Omuz eklemi; kolun gövdeyle bağlantısını kuran, insan vücudundaki en geniş hareket aralığına sahip küresel eklemdir ve kollum humerinin başı ile skapulanın glenoid çukurcuğunun uyumlu birlikteliğinden oluşur. Rotator manşet olarak bilinen dört tendonun oluşturduğu dinamik stabilizatör kompleks ile deltoid, biseps, pektoralis majör ve dorsal kas gruplarının koordine çalışması, saç tarama, arkaya uzanma, tavana el uzatma ve ağırlık kaldırma gibi karmaşık üç boyutlu hareketleri mümkün kılar. Yıllar içinde ilerleyen glenohumeral osteoartrit, ağır rotator manşet yırtıklarına bağlı gelişen manşet artropatisi, romatoid artrit, avasküler nekroz ve yaşlı hastalarda çok parçalı proksimal humerus kırıkları; kıkırdak yüzeylerin yıpranmasına, kemik uçlarında çıkıntı oluşumuna ve mekanik dizilimin bozulmasına yol açarak; ağrıyla birlikte hareket kaybı, kuvvet azalması ve yaşam kalitesinde ciddi düşüşe yol açar. Fizik tedavi, ağrı kesici ve eklem içi enjeksiyon gibi konservatif yöntemlerle rahatlama sağlanamayan ve gündelik işlevleri belirgin biçimde bozulmuş bireylerde omuz protezi ameliyatı; hasarlı eklem yüzeylerinin metal, polietilen ve seramik komponentlerle yeniden yapılandırıldığı; ağrıyı ortadan kaldırma, hareket aralığını geri kazandırma ve uzun yıllar sürecek dayanıklı bir omuz işlevi oluşturma amacı taşıyan ileri düzey rekonstrüktif bir girişimdir. Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği; anatomik total omuz artroplastisinden ters omuz protezine ve hemiartroplastiye uzanan geniş bir cerrahi yelpazede, üç boyutlu bilgisayarlı tomografi temelli planlama, kişiye özel kılavuz uygulamaları, modern kısa sap ve sapsız protezler, gelişmiş anestezi teknikleri ve yapılandırılmış rehabilitasyon programlarını birleştiren bütüncül bir hasta yolculuğu sunar.
Omuz Protezi Cerrahisi Hakkında Genel Olarak Neler Bilinmelidir?
Omuz protezi cerrahisi; kalça ve diz artroplastisinden sonra ortopedik uygulama tarihinin en anlamlı dönüşümlerinden birini yaşamış, son yirmi beş yılda ameliyat sayısı en hızlı artan artroplasti alanı olarak öne çıkmıştır. Charles Neer'in 1953 yılında proksimal humerus kırıkları için tanımladığı hemiartroplasti, 1974'te sunduğu ilk total omuz protezi modeli ve Paul Grammont'un 1985'te getirdiği ters omuz protezi ilkesi; günümüzde uygulanan modern implantların temel taşlarını oluşturur. Grammont'un ters proteziyle rotasyon merkezinin mediyalize ve inferiorize edilmesi ve deltoid kolunun kaldıraç etkisinin arttırılması; rotator manşet yetmezliği olan hastalarda dahi kolun aktif olarak baş üstüne kaldırılmasını mümkün kılmış ve daha önce ameliyat şansı olmayan hasta gruplarına umut olmuştur. Omuz eklemi; kalça ve dize göre çok daha geniş hareket alanına sahip, kemik uyumundan çok yumuşak doku dengesine bağlı hassas bir yapıdadır ve bu durum protez cerrahisini teknik açıdan oldukça özgün kılar. Cerrah; humerus başının versiyon açısını, skapulanın morfolojisini, glenoid aşınma paternini, akromion yüksekliğini, rotator manşet kaslarının kalitesini, deltoid dokusunun bütünlüğünü ve postürel bozuklukları eş zamanlı değerlendirerek karar verir.
Omuz protezi ameliyatına aday hastanın değerlendirilmesi; ayrıntılı hikaye almayla başlar, fizik muayenenin objektif bulgularıyla derinleşir ve ileri görüntüleme incelemeleriyle tamamlanır. Ağrının başlangıç zamanı, süresi, gece uyanıp uyanmadığı, hangi hareketlerle şiddetlendiği, günlük yaşamı ne ölçüde kısıtladığı; hastanın yaşı, meslek koşulları, sportif faaliyet düzeyi, dominant elin durumu ve sosyal destek ortamı planlama sürecinin belirleyici bileşenleridir. Standart direkt grafiler, üç boyutlu görüntülerle desteklenen bilgisayarlı tomografi ve rotator manşet ile diğer yumuşak dokuların ayrıntılarını gösteren manyetik rezonans; glenoid aşınma paterni, humeral başın kaymışlık durumu, kemik stoğu ve yumuşak doku bütünlüğü hakkında ayrıntılı veri sağlar. Diyabet, obezite, kronik böbrek yetmezliği, koroner arter hastalığı, tiroid bozuklukları ve romatolojik durumlar; anestezi planı, ilaç yönetimi ve rehabilitasyon takvimini doğrudan etkiler. Cerrah; hasta beklentilerini gerçekçi biçimde belirleyip, hangi hareketlerin ne düzeyde geri kazanılacağını, ağrı azalmasının hangi ölçüde beklenebileceğini ve hangi işlerin ömür boyu kısıtlanacağını açıkça paylaşır. Bu bütüncül yaklaşım; protez tipinin doğru seçilmesini, komplikasyon oranlarının en aza indirilmesini ve hastanın memnuniyetini uzun yıllar boyunca güvence altına almayı sağlar.
Omuz Protezi Nasıl Tanımlanır ve Hangi Hastalara Önerilir?
Omuz protezi; kısaca hasarlanmış olan glenohumeral eklemin doğal yüzeylerinin metal alaşımlar, ultra yüksek moleküler ağırlıklı polietilen ve seramik gibi biyouyumlu malzemelerden üretilen implantlarla yeniden yapılandırılması işlemidir. Klasik anatomik total omuz protezinde; humerus başı yerine parlatılmış yarım küre biçiminde bir metal başlık, glenoid çukurcuğun içine ise polietilen kupa yerleştirilir ve normal omuz anatomisi büyük ölçüde taklit edilir. Ters omuz protezinde ise anatomi tersine çevrilir; glenoid tarafına yarım küre biçimli metal glenosfer, humerus tarafına ise bu küreye oturan konkav kupa yerleştirilir. Bu tasarım rotasyon merkezini mediyalize ve inferiorize ederek deltoid kasın kaldıraç kolunu uzatır, rotator manşet yetmezliğini kompanse eder ve kolun aktif olarak baş üstüne kaldırılmasını mümkün kılar. Hemiartroplasti tekniğinde ise sadece humerus başı değiştirilir, glenoid tarafına dokunulmaz; genç hastalarda, kompleks proksimal humerus kırıklarında ve glenoid kıkırdağı korunmuş avasküler nekroz olgularında bu yöntem tercih edilebilir.
Omuz protezi endikasyonları geniş bir yelpazeye yayılır ve her hasta grubu için ayrı bir değerlendirme yapılır. İleri evre primer glenohumeral osteoartrit; kıkırdak yüzeylerin tamamen aşındığı, subkondral kemikte skleroz oluştuğu, osteofitlerin belirginleştiği ve konservatif tedavilerin yetersiz kaldığı durumlarda anatomik total omuz protezinin temel endikasyonunu oluşturur. Romatoid artrit, psoriatik artrit ve ankilozan spondilit gibi enflamatuvar romatolojik hastalıklar; hem eklem yüzeylerini hem de tendon dokularını olumsuz etkilediği için implant seçimi cerrahi öncesi yumuşak doku değerlendirmesine göre yapılır. Manşet artropatisi olarak adlandırılan tablo, dev ve tamir edilemeyen rotator manşet yırtıklarının uzun yıllar boyunca eklemi tahrip etmesiyle gelişir; humerus başı yukarıya doğru göç eder, akromion ile arasındaki mesafe kaybolur ve karakteristik Milwaukee omzu ortaya çıkar. Bu tablo ters omuz protezinin klasik endikasyonlarındandır. Yaşlı bireylerde meydana gelen çok parçalı proksimal humerus kırıkları, humerus başında avasküler nekroz gelişme riski taşıyan olgular, tekrarlayan çıkıklar zemininde artrit, dev tümör rezeksiyonları sonrası rekonstrüksiyonlar ve başarısız önceki artroplasti girişimlerinin revizyonları da protez cerrahisinin diğer önemli endikasyonlarını oluşturur.
Anatomik ve Ters Omuz Protezi Arasında Ne Fark Vardır? Sizin İçin Doğru Teknik Hangisidir?
Anatomik total omuz protezi ile ters omuz protezi arasındaki en temel ayrım; rotasyon merkezinin konumu ve rotator manşet kaslarının fonksiyonel durumuyla ilgilidir. Anatomik protez; doğal anatomiyi olabildiğince taklit eder, humerus başı yerine metal başlık, glenoid tarafına ise konkav polietilen komponent yerleştirilir. Bu tasarımın başarıyla çalışabilmesi için rotator manşet kaslarının, özellikle supraspinatus, infraspinatus ve subscapularis tendonlarının sağlam ve güçlü olması şarttır. Rotator manşet sağlam olduğu sürece anatomik protez; ağrı giderme, hareket aralığı ve doğal his açısından üstün sonuçlar verir. Ters protezde ise anatomi tam anlamıyla tersine çevrilir. Glenoid tarafına vidalarla sabitlenen bir metal taban plağı üzerine yarım küre biçiminde glenosfer yerleştirilir; humerus tarafına ise polietilen konkav kupa monte edilir. Rotasyon merkezi hem içeriye hem de aşağıya kayar. Bu geometrik değişiklik deltoid kasın kaldıraç kolunu belirgin biçimde uzatır ve rotator manşet olmasa dahi kolun 120-140 derece aktif elevasyon açısına ulaşmasını olanaklı kılar.
Doğru tekniğin seçiminde; hastanın yaşı, kemik kalitesi, rotator manşet kaslarının durumu, glenoid aşınma paterni, akromion morfolojisi, aktivite beklentisi ve önceki cerrahi öyküsü belirleyicidir. Aktif, altmış beş yaş altında, rotator manşet kasları sağlam olan primer osteoartritli hastalarda anatomik total omuz protezi altın standart yaklaşım olarak öne çıkar. Bu hasta grubunda anatomik protez; on yıllık implant sağkalımı yüzde doksanın üzerinde, aktif fleksiyon derecesi ortalama yüz elli, hastaların yaklaşık yüzde doksan beşinde belirgin ağrı azalması sağlar. Rotator manşet artropatisi tablosunda, dev ve tamir edilemez manşet yırtıkları, tekrarlayan omuz çıkıkları zemininde gelişen artrit, üç ya da dört parçalı proksimal humerus kırıkları olan yaşlı hastalar, ileri glenoid aşınmasına sahip olgular ve başarısız anatomik protez revizyonlarında ters omuz protezi tercih edilir. Ters protezde on yıllık sağkalım oranı yüzde seksen beş ile doksan arasında yer alır, ağrı geçme oranları oldukça yüksektir ancak dış rotasyon kazancı anatomik proteze göre daha sınırlı kalabilir. Hemiartroplasti; genç hastalardaki avasküler nekroz olgularında, glenoid kıkırdağın sağlam olduğu seçilmiş kırık vakalarında ve glenoid kemik stoğunun yetersiz olduğu durumlarda düşünülür ancak modern eğilim; uygun her hastada anatomik ya da ters protez seçeneklerinin öne çekilmesi yönündedir.
Cerrahi Müdahale Ardından Ağrı Nasıl Kontrol Edilir ve İyileşme Sürecinin İlk Basamakları Nasıldır?
Omuz protezi cerrahisi sonrası ağrı yönetimi; hastanın konforu, erken mobilizasyonu, uyku kalitesi ve rehabilitasyon programının başarısı üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir ve modern uygulamalarda çok modaliteli analjezi ilkeleri temel alınır. Ameliyat öncesinde anestezi ekibi tarafından uygulanan interskalen brakial pleksus bloğu; omuz ekleminden çıkan sinir liflerinin iletimini geçici olarak durdurarak ameliyat sırasında ve sonrasında ilk on iki ila on sekiz saatlik dönemde çok etkin bir ağrı kontrolü sağlar. Bu blok; genel anestezi ihtiyacını azaltır, ameliyat sırasında hemodinamik dengeyi korur ve narkotik analjezik gereksinimini belirgin biçimde düşürür. Uzun etkili blok tekniklerinde ya da kateter uygulamalarında etki süresi kırk sekiz ile yetmiş iki saat aralığına uzatılabilir. Bloğa ek olarak paracetamol, seçici olmayan ya da COX-2 seçici olmayan steroid dışı antienflamatuvar ilaçlar, gabapentinoidler ve gerektiğinde düşük doz opioidler; bireysel dozajlarla ve karaciğer, böbrek, mide fonksiyonları göz önünde bulundurularak birlikte kullanılır. Cilt insizyonuna lokal anestezik infiltrasyonu ve buz uygulaması, ağrı kontrolüne ek katkı sağlar.
İyileşme sürecinin ilk basamakları oldukça yapılandırılmış ve zamana bağlı bir plan çerçevesinde yürütülür. Ameliyattan sonraki ilk günlerde kol; abduksiyon yastığı destekli özel bir askı içinde nötr rotasyonda tutulur, bu pozisyon subscapularis onarımını ve yumuşak doku dengelenmesini korur. İlk yirmi dört saat içinde pasif sarkaç egzersizleri, elin, bileğin ve dirseğin yumuşak açma-kapama hareketleri, boyun ve skapula çevresi kaslarını gevşetmeye yönelik hafif germeler başlatılır. Cerrahi bölge; ilk kırk sekiz saatte kısa süreli buz uygulamalarıyla desteklenir, dren varsa genellikle yirmi dört ila kırk sekiz saat içinde alınır. Enfeksiyon önleme amaçlı intravenöz antibiyotik profilaksisi ameliyat öncesi başlanır, tromboembolik olay riski olan hastalarda düşük moleküler ağırlıklı heparin ve mekanik profilaksi yöntemleri devreye alınır. Genellikle ikinci ya da üçüncü gün taburcu edilen hasta; ilk hafta pasif hareket, ikinci-altıncı hafta kontrollü aktif yardımlı hareket, altıncı haftadan sonra aktif hareket ve on ikinci haftadan itibaren dirençli güçlendirme aşamalarını içeren fizyoterapi programına yönlendirilir. Üç ay sonunda hastaların büyük çoğunluğu; günlük yaşam aktivitelerini bağımsız biçimde sürdürebilir, altıncı ay ve birinci yılda hareket aralığı, kuvvet ve fonksiyonel skorlar plato düzeyine ulaşır.
Omuz Protezi Ameliyatı Öncesinde Hangi Tetkikler İstenir ve Hazırlık Sürecinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Omuz protezi ameliyatının başarısı; teknik cerrahi becerinin yanı sıra ayrıntılı ve sistematik bir ameliyat öncesi hazırlık sürecine bağlıdır. Görüntüleme incelemeleri; hem tanıyı doğrulama hem de cerrahi planlamayı özelleştirme açısından temel taş niteliği taşır. Standart ön-arka, aksiller ve outlet grafiler; eklem aralığı daralması, humerus başı göçü, osteofitler ve kırık paternleri hakkında ilk temel bilgiyi verir. Üç boyutlu görüntülerle desteklenen bilgisayarlı tomografi; glenoid aşınma paterninin Walch sınıflaması temelinde değerlendirilmesi, glenoid retroversiyon açısının hesaplanması, kemik defektlerinin ayrıntılı biçimde ortaya konması ve implant büyüklüğünün önceden planlanması için vazgeçilmezdir. Manyetik rezonans görüntüleme; rotator manşet kaslarının kalınlığı, yağlı dejenerasyon derecesi, subskapularis, supraspinatus ve infraspinatus tendonlarının bütünlüğü ile biseps tendonu, labrum ve deltoid dokusu hakkında ayrıntılı bilgi sunar. Nörolojik veya damarsal şüphe varlığında; elektromiyografi, doppler ultrasonografi ve gerektiğinde bilgisayarlı tomografi anjiyografi eklenir.
Laboratuvar incelemeleri ve genel sağlık taraması; anesteziyoloji ekibi ile birlikte yürütülen bütüncül bir sürecin parçasıdır. Tam kan sayımı, koagülasyon testleri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, elektrolitler, açlık kan şekeri, glikozile hemoglobin, tiroid fonksiyon testleri, üre, kreatinin ve tam idrar tetkiki rutin olarak istenir. Elli yaş üzerindeki hastalarda elektrokardiyografi ve akciğer grafisi; ek kardiyak öykü varlığında ekokardiyografi, efor testi ve gerektiğinde koroner anjiyografi yapılır. Cutibacterium acnes başta olmak üzere omuz cerrahisinde önemli yer tutan cilt kolonizasyonlarına karşı; ameliyat öncesi klorheksidin banyoları, aksiller ve cilt hijyeni önlemleri planlanır. Diyabet hastalarında glikoze hemoglobinin uygun seviyeye çekilmesi, sigara kullananlarda cerrahiden en az dört-altı hafta önce sigaranın bırakılması, obez hastalarda ölçülü kilo verme, romatolojik hastalıklarda hastalık modifiye edici tedavilerin ve biyolojik ajanların cerrahi tarihine göre planlanması; komplikasyon oranlarını belirgin biçimde azaltır. Aspirin, warfarin, doğrudan oral antikoagülanlar ve trombosit fonksiyonlarını etkileyen ilaçlar; kardiyolog ve hematolog görüşü alınarak ameliyat öncesinde uygun sürelerle kesilir ya da köprüleme tedavisi başlatılır. Hastanın psikososyal durumu, ev ortamının ergonomisi, banyo ve tuvalet düzeni, dominant kolu, meslek koşulları ve destek sistemi de hazırlık aşamasında değerlendirilir.
Ameliyatta Kullanılan Anestezi Türü Nedir ve Cerrahi Yaklaşım Yaklaşık Ne Kadar Sürer?
Omuz protezi ameliyatı; kombine anestezi teknikleriyle yürütülür ve modern uygulamada hem bölgesel bloklar hem de genel anestezi bir arada kullanılır. Ameliyat başlamadan önce; ultrason eşliğinde uygulanan interskalen brakial pleksus bloğu, brakiyal pleksusun dallarını duyusal ve motor açıdan geçici olarak devre dışı bırakır. Bu blok; ameliyat sırasında hemodinamik dengeyi korur, kanamayı azaltır ve postoperatif ağrı kontrolünün temelini oluşturur. Bloğun ardından hafif düzeyde bir genel anestezi ya da derin sedasyon uygulanır; hasta hem konforlu tutulur hem de cerrahi ekip için ideal çalışma koşulları sağlanır. Beach-chair olarak adlandırılan yarı oturur pozisyon; omuz ekleminin serbestçe hareket ettirilebilmesi, deltopektoral aralığın rahatça açılabilmesi ve floroskopik kontrolün kolaylıkla yapılabilmesi açısından tercih edilir. Bu pozisyonda serebral perfüzyon basıncı yakından takip edilir, kan basıncı ve oksijen satürasyonu sürekli izlenir ve nadir görülen serebral hipoperfüzyon riskine karşı önlem alınır.
Cerrahi süre; protez tipine, glenoid aşınma paterninin karmaşıklığına, revizyon ameliyatı olup olmamasına, kemik grefti ihtiyacına ve yumuşak doku dengesine göre değişkenlik gösterir. Standart primer anatomik total omuz protezi bir buçuk ile iki buçuk saat aralığında tamamlanabilir. Ters omuz protezi ameliyatları; glenoid taban plağı yerleştirme, açısal ayarlamalar, glenosfer seçimi ve deltoid gerginlik testi gibi ek adımları içerdiğinden genellikle iki ile üç saat sürer. Ciddi glenoid aşınma paternlerinin bulunduğu, kemik grefti gerektiren, önceki başarısız artroplasti girişimlerinin revizyonu yapılan olgularda süre üç saati aşabilir. Cerrahi ekip; hastayı deltopektoral yaklaşım ile açar, sefalik veni koruyarak deltoid ve pektoralis majör kasları arasındaki interval üzerinden derinleşir, subskapularis tendonu ya lesser tuberosite osteotomisi ya da tenotomi tekniğiyle serbestleştirir, kapsülü açar ve humerus başını disloke ederek çalışma sahasını kurar. Humeral rezeksiyon; hastanın anatomik boyun açısı, versiyon açısı ve inklinasyon açısı gözetilerek özenle uygulanır. Glenoid yüzey; reamerlar ile hazırlanır, deneme komponentleri yerleştirilir, hareket aralığı, stabilite ve yumuşak doku gerginliği kapsamlı biçimde test edildikten sonra kesin implantlar sabitlenir. Ameliyat sonunda subskapularis onarımı, kapsül tamiri ve dikkatli katlı kapatma ile işlem tamamlanır.
Takılan Protezin Ömrü Ne Kadardır ve Zamanla Gevşeme ya da Yenileme İhtiyacı Doğar mı?
Modern omuz protezlerinin dayanıklılık verileri son yıllarda oldukça umut vericidir ve kullanılan malzemelerdeki gelişmeler, tasarım yeniliklerinin cerrahi tekniklere yansıması ve rehabilitasyon süreçlerinin standardize hale gelmesi implant ömrünü belirgin biçimde uzatmıştır. Primer anatomik total omuz protezleri için on yıllık implant sağkalım oranı; deneyimli merkezlerde yüzde doksan ile doksan beş aralığında, on beş yıllık sağkalım oranı yüzde seksen beş ile doksan aralığında raporlanır. Ters omuz protezlerinde de teknoloji ilerledikçe sonuçlar oldukça iyileşmiştir; on yıllık sağkalım yüzde seksen beş ile doksan arasında yer alır, on beş yıl sonrasında da hastaların büyük çoğunluğu implantla yaşamına devam edebilir. Bu sağkalım oranları; hastanın yaşı, aktivite düzeyi, kemik kalitesi, glenoid aşınma paterni, rotator manşet durumu, cerrahi tekniğin doğruluğu ve rehabilitasyon uyumu gibi çok sayıda değişkenden etkilenir. Sağlık verisi olarak bakıldığında; altmış beş yaş ve üzeri, düşük ile orta aktivite düzeyinde bireylerde protez ömrü, genç ve aşırı aktif kişilere göre daha uzun sürer.
Zamanla gevşeme, aşınma ve yenileme ihtiyacı; omuz artroplastisi için ihmal edilemeyecek olası sonuçlardır. Anatomik total omuz protezlerinde glenoid komponentin aseptik gevşemesi; polietilen aşınmasına, glenohumeral konformitenin bozulmasına ve mikro hareketlerin artmasına bağlı olarak yıllar içinde gelişebilir. Ters protezlerde scapular notching olarak adlandırılan skapulanın inferolateral kenarındaki humeral komponent kaynaklı temas ve eroziyon; uzun dönem sonuçlarını olumsuz etkileyebilir ve dikkatli implant konumlandırması ile azaltılabilir. Enfeksiyon riski; genel populasyonda düşük olmasına karşın omuza özgü Cutibacterium acnes gibi düşük virülanslı mikroorganizmalar sinsi seyirli tablolara neden olabilir ve revizyon cerrahisi gerektirebilir. Periprostetik humerus veya glenoid kırıkları, tekrarlayan instabilite epizodları, deltoid yetmezliği ve rotator manşet bileşenlerinin ilerleyici bozulması diğer revizyon nedenleridir. Revizyon cerrahisi; primer cerrahiye göre teknik olarak daha karmaşıktır, süre uzar, kanama miktarı artar, kemik grefti gereksinimi ortaya çıkabilir ve modüler ya da özelleştirilmiş implantlar kullanılabilir. Bu nedenle uzun dönem başarının anahtarı; doğru endikasyon, deneyimli bir merkezde uygulanan doğru teknik, düzenli poliklinik kontrolleri, önerilen fizyoterapi programına uyum ve hastanın implantı zorlayacak aşırı aktivitelerden kaçınmasıdır.
Protez Sonrası Kola Yeniden Ne Zaman Yüklenilebilir ve Spor, Araç Kullanımı Gibi Aktivitelere Ne Zaman Dönülür?
Omuz protezi sonrası yüklenme takvimi; protez tipine, subskapularis onarımının biyolojik iyileşme süresine, glenoid komponentin osseointegrasyon durumuna, rotator manşet kaslarının kalitesine ve hastanın rehabilitasyona uyumuna göre planlanır. İlk altı hafta boyunca kol; abduksiyon yastığı destekli askı içinde nötr pozisyonda korunur ve pasif hareket egzersizleriyle sınırlı bir program uygulanır. Bu dönemde subskapularis onarımının iyileşmesi ve kapsül bütünlüğünün korunması ön plandadır; aktif kol kaldırma, ağırlık taşıma ve dış rotasyon zorlanması bilinçli biçimde ertelenir. Altıncı haftadan itibaren; aktif yardımlı egzersizlere geçilir, hafif gündelik işler yeniden başlatılır, yemek yeme, giyinme ve saç tarama gibi eylemler kontrollü biçimde yeniden kazanılır. Sekizinci ile on ikinci hafta aralığında; hafif ağırlıklarla dirençli egzersizler, elastik bant çalışmaları ve fonksiyonel görevler eklenir. Üçüncü ay sonunda hastaların büyük çoğunluğu; hafif ev işlerini bağımsız biçimde sürdürebilir, dominant kolun kullanıldığı basit görevlere geri dönebilir. Altıncı ay ve birinci yılda hareket aralığı, kas kuvveti ve fonksiyonel skorlar en yüksek seviyeye ulaşır ve bu düzey doğru rehabilitasyonla uzun yıllar korunur.
Araç kullanımına dönüş; kolun aktif kontrolü, ağrı düzeyi, direksiyon manevrası sırasındaki güven duygusu ve refleks yeterliliği göz önünde tutularak bireysel olarak planlanır. Genellikle sekizinci hafta civarında hasta; ağrı olmadan direksiyon çevirebilir, vites değiştirebilir ve acil manevraları güvenle yapabilir hale geldiğinde araç kullanımına dönebilir. Otomatik vitesli araçlar; manuel vitesli araçlara göre daha erken dönemde tercih edilebilir. Spor aktivitelerine dönüş konusunda ise dikkatli ve bireysel bir yaklaşım gerekir. Yürüyüş, sabit bisiklet ve eliptik bisiklet gibi düşük etkili kardiyovasküler egzersizler; ikinci hafta civarında başlanabilir. Yüzme, ağırlıksız su içi egzersizler ve golf gibi kontrollü etkiye sahip aktiviteler; genellikle üçüncü ile dördüncü aylardan itibaren tedricen başlatılır. Tenis, badminton ve masa tenisi gibi tekrarlayıcı baş üstü hareket içeren sporlar; altıncı aydan sonra ve fizyoterapist onayıyla değerlendirilir. Rekabetçi düzey ağır kaldırma, halter, boks, güreş, artistik cimnastik ve profesyonel düzey atletizm gibi omuz eklemine yüksek yük bindiren aktiviteler; protez ömrünü kısaltabileceği ve implant hasarına yol açabileceği için hayat boyu kısıtlı tutulmalıdır. Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği; anatomik ve ters omuz protezi uygulamalarında modern implant seçenekleri, üç boyutlu planlama ve deneyimli cerrah kadrosuyla hizmet verirken bireysel rehabilitasyon programları, düzenli poliklinik takipleri ve uzun dönem takip sistematiği ile hastanın kazandığı fonksiyonel kazanımların yıllar boyunca korunmasını hedefler ve her hastaya kendi yaşam koşullarına uygun, gerçekçi ve sürdürülebilir bir omuz sağlığı yolculuğu sunar.






