Ağız ve Diş Sağlığı

Lateral Kaydırma Flebi

Lateral kaydırma flebi, komşu sağlıklı dişetinin kaydırılmasıyla çekilmenin onarıldığı bir cerrahi tekniktir. Koru Hastanesi olarak uygun vakalarda lateral flep operasyonuyla yaklaşım sunuyoruz.

Lateral kaydırma flebi, periodontoloji ve diş eti cerrahisi alanında sıklıkla başvurulan plastik periodontal yaklaşımlardan birisidir. Bu yöntem, dişeti çekilmesine bağlı olarak ortaya çıkan kök yüzeyi açıklıklarının örtülmesinde, yumuşak dokunun komşu bölgeden alınarak ihtiyaç duyulan alana doğru kaydırılması esasına dayanır. Söz konusu cerrahi yaklaşım, özellikle tek diş düzeyindeki lokalize dişeti çekilmelerinde, çevre dokunun yeterli kalınlık ve genişliğe sahip olması durumunda öne çıkmaktadır. Klinik pratikte uygulanan bu yöntemin tarihsel kökleri yirminci yüzyılın ortalarına dayanmakta olup, geçen yıllar içinde mikrocerrahi ilkelerle birlikte gelişmiştir.

Dişeti çekilmesi, dişin kron kısmını çevreleyen yumuşak dokunun mine-sement birleşim noktasının apikaline doğru yer değiştirmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Bu durum estetik kaygıların yanı sıra dentin hassasiyeti, kök çürüğü riskinin artması ve plak birikiminin kolaylaşması gibi fonksiyonel sorunlara da zemin hazırlamaktadır. Lateral kaydırma flebi, söz konusu çekilmeyi örtmek amacıyla geliştirilen pediküllü greft yöntemleri arasında yer almaktadır. Yöntemin temel avantajı, dokunun kendi kan dolaşımını koruyarak yeni bölgeye taşınmasıdır. Beslenmesi devam eden flebin canlılığını sürdürmesi, başarı oranlarına önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.

Bu cerrahi yaklaşımın uygulanabilmesi için belirli anatomik koşulların sağlanması gerekmektedir. Verici sahanın, yani komşu dişin çevresindeki dişetinin yeterli kalınlığa, genişliğe ve keratinize doku miktarına sahip olması beklenmektedir. Ayrıca verici bölgenin kemik desteği sağlam olmalı, herhangi bir periodontal enfeksiyon ya da çekilme bulgusu taşımamalıdır. Alıcı saha olarak adlandırılan ve örtülmesi planlanan kök yüzeyinin de uygun morfolojide olması, yani aşırı derin veya geniş çekilme sergilememesi gerekmektedir. Hastanın genel sağlık durumu, sigara kullanımı ve ağız hijyeni alışkanlıkları da değerlendirme sürecinde göz önünde bulundurulmaktadır.

Endikasyonlar açısından değerlendirildiğinde, lateral kaydırma flebi en çok Miller sınıflaması kapsamında Sınıf I ve Sınıf II olarak tanımlanan dişeti çekilmelerinde tercih edilmektedir. Bu sınıflar, çekilmenin mukogingival sınırı geçmediği ya da geçtiği ancak interdental kemik kaybının bulunmadığı durumları kapsamaktadır. Tek dişte sınırlı kalan, izole çekilmelerde söz konusu yöntem oldukça uygun bir seçenek oluşturmaktadır. Birden fazla komşu dişte aynı anda görülen yaygın çekilmelerde ise farklı tekniklerin daha avantajlı olabileceği bilinmektedir. Hekim, klinik muayene ve radyografik incelemenin ardından en uygun yöntemi planlama aşamasında belirlemektedir.

Cerrahi işlem öncesinde detaylı bir hazırlık dönemi öngörülmektedir. Hastaya öncelikle profesyonel diş eti temizliği uygulanarak plak ve diş taşı birikimleri uzaklaştırılmaktadır. Ağız hijyeni eğitimi verilmekte, fırçalama tekniği gözden geçirilmektedir. Aşırı kuvvetli yatay fırçalama, sert kıllı fırça kullanımı ya da uygunsuz diş ipi kullanımı gibi mekanik travmaya yol açan alışkanlıkların düzeltilmesine önem verilmektedir. Hastanın sistemik durumu değerlendirilmekte, kontrolsüz diyabet, kanama bozuklukları veya immünsüpresif tedaviler gibi cerrahi başarıyı etkileyebilecek faktörler gözden geçirilmektedir. Sigara kullanımının iyileşmeye olumsuz etkisi nedeniyle hastalara cerrahi öncesi ve sonrası dönemde tütün ürünlerinden uzak durmaları önerilmektedir.

Operasyon genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilmektedir. İşleme verici saha ile alıcı sahanın titizlikle uyuşturulmasıyla başlanmaktadır. Alıcı sahada çekilme bölgesinin etrafında ince çizgisel insizyonlar yapılarak kök yüzeyi açığa çıkarılmakta ve epitelyumdan arındırılmaktadır. Kök yüzeyinin pürüzsüzleştirilmesi, sement tabakasındaki kontamine alanların uzaklaştırılması ve gerektiğinde kök yüzeyinin kondisyonlanması işlemleri sıralı biçimde uygulanmaktadır. Bu basamak, fleb ile kök yüzeyi arasında biyolojik tutunmanın güçlenmesine katkıda bulunmaktadır. İşlemde kullanılan mikrocerrahi aletler, dokuya verilen travmayı en aza indirmektedir.

Verici sahada ise komşu dişin dişetinden başlayarak alıcı sahaya doğru uzanan, yarım kalınlıkta ya da tam kalınlıkta bir fleb hazırlanmaktadır. Flebin genişliği, kapatılması planlanan kök yüzeyinin yaklaşık bir buçuk ila iki katı olacak şekilde tasarlanmaktadır. Bu ölçü, dokunun gerilime uğramadan alıcı sahaya kaydırılabilmesi açısından önemlidir. Vertikal serbestleştirici insizyonlar yardımıyla fleb mobilize edilmekte, periost altından gerekli serbestleme yapılmaktadır. Hazırlanan fleb, kendi kan damarlarını koruyarak yatay düzlemde kök yüzeyini örtecek konuma getirilmektedir. Söz konusu kaydırma hareketi yöntemin adını da buradan almaktadır.

Flebin yeni konumunda sabitlenmesi için ince emilebilir veya emilemeyen dikiş materyalleri kullanılmaktadır. Dikiş tekniği, fleb kenarlarının kök yüzeyine sıkıca temas etmesini ve hareket etmemesini sağlayacak biçimde planlanmaktadır. Askı dikişler, kesintili dikişler ve gerektiğinde matris dikişleri operasyonun gereksinimlerine göre seçilmektedir. Verici sahada açıkta kalan periost bölgesi, ikincil iyileşme ile granülasyon dokusu üzerinden epitelizasyona bırakılmaktadır. Bu alanın iyileşmesi genellikle iki ila üç hafta içinde gerçekleşmektedir. Bazı durumlarda verici sahanın korunması amacıyla periodontal pat uygulanması yoluna gidilmektedir.

Operasyon sonrası dönemde dokunun hassasiyetle korunması gerekmektedir. İşlem yapılan bölgeye fırçalama yapılmaması, ilk on dört gün boyunca mekanik temizliğin antiseptik gargaralarla sağlanması önerilmektedir. Klorheksidin glukonat içeren ağız çalkalama solüsyonları, plak birikimini azaltarak iyileşmeye katkı sağlamaktadır. Soğuk gıdaların tüketilmesi, sıcak ve baharatlı yiyeceklerden kaçınılması, ilk günlerde sert besinlerin sınırlandırılması süreci kolaylaştırmaktadır. Operasyon bölgesine yönelik fiziksel travma riski taşıyan davranışlardan, örneğin dilin ya da parmağın bölgeye sürekli dokundurulmasından uzak durulması istenmektedir. Ödem ve hafif kanama gibi beklenen yan etkiler, soğuk uygulama ve baş yüksekliğinin korunmasıyla yönetilmektedir.

İyileşme süreci biyolojik açıdan birkaç evreden oluşmaktadır. İlk haftada fleb ile kök yüzeyi arasında fibrin pıhtısı üzerinden başlangıç tutunması gerçekleşmektedir. İkinci haftadan itibaren bağ dokusu liflerinin organize olduğu, damarlanmanın arttığı bir evreye geçilmektedir. Üçüncü ve dördüncü haftalarda epitelyal olgunlaşma belirginleşmekte, doku rengi çevre dişeti ile uyumlu hale gelmektedir. Tam olgunlaşmanın altı ay ile bir yıl arasında bir süreçte tamamlandığı bilinmektedir. Bu nedenle estetik sonuçların değerlendirilmesi açısından erken dönemde aceleci kararlardan kaçınılması önerilmektedir. Kontrol randevuları belirli aralıklarla planlanmakta, hekim doku iyileşmesini sistematik biçimde takip etmektedir.

Lateral kaydırma flebinin başarı oranları, doğru endikasyon ve uygun teknik koşullarında oldukça yüksek bildirilmektedir. Yapılan klinik çalışmalarda kök yüzeyi örtülmesi açısından yüzde altmış beş ile yüzde seksen beş aralığında başarı bildirildiği görülmektedir. Tam örtülme oranlarının ise hasta seçimi, çekilmenin sınıflaması ve operatör deneyimi gibi parametrelere bağlı olarak değişkenlik gösterdiği saptanmıştır. Yöntemin avantajları arasında tek cerrahi alandan greft elde edilmesi, dokunun kendi kan dolaşımını koruması, renk ve doku uyumunun yüksek olması yer almaktadır. Dezavantajları arasında ise verici sahada çekilme riski ve tekniğin operatör deneyimine bağlı olması sayılmaktadır.

Verici sahada oluşabilecek rezidüel çekilme, yöntemin en sık tartışılan komplikasyonlarındandır. Bu komplikasyonun azaltılması amacıyla son yıllarda modifiye teknikler geliştirilmiştir. Çift papil kaydırma tekniği, yarım kalınlıkta fleb tasarımı ve mikrocerrahi prensiplerin uygulanması verici sahadaki olası kayıpları sınırlandırmaktadır. Bunun yanı sıra koronale pozisyonlanan fleb, serbest dişeti grefti ve subepitelyal bağ dokusu grefti gibi alternatif yöntemlerle karşılaştırmalı çalışmalar literatürde geniş yer tutmaktadır. Klinik karar verme sürecinde hastanın anatomik koşulları, beklentileri ve estetik talepleri belirleyici rol oynamaktadır.

Estetik sonuçlar açısından lateral kaydırma flebinin sağladığı en önemli avantaj, kullanılan dokunun komşu bölgeden gelmesi nedeniyle renk uyumunun yüksek olmasıdır. Damaktan alınan greftlerde zaman zaman gözlenen renk farklılığı, bu yöntemde genellikle minimal düzeyde kalmaktadır. Ayrıca dokunun keratinize yapıda olması, uzun dönem stabilitesini desteklemektedir. Estetik bölgede özellikle üst çene ön diş bölgesindeki tek diş çekilmelerinde bu yöntemin tercih edilebilirliği artmaktadır. Bununla birlikte gülüş çizgisi yüksek olan hastalarda planlama daha titiz biçimde gerçekleştirilmektedir. Ön cerrahi simülasyonlar ve dijital fotoğraflama, hasta ile hekim arasındaki iletişimi güçlendirmektedir.

Uzun dönem takibinde elde edilen sonuçların korunabilmesi, hastanın işlem sonrası ağız hijyeni alışkanlıklarına büyük ölçüde bağlıdır. Yumuşak kıllı fırça ile uygun teknikte fırçalama, ara yüz temizliğinin düzenli yapılması, periyodik diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması elde edilen kazanımların sürdürülmesine katkı sağlamaktadır. Travmatik oklüzal kuvvetlerin değerlendirilmesi, gerektiğinde okluzal düzenlemelerin yapılması da önem taşımaktadır. Bruksizm gibi parafonksiyonel alışkanlıkların yönetimi, dişeti dokusu üzerindeki dolaylı yükü azaltmaktadır. Hasta motivasyonu ve farkındalığı, periodontal sağlığın uzun yıllar boyunca korunmasında belirleyici unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Sonuç olarak lateral kaydırma flebi, doğru hastada doğru endikasyonla uygulandığında öngörülebilir sonuçlar sunan, biyolojik temelleri güçlü bir plastik periodontal cerrahi yöntemdir. Uygulanma süreci ayrıntılı planlama, deneyimli ekip ve titiz bir cerrahi uygulama gerektirmektedir. Hastaya sağlanacak fayda yalnızca estetik görünüm ile sınırlı kalmamakta, fonksiyonel ve biyolojik kazanımlar da beraberinde gelmektedir. Söz konusu cerrahi yaklaşım, modern periodontolojinin temel uygulamaları arasında yer almaya devam etmekte ve gelişen mikrocerrahi tekniklerle birlikte daha öngörülebilir sonuçlar üretmektedir. Hastaların kendileri için uygun seçeneklerin belirlenmesi amacıyla periodontoloji uzmanlarınca değerlendirilmesi önerilmektedir.

Ağız ve Diş Sağlığı Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment