Akciğer lobu alma ameliyatı yani lobektomi, akciğerin anatomik bir bölümünün bronş, arter ve venlerinin tek tek bağlanarak çıkarılması esasına dayanan büyük göğüs cerrahisi girişimidir. Sağ akciğerde üst, orta ve alt olmak üzere üç lob, sol akciğerde ise üst (lingula dahil) ve alt olmak üzere iki lob bulunur ve bu ameliyatta bunlardan biri anatomik bütünlüğü korunarak çıkarılır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri başta olmak üzere pek çok lokalize akciğer hastalığında altın standart olarak kabul edilen bu girişim, doğru hasta seçimi ve deneyimli ekiplerce uygulandığında hem hastalıksız sağkalımı hem de yaşam kalitesini belirgin biçimde iyileştirir. Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi ekibi lobektomiyi güncel minimal invaziv yaklaşımlarla, kanıta dayalı onkolojik prensiplere sadık kalarak gerçekleştirir.
Lobektomi Nedir? Akciğer Cerrahisinin Altın Standardı Neden Bu Yöntemdir?
Lobektomi, bir akciğer lobunun kendisini besleyen pulmoner arter dalları, drene eden pulmoner ven ve havalanmasını sağlayan lober bronşun ayrı ayrı disseke edilerek bağlanması ve ilgili lobun bir bütün olarak çıkarılması işlemidir. Wedge rezeksiyon veya segmentektomi gibi sublobar girişimlerden farklı olarak burada lobun tamamı çıkarıldığı için hem tümörün etrafındaki lenfatik ağ hem de akciğer parankimindeki mikroskobik yayılım alanları geniş bir cerrahi sınırla birlikte uzaklaştırılır. Aynı zamanda tekniği pnömonektomiden ayıran temel özellik, akciğerin tamamının değil yalnızca hasta olan lobunun çıkarılması ve geri kalan sağlıklı lobların solunum işlevini üstlenmeye devam etmesidir.
Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı almış, erken evre (T1a-T2b, N0-1, M0) ve seçilmiş T3 vakalarında lobektomi, hastalıksız sağkalım ve genel sağkalım açısından uzun yıllardır standart cerrahi seçenek olarak kabul edilmektedir. Landmark kabul edilen Lung Cancer Study Group çalışmasında lobektominin sublobar rezeksiyonlara kıyasla lokal nüksü belirgin biçimde azalttığı gösterilmiş, sonraki JCOG 0802 ve CALGB 140503 çalışmalarında ise 2 santimetre altı seçilmiş tümörlerde sublobar cerrahi ile karşılaştırmalar yapılmış, ancak çoğu klinik senaryoda lobektomi h├ól├ó referans girişim olarak kalmıştır. Bunun temel nedeni tek bir manevrada geniş cerrahi sınır sağlamak, aynı seansta sistematik lenf nodu diseksiyonuna izin vermek ve intrapulmoner mikrometastaz olasılığını en aza indirmesidir.
Onkolojik endikasyonların yanı sıra lokalize bronşektazi, kaviter tüberküloz sekelleri, refrakter aspergilloma, geniş hamartom, tipik karsinoid tümörler ve konjenital kistik adenomatoid malformasyon gibi selim durumlarda da lobektomi uygulanabilir. Ameliyat kararı verilirken forse ekspiratuar volüm (FEV1), difüzyon kapasitesi (DLCO), kantitatif ventilasyon-perfüzyon sintigrafisi, egzersiz kapasitesi (VO2max), kardiyak risk indeksi ve genel performans skoru bir arada değerlendirilir. Postoperatif tahmini FEV1'in 800 mililitrenin veya beklenen değerin yüzde kırkının altına düşmesi beklenen, DLCO'su ciddi azalmış veya ciddi pulmoner hipertansiyonu olan hastalarda lobektomi yerine daha sınırlı rezeksiyonlar ya da cerrahi dışı seçenekler tartışılır. Böyle olgularda stereotaktik vücut radyoterapisi (SBRT), radyofrekans ablasyon, kriyoablasyon veya sistemik tedavi seçenekleri multidisipliner konseyde değerlendirilir. Bu değerlendirme sürecinde göğüs cerrahisi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, göğüs hastalıkları, radyoloji ve girişimsel radyoloji uzmanları birlikte karar oluşturur; böylece her hastaya en uygun tedavi zinciri bireyselleştirilmiş biçimde planlanır.
Kapalı Akciğer Ameliyatında Güncel Cerrahi Yaklaşım Nasıldır?
Günümüzde lobektomi, açık cerrahi (torakotomi) yerine büyük ölçüde kapalı yani minimal invaziv yaklaşımlarla gerçekleştirilmektedir. Video yardımlı toraks cerrahisi (VATS) ve robotik yardımlı toraks cerrahisi (RATS) olarak isimlendirilen bu yöntemler, göğüs duvarında büyük bir kesi ve kot ayırıcı kullanmak yerine 3 ile 4 santimetrelik küçük port girişlerinden ilerleyen ince aletler ve yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri ile aynı anatomik lobektominin gerçekleştirilmesine olanak tanır. Böylece kas kesileri, kot travması ve interkostal sinir hasarı ciddi biçimde azalır, hasta postoperatif ilk saatlerden itibaren mobilize olabilir.
Kapalı akciğer cerrahisinde standart yaklaşım genellikle üç veya dört portlu VATS'tir. Utility insizyon adı verilen 4 ile 6 santimetrelik yardımcı kesi, çıkarılan lobun dışarı alınması ve stapler manipülasyonu için kullanılır. Cerrah monitörden aldığı iki boyutlu görüntü ile pulmoner arter, ven ve bronş yapılarını sırayla ortaya koyar, endostapler ve enerji cihazları yardımıyla anatomik diseksiyonu tamamlar. Robotik yaklaşımda ise dört ya da beş portluk sistem üç boyutlu görüş, yedi eksenli el bilekli aletler ve titreme filtreleme özelliği sunar; özellikle mediyastinal lenf nodu diseksiyonu ve dar açılı diseksiyon gerektiren durumlarda ek konfor sağlar.
Kapalı yaklaşımın onkolojik güvenilirliği çok merkezli çalışmalarla gösterilmiştir. VATS ile açık lobektomiyi karşılaştıran JCOG 0901 ve pek çok metaanaliz, beş yıllık genel sağkalım ve hastalıksız sağkalımın benzer olduğunu, buna karşılık kanama, transfüzyon, pnömoni, aritmi, kronik göğüs duvarı ağrısı ve hastanede kalış süresinin kapalı yöntemlerde belirgin azaldığını ortaya koymuştur. Bu nedenle uygun anatomik ve onkolojik koşulları taşıyan hastalarda kapalı lobektomi bugün ilk tercih olarak kabul edilmekte, torakotomi ise büyük tümörler, ileri düzey mediyastinal invazyon ve komplike yapışıklıklar gibi seçilmiş durumlara ayrılmaktadır. Kapalı yaklaşımda cerrahın önce plevral boşluğu değerlendirmesi, olası metastatik yayılım açısından yüzeyi incelemesi ve fissür anatomisini haritalaması işlemin ilk basamağını oluşturur. Ardından hilus etrafında yapılan diseksiyon ile pulmoner arter, ven ve bronş yapılarının birbirinden nazikçe ayrılması sağlanır. Endostapler cartridge'lerinin damar ve bronş için farklı yükseklikte seçilmesi, hem güvenli bir kapama hem de düşük hava kaçağı oranı için kritik öneme sahiptir. Ameliyat sonrası tek bir apiko-anterior göğüs tüpü genellikle yeterli olurken, uzamış hava kaçağı riski taşıyan olgularda ek drenaj ihtiyacı olabilir.
VATS Yöntemiyle Kapalı Lobektomide Uzmanlık Ne Anlama Gelir?
VATS lobektomisi, teknik olarak açık cerrahiyi ekrana taşımaktan çok daha fazlasını gerektirir. Cerrahın hem iki boyutlu bir görüntü üzerinden derinliği zihinsel olarak yeniden kurgulaması hem de uzun ve az manevralı aletlerle pulmoner arter dallarını, fissürleri ve bronşu güvenli biçimde ayırt etmesi gerekir. Bu nedenle VATS lobektomisinde uzmanlık, yalnızca bir teknik seçim değil aynı zamanda ciddi bir öğrenme eğrisi ve olgu deneyimi gerektiren ileri düzey bir yetkinliktir. Deneyimli merkezlerde kanama, konversiyon ve komplikasyon oranları açık cerrahiden düşük seyrederken, deneyimsiz ellerde ciddi vasküler yaralanma riski öne çıkabilir. Bu nedenle özellikle merkezi yerleşimli tümörler, ana pulmoner arter dallarına yakın lezyonlar ve neoadjuvan tedavi görmüş olgular, yüksek hacimli merkezlerde deneyimli ekiplerce ele alınmalıdır.
Uzman ekiplerde VATS lobektomisi sırasında fissür anatomisi tam olarak değerlendirilir; komplet fissürlü hastalarda klasik anterior yaklaşımla pulmoner ven, arter ve bronş sırasıyla ele alınır. İnkomplet fissürlerde ise "fissureless" yani fissürü en sona bırakan teknik kullanılır. Böylece parenkim içinden geçen diseksiyona bağlı uzamış hava kaçağı riski önemli ölçüde azaltılır. Aynı zamanda mediyastinal ve hilar lenf nodu istasyonları, çıkarılan lob ile birlikte bloklar h├ólinde disseke edilir, IASLC haritasına uygun olarak etiketlenir ve patoloji laboratuvarına gönderilir.
Uzman ekiplerde VATS lobektomisi, hem cerrahi teknik hem de perioperatif bakım açısından standart bir protokole bağlanmıştır. Ameliyat öncesi multidisipliner tümör kurulunda değerlendirilen hasta, çift lümen entübasyon ve tek akciğer ventilasyonu ile ameliyata alınır. Sistematik anatomik diseksiyon, IASLC uyumlu lenf nodu haritalaması, kontrollü hemostazi ve tek göğüs tüpü uygulaması, deneyimli bir cerrahi ekibin standart yaklaşımını oluşturur ve hastanın hem onkolojik güvenliğini hem de erken iyileşme sürecini destekler. Bu düzeyde bir standardizasyon; olgu hacmi yüksek merkezlerde belirgin biçimde daha düşük komplikasyon oranı, daha kısa yatış süresi ve daha yüksek beş yıllık sağkalım ile ilişkilendirilmiştir
Tek Kesiden Uygulanan Uniportal VATS Tekniğinin Ayrıcalığı Nedir?
Uniportal VATS, klasik çoklu portlu VATS'in daha da minimal invaziv bir evrimidir. Bu teknikte tüm kamera ve çalışma aletleri, genellikle dördüncü ya da beşinci interkostal aralıktan yapılan tek bir 3 ile 4 santimetrelik kesi üzerinden yerleştirilir. Cerrah, aletlerin tümünü tek bir aralıktan çalışırken, kamera ve endostapler kullanımı özel bir üç boyutlu koordinasyon gerektirir. Böylece göğüs duvarında yalnızca tek bir insizyon kalır, interkostal sinir travması en aza indirilir ve kozmetik sonuç oldukça yüz güldürücü olur.
Uniportal VATS lobektomisinin ayrıcalıklarından biri postoperatif ağrının çok daha az olmasıdır. Tek insizyon üzerinden interkostal sinir yalnızca bir noktada baskıya maruz kaldığı için kronik post-torakotomi ağrısı, uyuşukluk ve nöraljik yakınmalar belirgin biçimde azalır. Bu durum, hastanın öksürme ve derin nefes egzersizlerine daha erken uyum sağlamasına, atelektazi ve pnömoni gibi komplikasyonların önüne geçilmesine katkı sunar. Aynı zamanda kısa insizyon, drenaj tüpü çıkarıldıktan sonra hızlı biçimde iyileşerek küçük ve estetik bir iz bırakır.
Bununla birlikte uniportal VATS her hasta için birinci seçenek değildir. Büyük tümörler, santral yerleşim, yaygın plevral yapışıklıklar, önceki cerrahi öyküsü, komplet olmayan fissür ve neoadjuvan tedavi sonrası ciddi mediyastinal fibrozis gibi durumlarda çok portlu VATS, robotik yaklaşım veya seçilmiş vakalarda torakotomi daha güvenli olabilir. Karar, tümörün ayrıntılı görüntüleme değerlendirmesi, hastanın anatomik özellikleri, pulmoner ve kardiyak rezerv ile birlikte multidisipliner değerlendirilir. Uygun aday olduğu belirlenen hastalarda uniportal VATS lobektomisi, günümüzde ulaşılabilir en minimal invaziv anatomik akciğer rezeksiyonu seçeneklerinden biridir. Uniportal yaklaşımda cerrahın kamera ile aletleri aynı hattan çalıştırması, üç boyutlu görüş oluşturabilmek için özel bir el-göz koordinasyonu geliştirmesini gerektirir. Deneyimli merkezlerde bu teknikle 3 santimetreye kadar olan T1 tümörlerde, karsinoid tümörlerde ve seçilmiş T2 lezyonlarda mükemmele yakın onkolojik sonuçlar elde edilmektedir. Ayrıca aynı insizyondan interkostal ya da paravertebral bloklar uygulanabildiği için postoperatif ağrı kontrolü çok etkin biçimde sağlanabilmektedir.
Lenf Diseksiyonu ve Onkolojik Temizleme İşlemi Nasıl Yapılır?
Akciğer kanseri cerrahisinde lobektominin onkolojik başarısı yalnızca tümörlü lobun çıkarılması ile değil, aynı zamanda mediyastinal ve hilar lenf nodu istasyonlarının uygun şekilde değerlendirilmesi ile ölçülür. Uluslararası kılavuzlar en az üç mediyastinal N2 istasyonu ile hilar N1 istasyonlarının sistematik olarak diseke edilmesini önerir. Bu diseksiyon, hastalığın gerçek evresini ortaya koyar, adjuvan tedavi kararlarını yönlendirir ve nüks olasılığını azaltır. Aynı zamanda ACOSOG Z0030 çalışması, sistematik lenf nodu diseksiyonunun sampling'e kıyasla ek morbidite yaratmaksızın daha doğru bir evreleme sağladığını ortaya koymuştur.
Cerrahi sırasında IASLC lenf nodu haritasına uygun biçimde sağ tarafta 2R, 4R, 7, 8, 9, 10 ve 11 numaralı istasyonlar; sol tarafta 4L, 5, 6, 7, 8, 9, 10 ve 11 numaralı istasyonlar özenle disseke edilir. Subkarinal istasyon (7 numara), her iki taraf için de kritik öneme sahiptir ve mutlaka değerlendirilir. Diseksiyon sırasında rekürren laringeal sinir, frenik sinir, özofagus ve büyük damarlar korunur; küçük kanamalar bipolar koter, klips veya enerji cihazları yardımıyla kontrol altına alınır. Çıkarılan tüm istasyonlar ayrı ayrı işaretlenerek patoloji laboratuvarına gönderilir. Lenf nodu diseksiyonu sırasında hemostazi bipolar enerji cihazları ve ince klipslerle sağlanır; şilöz drenajı önlemek için torasik duktus çevresi özellikle dikkatli disseke edilir. Sol taraf aort-pulmoner pencere diseksiyonunda sol rekürren laringeal sinirin ve vagus sinirinin korunması, ses kısıklığı ve postoperatif aspirasyon gibi ciddi yan etkilerin önlenmesi açısından belirleyicidir.
Onkolojik temizleme yalnızca lenf nodu diseksiyonu ile sınırlı kalmaz. Plevral yüzey dikkatle değerlendirilir, şüpheli nodül veya plevral efüzyon varlığında örnekleme ve sitolojik inceleme yapılır. Bronş kesim hattı ve pulmoner damar kesim hatları, cerrahi sınır negatifliği açısından intraoperatif frozen inceleme ile teyit edilebilir. Elde edilen bu ayrıntılı patolojik veri, hastalığın son evresini (pTNM) belirler ve adjuvan kemoterapi, hedefli tedavi (EGFR mutasyonlu hastalarda osimertinib gibi) veya immünoterapi (PD-L1 pozitif hastalarda atezolizumab gibi) kararlarının verilmesinde belirleyici rol oynar. Ayrıca CheckMate 816 ve KEYNOTE-671 gibi çalışmalar, neoadjuvan kemoterapi ile immünoterapi kombinasyonlarının cerrahi sonrası patolojik tam yanıt oranlarını belirgin biçimde artırdığını ve olay-bağımsız sağkalımı iyileştirdiğini ortaya koymuştur. ADAURA çalışması ise EGFR mutasyonu taşıyan rezeke edilmiş küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında adjuvan osimertinibin nüksü ve mortaliteyi anlamlı ölçüde azalttığını göstermiştir. Bu nedenle lobektomi yalnızca cerrahi bir işlem değil, aynı zamanda modern akciğer kanseri tedavisinin merkezinde yer alan çok basamaklı bir tedavi sürecinin en önemli halkasıdır.
Anestezi Aşaması ve Lobektomi Öncesi Hazırlık Nasıl Gerçekleşir?
Lobektomi, tek akciğer ventilasyonu gerektirdiği için ileri düzey bir anestezi yönetimi ile birlikte planlanır. Ameliyattan önce hastaya çift lümen endotrakeal tüp ya da bronş blokeri yerleştirilir. Böylece cerrahinin yapılacağı tarafta akciğer söndürülür ve cerrahın plevral boşlukta rahatça çalışabileceği kuru bir alan sağlanırken karşı akciğer solunumu yalnız başına üstlenir. Anestezi ekibi, fiberoptik bronkoskopi ile tüpün doğru pozisyonda olduğunu doğrular ve tek akciğer ventilasyonu sırasında oksijenizasyon, ventilasyon basıncı, karbondioksit atılımı ve hemodinamiyi yakından takip eder.
Preoperatif hazırlık aşamasında ayrıntılı bir değerlendirme yapılır. Toraks yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi, PET-BT ile sistemik evreleme, gerekli hastalarda beyin manyetik rezonans görüntüleme, spirometri, DLCO, kantitatif ventilasyon-perfüzyon sintigrafisi ve egzersiz testi ile hem tümörün özellikleri hem de hastanın pulmoner rezervi ortaya konur. Mediyastinal lenf nodlarının değerlendirilmesinde endobronşiyal ultrasonografi eşliğinde iğne biyopsisi (EBUS-TBNA), gerekli durumlarda mediyastinoskopi kullanılır. Kardiyak açıdan revize kardiyak risk indeksi, EKG ve ekokardiyografi ile risk sınıflaması yapılır; koroner arter hastalığı şüphesinde noninvaziv iskemi testleri veya koroner anjiyografi planlanır.
Ameliyat öncesi hasta hazırlığında sigara bırakma en az iki ile dört hafta önce başlatılır; solunum egzersizleri, insentif spirometri kullanımı, aerobik dayanıklılık çalışmaları ve beslenme desteği "prehabilitasyon" başlığı altında planlanır. Kan sulandırıcı ilaçlar, güncel kılavuzlara uygun biçimde geçici olarak kesilir, gerekirse köprüleme tedavisi düzenlenir. Enfeksiyon açısından risk taşıyan hastalarda profilaktik antibiyotik uygulanır, derin ven trombozu profilaksisi düşük molekül ağırlıklı heparin ve kompresyon çorabı ile sağlanır. Tüm bu adımlar, ameliyat masasına en iyi durumda çıkan bir hasta profili oluşturmayı amaçlar. Diyabetli hastalarda kan şekeri regülasyonu, hipertansif hastalarda ilaç düzenlemesi, kronik obstrüktif akciğer hastalığı olanlarda inhaler tedavi optimizasyonu ve mukolitik ajanlarla balgam çıkarımının kolaylaştırılması, ameliyat öncesi bakımın vazgeçilmez parçalarını oluşturur. Anemili hastalarda demir tedavisi veya seçilmiş olgularda eritropoezi uyarıcı ajanlarla hemoglobin optimizasyonu, transfüzyon ihtiyacını azaltır. Beslenme durumu bozuk hastalarda diyetisyen değerlendirmesi ile protein ağırlıklı destek verilir. Bu bütüncül hazırlık, komplikasyon oranlarını azaltan ve iyileşme sürecini hızlandıran en önemli bileşenlerden biridir.
ERAS Protokolüyle Hızlı Taburculuk ve İyileşme Dönemi Nasıl Sağlanır?
Enhanced Recovery After Surgery yani ERAS protokolü, göğüs cerrahisinde son yıllarda standart h├óline gelen, kanıta dayalı bir hızlı iyileşme yaklaşımıdır. Bu protokolde hastanın ameliyat öncesi eğitimi, uzun süreli açlıkların önlenmesi, karbonhidrattan zengin sıvıların ameliyattan iki-üç saat öncesine kadar verilmesi, opioid kullanımını azaltan multimodal analjezi, hedefe yönelik sıvı yönetimi, normotermi ve erken mobilizasyon gibi çok sayıda unsur bir araya getirilir. Amaç, cerrahi stresi azaltmak ve akciğer, kalp, gastrointestinal sistem üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirmektir.
Ameliyat sonrası ilk saatlerde hasta yoğun bakım veya yakın gözlem ünitesinde takip edilir. Erken oral alım, ilk gün ayaklandırma, göğüs fizyoterapisi, insentif spirometri kullanımı ve öksürük egzersizleri erken dönemde başlatılır. Interkostal sinir bloğu, paravertebral blok ve serratus anterior plan bloğu gibi rejyonel analjezi teknikleri opioid ihtiyacını azaltır. Böylece bulantı, kabızlık, delirium ve solunum depresyonu gibi opioid yan etkileri en aza indirilir, hasta ağrısız ama aynı zamanda derin nefes alabilecek bir konforda tutulur.
Kapalı lobektomi sonrasında ERAS protokolüne uyumlu bir seyir izleyen hastalar çoğunlukla üç ile beş gün içinde taburcu edilebilir. Göğüs tüpü, hava kaçağı sonlandığında ve drenaj miktarı belirli bir eşiğin altına düştüğünde çıkarılır. Taburculuk sonrasında hastaya yürüyüş programı, solunum egzersizleri, yara bakımı ve alarm bulguları (ateş, nefes darlığı, göğüs ağrısında artış, insizyon çevresinde kızarıklık-akıntı) konusunda ayrıntılı bilgi verilir. Kontroller genellikle birinci hafta, birinci ay ve sonrasında onkolojik takip planına göre üç-altı aylık aralarla düzenlenir. ERAS protokolünün etkinliği yalnızca hasta konforu ile sınırlı değildir; toplu veriler, protokole uyumlu merkezlerde postoperatif pnömoni, aritmi, uzamış hava kaçağı ve yeniden yatış oranlarının belirgin biçimde azaldığını göstermektedir. Erken göğüs tüpü çekimi, tek tüp uygulaması, düşük hacimli hedefe yönelik sıvı yönetimi ve non-opioid analjezik ağırlıklı ağrı protokolleri, iyileşme sürecinin temel taşları olarak öne çıkmaktadır. Bu bütünsel yaklaşım, hastanın psikolojik olarak da ameliyat sürecini daha kontrollü ve güvenli algılamasına katkı sağlar.
Lobektomi Sonrası Kalan Akciğer Solunum Kapasitesini Nasıl Karşılar?
Lobektomi sonrası akciğerin geri kalan lobları, hem anatomik hem de fizyolojik olarak yeni bir dengeye geçer. Sağ akciğerde bir lobun çıkarılması durumunda kalan iki lob genişleyerek boşluğu doldurur; sol akciğerde tek lob çıkarıldığında ise kalan lob hiperinflasyon eğilimi gösterir ve mediyasten ile diyafram bir miktar yer değiştirerek boşluğu telafi eder. Bu adaptasyon süreci "kompanzatuar akciğer büyümesi" olarak isimlendirilir ve haftalar-aylar içinde tamamlanır.
Solunum kapasitesindeki azalma çoğu hastada tahmin edildiği kadar dramatik olmaz. Preoperatif olarak yapılan kantitatif ventilasyon-perfüzyon sintigrafisi, çıkarılacak lobun toplam akciğer fonksiyonuna katkısını yüzde olarak öngörür ve postoperatif tahmini FEV1 ile DLCO değerleri buna göre hesaplanır. Ortalama bir hastada lobektomi sonrası FEV1'de yüzde on ile yirmi civarında bir azalma beklenir; ancak bu değer altı ay içinde kısmi bir toparlanma gösterir. Günlük yaşam aktivitelerinde belirgin kısıtlanma çoğunlukla yaşanmaz; sportif performansta ise özellikle yoğun aerobik aktivitelerde hafif düzeyde azalma hissedilebilir.
Uzun dönemli takipte hastaların düzenli göğüs cerrahisi ve gerekli h├óllerde göğüs hastalıkları ve tıbbi onkoloji kontrollerine katılması, kalan akciğerin fonksiyonel kapasitesinin sürdürülmesinde belirleyicidir. Sigaranın kesin biçimde bırakılması, aşılamaların güncel tutulması (grip, pnömokok, COVID-19), düzenli aerobik egzersiz, solunum kaslarını güçlendiren fizyoterapi programları ve sağlıklı beslenme, kalan akciğerin performansını korur ve nüks riskini azaltır. Onkolojik olarak da düzenli toraks BT, kan tetkikleri ve gerekli durumlarda PET-BT ile takip planı sürdürülür. Kalan akciğerin fonksiyonel adaptasyonunu değerlendirmek için ameliyattan üç ile altı ay sonra tekrarlanan spirometri ve DLCO testleri, hastanın gerçek performansını objektif biçimde ortaya koyar. Pulmoner rehabilitasyon programlarına düzenli katılım, özellikle preoperatif rezervi sınırlı olan hastalarda solunum kaslarının güçlenmesini ve fonksiyonel kapasitenin daha hızlı toparlanmasını sağlar. İleri yaşta veya eşlik eden kronik akciğer hastalığı bulunan olgularda düşük şiddetli aerobik egzersizler, yürüyüş temposunun kademeli artırılması ve yüzme gibi düşük etkili aktiviteler tercih edilir.
Bilgilendirme: Bu içerik akciğer lobu alma ameliyatı (lobektomi) hakkında genel bilgi sunmak amacıyla hazırlanmış olup tanı, tedavi ve ameliyat kararı yerine geçmez. Her hastanın klinik durumu, tümörün evresi, pulmoner ve kardiyak rezervi ile eşlik eden hastalıkları farklı olduğundan cerrahi karar mutlaka multidisipliner değerlendirme sonucunda kişiye özel olarak verilmelidir. Ayrıntılı bilgi ve muayene için Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi polikliniğine başvurabilir, uzman hekimlerimizden randevu alarak size uygun tanı ve tedavi planının oluşturulmasını sağlayabilirsiniz. Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi ekibi lobektomi başta olmak üzere tüm anatomik akciğer rezeksiyonlarında minimal invaziv, güncel ve kanıta dayalı yaklaşımları uygulamayı ilke edinmiştir.

