Mantar kültürü, klinik mikrobiyolojinin önemli alt başlıklarından biri olarak kabul edilmektedir. Cilt, tırnak, saçlı deri, akciğer, kan ve diğer dokulardan alınan örneklerde mantar türlerinin üretilmesi, tanımlanması ve antifungal duyarlılığının değerlendirilmesi amacıyla yapılan laboratuvar incelemesi olarak tanımlanmaktadır. Yüzeyel dermatofitozdan sistemik fungal enfeksiyonlara kadar geniş bir yelpazede yaklaşımla yönetilen tablolarda etken mikroorganizmanın doğru biçimde ortaya konulması, klinik kararların temel dayanaklarından biri olarak öne çıkmaktadır. Biyokimya laboratuvarı ile mikrobiyoloji laboratuvarının ortaklaşa yürüttüğü süreçler içinde mantar kültürü, hem kalitatif hem de yarı kantitatif veriler sunmasıyla dikkat çekmektedir.
Hastane laboratuvarlarında uygulanan mantar kültürü incelemesi, yalnızca üreme olup olmadığını saptayan basit bir test değildir. İncelemenin sağlıklı sonuç vermesi için preanalitik, analitik ve postanalitik basamakların her birinde belirli standartlara uyulması gerekmektedir. Örnek alımından raporlamaya uzanan zincirin her halkasında yapılan küçük bir hata, sonuçların yorumlanmasını güçleştirebilmektedir. Bu nedenle örneğin doğru bölgeden, doğru zamanda ve uygun teknikle alınması; uygun taşıma koşullarında laboratuvara ulaştırılması ve standart besiyerlerine ekim yapılması önemli görülmektedir. Bütün bu adımlar, etken mantarın izole edilme şansını belirgin biçimde artırmaktadır.
Mantarların biyolojik özellikleri, bakterilere kıyasla farklı bir laboratuvar yaklaşımı gerektirmektedir. Bakterilerin çoğu birkaç saat ile birkaç gün arasında üreme gösterirken, mantarların büyük bölümü için inkübasyon süresi genellikle birkaç hafta uzanabilmektedir. Dermatofitler için dört haftaya kadar gözlem yapılması gerekebilirken, bazı küf mantarlarında bu süre daha da uzayabilmektedir. Üreme hızının yavaş olması, laboratuvar planlamasında özel bir disiplin gerektirmekte; kültür plakalarının kuruma karşı korunması, uygun nem ve sıcaklıkta tutulması ve düzenli aralıklarla değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. Süreçteki bu titizlik, yanlış negatif sonuçların önüne geçilmesine katkı sağlamaktadır.
Örnek türleri açısından bakıldığında mantar kültürü oldukça geniş bir yelpazede çalışılmaktadır. Tırnak kazıntısı, saç kökü, deri kazıntısı, balgam, bronkoalveolar lavaj sıvısı, idrar, dışkı, beyin omurilik sıvısı, kemik iliği aspiratı, doku biyopsisi ve kan örnekleri sıklıkla incelenen materyaller arasında yer almaktadır. Yüzeyel mikozlarda genellikle keratinize dokulardan alınan örnekler değerlendirilirken, derin ve sistemik enfeksiyonlarda steril vücut sıvıları ile doku örneklerine başvurulmaktadır. Her örnek türü için ayrı bir alım protokolü tanımlanmış olup laboratuvar el kitaplarında bu protokoller ayrıntılı biçimde belirtilmektedir.
Örnek alımı öncesinde antifungal kullanımının sorgulanması, sonuçların güvenilirliği açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Topikal ya da sistemik antifungal kullanan bireylerden alınan örneklerde üreme olasılığı azalabilmekte ve yanlış negatif sonuçlarla karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle örnek alımından önce belirli bir süre antifungal kullanımına ara verilmesi önerilmektedir. Tırnak ve deri örneklerinde alım bölgesinin alkol ile temizlenmesi, yüzeydeki kontaminan mikroorganizmaların uzaklaştırılması açısından gerekli görülmektedir. Saç örneklerinde lezyonlu bölgenin sınırından kıl köklerinin pens yardımıyla alınması önerilmektedir.
Laboratuvara ulaştırılan örnekler, doğrudan mikroskobik inceleme ve kültür ekimi olmak üzere iki temel basamaktan geçirilmektedir. Doğrudan mikroskobik inceleme, potasyum hidroksit ile yapılan nativ preparat, kalkoflor beyazı boyaması, Gram boyama, Giemsa boyaması ve mürekkep preparatı gibi yöntemleri kapsamaktadır. Bu incelemeler, kültür sonuçlarının beklenmesi gereken günler içinde klinisyene erken bilgi sunmaktadır. Hücre duvarındaki kitin ve ╬▓-glukan yapılarına bağlanan kalkoflor beyazı boyaması, floresan mikroskobu altında mantar elementlerinin belirgin biçimde görüntülenmesine olanak tanımaktadır. Mürekkep preparatı ise özellikle kapsüllü maya hücrelerinin saptanmasında değerli bir araç olarak kabul edilmektedir.
Kültür aşamasında kullanılan besiyerleri, hedeflenen mantar türüne göre değişkenlik göstermektedir. En yaygın kullanılan ortam Sabouraud dekstroz agar olarak bilinmekte; pH değerinin düşük tutulması sayesinde bakteriyel üreme baskılanmaktadır. Kloramfenikol ve gentamisin gibi antibakteriyel ajanların eklenmesi, kontaminan bakterilerin önüne geçmektedir. Siklokeksimid ilavesi ise saprofit küflerin baskılanmasına yardımcı olmaktadır. Patates dekstroz agar, mısır unu agarı, beyin kalp infüzyon agarı, dermatofit test besiyeri ve mikobiyotik agar diğer sık tercih edilen besiyerleri arasında sıralanmaktadır. Sistemik mantar enfeksiyonlarının değerlendirildiği durumlarda kan kültürü için özel olarak hazırlanmış lizis sentrifügasyon sistemleri kullanılmaktadır.
İnkübasyon koşulları, üreme hızını ve koloni morfolojisini belirleyen önemli bir parametre olarak öne çıkmaktadır. Mayalar genellikle otuz beş ile otuz yedi derece arasında üretilirken, dermatofitler ve birçok küf için yirmi beş ile otuz derecelik bir aralık tercih edilmektedir. Dimorfik mantarlar adı verilen ve sıcaklığa bağlı olarak küf ya da maya formunda görülen türlerde her iki ısıda eş zamanlı inkübasyon önerilmektedir. Plakaların kapaklarının hafif gevşek bırakılması ya da nem korunmasını sağlayan kabinlerde tutulması, uzun süreli inkübasyon boyunca kuruma riskine karşı alınan önlemler arasında yer almaktadır. Plakalar genellikle haftada iki kez değerlendirilmekte ve her değerlendirmede koloni özellikleri kayıt altına alınmaktadır.
Üreyen kolonilerin tanımlanmasında makroskobik ve mikroskobik özellikler birlikte değerlendirilmektedir. Koloninin rengi, kabarıklığı, dokusu, kenar yapısı ve plakanın arka yüzünde oluşan pigment makroskobik incelemede dikkate alınan unsurlardır. Mikroskobik düzeyde ise hif yapısı, septasyon durumu, konidiyofor şekli, konidi dizilimi ve sporlanma biçimi tanımlamada belirleyici rol oynamaktadır. Laktofenol pamuk mavisi ile hazırlanan preparatlar, klasik mikolojik tanı için sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak korunmaktadır. Şüpheli durumlarda slayt kültürü tekniğiyle daha ayrıntılı morfolojik inceleme yapılabilmektedir.
Maya formundaki mantarların tanımlanmasında biyokimyasal testlerden geniş ölçüde yararlanılmaktadır. Germ tüp testi, klamidospor oluşumu, karbonhidrat asimilasyon ve fermentasyon testleri, üreaz aktivitesi, nitrat redüksiyonu ve fenoloksidaz aktivitesi sık başvurulan tanı yöntemleri arasında yer almaktadır. Kromojenik besiyerleri sayesinde farklı Candida türleri kolonilerinin renklerine göre ayırt edilebilmektedir. Bu hızlı tanı yöntemleri, klinisyenin yönetim sürecini hızlandırmasına katkı sağlamaktadır. Otomatize biyokimyasal tanı sistemleri ile geniş bir maya panelinin kısa sürede tanımlanması da günümüz laboratuvarlarında giderek yaygınlaşmaktadır.
Moleküler yöntemlerin mantar tanısına dahil edilmesi, son yıllarda önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Polimeraz zincir reaksiyonu temelli yaklaşımlar, ribozomal DNA bölgelerinin sekanslanması ve uçuş zamanlı kütle spektrometresi gibi yöntemler, klasik kültürün yetersiz kaldığı durumlarda destekleyici rol üstlenmektedir. Uçuş zamanlı kütle spektrometresi ile koloniden alınan örneklerin dakikalar içinde tanımlanabilmesi, rutin laboratuvar pratiğine hız kazandırmaktadır. Bununla birlikte moleküler tekniklerin uygulanması, donanım ve eğitimli personel gereksinimi nedeniyle ulusal düzeyde dengeli biçimde yapılandırılmaktadır.
Antifungal duyarlılık testleri, izole edilen mantar türünün hangi ajanlara duyarlı olduğunun belirlenmesi amacıyla yapılmaktadır. Sıvı mikrodilüsyon, disk difüzyon ve gradiyent strip yöntemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Avrupa Antimikrobiyal Duyarlılık Test Komitesi ve Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü tarafından belirlenen kılavuzlar, duyarlılık testlerinin standart biçimde yorumlanmasına temel oluşturmaktadır. Azoller, ekinokandinler ve polyenler gibi antifungal sınıflarına ait minimum inhibitör konsantrasyon değerleri klinik kararlara katkı sunmaktadır. Direnç gelişiminin izlenmesi açısından da bu testler önemli bir veri kaynağı oluşturmaktadır.
Mantar kültürü sonuçlarının klinikle uyumlu biçimde yorumlanması, multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Steril olmayan bölgelerden alınan örneklerde üreyen bazı mantarların kontaminant ya da kolonizan olabileceği göz önünde bulundurulmaktadır. Aspergillus türlerinin balgam örneğinde üremesi tek başına invaziv aspergilloz tanısı koydurmazken, klinik tablo, görüntüleme bulguları ve galaktomannan, ╬▓-D-glukan gibi biyobelirteçlerin birlikte değerlendirilmesi önerilmektedir. Candida türlerinin idrar ya da kan örneklerinde üremesi de klinik bağlamla birlikte yorumlanmaktadır. Bu nedenle mantar kültürü sonuçlarının yalnızca laboratuvar raporu olarak değil, hastanın bütünüyle değerlendirildiği bir süreç içinde yorumlanması gerekli görülmektedir.
Bağışıklığı baskılanmış hastalarda invaziv fungal enfeksiyon riskinin yüksek olması, mantar kültürünün klinik önemini daha da artırmaktadır. Hematolojik habis hastalıklar, kemik iliği nakli alıcıları, solid organ nakli alıcıları, yoğun bakım hastaları ve uzun süre geniş spektrumlu antibiyotik kullanan bireyler bu risk grupları arasında yer almaktadır. Bu hasta gruplarında profilaktik ve ampirik yaklaşımlarla yönetilen süreçlerde mantar kültürünün erken pozitifleşmesi, klinik yönetimi etkileyebilmektedir. Ayrıca kültür izolatları üzerinden yapılan duyarlılık testleri, ampirik başlanan ajanların gözden geçirilmesine ve daha hedefe yönelik bir yaklaşımın belirlenmesine zemin oluşturmaktadır.
Laboratuvar güvenliği açısından mantar kültürü çalışmaları, biyogüvenlik düzeyi ikinci ve üçüncü sınıf kabinlerin kullanılmasını gerektirmektedir. Özellikle dimorfik mantarların küf fazı ile çalışılırken havayla yayılan sporların solunması bir risk olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle plakaların açılması, koloni transferleri ve mikroskobik preparat hazırlanması işlemleri uygun biyogüvenlik kabinleri içinde yapılmaktadır. Personelin kişisel koruyucu donanım kullanması, eğitim almış olması ve düzenli aralıklarla bilgi tazeleyici uygulamalara katılması, laboratuvar güvenliğinin temel unsurları olarak kabul edilmektedir.
Sonuç olarak mantar kültürü, klinik laboratuvarın titiz bir disiplin içinde yürüttüğü, geniş kapsamlı ve aşamalı bir incelemedir. Doğru örnek alımı, uygun besiyeri seçimi, standardize inkübasyon koşulları, deneyimli morfolojik değerlendirme ve gerektiğinde moleküler ile kütle spektrometresi destekli tanı yöntemlerinin birlikte kullanımı, etken mantarın güvenilir biçimde ortaya konulmasına katkı sağlamaktadır. Antifungal duyarlılık testleriyle desteklenen bu süreç, klinisyene yol gösterici bilgiler sunmakta; multidisipliner değerlendirme çerçevesinde hastaya özgü yaklaşımın belirlenmesine zemin oluşturmaktadır. Koru Hastanesi biyokimya ve mikrobiyoloji laboratuvarında yürütülen mantar kültürü incelemeleri, çağdaş standartlara uygun biçimde sürdürülmektedir.


