Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

HIV Bulaşmasını Önleyici İlaç Tedavisi (PrEP-PEP)

HIV profilaksisinde PrEP ve PEP uygulamaları, korunma stratejileri ve risk değerlendirmesini Koru Hastanesi enfeksiyon hastalıkları ekibi olarak açıklıyoruz.

HIV enfeksiyonu, bağışıklık sistemini hedef alan ve tedavi edilmediğinde ilerleyici bir seyir gösteren viral bir hastalıktır. Küresel halk sağlığı gündeminde önemli bir yer tutan bu enfeksiyonun kontrolünde, virüsün bulaşmasını engellemeye yönelik ilaç yaklaşımları son yıllarda belirleyici bir rol üstlenmiştir. Bu bağlamda gelişen iki temel strateji, temas öncesi profilaksi olarak bilinen PrEP ve temas sonrası profilaksi olarak adlandırılan PEP uygulamalarıdır. Söz konusu yaklaşımlar, virüsün vücuda giriş yapmadan önce ya da giriş yaptıktan çok kısa süre sonra antiretroviral ilaçların düzenli biçimde kullanılmasıyla bulaş riskini önemli ölçüde azaltmayı hedeflemektedir. Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanlarınca planlanan bu koruyucu ilaç uygulamaları, bireyin risk profiline, temas biçimine ve klinik değerlendirmelere göre şekillendirilir. Doğru kullanıldığında, HIV bulaşının önlenmesinde bilimsel kanıt düzeyi yüksek yöntemler arasında yer almaktadır.

Temas öncesi profilaksi olarak tanımlanan PrEP, HIV ile karşılaşma riski taşıyan bireylerde enfeksiyonun yerleşmesini engellemek amacıyla planlanan düzenli bir ilaç kullanımıdır. Bu yaklaşımın temel mantığı, virüsün vücuda giriş yaptığı anda antiretroviral etken maddelerin dokularda ve kan dolaşımında yeterli düzeyde bulunmasını sağlamaktır. Böylece HIV, hedef hücrelere yerleşmeden ve çoğalma sürecine geçmeden önce baskılanır. PrEP genellikle tenofovir disoproksil fumarat ile emtrisitabin içeren sabit doz kombinasyonlarla uygulanmaktadır. Son yıllarda uzun etkili enjeksiyon formlarının da kullanıma girmesiyle birlikte tedavi seçenekleri çeşitlenmiştir. İlaç seçimi, bireyin böbrek fonksiyonları, karaciğer değerleri, eşlik eden hastalıkları, ilaç etkileşim profili ve yaşam koşulları göz önünde bulundurularak yapılır. PrEP kullanımı, klinik takip, laboratuvar incelemeleri ve düzenli danışmanlık hizmetleri ile birlikte yürütüldüğünde daha güvenilir sonuçlar üretir.

PrEP uygulamasının önerildiği başlıca gruplar arasında HIV pozitif bir eş ya da partner ile birlikte yaşayan bireyler, çok partnerli cinsel ilişkilere sahip olan kişiler, kondom kullanımının tutarsız olduğu ilişki modelleri, cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonlar açısından tekrarlayan öyküye sahip olanlar, ticari cinsel ilişki içinde bulunanlar ve enjeksiyon yoluyla madde kullanan bireyler yer almaktadır. Ayrıca mesleki veya sosyal koşullar nedeniyle HIV ile temas olasılığı yüksek bulunan bazı gruplar için de değerlendirme yapılabilmektedir. Söz konusu gruplarda risk düzeyi klinik görüşme, epidemiyolojik veriler ve laboratuvar bulguları ışığında değerlendirilir. PrEP her bireye rutin biçimde önerilen bir yaklaşım değildir; ancak belirli risk faktörlerinin varlığında koruyucu etkinliği belgelenmiş, kanıta dayalı bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Uygulamaya karar verilmeden önce mutlaka HIV testi ile enfeksiyonun bulunmadığı doğrulanır.

PrEP başlanmadan önce yapılan klinik değerlendirmede kapsamlı bir tıbbi öykü alınır, fizik muayene gerçekleştirilir ve laboratuvar tetkikleri istenir. HIV antikor ve antijen testleri, hepatit B ve hepatit C serolojisi, böbrek fonksiyon testleri, karaciğer enzim düzeyleri, cinsel yolla bulaşan enfeksiyon taramaları ve gerektiğinde gebelik testi bu değerlendirmenin temel bileşenleri arasında yer alır. Özellikle hepatit B enfeksiyonunun tespit edilmesi, ilaç seçimi ve olası ilaç kesilmesi durumlarında karaciğerde ortaya çıkabilecek alevlenmeler açısından belirleyicidir. Böbrek fonksiyonlarındaki bozukluklar, tenofovir içeren rejimlerin uygunluğunu etkileyebilmektedir. Bu nedenle başlangıç değerlendirmesi, PrEP’in bireye özgü olarak planlanmasında büyük önem taşır. Uygulamanın başlatılmasının ardından belirli aralıklarla klinik ve laboratuvar takibi sürdürülür; genellikle üç aylık kontrol dönemleri tercih edilmektedir.

PrEP kullanım şekli, seçilen rejime göre farklılık gösterebilmektedir. En yaygın uygulama, günlük tek doz oral ilaç kullanımıdır. Bu yaklaşımda ilacın her gün aynı saatte alınması, kan ve doku düzeylerinin sürekli koruyucu aralıkta kalmasını sağlar. Bazı klinik senaryolarda, özellikle önceden planlanabilen cinsel temas durumlarında, olaya dayalı doz şeması olarak bilinen alternatif kullanım biçimleri de değerlendirilebilir. Ancak bu yaklaşımın uygunluğu bireysel risk profiline ve klinik kılavuzlara göre belirlenir. Uzun etkili enjeksiyon formlarında ise iki ayda bir uygulanan kas içi enjeksiyonlar aracılığıyla sürekli koruma hedeflenmektedir. İlaç uyumu, PrEP’in etkinliği açısından belirleyici bir faktör olarak öne çıkar. Doz atlamaları, ilaç düzeyinin koruyucu eşiğin altına düşmesine ve bulaş riskinin artmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle danışmanlık hizmetleri, uygulamanın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilir.

Temas öncesi profilaksinin etkinliği, uluslararası klinik çalışmalarda yüksek düzeyde belgelenmiştir. Düzenli ve doğru kullanım koşullarında HIV bulaşma riskinin belirgin biçimde azaldığı gösterilmiştir. Ancak PrEP, tek başına kullanıldığında cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonlara karşı koruma sağlamaz. Sifiliz, gonore, klamidya, hepatit ve human papillomavirüs gibi etkenlere karşı ek önlemlerin sürdürülmesi gereklidir. Bu nedenle kondom kullanımı, düzenli tarama testleri ve aşılama programları ile birlikte bütünsel bir koruma stratejisi planlanır. Ayrıca PrEP kullanan bireylerde davranışsal danışmanlık desteği de sunulmakta; risk azaltma yöntemleri, iletişim becerileri ve güvenli ilişki modelleri konularında bilgilendirme yapılmaktadır. Söz konusu çok bileşenli yaklaşım, bireysel sağlığın korunmasının yanı sıra toplum düzeyinde HIV insidansının azaltılmasına da katkı sağlamaktadır.

Temas sonrası profilaksi olarak tanımlanan PEP ise HIV ile potansiyel temasın ardından, virüsün kalıcı biçimde yerleşmesini önlemek amacıyla uygulanan acil bir antiretroviral ilaç rejimidir. Bu yaklaşımın başarısı, temas ile ilaç başlangıcı arasındaki süreye doğrudan bağlıdır. Genel kabul gören yaklaşıma göre PEP’in mümkün olan en kısa sürede, ideal olarak temastan sonraki ilk saatler içinde başlatılması önerilmektedir. Yetmiş iki saatten sonra başlatılan uygulamalarda koruyucu etkinliğin belirgin biçimde azaldığı bilinmektedir. Bu nedenle PEP, zamanla yarışan bir acil sağlık uygulaması olarak değerlendirilir. Rejim genellikle üç antiretroviral etken maddenin kombinasyonundan oluşur ve yirmi sekiz gün boyunca kesintisiz kullanılır. Tenofovir, emtrisitabin ve integraz inhibitörü sınıfından bir üçüncü ajan sıklıkla tercih edilen bileşenler arasındadır.

PEP’in önerildiği durumlar arasında mesleki temaslar ve mesleki olmayan temaslar yer almaktadır. Mesleki temas kategorisinde, sağlık çalışanlarının delici-kesici alet yaralanmaları, mukoza sıçramaları ya da bütünlüğü bozulmuş cilt yoluyla HIV pozitif hasta materyaline maruz kalmaları değerlendirilir. Mesleki olmayan temas kategorisinde ise kondomsuz cinsel ilişki, cinsel saldırı, ortak enjektör kullanımı gibi durumlar öne çıkmaktadır. Her başvuru bireysel olarak değerlendirilir; kaynak kişinin HIV durumu, viral yük düzeyi, temas biçimi, temasın süresi ve alıcı bireyin sağlık durumu dikkate alınarak PEP endikasyonu belirlenir. Kaynağın HIV pozitif olduğu bilinen ya da yüksek olasılıkla öngörülen durumlarda profilaksi başlatılırken, düşük riskli senaryolarda başlatılmayabilir. Söz konusu karar, enfeksiyon hastalıkları uzmanının klinik değerlendirmesi ile alınır.

PEP başlangıcında yapılan değerlendirme, PrEP başlangıcına benzer şekilde HIV testi, hepatit B ve hepatit C serolojisi, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, cinsel yolla bulaşan enfeksiyon taramaları ve gerektiğinde gebelik testinden oluşur. Başlangıçta yapılan HIV testinin negatif olması, profilaksinin uygulanabilir olduğunu göstermektedir. Test sonucu beklenirken tedavi geciktirilmez; başvurunun hemen ardından ilk doz uygulanır. Yirmi sekiz günlük tedavi süreci boyunca yan etkiler açısından yakın takip yapılır. Bulantı, ishal, halsizlik, baş ağrısı ve karaciğer enzim yüksekliği gibi bulgular gözlemlenebilir. Tedavi tamamlandıktan sonra dördüncü ve on ikinci haftalarda kontrol HIV testleri yapılır; böylece serokonversiyon durumu değerlendirilir. Ayrıca hepatit B ve hepatit C açısından da uygun aralıklarla takip sürdürülür. Söz konusu izlem süreci, olası enfeksiyonun erken saptanması ve gerektiğinde uzun süreli antiretroviral tedavinin planlanması açısından belirleyicidir.

PrEP ile PEP arasındaki temel fark, uygulamanın zamanlaması ve amacında ortaya çıkmaktadır. PrEP, HIV ile karşılaşmadan önce planlı ve sürekli bir koruma stratejisi olarak yürütülürken; PEP, gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi olası bir temasın ardından uygulanan acil bir müdahale niteliği taşır. PrEP uzun süreli bir program çerçevesinde sürdürülürken, PEP kısa süreli ve belirli bir zaman dilimiyle sınırlıdır. Her iki yaklaşım da antiretroviral ilaçlara dayanmakta; ancak endikasyonları, süreleri ve izlem protokolleri farklılık göstermektedir. Bazı bireylerde PEP tedavisinin tamamlanmasının ardından, sürekli risk faktörlerinin bulunması durumunda PrEP’e geçiş değerlendirilebilmektedir. Bu geçişin planlanması sırasında bireysel risk profili, ilaç uyumu, sosyoekonomik koşullar ve klinik bulgular birlikte ele alınır. Enfeksiyon hastalıkları uzmanı, iki yaklaşım arasındaki geçiş sürecini bilimsel kılavuzlar doğrultusunda yönetmektedir.

Her iki koruyucu ilaç yaklaşımında da yan etki profilinin dikkatli biçimde ele alınması önemlidir. Antiretroviral ilaçlar genel olarak iyi tolere edilmekle birlikte, kullanımın ilk haftalarında bulantı, iştahsızlık, karın rahatsızlığı, baş ağrısı ve yorgunluk gibi bulgular görülebilir. Bu bulgular genellikle geçici niteliktedir ve zamanla gerilemektedir. Uzun süreli PrEP kullanımında böbrek fonksiyonlarında hafif değişiklikler, kemik mineral yoğunluğunda azalma ve nadiren metabolik parametrelerde farklılıklar gözlemlenebilir. Bu nedenle düzenli laboratuvar takibi, ilaç güvenliğinin sürdürülmesi açısından temel bir bileşendir. Ciddi yan etkilerin ortaya çıktığı ender durumlarda ilaç rejimi gözden geçirilir ve gerektiğinde alternatif bir kombinasyona geçiş planlanır. Hastaların yan etkiler konusunda bilgilendirilmesi, uyumun sürdürülmesi ve gereksiz kesintilerin önlenmesi açısından önemlidir. Danışmanlık hizmetleri, bu iletişim sürecinin önemli bir parçasıdır.

İlaç etkileşimleri, koruyucu antiretroviral rejimlerin planlanmasında dikkat gerektiren bir konudur. Bazı antiepileptik ilaçlar, tüberküloz tedavisinde kullanılan rifampisin gibi güçlü enzim indükleyicileri, belirli hormonal preparatlar ve bitkisel ürünler antiretroviral etken maddelerin kan düzeylerini etkileyebilmektedir. Ayrıca böbrek yoluyla atılan ilaçlarla eş zamanlı kullanım, tenofovir maruziyetini değiştirebilir. Bu nedenle PrEP ya da PEP başlanmadan önce bireyin kullandığı tüm reçeteli, reçetesiz ve tamamlayıcı ürünlerin ayrıntılı biçimde sorgulanması gereklidir. Etkileşim potansiyeli belirlenen durumlarda alternatif rejimler değerlendirilir ya da doz ayarlaması yapılır. Kronik hastalığı bulunan bireylerde, özellikle kardiyovasküler, metabolik ve psikiyatrik durumlar açısından çoklu ilaç kullanımı söz konusu olduğunda, etkileşim taraması daha ayrıntılı biçimde yürütülür. Klinik farmakoloji desteği, bu değerlendirmenin sağlıklı biçimde yapılmasına katkı sağlar.

Gebelik ve emzirme dönemleri, koruyucu ilaç yaklaşımlarının planlanmasında özel değerlendirme gerektiren dönemler arasındadır. HIV bulaşı riski taşıyan gebe bireylerde PrEP kullanımı, hem annenin sağlığının korunması hem de bebeğe bulaş olasılığının azaltılması açısından önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Mevcut bilimsel veriler, belirli antiretroviral rejimlerin gebelikte güvenli biçimde kullanılabileceğini göstermektedir. PEP uygulaması ise gebelik döneminde de aynı aciliyetle değerlendirilir; ancak ilaç seçimi, fetal güvenlik verileri göz önünde bulundurularak yapılır. Emzirme döneminde de benzer yaklaşımlar geçerlidir. Adölesan bireylerde ise ergenlik gelişimi, uyum, gizlilik ve psikososyal destek konuları özel bir hassasiyetle ele alınır. Yaşlı bireylerde ise böbrek fonksiyonları ve çoklu ilaç kullanımı gözetilerek doz ve rejim ayarlamaları planlanır. Söz konusu özel popülasyonlarda multidisipliner değerlendirme ön plana çıkar.

Koruyucu antiretroviral yaklaşımların başarılı biçimde yürütülebilmesi için sağlık okuryazarlığının desteklenmesi de büyük önem taşımaktadır. HIV enfeksiyonu ile ilgili toplumsal önyargılar, damgalanma kaygısı ve bilgi eksikliği, bireylerin risk değerlendirmesi ve sağlık kuruluşlarına başvuru sürecinde çeşitli engeller oluşturabilmektedir. Bu nedenle bilgilendirici materyaller, gizliliğe saygılı danışmanlık hizmetleri ve erişimi kolaylaştıran klinik uygulamalar, koruyucu ilaç yaklaşımlarının etkin biçimde sunulabilmesi için gerekli görülmektedir. Enfeksiyon hastalıkları poliklinikleri, cinsel sağlık merkezleri ve acil servisler, PrEP ve PEP hizmetlerinin sunulduğu başlıca birimler arasında yer almaktadır. Söz konusu birimler arasında koordinasyonun sağlanması, hasta yönlendirmesinin hızlandırılması ve klinik izlem sürekliliğinin korunması, hizmet kalitesini doğrudan etkileyen unsurlardır. Halk sağlığı düzeyinde ise ulusal kılavuzlar ve tarama programları, uygulamaların bilimsel bir çerçevede yürütülmesini desteklemektedir.

HIV bulaşını önleyici ilaç yaklaşımları, günümüzde kanıta dayalı tıbbın önemli bir bileşeni olarak değerlendirilmektedir. PrEP ve PEP uygulamaları, doğru endikasyonla, uygun rejimle ve düzenli izlemle sürdürüldüğünde bulaş riskinin belirgin biçimde azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Ancak söz konusu yaklaşımların yalnızca ilaç kullanımından ibaret olmadığı, kapsamlı bir klinik değerlendirme, laboratuvar takibi, danışmanlık ve davranışsal destek sürecinin bir parçası olarak ele alındığı unutulmamalıdır. Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanları, bireysel risk profiline uygun yaklaşımın belirlenmesinde belirleyici bir rol üstlenmektedir. Bilimsel gelişmeler ışığında yeni ilaç formlarının, uzun etkili enjeksiyonların ve alternatif uygulama şemalarının kullanıma girmesiyle birlikte koruyucu seçenekler genişlemektedir. Bu ilerlemeler, HIV ile ilgili küresel halk sağlığı hedeflerine ulaşılmasında önemli bir katkı sunmaktadır.

Sonuç olarak, HIV bulaşmasını önleyici ilaç yaklaşımları bireysel sağlığın korunmasının yanı sıra toplumsal düzeyde enfeksiyon insidansının azaltılması açısından da değer taşımaktadır. Temas öncesi profilaksi olarak PrEP, düzenli ve planlı bir koruma stratejisi sunarken; temas sonrası profilaksi olarak PEP, acil müdahale gerektiren durumlarda koruyucu bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Her iki yaklaşımda da bilimsel kılavuzlara uygun endikasyon belirleme, uygun rejim seçimi, düzenli klinik izlem ve kapsamlı danışmanlık süreçleri birlikte yürütülmektedir. Hepatit B ve C açısından değerlendirme, ilaç etkileşimlerinin gözden geçirilmesi, yan etkilerin izlenmesi ve özel popülasyonlarda ek dikkat gösterilmesi, uygulamaların güvenliğini ve etkinliğini destekleyen unsurlar arasındadır. Söz konusu koruyucu yaklaşımlar, çok bileşenli bir HIV önleme stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak enfeksiyon hastalıkları hizmetlerinin merkezinde yer almaktadır.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment