, ailevi disbetalipoproteinemi ve ailevi hipertrigliseridemi gibi farklı genetik tablolar da çocukluk döneminde kan yağlarının yükselmesine neden olabilir.
İkincil nedenler arasında en sık karşılaşılan etken obezitedir. Aşırı kalori alımı, doymuş yağ ve şekerden zengin beslenme, fiziksel hareketsizlik ve uyku düzensizliği çocuklarda kan yağlarını doğrudan etkiler. Tip 2 diyabet, hipotiroidi, nefrotik sendrom, kronik böbrek hastalığı, karaciğer yağlanması ve bazı genetik metabolik hastalıklar dislipidemiye yol açan diğer önemli durumlardır. Bunlara ek olarak uzun süreli kortikosteroid tedavisi, bazı epilepsi ilaçları, retinoid türevleri ve antiretroviral ilaçlar gibi belirli ilaç gruplarının da yağ profili üzerinde olumsuz etki bırakabileceği bilinmektedir.
Tanı Nasıl Konulur?
Çocuklarda dislipidemi tanısı, kapsamlı bir öykü alımı, ayrıntılı fizik muayene ve laboratuvar incelemelerinin birlikte değerlendirilmesi ile konulur. Hekim öncelikle aile öyküsünü ayrıntılı biçimde sorgular. Anne, baba, kardeş, dede, nine ve diğer birinci derece akrabalarda erken yaşta kalp krizi, damar tıkanıklığı, yüksek kolesterol ya da ani kardiyak ölüm öyküsü olup olmadığı ayrıntılı şekilde araştırılır. Bunun yanında çocuğun beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi, kullandığı ilaçlar ve eşlik eden kronik hastalıklar değerlendirilir.
Tanıda kullanılan temel laboratuvar testi açlık lipid profilidir. Bu testte total kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol ve trigliserit değerleri ölçülür. Genel kabul gören yaklaşıma göre 9-11 yaş arasında her çocuğun en az bir kez yağ profili açısından taranması önerilir. Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan ya da obezite gibi risk faktörü taşıyan çocuklarda tarama 2 yaşından sonra daha erken dönemde yapılabilir. Ergenlik döneminde hormonal değişiklikler nedeniyle 17-21 yaş arasında bir kontrol daha önerilir.
Tek bir test sonucuna göre tanı koymak yerine, anormal bulgu saptandığında testin birkaç hafta arayla tekrarlanması kesin tanı sağlar. İkincil nedenlerin dışlanması amacıyla tiroid fonksiyon testleri, karaciğer enzimleri, böbrek fonksiyon testleri, açlık kan şekeri ve insülin düzeyleri gibi ek incelemeler istenebilir. Ailevi formlardan şüphelenilen çocuklarda genetik testler değerlendirme sürecine eklenebilir. Gerekli durumlarda kardiyolojik değerlendirme kapsamında ekokardiyografi ve damar duvarı kalınlığı ölçümü gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır.
Tanı sürecinde değerlendirilen başlıca bulgular şunlardır:
- Açlık total kolesterol, LDL, HDL ve trigliserit düzeyleri
- Boy, kilo, vücut kitle indeksi ve bel çevresi ölçümleri
- Tansiyon ölçümü ve nabız değerlendirmesi
- Cilt üzerindeki ksantom, ksantelazma gibi fiziksel bulgular
- Aile öyküsünde erken yaşta kalp hastalığı varlığı
Komplikasyonlar Nelerdir?
Çocukluk çağında fark edilmeyen ve uygun biçimde takip edilmeyen dislipidemi, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. En önemli komplikasyon, damar duvarlarında yağ birikiminin erken yaşta başlamasıdır. Ateroskleroz olarak adlandırılan bu süreçte damarların iç yüzeyinde plaklar oluşur, damarlar daralır ve kan akımı zamanla bozulur. Çocuklukta başlayan bu sessiz süreç, ileri yaşlarda kalp krizi, inme ve periferik damar hastalığı gibi tablolarla karşımıza çıkabilir.
Çok yüksek trigliserit düzeyleri, özellikle 500 mg/dL üzerine çıktığında akut pankreatit yani pankreas iltihabı riski belirgin biçimde artar. Bu tablo şiddetli karın ağrısı, kusma ve genel durum bozukluğu ile seyreden, hastaneye yatış gerektirebilen ciddi bir komplikasyondur. Ayrıca uzun süreli yüksek kolesterol, karaciğer yağlanması sürecini hızlandırabilir ve zamanla karaciğer fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Obezite ile birlikte seyreden dislipidemide insülin direnci ve tip 2 diyabet gelişme olasılığı da yükselir.
Dislipidemi tek başına değil; yüksek tansiyon, obezite, insülin direnci ve hareketsiz yaşam ile birlikte ele alındığında risk daha da artar. Bu durumlar metabolik sendrom olarak adlandırılan tablo altında bir araya geldiğinde damar sağlığı üzerindeki olumsuz etki katlanarak büyür. Çocukluk çağında atılan yanlış adımlar, erişkin döneme taşındığında geri dönüşü zor sonuçlara yol açabileceğinden erken müdahale büyük önem taşır.
Uzun vadede karşılaşılabilecek başlıca sorunlar arasında şunlar sayılabilir:
- Erken yaşta başlayan damar sertliği ve damar duvarı kalınlaşması
- Genç erişkin dönemde kalp krizi ve damar tıkanıklığı riski
- Yüksek trigliseritlere bağlı pankreas iltihabı
- Karaciğer yağlanmasının ilerlemesi
- İnsülin direnci ve tip 2 diyabet gelişimi
- Metabolik sendromun bileşenleri olan tansiyon ve şeker düzensizlikleri
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Çocuğunuzun kan yağlarının kontrol edilmesi için belirgin bir şikayet beklemenize gerek yoktur. Ailenizde erken yaşta kalp hastalığı, yüksek kolesterol ya da damar tıkanıklığı öyküsü varsa çocuğunuzu çocuk kardiyoloji uzmanına götürerek değerlendirme yaptırmanız önerilir. Çocuğunuzun kilosu hızlı şekilde artıyorsa, hareketten kaçınıyorsa, beslenme alışkanlıkları paketli gıda ve şekerli içecek yönünden ağırlık kazandıysa düzenli takip oldukça yararlıdır.
Çocuğunuzun cildinde sarımsı kabarıklıklar, göz çevresinde dolgunluklar ya da el ve ayak bileklerinde alışılmadık şişlikler fark ettiğinizde mutlaka bir hekime başvurmanız gerekir. Eforla artan nefes darlığı, çarpıntı şikayetleri, sık tekrarlayan karın ağrısı atakları ve açıklanamayan halsizlik durumlarında da değerlendirme almanız uygun olacaktır. Düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemeniz, sessiz seyreden bu tablonun erken fark edilmesi açısından belirleyici bir unsurdur.
Doktor muayenesi sırasında çocuğunuzun beslenme alışkanlıklarını, gün içindeki aktivite süresini, ekran karşısında geçirdiği zamanı ve uyku düzenini ayrıntılı biçimde aktarmanız önemlidir. Önceki tahlil sonuçlarını ve varsa kullandığı ilaçları yanınızda bulundurmanız, hekimin daha kapsamlı bir değerlendirme yapmasına olanak sağlar. Aile öyküsündeki kalp damar hastalıklarını paylaşmanız da sürecin doğru ilerlemesi açısından oldukça değerlidir.
Son Değerlendirme
Çocuklarda dislipidemi, dışarıdan belirgin bir bulgu vermeden ilerleyen ancak ileri dönemde kalp ve damar sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli bir tablodur. Genetik yatkınlık, beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam ve eşlik eden hastalıklar bu sürecin temel belirleyicileridir. Erken yaşta yapılan tarama testleri, doğru beslenme alışkanlıkları, düzenli fiziksel aktivite ve gerekli durumlarda uygulanan tıbbi yaklaşımlarla çocukluk çağı dislipidemisi büyük oranda kontrol altına alınabilir ve uzun vadeli komplikasyonların önüne geçilebilir.
Koru Hastanesi Çocuk Kardiyoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, çocuklarda dislipidemi (yüksek kolesterol) gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

