Biyokimya

Trombin Zamanı (TT)

Trombin Zamanı Analizi, kişinin yaşına ve genel durumuna göre farklı seyir gösterebilen bir hastalıktır. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Trombin zamanı, kısaca TT olarak adlandırılan ve pıhtılaşma sisteminin son aşamasını değerlendiren temel laboratuvar testlerinden biridir. Kanın damar dışına çıktığında ya da damar duvarında hasar oluştuğunda devreye giren karmaşık biyokimyasal sürecin en kritik basamağı, fibrinojen adı verilen çözünür proteinin fibrin adı verilen çözünmez ağ yapısına dönüşmesidir. Bu dönüşümü gerçekleştiren enzim trombindir ve trombin zamanı testi, dış kaynaklı olarak eklenen trombinin plazma içerisindeki fibrinojeni ne kadar sürede fibrine dönüştürdüğünü saniye cinsinden ölçmektedir. Söz konusu ölçüm, pıhtılaşma kaskadının ortak yolağındaki son halkanın işlevselliğine ilişkin doğrudan bilgi sağlamakta ve klinik karar verme süreçlerinde önemli bir referans noktası oluşturmaktadır.

Hemostaz olarak adlandırılan kanın durdurulması süreci, üç temel aşamadan oluşmaktadır. Birincil hemostazda damar büzüşmesi ve trombosit tıkacı oluşumu gerçekleşirken, ikincil hemostaz aşamasında pıhtılaşma faktörlerinin ardışık aktivasyonu ile sağlam bir fibrin ağı meydana getirilmektedir. Üçüncül aşamada ise fibrinolitik sistem devreye girerek pıhtının çözülmesini sağlamaktadır. Trombin zamanı testi, ikincil hemostazın son adımını incelediği için fibrinojen miktarındaki ya da işlevindeki bozuklukları, dolaşımdaki antikoagülan maddelerin varlığını ve trombin aktivitesini etkileyen patolojik durumları değerlendirmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu yönüyle TT, diğer pıhtılaşma testleriyle bütünleşik biçimde yorumlandığında klinisyene oldukça değerli bilgiler sunmaktadır.

Testin uygulanması sırasında hastadan alınan kan örneği, sodyum sitrat içeren özel tüplere konulmaktadır. Sodyum sitrat, kandaki kalsiyum iyonlarını bağlayarak örneğin laboratuvara ulaşana kadar pıhtılaşmasını engellemektedir. Santrifüj işlemi sonrasında elde edilen trombositten fakir plazmaya standart konsantrasyonda trombin eklenmekte ve pıhtı oluşumuna kadar geçen süre kaydedilmektedir. Sağlıklı yetişkinlerde bu sürenin genellikle 14 ile 21 saniye arasında olduğu kabul edilmekle birlikte, her laboratuvarın kullandığı reaktife ve cihaza göre referans aralıklarda küçük farklılıklar gözlenebilmektedir. Sonuçların yorumlanmasında bu nedenle çalışmanın yapıldığı merkezin belirlediği aralığın esas alınması önerilmektedir.

Trombin zamanının uzaması, klinik açıdan birden fazla durumun göstergesi olabilmektedir. Fibrinojen düzeyinin düşük olduğu hipofibrinojenemi tablosunda yeterli substrat bulunmaması nedeniyle pıhtı oluşumu gecikmektedir. Fibrinojen molekülünün yapısal bozukluğu ile karakterize disfibrinojenemi durumlarında ise miktar normal sınırlarda olsa bile işlevsellik bozuk olduğundan süre uzamaktadır. Dolaşımda heparin bulunması, trombin aktivitesini doğrudan baskıladığı için TT sonucunu belirgin biçimde etkilemektedir. Benzer şekilde dabigatran gibi doğrudan trombin inhibitörü ilaçların kullanımı sırasında da test sonucunun uzadığı görülmektedir. Yaygın damar içi pıhtılaşma sendromu olarak bilinen DİK tablosunda, fibrinojen tüketimi ve fibrin yıkım ürünlerinin artışı nedeniyle hem TT uzamakta hem de eşlik eden başka pıhtılaşma anormallikleri ortaya çıkmaktadır.

Karaciğer hastalıkları, trombin zamanı sonuçlarını etkileyen önemli bir grup patolojidir. Fibrinojen başta olmak üzere pıhtılaşma faktörlerinin büyük çoğunluğu karaciğer hücrelerinde sentezlendiği için ileri evre karaciğer yetersizliği olan bireylerde TT uzaması beklenen bir bulgudur. Akut ve kronik karaciğer hastalıklarının yanı sıra, karaciğer nakli adaylarının değerlendirilmesinde de bu test bilgi sağlayıcı bir parametre olarak kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra amiloidozda olduğu gibi sistemik depo hastalıklarında, multipl miyelom ve diğer monoklonal gamopatilerde plazmada biriken anormal proteinlerin fibrin polimerizasyonunu engellemesi nedeniyle de TT değerleri normal aralığın üzerine çıkabilmektedir.

Trombin zamanı testinin yorumlanmasında diğer pıhtılaşma parametreleri ile birlikte değerlendirme yapılması büyük önem taşımaktadır. Protrombin zamanı olarak adlandırılan PT testi, dış pıhtılaşma yolağı ve ortak yolak hakkında bilgi verirken, aktive parsiyel tromboplastin zamanı olan aPTT, iç pıhtılaşma yolağının işlevselliğini yansıtmaktadır. Fibrinojen düzeyinin doğrudan ölçümü, D-dimer tetkiki ve fibrin yıkım ürünlerinin saptanması ise hemostaz bozukluklarının ayırıcı tanısında tamamlayıcı bilgi sağlamaktadır. Bütüncül bir değerlendirme yapıldığında, izole TT uzamasının fibrinojen patolojileri veya trombin inhibitörlerinin varlığını işaret ettiği, çoklu test anormalliklerinin ise karaciğer yetersizliği, DİK ya da masif transfüzyon sonrası tablolar gibi yaygın hemostatik bozuklukları düşündürdüğü söylenebilmektedir.

Reptilaz zamanı, trombin zamanı testinin yorumlanmasında ek bilgi sağlayan tamamlayıcı bir tetkiktir. Yılan zehirinden elde edilen reptilaz enzimi, trombinden farklı olarak heparinden etkilenmemekte ve fibrinojenden farklı bir bölgeyi keserek fibrin oluşumunu başlatmaktadır. Hastada uzamış bir TT değeri saptandığında, eş zamanlı yapılan reptilaz zamanının normal olması heparin kontaminasyonunu ya da heparin tedavisinin etkisini düşündürmektedir. Her iki testin de uzamış bulunması ise fibrinojen miktar veya işlev bozukluğunu, disfibrinojenemi tablolarını ya da yüksek düzeyli fibrin yıkım ürünlerinin varlığını yansıtmaktadır. Bu ayırıcı yaklaşım, doğru tanıya ulaşılmasında klinisyene önemli bir basamak sunmaktadır.

Heparin kullanımı, klinik pratikte trombin zamanı uzamasının en sık karşılaşılan nedenlerinden biridir. Hem damar içi kateter yıkamalarında hem de antikoagülan amaçlı tedavilerde yaygın biçimde kullanılan heparin, antitrombin üzerinden trombini inaktive ederek etki göstermektedir. Bu nedenle heparin alan hastalarda TT belirgin biçimde uzamış olarak saptanmaktadır. Düşük molekül ağırlıklı heparinler de benzer mekanizmayla etki etmekle birlikte, fraksiyone olmayan heparine kıyasla TT üzerindeki etkileri daha sınırlı kalabilmektedir. Doğrudan trombin inhibitörleri grubunda yer alan dabigatran, argatroban ve bivalirudin gibi ilaçların kullanımı sırasında da test sonuçları etkilenmekte; bu ilaçların etkisinin izlenmesinde TT ile birlikte özel hassasiyetli testler kullanılabilmektedir.

Konjenital fibrinojen bozuklukları, görece nadir görülmekle birlikte trombin zamanı testinin tanısal değerini ortaya koyan klinik durumlardır. Afibrinojenemi olarak adlandırılan tabloda fibrinojen tamamen yoktur ve TT son derece uzamış ya da ölçülemez düzeydedir. Hipofibrinojenemide miktar azalmış, disfibrinojenemide ise yapısal bozukluk söz konusudur. Bu hastalıklar otozomal kalıtım kalıbı göstermekte ve yenidoğan döneminden itibaren kanama eğilimi, göbek bağı kanaması, sünnet sonrası uzamış kanama gibi bulgularla kendini gösterebilmektedir. Bazı disfibrinojenemi tablolarında ise paradoksik biçimde tromboz eğilimi gözlenebilmekte; bu durum genetik mutasyonun fibrin yapısı üzerindeki farklı etkilerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle aile öyküsü ve klinik bulgularla birlikte değerlendirme yapılması gerekli görülmektedir.

Test öncesi hasta hazırlığı, sonuçların güvenilirliği açısından dikkat edilmesi gereken bir konudur. Kan örneğinin alındığı bölgede heparin bulaşı olmaması, örneğin uygun tüpe doğru oranda alınması ve laboratuvara hızlı biçimde ulaştırılması büyük önem taşımaktadır. Aşırı doluluk ya da yetersiz dolulukta tüplerde sitrat oranının değişmesi sonuçları etkileyebilmektedir. Hastanın kullanmakta olduğu antikoagülan ilaçlar, son 24 saat içinde uygulanan transfüzyonlar, intravenöz heparin infüzyonları ve karaciğer hastalığı öyküsü gibi klinik bilgilerin hekimle paylaşılması, sonuçların doğru yorumlanmasını kolaylaştırmaktadır. Lipemi, hemoliz ve ikter gibi pre-analitik faktörler de bazı cihazlarda ölçüm hatalarına yol açabildiğinden tekrar örnekleme gerekebilmektedir.

Gebelik döneminde fibrinojen düzeyinde fizyolojik bir artış gözlenmekte ve bu durum trombin zamanı değerlerinde hafif kısalmalara neden olabilmektedir. Doğum sonrası dönemde, plasenta dekolmanı, amniyon sıvısı embolisi ve postpartum kanama gibi obstetrik acil tablolarda fibrinojen düzeyinde hızlı düşüş yaşanmakta ve TT uzamaktadır. Bu nedenle obstetrik klinik pratikte hemostaz değerlendirmesinde TT, fibrinojen düzeyi ile birlikte önemli bir parametre olarak yer almaktadır. Yenidoğan döneminde ise pıhtılaşma sisteminin henüz tam olgunlaşmamış olması nedeniyle yetişkin referans aralıklarından farklı değerler gözlenebilmekte; bu yaş grubunda sonuçların yaşa özgü referanslarla karşılaştırılması önerilmektedir.

Cerrahi girişim öncesi yapılan hemostaz taramalarında trombin zamanı, rutin tetkik panelinin doğrudan bir parçası olmamakla birlikte, kişisel ya da ailesel kanama öyküsü bulunan, karaciğer hastalığı olan, böbrek yetersizliği nedeniyle diyaliz tedavisi alan ve antikoagülan kullanan hastalarda istenen tamamlayıcı bir tetkiktir. Operasyon sırasında ve sonrasında yaşanabilecek olası kanama komplikasyonlarının öngörülmesinde, transfüzyon ihtiyacının planlanmasında ve antikoagülan yönetiminin düzenlenmesinde TT sonuçları yol gösterici olmaktadır. Yoğun bakım koşullarında izlenen kritik hastalarda, özellikle sepsis ve çoklu organ yetersizliği tablolarında ise hemostatik dengenin sürekli izlenmesi açısından TT değerleri belirli aralıklarla değerlendirilmektedir.

Trombin zamanının kısalmış olarak saptanması, klinik açıdan TT uzamasına kıyasla daha az sıklıkla anlamlı kabul edilmektedir. Kısalmış değerler genellikle pre-analitik hatalar, örnek tüpünde aktivasyon ya da yüksek fibrinojen düzeyleri ile ilişkilendirilmektedir. Akut faz yanıtı sırasında fibrinojen düzeyinin artması ve buna bağlı olarak trombin zamanının normal aralığın alt sınırına yaklaşması beklenen bir durumdur. Bununla birlikte trombofili olarak adlandırılan tromboz eğilimi tablolarının değerlendirilmesinde TT tek başına kullanılan bir test değildir; bu hastalıkların tanısında protein C, protein S, antitrombin düzeyleri ve genetik testler gibi spesifik tetkikler ön plana çıkmaktadır.

Modern hemostaz laboratuvarlarında otomatize koagülometre cihazları kullanılmakta ve trombin zamanı ölçümleri yüksek hassasiyetle gerçekleştirilmektedir. Optik, mekanik ya da elektromekanik prensiplerle çalışan bu cihazlar, pıhtı oluşumunun başlangıcını saniye düzeyinde kaydedebilmektedir. Kalite kontrol programları kapsamında düzenli aralıklarla iç ve dış kontrol çalışmaları yürütülmekte, böylece test sonuçlarının güvenilirliği sürdürülmektedir. Akredite laboratuvarlarda çalışılan TT sonuçları, klinik karar süreçlerinde sağlam bir temel oluşturmakta ve hekimlerin hasta yönetimini bilimsel verilere dayandırarak yürütmesine olanak tanımaktadır.

Sonuç olarak trombin zamanı, pıhtılaşma sisteminin son basamağını değerlendiren, fibrinojen miktar ve işlevi ile dolaşımdaki antikoagülan etkilerin saptanmasında kullanılan değerli bir laboratuvar testidir. Doğru endikasyonla istendiğinde ve diğer hemostaz parametreleriyle birlikte yorumlandığında, kanama bozukluklarının tanısında, antikoagülan tedavinin izlenmesinde, karaciğer hastalıklarının değerlendirilmesinde ve cerrahi öncesi risk öngörüsünde önemli bilgiler sunmaktadır. Hastaların hemostatik durumunun bütüncül biçimde ele alınması, hem tanısal sürecin doğru yönlendirilmesine hem de klinik yaklaşımın bilimsel veriler ışığında planlanmasına katkı sağlamaktadır.

Biyokimya Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment