Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

Malignant Melanoma Surgery and Sentinel Lymph Node Biopsy

What are malignant melanoma surgery and sentinel lymph node biopsy and how are they performed? Information about lymph node assessment in skin cancer diagnosis.

Malign melanom, melanositlerden köken alan ve kutanöz malignitelerin en agresif seyirli formunu oluşturan bir tümördür. Cerrahi tedavi, hastalığın erken evrelerinde küratif potansiyele sahip tek yöntem olarak öne çıkar ve doğru cerrahi güvenlik marjı ile birlikte uygulanan sentinel lenf nodu biyopsisi, hem lokal kontrol hem de doğru evreleme açısından belirleyici rol oynar. Koru Hastanesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekibi, malign melanom cerrahisinde çağdaş kılavuzları (NCCN, ESMO, AJCC 8. edisyon) temel alan multidisipliner bir yaklaşım benimser; dermatopatoloji, medikal onkoloji, nükleer tıp ve radyoloji ile eş zamanlı işleyen bir karar mekanizması içinde geniş eksizyon planlaması, sentinel lenf nodu haritalaması, defekt onarımı ve adjuvan tedavi kararlarını bütüncül bir çerçevede yürütür. Bu yaklaşımda amaç yalnızca tümörün çıkarılması değil, aynı zamanda hastanın estetik ve fonksiyonel yaşam kalitesinin korunması, doğru evrelemenin sağlanması ve sistemik tedavi seçeneklerinin en uygun zamanda devreye alınmasıdır. Aşağıdaki bölümlerde malign melanom cerrahisinin cerrahi sınırdan sentinel lenf nodu biyopsisine, defekt onarımından adjuvan immünoterapiye kadar temel klinik boyutları ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

Malign Melanom Cerrahisinde Geniş Eksizyon Sınırı Neye Göre Belirlenir?

Malign melanomda geniş eksizyon sınırı, tümörün Breslow kalınlığına, anatomik yerleşimine, histopatolojik alt tipine ve ülserasyon durumuna göre belirlenir. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Kapsamlı Kanser Ağı (NCCN) kılavuzları ile Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği (ESMO) önerileri, melanom in situ için 0,5-1 cm; Breslow kalınlığı 1 mm altında olan invaziv melanomlarda 1 cm; 1,01-2 mm arasındaki lezyonlarda 1-2 cm; 2 mm üzerindeki lezyonlarda ise 2 cm cerrahi güvenlik marjını standart olarak önermektedir. Bu marjlar tümör yatağının çevresindeki subklinik mikroskobik yayılımın kapsanması, lokal nüks oranlarının minimize edilmesi ve gereksiz doku kaybının önlenmesi amacıyla dikkatli bir dengede belirlenmiştir.

Geniş eksizyon sınırının belirlenmesinde tarihsel süreçte köklü bir değişim yaşanmıştır. Handley'in 1907 yılında önerdiği ve on yıllar boyunca standart kabul edilen 5 cm marj, WHO Melanoma Group Trial-1, Intergroup Melanoma Surgical Trial, Swedish Melanoma Study Group ve İngiliz Melanoma Study Group gibi randomize kontrollü çalışmalarla sorgulanmış ve daha dar marjların lokal nüks veya sağkalım açısından geniş marjlara üstünlük göstermediği ortaya konmuştur. Günümüzde cerrah, tümörün klinik olarak görülebilen sınırından itibaren radial olarak ölçülen bir güvenlik marjıyla, derinlik yönünde ise deri altı yağ dokusunu tam kat içerecek şekilde fasyaya kadar bir eksizyon planlar. Fasya rutin olarak çıkarılmaz; ancak tümör tabana yakın ise fasya dahil edilerek tabanın negatif tutulması hedeflenir.

Cerrahi sınır kararında Breslow kalınlığı temel parametre olmakla birlikte, ülserasyon, mitotik oran, regresyon, satellitozis, mikroskobik satellit odaklar, lenfovasküler invazyon ve nörotropizm gibi histopatolojik değişkenler de göz önünde bulundurulur. Özellikle nörotropik desmoplastik melanomlarda perinöral yayılım riski nedeniyle marjın bir miktar genişletilmesi ve intraoperatif sınır değerlendirmesinin yapılması gerekebilir. Cerrahi öncesi eksizyonel biyopsi ile tam kalınlık tanısı konması esastır; punch veya insizyonel biyopsiler yalnızca yüz, el, ayak tabanı, subungual bölge gibi büyük lezyonlar veya kozmetik açıdan hassas alanlar için ayrılmalıdır.

Breslow Kalınlığı Cerrahi Güvenlik Marjını Nasıl Etkiler?

Breslow kalınlığı, 1970 yılında patolog Alexander Breslow tarafından tanımlanan, tümörün stratum granulozumun tepesinden itibaren en derin invazif melanositik hücreye kadar olan mesafeyi milimetre cinsinden belirten histopatolojik ölçümdür. AJCC 8. edisyon TNM sınıflamasında T evresinin temel belirleyicisidir ve prognostik değeri diğer tüm parametrelerin üzerindedir. T1 lezyonlar 1 mm ve altı, T2 lezyonlar 1,01-2 mm, T3 lezyonlar 2,01-4 mm, T4 lezyonlar ise 4 mm üzeri kalınlıktaki tümörleri kapsar; her T evresi ayrıca ülserasyon varlığına göre a ve b alt kategorilerine ayrılır.

Cerrahi güvenlik marjı Breslow kalınlığıyla doğrudan orantılıdır. WHO Melanoma Group Trial-1 çalışmasında 2 mm altı melanomlarda 1 cm marj ile 3 cm marj arasında lokal nüks veya sağkalım farkı gösterilmemiştir. Intergroup Melanoma Surgical Trial'da 1-4 mm arası lezyonlarda 2 cm marjın 4 cm marja üstünlüğü olmadığı doğrulanmıştır. Swedish Melanoma Study Group ve İngiliz Melanoma Study Group çalışmaları da 2 mm üzeri melanomlarda 2 cm marjın yeterli olduğunu desteklemiştir. Bu kanıtlar ışığında Breslow kalınlığı arttıkça marjı 2 cm ile sınırlandırma pratiği genel kabul görmüştür; 3 cm veya üzeri marjların ek fayda sağlamadığı, ancak morbiditeyi artırdığı gösterilmiştir.

Breslow kalınlığı yalnızca cerrahi marjı değil, sentinel lenf nodu biyopsisi endikasyonunu, sistemik evrelemenin gerekliliğini ve adjuvan tedavi kararlarını da belirler. 0,8 mm ve üzeri melanomlarda ya da 0,8 mm altı olmakla birlikte ülserasyon içeren melanomlarda sentinel lenf nodu biyopsisi düşünülür. Breslow kalınlığı 4 mm üzeri T4 tümörlerde beş yıllık sağkalım oranı ülserasyon ve nod pozitifliğine göre yüzde 45-70 aralığında değişir ve bu grupta cerrahi başarı ancak sistemik tedavi ile birleştirildiğinde anlamlı prognostik kazanç sağlar. Cerrah, Breslow raporunu üç haneli bir hassasiyetle okumalı ve marj kararını buna göre planlamalıdır.

Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi Hangi Evredeki Melanom Hastalarına Uygulanır?

Sentinel lenf nodu biyopsisi, klinik olarak negatif bölgesel lenf nodu bulunan malign melanom hastalarında bölgesel evrelemenin en doğru şekilde belirlenmesi amacıyla uygulanan altın standart yöntemdir. NCCN ve ESMO kılavuzları, Breslow kalınlığı 0,8 mm ve üzeri olan tüm melanomlarda ve 0,8 mm altında olmakla birlikte ülserasyon, yüksek mitotik oran, lenfovasküler invazyon veya genç yaş gibi yüksek riskli özellikler taşıyan T1b lezyonlarda sentinel lenf nodu biyopsisi önermektedir. Bu endikasyon, klinik olarak N0 evre olan hastalarda tümör hücrelerinin bölgesel lenf nodlarına mikroskobik yayılımını ortaya koymak için kritik önem taşır.

İşlemin klinik değeri Multicenter Selective Lymphadenectomy Trial-I (MSLT-I) çalışması ile ortaya konmuştur. Donald Morton ve arkadaşları tarafından yürütülen bu çalışmada 1327 hasta rastgele olarak geniş eksizyon ve sentinel lenf nodu biyopsisi ya da yalnızca geniş eksizyon ve gözlem koluna ayrılmış; ara Breslow kalınlığındaki (1,2-3,5 mm) melanom hastalarında sentinel lenf nodu biyopsisi kolunun on yıllık hastalıksız sağkalım açısından belirgin üstünlük sağladığı gösterilmiştir. Nod pozitif hastalarda sentinel lenf nodu biyopsisinin melanom spesifik sağkalımı iyileştirdiği ortaya konmuştur.

Sentinel lenf nodu biyopsisi öncesi PET-BT veya beyin MR gibi ileri görüntüleme yalnızca T3b, T4 ve klinik olarak lenf nodu şüphesi bulunan hastalarda önerilir. 1 mm altı ince melanomlarda rutin sentinel lenf nodu biyopsisi tartışmalıdır; ancak T1b evre lezyonlarda pozitiflik oranı yüzde 5-10 civarında olduğundan kılavuzlarda düşünülebilir bir seçenek olarak yer almaktadır. Klinik olarak palpabl lenf nodu bulunan hastalarda ise sentinel biyopsi yerine ince iğne aspirasyon biyopsisi ve gerektiğinde tam lenf nodu diseksiyonu tercih edilir. Hasta seçiminde çok merkezli değerlendirme, ko-morbiditeler ve hasta tercihi gibi faktörler bireysel olarak dengelenir.

Sentinel Lenf Nodu Ameliyat Öncesi Lenfosintigrafi ile Nasıl Haritalanır?

Sentinel lenf nodunun ameliyat öncesi doğru şekilde haritalanması için nükleer tıp bölümünde lenfosintigrafi işlemi gerçekleştirilir. Ameliyattan bir gün önce ya da aynı gün, tümör yatağının etrafına intradermal yolla teknesyum-99m ile işaretlenmiş radyokolloid (99mTc-nanokolloid veya 99mTc-sülfür kolloid) enjekte edilir. Kullanılan partikül boyutu 5-100 nanometre arasında değişir; küçük partiküller hızlı drenaj sağlarken büyük partiküller sentinel nodda daha uzun süre tutulur. Enjeksiyon sonrası 30-60 dakika içinde dinamik ve statik sintigrafik görüntüler alınarak lenfatik drenaj yolu ve ilk drene olan lenf nodu (sentinel nod) belirlenir.

Lenfosintigrafi, özellikle gövde ve baş-boyun bölgesindeki melanomlarda beklenmedik lenfatik drenaj yollarının saptanması açısından paha biçilmez bilgi sağlar. Sırt bölgesindeki bir lezyon çift taraflı aksiller drenaja veya inguinal bölgeye eş zamanlı drene olabilir; baş-boyun melanomlarında ise parotis, jugular, oksipital veya kontralateral servikal zincirlere drenaj gözlenebilir. Bu nedenle klasik anatomik beklentiye güvenmek yerine lenfosintigrafik haritanın rehberliğinde ilerlemek esastır. SPECT-BT (single photon emission computed tomography) füzyon görüntüleme, sentinel nodun üç boyutlu anatomik ilişkisini net olarak ortaya koyarak cerraha ameliyat planlamasında yol gösterir.

Ameliyat gününde intraoperatif gamma prob kullanılarak sentinel nod tam olarak lokalize edilir. Cilt üzerine yapılan işaretleme, cerrahın küçük bir insizyon ile doğrudan hedef noda ulaşmasını sağlar. Sentinel nod, bölgeye enjekte edilen radyoaktivitenin en yüksek düzeyde biriktiği ilk lenf nodudur ve arka plan aktivitesinin en az on katı sayım veren tüm nodlar sentinel olarak kabul edilerek çıkarılır. Bu yaklaşım tek başına sentinel nod tanımına güvenmenin ötesinde, ek olarak sekonder drenaj alan nodların da atlanmamasını sağlar.

Mavi Boya ve Radyoaktif İşaretleyici Yöntemi Aynı Anda Neden Kullanılır?

Sentinel lenf nodunun intraoperatif olarak güvenli şekilde saptanması için mavi boya (izosülfan mavisi, patent mavisi veya metilen mavisi) ile radyoaktif işaretleyicinin (99mTc-nanokolloid) kombine kullanımı, yalnızca birini kullanmaya kıyasla saptama oranını yüzde 96'nın üzerine çıkarır. Morton ve arkadaşlarının başlangıçta kutanöz melanom için tanımladığı ve Cabanas'ın penil kanserde detaylandırdığı bu teknik, tek başına mavi boya kullanımında saptama oranı yüzde 82-87 arasında iken; tek başına radyoaktif işaretleyici ile yüzde 90-94, iki yöntemin kombinasyonuyla ise yüzde 96-99 gibi oldukça yüksek bir başarıya ulaşır.

Mavi boya, ameliyat sırasında tümör yatağının etrafına yaklaşık 1-2 mililitre dozunda intradermal enjekte edilir ve 5-15 dakika içinde lenfatik damarlar aracılığıyla sentinel noda ulaşarak onu görsel olarak mavi renkte boyar. Bu görsel işaretleme, cerraha ince lenfatik kanalların takibinde ve nodun net şekilde tanımlanmasında ek güvence sağlar. Ancak izosülfan mavisi nadir de olsa (yüzde 0,5-2 oranında) anafilaktoid reaksiyona neden olabildiğinden, ameliyat ekibi bu duruma karşı hazırlıklı olmalıdır. Metilen mavisi daha ucuz ve daha az alerjenik olmakla birlikte cilt nekrozu riski taşır ve enjeksiyon dozu dikkatle titre edilmelidir.

Radyoaktif işaretleyici ile birlikte kullanılan gamma prob, mavi boyanın görsel olarak yeterli olmadığı derin nodlarda kesin lokalizasyon sağlar. Son yıllarda flöresan görüntüleme teknolojisi de bu kombinasyonun bir alternatifi olarak gelişmiştir. İndosiyanin yeşili (ICG), yakın kızılötesi ışık altında flöresans veren bir boya olup lenfatik drenajı gerçek zamanlı olarak izleme olanağı sunar. Özellikle obez hastalarda ve baş-boyun melanomlarında ICG'nin gamma prob ile birlikte kullanımı umut vaat eden sonuçlar ortaya koymuştur. Bununla birlikte altın standart, halen mavi boya ile radyoaktif işaretleyicinin çift yönlü kombinasyonudur ve merkezimizde bu yaklaşım rutin olarak uygulanır.

Sentinel Nod Pozitif Çıkarsa Tam Lenf Nodu Diseksiyonu Şart mıdır?

Sentinel lenf nodunda mikroskobik tümör yayılımının saptanması, geçmişte otomatik olarak tam lenf nodu diseksiyonu (completion lymph node dissection) endikasyonu oluştururdu. Ancak Multicenter Selective Lymphadenectomy Trial-II (MSLT-II) ve Alman Dermatolojik Onkoloji Ağı Kooperatif Grubu tarafından yürütülen DeCOG-SLT çalışmalarının sonuçları bu yaklaşımı köklü biçimde değiştirmiştir. MSLT-II çalışmasına 1934 sentinel nod pozitif hasta dahil edilmiş; hastalar tam lenf nodu diseksiyonu ya da yakın gözlem (ultrasonografik takip) koluna randomize edilmiştir. Üç yıllık takip sonuçları, melanom spesifik sağkalımın iki kol arasında farksız olduğunu ortaya koymuştur.

Bu bulgular ışığında güncel NCCN ve ESMO kılavuzları, düşük tümör yüküne sahip sentinel nod pozitif hastalarda (yüzde 80 civarı), tam lenf nodu diseksiyonu yerine yakın ultrasonografik takibi önermektedir. Ancak yüksek tümör yükü (nod başına 1 mm üzeri metastatik depozit), çoklu nod tutulumu, ekstrakapsüler yayılım veya klinik olarak palpabl hale gelme durumunda tam lenf nodu diseksiyonu halen tercih edilebilecek bir seçenek olarak durmaktadır. Karar, tümör yükü, hastanın komorbiditeleri, adjuvan tedavi planı ve hasta tercihine göre bireyselleştirilir.

Tam lenf nodu diseksiyonu, aksiller bölgede seviye I-III lenf nodlarının, inguinal bölgede yüzeyel ve derin inguinal (ilyoinguinal) nodların, servikal bölgede ise seviye I-V modifiye radikal boyun diseksiyonu formunda gerçekleştirilir. İşlem lenfödem, seroma, yara enfeksiyonu, nöropati ve kronik ağrı gibi belirgin morbiditelere neden olabilir; aksiller diseksiyonda lenfödem riski yüzde 5-10, inguinal diseksiyonda ise yüzde 20-30 civarında bildirilmiştir. Bu nedenle MSLT-II sonrası bu ameliyatın endikasyonu daha seçici hale gelmiş ve karar süreci onkoloji konseyinde multidisipliner olarak değerlendirilir hale gelmiştir.

Yüz ve El Gibi Kritik Bölgelerdeki Melanomda Cerrahi Sınır Nasıl Uyarlanır?

Yüz, el, ayak tabanı ve genital bölge gibi kozmetik ve fonksiyonel açıdan kritik alanlardaki melanomlarda standart cerrahi güvenlik marjı bazen anatomik olarak uygulanamayabilir. Örneğin göz kapağı, burun kanadı, dudak vermilion sınırı, kulak heliksi ya da parmak ucu gibi bölgelerde 1-2 cm marjın alınması, doğrudan fonksiyon veya estetik açıdan yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Bu tür durumlarda Mohs mikrografik cerrahisi veya kalıcı kesit haritalı geniş eksizyon (staged excision, spaghetti tekniği, slow Mohs) gibi doku koruyucu yaklaşımlar tercih edilir.

Mohs mikrografik cerrahisi, tümörün en dar marjla eksize edildikten sonra periferik ve derin sınırlarının donmuş kesit ile aynı seans içinde değerlendirilmesine dayanan bir tekniktir. Malign melanomda intraoperatif donmuş kesitte melanositik atipiyi değerlendirmek zor olduğundan, Mohs tekniği melanoma spesifik olarak MART-1 (Melan-A) immünohistokimyasal boyama ile birlikte uygulanır. Alternatif olarak staged excision yönteminde ilk seansta 5-6 mm marjla eksizyon yapılır, kalıcı parafin kesitlerle sınır değerlendirilir ve gerekiyorsa ikinci seansta ek eksizyon uygulanır; onarım ise sınırın negatif olduğu doğrulandıktan sonra planlanır.

El ve ayak parmaklarındaki subungual melanomlarda distal falanks düzeyinde amputasyon standart yaklaşım olmakla birlikte, günümüzde parmak koruyucu cerrahi (fonksiyonel ampütasyon veya interfalangeal eklem düzeyinde amputasyon) doku kaybını sınırlamak için tercih edilebilir. Ayak tabanı melanomlarında ise geniş eksizyon sonrası oluşan ağırlık taşıma alanının onarımı özellik gerektirir ve tam kalınlık deri grefti yerine plantar duyuyu koruyan medial plantar arter flebi gibi seçenekler değerlendirilir. Bu bölgelerde cerrahi planlama, geniş eksizyonun onkolojik zorunluluğu ile doku korunmasının fonksiyonel gereksinimi arasında dikkatli bir denge kurmayı gerektirir.

Geniş Eksizyon Sonrası Oluşan Defekt Greft mi Yoksa Flep ile mi Onarılır?

Malign melanom geniş eksizyonu sonrası oluşan defektin onarımı, defektin boyutu, lokalizasyonu, çevre dokuların özellikleri, hastanın genel durumu ve adjuvan tedavi planına göre bireyselleştirilir. Rekonstrüktif merdivenin (reconstructive ladder) basamakları primer kapama, sekonder iyileşme, deri grefti, lokal flep, bölgesel flep, uzak flep ve serbest doku transferi şeklinde sıralanır. Cerrah, minimum morbidite ile maksimum estetik ve fonksiyonel sonucu sağlayacak seçeneği tercih eder.

Primer kapama, gövde ve ekstremitelerde küçük ve orta boyutlu defektlerde tercih edilir; ancak dokunun aşırı gerilmesi yara açılması ve nüks riskini artırdığından uygun laksite değerlendirmesi şarttır. Kısmi veya tam kalınlık deri grefti, geniş defektlerde ve rekonstrüksiyon bekleyen bölgelerde onarımı gecikli yapmak isteyen cerrahlar için pratik bir çözümdür; ancak greft altında lokal nüksün fark edilmesi kolay olduğundan yüksek riskli bölgelerde tercih edilebilir. Kısmi kalınlık deri grefti, gövde ve ekstremitelerdeki fasyal düzeydeki defektlerde uygulanabilir; renk ve doku uyumu tam kalınlık greftte daha üstündür.

Lokal ve bölgesel flepler, yüz, boyun, el ve ayak gibi estetik ile fonksiyonel açıdan hassas bölgelerde tercih edilir. Bilobed flep, rombik flep, rotasyon flebi, ilerletme flebi ve kesici alın flebi gibi seçenekler yüz bölgesindeki defektlerin onarımında sıklıkla kullanılır. Skalp defektlerinde perikranyum üzerine deri grefti ya da rotasyonel flepler tercih edilebilir. Büyük veya kompleks defektlerde ise serbest doku transferi (anterolateral uyluk flebi, latissimus dorsi flebi, radial ön kol flebi) gündeme gelir. Rekonstrüksiyon zamanlaması da önemli bir karardır; sınır negatifliği kesinleşmeden kalıcı onarım yapmak nüks tespitini geciktirebilir, bu nedenle şüpheli olgularda geçici greft veya vakum yardımlı kapama sonrasında kalıcı onarıma geçilebilir.

Ülsere ve Kalın Melanomlarda Sentinel Biyopsinin Prognostik Değeri Nedir?

Ülserasyon ve kalın Breslow ölçümü, malign melanomun en güçlü olumsuz prognostik göstergelerindendir ve AJCC 8. edisyon evrelemesinde her T evresi içinde ülserasyon varlığı b alt kategorisi olarak kodlanır. Ülsere melanomlarda sentinel lenf nodu pozitiflik oranı ülsere olmayanlara göre yaklaşık iki katına ulaşır; T4b (4 mm üzeri ülsere) melanomlarda sentinel nod pozitifliği yüzde 30-40 aralığında bildirilmektedir. Bu grup hastalarda sentinel lenf nodu biyopsisi hem doğru evreleme hem de adjuvan sistemik tedavi kararı için kritik önem taşır.

Kalın melanomlarda (T4, Breslow 4 mm üzeri) sentinel biyopsinin yararı geçmişte tartışmalı görülmekle birlikte, MSLT-I çalışmasının uzun dönem verileri ve sonraki çok merkezli seriler kalın melanomlarda dahi sentinel biyopsinin prognostik değer taşıdığını ve nod pozitif hastalarda adjuvan tedaviye erken başlanmasına olanak sağladığını göstermiştir. Kalın melanomlarda sentinel nod negatif olsa bile beş yıllık genel sağkalım oranı yüzde 60-70 civarındadır; nod pozitif olduğunda bu oran yüzde 30-50 aralığına düşer. Ülserasyon ile birlikte nod pozitifliği ise sağkalımı belirgin şekilde olumsuz etkiler.

Ülserasyonun histopatolojik değerlendirmesi standart hematoksilen-eozin boyaması ile yapılır; tam kat epidermal kayıp, fibrin depozisyonu ve reaktif değişiklikler ülserasyon tanısı için gereklidir. Mitotik oranın milimetrekare başına 1'in üzerinde olması, lenfovasküler invazyon, mikrosatellit odaklar ve regresyon alanları da olumsuz prognostik göstergelerdir. Bu parametrelerin bütünsel değerlendirmesi, hastaya sunulacak sistemik tedavi önerilerinin ve takip sıklığının belirlenmesinde belirleyici rol oynar. Sentinel biyopsi bu değerlendirmenin tamamlayıcı bir parçası olarak evrelemenin doğruluğunu artırır.

Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi Sonrası Lenfödem Riski Ne Kadardır?

Sentinel lenf nodu biyopsisi tam lenf nodu diseksiyonu ile karşılaştırıldığında belirgin şekilde daha düşük morbidite ile ilişkilidir. Aksiller sentinel biyopsi sonrası lenfödem riski yüzde 2-5 aralığında bildirilirken, inguinal sentinel biyopsi sonrası bu oran yüzde 5-10'a çıkabilir. Tam lenf nodu diseksiyonunda ise aksiller lenfödem yüzde 5-15, inguinal lenfödem yüzde 20-40 gibi belirgin yüksek oranlarda gözlemlenir. Bu farklılık, MSLT-II sonuçları ışığında düşük tümör yükü olan sentinel nod pozitif hastalarda tam diseksiyondan kaçınma pratiğinin güçlü bir gerekçesini oluşturur.

Lenfödem riski hastanın vücut kitle indeksi, geçirilmiş radyoterapi öyküsü, cerrahi tekniğe bağlı doku travması ve postoperatif enfeksiyon varlığına göre değişir. Obez hastalarda ve inguinal bölgede diseksiyon geçiren hastalarda risk artar. Cerrahi sırasında lenfatik kanalların ligate edilerek kontrolü, cilt flebinin uygun kalınlıkta korunması ve postoperatif erken dönemde ekstremite yükseltme, kompresyon çorabı kullanımı ve kompleks dekonjestif fizyoterapi uygulaması lenfödem gelişme riskini azaltır.

Diğer olası komplikasyonlar arasında seroma (yüzde 5-10), yara enfeksiyonu (yüzde 3-5), hematom, geçici duyu değişiklikleri ve nadiren yara açılması yer alır. Aksiller bölgede interkostobrakial sinir hasarı üst kol iç yüzünde uzun dönem hipoestezi veya nöropatik ağrı ile sonuçlanabilir; inguinal bölgede ise femoral kutanöz sinir tutulumu benzer duyu değişikliklerine neden olabilir. Baş-boyun sentinel biyopsisinde spinal aksesuar sinir, marjinal mandibuler sinir ve fasyal sinir dallarına dikkat edilmesi ve nöromonitörizasyon uygulanması esastır. Hasta bilgilendirmesinde tüm bu riskler ayrıntılı olarak paylaşılır ve postoperatif fizyoterapi programı planlanır.

Melanom Cerrahisi Sonrası Nüks ve Uzak Metastaz Takibi Nasıl Planlanır?

Malign melanom cerrahisi sonrası takip protokolü, hastanın evresine, primer tümörün özelliklerine ve nod durumuna göre bireyselleştirilir. AJCC evresi I ve II hastalarda ilk üç yıl her 3-6 ayda bir, sonraki iki yıl her 6-12 ayda bir ve beşinci yıldan sonra yıllık dermatolojik ve klinik muayene önerilir. Evre III ve IV hastalarda ise ilk iki yıl her 3 ayda bir, üçüncü yıl her 3-4 ayda bir, dördüncü ve beşinci yılda her 6 ayda bir muayene ve görüntüleme uygulanır. Bu takip sıklığı NCCN ve ESMO kılavuzları ile uyumludur ve nüks paterninin en yoğun görüldüğü ilk üç yıla odaklanır.

Görüntüleme çalışmaları hasta grubuna göre değişir. Evre IIB ve üzeri hastalarda toraks-abdomen-pelvis bilgisayarlı tomografisi veya tüm vücut PET-BT ile bölgesel lenf nodu ultrasonografisi 6-12 ay aralıklarla yapılır. Beyin MR, evre III ve IV hastalarda başlangıçta ve yıllık olarak veya klinik semptom varlığında istenir. Serum LDH düzeyi metastatik hastalığın öncü göstergesi olabilir ve takipte kullanılan bir laboratuvar parametresidir. S-100 ve MIA gibi tümör belirteçleri seçilmiş vakalarda kullanılabilir ancak duyarlılıkları sınırlıdır.

Nüks patern açısından lokal nüks (skar bölgesinde), satellit ve in-transit metastazlar (primer tümör ile bölgesel lenf nodu arasında), bölgesel lenf nodu nüksü ve uzak organ metastazları ayrı ayrı değerlendirilir. Uzak metastaz alanları sıklığa göre akciğer, karaciğer, beyin, kemik ve gastrointestinal sistemdir. Yeni bir cilt lezyonu, palpabl kitle, kilo kaybı, nörolojik semptomlar veya karın ağrısı gibi bulgular hastaya öğretilir ve düzenli öz muayene önerilir. Multidisipliner tümör konseyi, nüks tespit edildiğinde tedavi kararlarının hızlı ve bütüncül şekilde alınmasını sağlar.

İn-Transit Metastaz Saptandığında Cerrahi Yaklaşım Nasıl Değişir?

İn-transit metastaz, primer melanom lezyonu ile drenaj alan bölgesel lenf nodu arasında, dermal veya subkutan lenfatikler yoluyla yayılan tümör depozitleri olarak tanımlanır. Primer lezyondan 2 cm uzağın ötesinde ancak bölgesel lenf nodlarına ulaşmadan görülen bu odaklar, evre III melanomun N kategorisinde tanımlanır. Cerrahi olarak temizlenebiliyorsa geniş eksizyon ile çıkarma tercih edilen yaklaşımdır; ancak çok sayıda odak veya sık nüksleyen olgularda alternatif tedavi stratejileri gündeme gelir.

İzole ekstremite perfüzyonu (isolated limb perfusion) ve izole ekstremite infüzyonu (isolated limb infusion), ekstremitede yaygın in-transit metastazı olan hastalar için hiperterm koşullarda melfalan veya melfalan-TNF-alfa kombinasyonunu bölgesel olarak uygulama esasına dayanan yöntemlerdir. Yanıt oranları yüzde 60-90 arasında bildirilmekle birlikte, morbidite açısından uzman merkezlerde uygulanması gereken kompleks bir prosedürdür. İntralezyoner talimogen laherparepvec (T-VEC) tedavisi, onkolitik herpes simpleks virüsü içeren bir immünoterapötik olarak in-transit metastazlarda lokal yanıt ve abskopal etkiye yol açabilir.

Sistemik immünoterapinin (PD-1 blokerleri) evre III olgularında etkin şekilde kullanıma girmesiyle birlikte in-transit metastazların bir kısmı sadece sistemik tedavi ile takip edilir hale gelmiştir. Ancak cerrahi olarak temizlenebilecek sınırlı sayıda odak varlığında lokal kontrol, tümör yükü azaltma ve palyasyon amaçlı eksizyon halen tercih edilebilir bir seçenektir. Kararlar tümör konseyinde bireysel olarak alınır ve hastanın performans durumu, lezyonların dağılımı, önceki tedavi yanıtı ile birlikte değerlendirilir.

Adjuvan İmmünoterapi Kararı Cerrahi Patoloji Sonucuna Göre Nasıl Verilir?

Malign melanomda adjuvan sistemik tedavi kararı, cerrahi patoloji sonucunda ortaya çıkan Breslow kalınlığı, ülserasyon, nod tutulumu ve moleküler profile göre bireyselleştirilir. Rezeksiyon sonrası evre IIB, IIC, III ve IV hastalarda adjuvan tedavi önerisi güncel kılavuzlarda yer almaktadır. Programmed death-1 (PD-1) inhibitörleri olan nivolumab ve pembrolizumab, bir yıl süreyle uygulanan adjuvan tedavi rejimi olarak CheckMate-238 ve KEYNOTE-054 çalışmaları ile onaylanmıştır ve reküren-free survival üzerinde belirgin iyileşme sağlamıştır.

BRAF V600 mutasyonu pozitif evre III hastalarda dabrafenib-trametinib kombinasyonu 12 ay süreyle adjuvan tedavi olarak COMBI-AD çalışmasında etkili bulunmuştur. Bu nedenle rezeke edilmiş evre III ve üzeri tüm hastalarda BRAF mutasyon analizi rutin olarak istenir. BRAF V600E veya V600K mutasyonu saptanırsa hasta ile immünoterapi ve hedefli tedavi seçenekleri arasında bireysel karar verilir; her iki yaklaşımın etkinlik ve toksisite profilleri farklıdır. Pembrolizumab evre IIB ve IIC hastalarda da KEYNOTE-716 çalışması ile onay almış olup bu grup hastalarda da adjuvan tedavi düşünülmelidir.

İmmünoterapi ilişkili toksisiteler arasında tirotoksikoz, hipotiroidi, hipofizit, kolit, pnömoni, hepatit, dermatit ve nadir olarak miyokardit, nefrit, nörotoksisite yer alır. Hastanın tedavi öncesi otoimmün hastalık öyküsü, organ fonksiyonları ve endokrin durumu ayrıntılı değerlendirilir. BRAF-MEK inhibitörleri ateş, deri döküntüleri, artralji, göz problemleri ve kardiyak yan etkilerle ilişkilendirilir. Adjuvan tedavi süresince hasta multidisipliner ekipte (medikal onkoloji, dermatoloji, endokrinoloji, kardiyoloji) izlenir ve yan etki yönetimi güncel kılavuzlar doğrultusunda yapılır.

Akral ve Mukozal Melanomlarda Cerrahi Yaklaşım Kutanöz Tipten Nasıl Ayrılır?

Akral lentiginöz melanom, avuç içi, ayak tabanı ve subungual bölgelerde görülen ve Asya, Afrika ile Latin Amerika kökenli hastalarda görece daha yüksek insidansla ortaya çıkan bir melanom alt tipidir. Klinik olarak Hutchinson işareti (proksimal tırnak katlantısında pigmentasyon uzanımı) subungual melanom için önemli bir tanı ipucudur. Cerrahi olarak akral melanomlarda Breslow kalınlığı temel alınarak geniş eksizyon uygulanır; ancak ayak tabanı ve parmak uçlarında doku kaybı hastanın fonksiyonel yaşamını doğrudan etkilediğinden onarım stratejileri özel önem taşır. Subungual melanomda distal falanks amputasyonu geleneksel yaklaşımdır; günümüzde interfalangeal eklem düzeyinde amputasyon veya olası vakalarda parmak koruyucu tekniklerle yeterli onkolojik güvenlik sağlanabilir.

Mukozal melanomlar oral kavite, sinonazal bölge, özefagus, anorektal bölge, vajen, vulva ve konjonktiva gibi mukozal yüzeylerde ortaya çıkar ve kutanöz melanomlara kıyasla daha agresif seyir gösterir. Genetik olarak BRAF mutasyonu nadir görülürken, KIT mutasyonu daha sıktır ve bu durum imatinib gibi tirozin kinaz inhibitörlerinin kullanımını gündeme getirir. Mukozal melanomlarda cerrahi sınır anatomik kısıtlamalar nedeniyle standart 1-2 cm marj uygulanamayabilir; onkolojik güvenlik ile fonksiyon korunumu arasındaki denge dikkatle kurulur ve gerektiğinde adjuvan radyoterapi kararı verilir.

Anorektal melanomlarda geniş lokal eksizyon ve abdominoperineal rezeksiyon seçenekleri sağkalım açısından benzer sonuçlar verdiğinden, günümüzde sfinkter koruyucu geniş lokal eksizyon tercih edilir. Sinonazal ve oral melanomlarda tam rezeksiyonun ardından adjuvan radyoterapi lokal kontrolü iyileştirir. Mukozal melanomlarda sentinel lenf nodu biyopsisinin rolü henüz standardize edilmemiş olmakla birlikte, seçilmiş vakalarda evreleme amacıyla uygulanabilir. Bu heterojen grup, kutanöz melanomdan farklı biyoloji, genetik profil ve tedavi yanıtı gösterdiğinden, tümör konseyinde ayrıntılı değerlendirilmesi ve bireyselleştirilmiş tedavi planı oluşturulması esastır.

Koru Hastanesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekibi, malign melanom cerrahisi ve sentinel lenf nodu biyopsisi sürecini dermatoloji, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, nükleer tıp, radyoloji ve patoloji bölümleriyle eş güdüm içinde yürütür. Hasta ilk başvurudan itibaren dermatoskopik değerlendirme, eksizyonel biyopsi, histopatolojik tanı, evreleme görüntülemesi, cerrahi planlama, sentinel lenf nodu haritalaması ve gerekli olduğunda genişletici rekonstrüksiyon süreçlerinden geçer. Ameliyat sonrası adjuvan tedavi endikasyonu tümör konseyinde tartışılır ve hastanın onkolojik gereksinimi ile yaşam kalitesini birlikte gözeten bireyselleştirilmiş bir plan hazırlanır. Cerrahi ekip, hem geniş eksizyon prensiplerinin doğru uygulanması hem de defekt onarımının fonksiyonel ile estetik sonuçlarla tamamlanması yönünden yılların birikimini hasta yararına dönüştürür.

Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlı hazırlanmıştır ve hiçbir şekilde bir hekimin muayenesi, tanısı ve tedavi önerisinin yerini tutmaz. Malign melanom şüphesi, mevcut bir pigmente lezyonun renk, boyut, kenar veya yüzey özelliklerinde değişiklik, kanama, kaşıntı veya ülserasyon gibi bulgular ortaya çıktığında; ya da daha önce melanom tanısı almış hastalarda takip süreci konusunda endişe duyulduğunda mutlaka bir uzman hekime başvurulmalıdır. Erken tanı ve zamanında uygulanan doğru cerrahi tedavi, malign melanomda sağkalımı doğrudan etkileyen en önemli faktörlerdir; bu nedenle hiçbir belirti hafife alınmamalı ve dermatolojik değerlendirme ile plastik rekonstrüktif cerrahi konsültasyonu geciktirilmemelidir.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment