Kulak Burun Boğaz

Burun Akıntısı

Burun akıntısı soğuk algınlığı, alerji veya sinüzite bağlı olabilir, çözüm önerilerini KBB uzmanlarımızdan detaylı öğrenin.

Burun akıntısı, günlük yaşamda oldukça sık karşılaşılan ve pek çok farklı nedene bağlı olarak ortaya çıkabilen bir belirtidir. Burun boşluğunu döşeyen mukoza dokusunun ürettiği salgının, normalin üzerinde bir miktarda üretilmesi ya da drenajının değişmesi sonucunda burun ön deliklerinden veya arka bölgeden geniz yolu ile boğaza doğru akması şeklinde tanımlanır. Kulak burun boğaz hekimliğinde tek başına bir hastalık olarak değil, altta yatan bir durumun yansıması olan bir bulgu olarak değerlendirilir. Bu nedenle burun akıntısının rengi, kıvamı, süresi ve eşlik eden diğer şikayetleri, sürecin doğru anlaşılabilmesi açısından belirleyici öneme sahiptir.

Sağlıklı bir burun mukozası, gün içinde belirli bir miktar mukus üretmektedir. Bu salgı, solunan havadaki toz, polen, mikroorganizma ve diğer partiküllerin tutulmasını sağlar, aynı zamanda burun içi nemliliğini koruyarak alt solunum yollarının hassas dokularını olumsuz etkilerden uzak tutar. Söz konusu doğal süreç fark edilmeksizin sürdürülür. Ancak burun mukozasının irritan bir maddeyle karşılaşması, enfeksiyon etkeniyle temas etmesi ya da alerjik bir reaksiyona zemin hazırlayan bir uyaranla buluşması durumunda mukus üretimi belirgin biçimde artmakta ve klinik olarak burun akıntısı adı verilen tablo ortaya çıkmaktadır.

Burun akıntısı, karakterine göre farklı gruplara ayrılabilir. Berrak ve su kıvamındaki akıntı çoğunlukla alerjik nedenlerin, viral üst solunum yolu enfeksiyonlarının erken dönemlerinin veya soğuk hava, keskin kokular gibi çevresel uyaranların işaretçisi olabilir. Beyaz veya süt renginde, koyulaşmış akıntı genellikle mukusun içerdiği hücre içeriğinin yoğunlaşmasına bağlıdır ve bazı viral enfeksiyonların ilerleyen döneminde gözlenir. Sarı veya yeşilimsi renkli, koyu kıvamlı akıntılar ise mukozadaki iltihabi süreçlere ve bakteriyel enfeksiyon olasılığına işaret edebilmektedir. Kanla karışık ya da kötü kokulu akıntılar, ileri düzeyde değerlendirme gerektiren tablolar arasında yer almaktadır.

Alerjik rinit, burun akıntısının en sık karşılaşılan nedenlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Polen, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, küf sporları ve bazı mesleki maruziyetler bu tabloda başlıca uyaranlar arasında sayılmaktadır. Alerjenle karşılaşma sonrasında burun mukozasında yer alan hücrelerden histamin ve benzeri aracıların salınması, damar geçirgenliğinin artmasına ve mukus üretiminde belirgin bir yükselişe neden olur. Bu durumda berrak burun akıntısına hapşırık, burun kaşıntısı, göz sulanması ve burun tıkanıklığı gibi bulgular sıklıkla eşlik eder. Mevsimsel olarak tekrarlayan tablolarda alerjik rinit olasılığı öncelikle değerlendirilir.

Enfeksiyöz nedenler arasında viral üst solunum yolu enfeksiyonları önemli bir grup oluşturur. Halk arasında soğuk algınlığı ya da nezle olarak bilinen tablo, çok sayıda farklı virüs tarafından meydana getirilebilmekte ve tipik olarak burun akıntısı ile birlikte hafif ateş, halsizlik, boğaz ağrısı ve öksürük gibi bulgularla seyretmektedir. Başlangıçta berrak ve su kıvamındaki akıntının, birkaç gün içinde koyulaşarak beyaz veya sarımsı bir renk alması, doğal iyileşme sürecinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ancak on günü aşan, giderek koyulaşan, tek taraflı hale gelen ya da yüzde ağrı, baş ağrısı, koku alma bozukluğu ile birlikte seyreden akıntılar bakteriyel sinüzit olasılığı açısından yeniden ele alınmalıdır.

Sinüzit tablosu, yüz kemikleri içerisinde yer alan paranazal sinüs boşluklarının mukozasında gelişen iltihabi süreci ifade etmektedir. Akut sinüzitte burun akıntısı çoğunlukla koyu kıvamlı, sarı veya yeşilimsi renkte olabilir ve yüzde basınç hissi, öne eğilmekle artan baş ağrısı, koku alma azlığı, üst çene bölgesinde ağrı ile birlikte görülebilir. Kronik sinüzitte ise şikayetler on iki haftadan uzun sürer, sürekli geniz akıntısı, öksürük, ses değişikliği ve tekrarlayan burun tıkanıklığı ön planda seyredebilir. Bu tablolarda burun içi muayenesi, gerektiğinde endoskopik değerlendirme ve görüntüleme yöntemleriyle desteklenen kapsamlı bir yaklaşım tercih edilmektedir.

Yapısal nedenler de kronik burun akıntısının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Burun içindeki orta bölmenin bir tarafa eğrilmesi anlamına gelen septum deviasyonu, konka adı verilen etli yapıların büyümesi, burun içinde iyi huylu et parçaları olarak tarif edilen nazal polipler, hava akımını ve mukus drenajını olumsuz etkileyerek uzun süreli burun akıntısı ve tıkanıklığa neden olabilir. Bu durumlarda geniz akıntısı, horlama, burundan nefes almada güçlük ve tekrarlayan sinüs enfeksiyonları görülebilir. Yapısal patolojiler, ayrıntılı muayene ve gerektiğinde endoskopik incelemeyle ortaya konularak uygun yaklaşımla yönetilir.

Vazomotor rinit olarak adlandırılan tablo, alerji ya da enfeksiyon olmaksızın burun mukozasının aşırı hassas hale gelmesiyle karakterize bir durumdur. Sıcaklık değişiklikleri, keskin kokular, baharatlı gıdalar, sigara dumanı, egzoz emisyonları ve bazı ilaçlar bu tabloyu tetikleyebilir. Kişilerde berrak burun akıntısı ve tıkanıklık ön planda seyreder, kaşıntı ve göz belirtileri genellikle belirgin değildir. Tanı; alerji ve enfeksiyon nedenlerinin dışlanmasının ardından, ayrıntılı öykü ve klinik değerlendirmeyle konulmaktadır. Yaklaşım, tetikleyicilerden kaçınma ve gerektiğinde mukoza salgısını düzenleyici uygulamalar üzerine kurulmaktadır.

Bazı ilaçlar da burun akıntısı ile ilişkilendirilebilmektedir. Tansiyon düzenleyici bir kısım ilaçlar, ereksiyon bozukluğunda kullanılan bazı ajanlar, hormon içerikli ilaçlar ve psikiyatrik tedavide yer alan bazı gruplar, yan etki olarak burun mukozasında salgı artışına yol açabilir. Bunun yanı sıra, kısa süreli rahatlama için kullanılan burun spreylerinin uzun süreli ve önerinin dışında kullanılması, mukozanın adapte olarak sprey kesildiğinde yeniden şişmesi ve akıntı üretmesiyle sonuçlanan bir tabloya yol açabilir. İlaç rinit olarak bilinen bu durum, uygun yaklaşımla ele alınmadığında kronikleşme eğilimi göstermektedir.

Çocukluk çağında burun akıntısı ayrı bir öneme sahiptir. Küçük yaş grubunda üst solunum yolu enfeksiyonlarının sık geçirilmesi, geniz eti olarak bilinen adenoid dokusunun büyümesi, alerjik zemin ve bağışıklık sistemine ait değişkenlikler nedeniyle burun akıntısı sıklıkla gözlenmektedir. Tek taraflı, kötü kokulu ve tekrarlayan burun akıntısında ise burun içine yabancı cisim kaçması olasılığı öncelikle değerlendirilmelidir. Küçük çocuklarda oyuncak parçaları, boncuk, gıda artıkları gibi cisimlerin burun içine yerleşmesi tipik bir başvuru nedenidir. Bu durumda ivedi bir kulak burun boğaz muayenesi önerilmektedir.

Yaşlılık döneminde ise burun mukozasında meydana gelen doğal değişiklikler, damar tonusunun farklılaşması ve bazı sistemik hastalıklara eşlik eden mukozal etkiler nedeniyle özellikle yemek sırasında berrak akıntı şeklinde ortaya çıkabilen gustatuar rinit gibi tablolar görülebilmektedir. Yine bu yaş grubunda kronik olarak kullanılan ilaç sayısının fazla olması, ilaçlara bağlı burun akıntısı olasılığını arttırmaktadır. Ayrıntılı öykü alınması, kullanılan tüm ilaçların gözden geçirilmesi ve muayene ile birlikte değerlendirme yapılması önerilmektedir.

Nadir görülmekle birlikte önemi büyük olan bir başka durum, kafa tabanındaki ince kemik yapısında oluşabilen bir açıklık aracılığıyla beyin omurilik sıvısının burun boşluğuna sızması sonucu ortaya çıkan tablodur. Bu durum, genellikle tek taraflı, berrak, su kıvamında, öne eğilme ya da ıkınma ile artan bir akıntıyla karakterize olabilir. Kafa travması sonrası ortaya çıkan, kendiliğinden gelişen ya da geçirilmiş cerrahi girişimlerin ardından fark edilen böyle bir akıntı tablosu, dikkatle değerlendirilmesi gereken bir bulgudur. Tanıda özgün laboratuvar incelemeleri ve ileri görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır.

Burun akıntısıyla başvuran bir kişide doğru bir yaklaşım için ayrıntılı öykü alınması büyük önem taşımaktadır. Şikayetin ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü, mevsimsel bir dağılım gösterip göstermediği, akıntının rengi ve kıvamı, tek taraflı ya da çift taraflı olması, eşlik eden koku alma değişiklikleri, baş ve yüz ağrısı, öksürük, hapşırık, gözde şikayetler gibi bulgular titizlikle sorgulanır. Sigara kullanımı, mesleki maruziyet, evcil hayvan teması, ev içi tozlanma ve nem gibi çevresel faktörler de tabloya katkı sağlayan öğeler olarak değerlendirilmektedir. Muayenede ön burun bakısı ve gerektiğinde endoskopik burun incelemesi ile mukoza, konka yapıları, orta meatus bölgesi ve olası poliplere ait bulgular ayrıntılı olarak gözden geçirilmektedir.

Tanısal süreçte alerji testleri, gerekli görülen durumlarda görüntüleme yöntemleri ve laboratuvar incelemeleriyle bütüncül bir değerlendirme yapılmaktadır. Alerjik zeminden şüphelenilen tablolarda deri prick testleri ya da kan tetkikleriyle sorumlu alerjenler belirlenebilmektedir. Sinüzit ön planda düşünüldüğünde bilgisayarlı tomografi tetkiki, sinüs boşluklarının ve drenaj yollarının ayrıntılı olarak incelenmesine olanak sağlamaktadır. Yapısal patoloji varlığında endoskopik incelemenin katkısı belirleyicidir. Böylece burun akıntısının kaynağı yalnızca semptom düzeyinde değil, altta yatan mekanizma düzeyinde ele alınabilmektedir.

Yaklaşım biçimi, tespit edilen nedene göre şekillendirilmektedir. Alerjik nedenli tablolarda çevresel önlemler, alerjen maruziyetinin azaltılmasına yönelik düzenlemeler ve hekim değerlendirmesi doğrultusunda önerilen ilaç uygulamaları önem taşımaktadır. Enfeksiyöz kaynaklı tablolarda destekleyici yaklaşımlar, yeterli sıvı alımı, dinlenme ve hekim önerisiyle uygun ilaç kullanımı gündeme gelmektedir. Sinüzit tablolarında burun içi drenajın rahatlatılması ve iltihabın gerilemesine yönelik yaklaşımla süreç yönetilir. Yapısal sorunlarda ise ayrıntılı değerlendirmenin ardından gerekli görüldüğünde cerrahi seçenekler ele alınmaktadır. Vazomotor rinit ve ilaç rinit gibi tablolarda ise tetikleyicilerin kontrolü ve mukoza salgısının düzenlenmesi ön plandadır.

Günlük yaşamda burun sağlığını desteklemek amacıyla bazı önlemlerin göz önünde bulundurulması yararlı olabilmektedir. Ortam neminin dengelenmesi, sigara dumanına ve keskin kimyasal kokulara maruziyetin azaltılması, ev tozunun düzenli olarak temizlenmesi, evcil hayvan teması sonrasında el ve yüz hijyenine dikkat edilmesi bu önlemler arasında sayılabilir. Serum fizyolojik içerikli uygulamalar aracılığıyla burun içinin nazikçe temizlenmesi mukozanın rahatlamasına katkı sağlayabilir. Ancak tüm bu uygulamalar genel bilgilendirme kapsamında ele alınmakta olup kişiye özgü öneriler için değerlendirmeye başvurulması gerekmektedir.

Uzun süreli, tek taraflı, kanla karışık, kötü kokulu ya da koku almada belirgin değişikliklerle seyreden burun akıntısı; şiddetli baş ve yüz ağrısı, yüksek ateş, görme bozukluğu, göz çevresinde şişlik gibi bulgularla birlikte ortaya çıkan tablolar; tekrarlayan burun kanamaları ile birlikte görülen akıntılar ve çocukluk çağında beklenmedik biçimde başlayan tek taraflı akıntılar, kulak burun boğaz uzmanına başvurulmasını gerektiren durumlar arasında yer almaktadır. Böylesi tabloların erken dönemde değerlendirilmesi, altta yatan durumun uygun biçimde ele alınması açısından belirleyici bir katkı sağlamaktadır. Sonuç olarak burun akıntısı, çoğu durumda geçici ve iyi seyirli olabilen bir belirti olmakla birlikte, sürekli ya da alışılmışın dışında bir seyir gösterdiğinde ayrıntılı değerlendirme ile ele alınması önerilen önemli bir bulgudur.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment