Çocuk Endokrinolojisi

Çocukta Otoimmün Tiroidit ve Çölyak Birlikteliği

Çocuklarda Otoimmün Tiroidit Süreci, Çölyak Birlikteliği, Tarama ve Tedavi Protokolü, erken tanınması durumunda izlem süreci daha rahat yürütülebilen bir hastalıktır. Belirtiler, nedenler ve yaklaşım hakkında bilgi alın.

Çocukluk çağında bağışıklık sisteminin kendi dokularına karşı yanıt geliştirmesi sonucu ortaya çıkan otoimmün hastalıklar, son yıllarda artan sıklıkla tanı almaktadır. Otoimmün tiroidit, özellikle Hashimoto tiroiditi olarak adlandırılan tablo, çocukluk ve ergenlik döneminde tiroid bezinin kronik iltihaplanmasına yol açan en sık nedenlerden biri olarak kabul edilmektedir. Çölyak hastalığı ise glutene karşı gelişen kalıcı duyarlılığın ince bağırsak mukozasında hasara yol açtığı, sistemik etkileri olan kronik bir otoimmün bozukluk olarak tanımlanmaktadır. İki hastalığın aynı çocukta birlikte bulunması, beklenen popülasyon sıklığının üzerinde gözlenmekte ve bu durum, ortak genetik yatkınlık ile ortak immünolojik mekanizmalar üzerinden açıklanmaya çalışılmaktadır. Klinik pratikte, çocuk endokrinolojisi ile çocuk gastroenterolojisinin kesiştiği bu birliktelik, ayrıntılı bir değerlendirme ve uzun soluklu izlem gerektirmektedir.

Otoimmün tiroidit, tiroid bezine yönelik antikorların (özellikle anti-tiroid peroksidaz ve anti-tiroglobulin antikorları) varlığı ile karakterize bir tablodur. Bezde gelişen lenfositik infiltrasyon zamanla hücresel hasara ve hormon üretiminde azalmaya yol açmaktadır. Süreç sinsi seyrederek başlangıçta ötiroid evrede kalabilmekte, ilerleyen dönemde subklinik veya aşikar hipotiroidi tablosuyla kendini gösterebilmektedir. Çocuklarda boy kısalığı, kilo artışı, yorgunluk, okul başarısında düşüş, kuru cilt, kabızlık ve ergenlik gecikmesi gibi belirtiler dikkat çekici olabilmektedir. Bazı olgularda ise belirgin bir yakınma olmadan rutin tarama sırasında tespit edilebilmektedir. Tabloya guatr eşlik edebileceği gibi bezin atrofik seyir göstermesi de mümkün olmaktadır.

Çölyak hastalığı, buğday, arpa ve çavdarda bulunan gluten proteinine karşı gelişen kalıcı bir bağışıklık yanıtı sonucunda ince bağırsak mukozasında villus atrofisi ve kript hiperplazisi ile sonuçlanan kronik enteropatidir. Klinik görünüm geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Süt çocukluğu döneminde kronik ishal, karın şişliği, büyüme geriliği ve iştahsızlık ön plana çıkarken, daha büyük çocuklarda demir eksikliği anemisi, boy kısalığı, ergenlik gecikmesi, diş minesi bozuklukları, tekrarlayan karın ağrıları, aftöz stomatit ve kabızlık gibi atipik belirtiler ön planda olabilmektedir. Sessiz veya potansiyel çölyak olarak adlandırılan formlar, herhangi bir yakınma bulunmaksızın yalnızca serolojik testlerle saptanabilmektedir. Bu klinik çeşitlilik, hastalığın gözden kaçmasına neden olan başlıca etkenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

İki hastalığın aynı bireyde gözlenmesi, ortak immünogenetik zeminin varlığını desteklemektedir. İnsan lökosit antijenleri arasında yer alan HLA-DQ2 ve HLA-DQ8 varyantları, çölyak hastalığı için belirleyici risk taşıyıcısı olarak öne çıkmakta, aynı haplotipler otoimmün tiroidit gelişiminde de katkı sağlayan unsurlar arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra CTLA-4, PTPN22 ve FOXP3 gibi düzenleyici T hücre işlevini etkileyen genlerdeki varyasyonlar, otoimmün süreçlerin birlikte ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bağırsak geçirgenliğindeki artış, zonulin yolu üzerinden bağırsak bariyerinin işlev kaybetmesi ve mikrobiyotanın dengesizleşmesi, sistemik otoimmüniteyi tetikleyen faktörler arasında değerlendirilmektedir. Bu mekanizmalar, neden bazı çocuklarda yalnızca bir otoimmün hastalık görülürken bazılarında çoklu otoimmün tablonun şekillendiğini kısmen aydınlatmaktadır.

Epidemiyolojik veriler, otoimmün tiroiditli çocuklarda çölyak hastalığı sıklığının genel pediatrik popülasyona kıyasla belirgin biçimde yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan çalışmalarda otoimmün tiroidit tanılı çocukların yaklaşık yüzde dört ile yüzde yedisinde çölyak hastalığı saptandığı bildirilmiştir. Tersi yönde ele alındığında, çölyak tanılı çocuklarda tiroid otoantikorlarının sıklığı sağlıklı çocuklara göre üç ila beş kat artmış olarak rapor edilmektedir. Bu birlikteliğin kız çocuklarında, ergenlik dönemindeki bireylerde ve ailesinde otoimmün hastalık öyküsü bulunanlarda daha sık görüldüğü dikkat çekmektedir. Tip 1 diyabet, vitiligo, alopesi areata ve juvenil idiyopatik artrit gibi diğer otoimmün durumların eşlik edebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

Klinik değerlendirmede, otoimmün tiroidit tanısı alan her çocukta çölyak hastalığı yönünden tarama yapılması güncel kılavuzlarda önerilmektedir. Tarama amacıyla doku transglutaminaz IgA antikoru (anti-tTG IgA) ve total serum IgA düzeyi birlikte istenmektedir. IgA eksikliği saptanması durumunda IgG temelli testler (deamide gliadin peptit IgG veya tTG IgG) tercih edilmektedir. Antikor pozitifliği saptanan olgularda endomisyum antikoru doğrulayıcı olarak kullanılabilmekte, kesin tanı çoğu durumda üst gastrointestinal endoskopi ile alınan duodenal biyopsi örneklerinin histopatolojik incelemesiyle konulmaktadır. Marsh sınıflaması, mukozal hasarın derecesini değerlendirmede temel araç olarak kullanılmaktadır. Belirli serolojik eşiklerin aşıldığı ve HLA uyumluluğunun gösterildiği seçilmiş pediatrik olgularda biyopsisiz tanı yaklaşımı da gündeme gelebilmektedir.

Tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi açısından çölyak hastalığı tanısı alan çocuklarda TSH, serbest T4 ölçümü ile anti-TPO ve anti-Tg antikorlarının taranması önerilmektedir. Bu tarama yalnızca tanı anında değil, izlem süresince düzenli aralıklarla yinelenmelidir. Subklinik hipotiroidi olarak adlandırılan, TSH değerinin yükseldiği ancak serbest T4 düzeyinin normal sınırlarda seyrettiği tablo, çocukluk çağında sıklıkla gözlenen bir bulgu olarak öne çıkmaktadır. İlerleyen yıllarda aşikar hipotiroidiye dönüşüm riski taşıyan bu evre, dikkatli izlem ve gerektiğinde uygun değerlendirme ile yönetilmektedir. Tiroid ultrasonografisi, bezin parankim yapısını, ekojenitesini ve boyutunu değerlendirmede yardımcı bir yöntem olarak kullanılmaktadır.

Çölyak hastalığının yönetiminde temel yaklaşım, ömür boyu sürdürülen sıkı glutensiz beslenme programı olarak kabul edilmektedir. Buğday, arpa, çavdar ve genellikle yulafın diyetten çıkarılması, mukozal iyileşmeye katkı sağlamaktadır. Glutensiz beslenmenin başlamasıyla birlikte ince bağırsak villuslarının yapısal düzelmesi haftalardan aylara uzanan bir süreçte gerçekleşmektedir. Çocuklarda büyüme parametreleri yakından izlenmeli, demir, folik asit, B12 vitamini, D vitamini, kalsiyum ve çinko gibi mikronutrient eksiklikleri açısından düzenli değerlendirme yapılmalıdır. Glutensiz diyetin titizlikle uygulanması, eşlik eden otoimmün tiroidit seyrinde de olumlu etkiler doğurabilmekte; bazı çalışmalar tiroid otoantikor düzeylerinde ve TSH değerlerinde belirgin düşüş bildirmektedir. Ancak diyetin tek başına tiroid hastalığını ortadan kaldırdığını söylemek mümkün olmamakla birlikte, immünolojik yükün azaltılmasına katkı sağladığı kabul edilmektedir.

Aşikar hipotiroidi saptanan olgularda levotiroksin yerine koyma yaklaşımı çocuk endokrinolojisi uzmanı denetiminde düzenlenmektedir. Doz, çocuğun yaşı, ağırlığı, TSH yanıtı ve klinik değerlendirme ışığında bireyselleştirilmektedir. Çölyak hastalığı eşlik eden olgularda ince bağırsak mukozasında gelişen hasar nedeniyle levotiroksin emiliminin azalabileceği bilinmekte, bu durum hedef TSH değerine ulaşılmasında güçlük yaratabilmektedir. Glutensiz beslenmenin yerleşmesi ve mukozal iyileşmenin sağlanmasıyla birlikte ilaç emiliminin düzeldiği ve doz ihtiyacının azalabildiği gözlenmektedir. Bu nedenle iki tanının bir arada bulunduğu çocuklarda tiroid hormon düzeylerinin daha sık aralıklarla değerlendirilmesi önerilmektedir.

Büyüme ve gelişme açısından her iki hastalığın da çocuğun antropometrik gidişatı üzerinde etkili olabildiği unutulmamalıdır. Boy kısalığı, hem otoimmün tiroidite bağlı tiroid hormon yetersizliğinin hem de çölyak hastalığında ortaya çıkan mukozal hasarın ve malabsorpsiyonun bir göstergesi olabilmektedir. Bu nedenle açıklanamayan boy kısalığı ile başvuran çocuklarda her iki hastalığın da değerlendirilmesi önemli bir klinik refleks olarak görülmektedir. Ergenlik döneminin başlangıç zamanlaması, kemik yaşı değerlendirmesi ve kemik mineral yoğunluğu izlemi, multidisipliner takibin parçası olarak ele alınmaktadır. Çölyak hastalığında D vitamini ve kalsiyum emilimindeki bozulma, otoimmün tiroidite eşlik eden bazı metabolik etkilerle birleştiğinde kemik sağlığı üzerinde olumsuz yansımalar oluşturabilmektedir.

Psikososyal boyut, kronik hastalıklarla yaşayan çocuklar ve aileleri açısından göz ardı edilmemesi gereken bir alan olarak öne çıkmaktadır. Ömür boyu sürdürülen glutensiz beslenme, çocuğun sosyal yaşamını, okul ortamındaki beslenme alışkanlıklarını ve aile içi yemek düzenini önemli ölçüde etkilemektedir. Uzun süreli ilaç kullanımı ve düzenli kontroller, çocukta uyum güçlüklerine yol açabilmektedir. Bu süreçte beslenme uzmanından alınacak rehberlik, çocuk psikolojisi alanında uzman desteği ve aile eğitiminin bütünleştirildiği yaklaşımlar değerli katkı sağlamaktadır. Okul personelinin bilgilendirilmesi, çapraz bulaş riskinin azaltılması ve etiket okuma alışkanlığının kazandırılması, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır.

İzlem protokollerinde, otoimmün tiroidit tanılı çocuklarda yıllık tiroid fonksiyon testleri ve klinik değerlendirme önerilmektedir. Antikor düzeyleri belirli aralıklarla yeniden ölçülmekte, guatr varlığında ultrasonografik takip sürdürülmektedir. Çölyak hastalığı tanılı çocuklarda anti-tTG IgA düzeylerinin diyet uyumunun göstergesi olarak kullanıldığı, normalleşme sürecinin bireyler arasında farklılık gösterdiği bildirilmektedir. İki hastalığın bir arada bulunduğu olgularda izlem sıklığı artırılmakta, büyüme parametreleri, ergenlik basamakları, mikrobesin durumu ve kemik sağlığı çok yönlü olarak değerlendirilmektedir. Diğer otoimmün hastalıkların gelişebileceği akılda tutulmalı; tip 1 diyabet, Addison hastalığı, otoimmün hepatit ve bağ dokusu hastalıkları yönünden uyaran semptomlar dikkatle izlenmelidir.

Aile öyküsü olan çocuklarda erken tarama, asemptomatik dönemde tanıya ulaşılmasında belirleyici rol üstlenmektedir. Birinci derece akrabasında çölyak hastalığı bulunan bireylerde risk yaklaşık yüzde on düzeyine ulaşmakta, otoimmün tiroidit için de benzer biçimde aile öyküsü önemli bir risk göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Down sendromu, Turner sendromu ve Williams sendromu gibi belirli genetik durumların bu otoimmün hastalıklarla artmış birlikteliği gösterdiği bilinmektedir. Söz konusu sendromlarla izlenen çocuklarda düzenli serolojik tarama ve tiroid fonksiyon değerlendirmesi standart izlem programının parçası olarak yer almaktadır. Tip 1 diyabetli çocuklarda hem çölyak hem de otoimmün tiroidit sıklığının yüksek olması, otoimmün poliendokrin tabloların pediatrik pratikte sık karşılaşılan bir gerçek olduğunu göstermektedir.

Beslenme planlaması açısından glutensiz diyetin yalnızca gluten içeren tahılların çıkarılmasından ibaret olmadığı, dengeli makro ve mikronutrient alımının sürdürülmesinin temel hedef olduğu vurgulanmaktadır. İşlenmiş glutensiz ürünlerin yüksek glisemik indeksi, düşük lif içeriği ve artmış yağ profili göz önünde bulundurularak doğal kaynaklı besinlerin tercih edilmesi önerilmektedir. Karabuğday, kinoa, amarant, pirinç, mısır, baklagiller, sebzeler, meyveler, yumurta, süt ürünleri ve glutensiz olduğu doğrulanmış yulaf, çocuğun beslenmesinde temel kaynaklar arasında yer almaktadır. İyot alımı, otoimmün tiroidit seyrinde dengeli düzeyde tutulmalı; aşırı iyot alımının tiroid otoimmünitesini tetikleyebileceği bilgisi göz önünde bulundurulmalıdır. Selenyum durumunun değerlendirilmesi ve gerektiğinde uygun düzeyde takviye edilmesi, hekim denetiminde planlanan bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.

Multidisipliner yaklaşım, otoimmün tiroidit ve çölyak birlikteliğinin yönetiminde belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Çocuk endokrinoloji, çocuk gastroenteroloji, klinik beslenme, çocuk psikolojisi ve gerektiğinde genetik danışmanlık birimlerinin koordineli çalışması, çocuğun klinik gidişatını olumlu yönde şekillendirmektedir. Düzenli izlem, ailenin sürece aktif katılımı, eğitim materyalleriyle desteklenen bilgilendirme ve yaşa uygun iletişim, uzun vadeli sonuçların iyileşmesine katkı sağlayan etkenler arasında yer almaktadır. Erken tanı ve doğru yönetim, çocuğun büyüme potansiyelinin korunması, okul başarısının sürdürülebilmesi, sosyal işlevselliğin desteklenmesi ve gelecekte ortaya çıkabilecek komplikasyonların azaltılması açısından önemli bir zemin oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, çocukluk çağında otoimmün tiroidit ile çölyak hastalığının birlikteliği, ortak immünogenetik temellere dayanan, klinik açıdan dikkatli bir değerlendirme gerektiren bir tablo olarak öne çıkmaktadır. Her iki hastalığın da sessiz seyredebilmesi, rutin tarama yaklaşımlarının değerini artırmaktadır. Bir otoimmün hastalığın varlığı, diğerinin gelişme olasılığını yükselttiğinden, izlem süreçlerinin bütüncül bir bakış açısıyla planlanması önem taşımaktadır. Bilimsel veriler ışığında bireyselleştirilmiş bir yaklaşımla yönetilen olgularda büyüme, gelişme ve yaşam kalitesi parametrelerinin korunabildiği gözlenmekte; multidisipliner ekip çalışması çocukların uzun dönem sağlık göstergelerine olumlu katkı sağlamaktadır.

Çocuk Endokrinolojisi أطباؤنا

نحن إلى جانبك بأطبائنا المتخصصين ذوي الخبرة في هذا المجال

تعرّف على أطبائنا المتخصصين

احجز موعدًا الآن أو اتصل بنا من أجل صحتك.

WhatsApp موعد إلكتروني