Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocukta Primer İmmün Trombositopeni (ITP) Kılavuzu

Çocuklarda Primer İmmün Trombositopeni Yönetim Kılavuzu, pediatrik hasta grubunda dikkatli takip gerektiren bir tablodur. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Primer immün trombositopeni, çocukluk çağında en sık karşılaşılan edinsel kanama bozuklukları arasında yer alan, kanda trombosit (kan pulcuğu) sayısının bağışıklık sistemi kaynaklı yıkım sonucunda belirgin biçimde azalmasıyla tanımlanan bir hematolojik tablodur. Hastalık, bağışıklık sisteminin kendi trombositlerini yabancı olarak algılaması ve bunlara karşı antikor üretmesi sürecinde ortaya çıkar. Üretilen otoantikorlar trombositlere bağlanır, bu işaretlenmiş hücreler dalakta ve karaciğerde makrofajlar tarafından dolaşımdan uzaklaştırılır. Aynı süreçte kemik iliğindeki megakaryositlerin trombosit üretim hızı da etkilenebildiğinden, periferik yıkıma üretim yetersizliği eşlik edebilir. Çocukluk çağı ITP olgularının önemli bir bölümü, geçirilmiş bir viral enfeksiyon ya da bağışıklama sonrası birkaç hafta içinde gelişen, kendi kendini sınırlama eğilimi yüksek bir seyir gösterir.

Hastalığın görülme sıklığı yaşa göre değişmekle birlikte en yüksek insidans, iki ile beş yaş arasındaki çocuklarda bildirilmektedir. Olguların çoğunda kız ve erkek çocuklar benzer oranlarda etkilenirken, ergenlik dönemine yaklaşıldıkça kız çocuklarında görülme sıklığında hafif bir artış gözlenebilmektedir. Hastalığın süresine göre yapılan güncel sınıflandırmada üç ay ve altındaki tablolar yeni tanı ITP, üç ila on iki ay arasındaki tablolar persistan ITP, on iki ayı aşan tablolar ise kronik ITP olarak değerlendirilmektedir. Bu sınıflandırma, hem klinik yaklaşımın hem de izlem aralıklarının planlanması açısından önemli bir çerçeve sunar. Çocuklarda erişkinlere kıyasla kronikleşme oranı daha düşük olup olguların yaklaşık dörtte üçünde tanıdan sonraki altı ila on iki ay içinde belirgin düzelme gözlenir.

Klinik tablonun en belirgin bulguları cilt ve mukoza kanamalarıdır. Bacaklarda, kollarda ve gövdede çok sayıda küçük noktasal kanama odakları olan peteşiler, daha geniş alanlara yayılan ekimozlar ile minör travmalarla orantısız biçimde gelişen morluklar sıklıkla dikkati çeker. Diş eti kanamaları, burun kanamaları ve ağız içi mukozada hemorajik büller bazı çocuklarda ilk başvuru nedeni olabilmektedir. Adolesan kız çocuklarında menstrüel kanamanın olağan dışı biçimde uzun ve yoğun seyretmesi tabloyu destekleyen önemli bir bulgu olarak değerlendirilir. Olguların büyük çoğunluğunda kanama bulguları cilt ve mukoza ile sınırlı kalırken, çok küçük bir kesimde gastrointestinal sistem, üriner sistem ya da merkezi sinir sistemi gibi alanlarda ciddi kanama riski gündeme gelebilmektedir. İntrakraniyal kanama oldukça nadirdir; ancak ortaya çıktığında morbidite açısından en kaygı verici tablo olarak öne çıkar.

Tanı süreci, ayrıntılı bir öykü ve sistemik fizik muayene ile başlar. Çocuğun son haftalarda geçirdiği üst solunum yolu enfeksiyonları, gastroenterit atakları, kızamık, kızamıkçık, suçiçeği gibi döküntülü hastalıklar ve uygulanan aşılar mutlaka sorgulanır. Ailede kanama bozukluğu öyküsü, kullanılan ilaçlar, son dönemde tüketilen bitkisel ürünler ve eşlik eden kronik hastalıklar değerlendirme dışında bırakılmaz. Fizik muayenede peteşi ve ekimozların dağılımı haritalanır, mukozal kanama varlığı not edilir, lenfadenopati, hepatomegali ve splenomegali açısından dikkatli bir değerlendirme yapılır. Belirgin organomegali, kemik ağrısı, sürekli ateş ya da genel durumda bozulma gibi bulguların eşlik etmesi, ayırıcı tanıda lösemi başta olmak üzere diğer hematolojik hastalıkların dışlanması gerekliliğini gündeme getirir.

Laboratuvar incelemesinde temel bulgu, izole trombositopenidir. Hemoglobin değeri kanamaya bağlı kayıp dışında genellikle normal sınırlardadır; beyaz küre sayısı ve formülünde anlamlı bir sapma beklenmez. Periferik yaymanın deneyimli bir hematolog tarafından değerlendirilmesi, tanının doğrulanması açısından son derece önemli bir adımdır. Yaymada büyük trombositlerin görülmesi, hücre morfolojisinin normal olması ve atipik hücrelerin bulunmaması ITP tanısını destekler. Trombosit kümelenmesine bağlı yalancı düşük sonuçların dışlanması için tam kan sayımının sitratlı tüple yinelenmesi önerilebilir. Tanı, klinik ve laboratuvar bulgularının birlikte değerlendirilmesiyle dışlama yoluyla konulur; ITP için tek başına spesifik bir doğrulama testi bulunmamaktadır.

Kemik iliği aspirasyonu, tipik klinik ve laboratuvar bulguları olan, yaşa uygun seyir gösteren ve atipik özellik taşımayan olgularda rutin olarak gerekli görülmez. Buna karşın belirgin hepatosplenomegali, lenfadenopati, anemi, lökopeni veya periferik yaymada atipik bulgu varlığında ya da birinci basamak yaklaşımlara yanıt alınamayan olgularda kemik iliği değerlendirmesi gündeme alınır. Kortikosteroid uygulamasının lösemiyi maskeleyebilmesi nedeniyle, tedavi öncesi şüpheli durumlarda kemik iliği incelemesinin yapılması ayırıcı tanı açısından kritik bir basamak olarak kabul edilir. Ek olarak antinükleer antikor, doğrudan Coombs testi, immünglobulin düzeyleri, hepatit ve insan immün yetmezlik virüsü serolojileri ile Helicobacter pylori taraması, klinik şüpheye göre planlanan ileri tetkikler arasında yer alır.

Yaklaşım planı, trombosit sayısından çok kanama şiddetine ve çocuğun klinik durumuna göre şekillendirilir. Sadece ciltte sınırlı peteşi ve hafif ekimozları bulunan, mukozal kanaması olmayan ve genel durumu iyi olan çocuklarda yakın izlem ile beklemeli yaklaşım benimsenebilir. Bu yaklaşımın temel dayanağı, çocukluk çağı ITP'sinin önemli bir bölümünün herhangi bir farmakolojik girişim olmaksızın kendiliğinden düzelmesidir. İzlem süresince ailenin kanama bulguları konusunda bilgilendirilmesi, travma riski yüksek aktivitelerden kaçınılması, asetilsalisilik asit ve nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar başta olmak üzere trombosit işlevini bozan ilaçlardan uzak durulması önerilir. Kas içi enjeksiyonlardan ve hematom riski taşıyan girişimsel uygulamalardan kaçınılması da bu dönemin temel önlemleri arasında değerlendirilir.

Mukozal kanama bulgularının belirginleştiği, ağız içi hemorajik bül, dirençli burun kanaması, gastrointestinal ya da üriner sistem kanaması gibi durumların ortaya çıktığı olgularda aktif farmakolojik yaklaşımla yönetilir. Birinci basamakta en sık başvurulan seçeneklerin başında kortikosteroidler gelmektedir. Kısa süreli yüksek doz deksametazon veya orta doz prednizolon şemaları, trombosit sayısını hızla yükseltmek amacıyla yaygın biçimde uygulanır. Bu uygulamaların süresi mümkün olduğunca sınırlı tutulur; uzun süreli kortikosteroid kullanımının büyüme geriliği, kemik mineral yoğunluğunda azalma, hipertansiyon, hiperglisemi ve davranışsal değişiklikler gibi yan etkileri göz önünde bulundurulur. İntravenöz immünglobulin uygulaması, hızlı trombosit yanıtı gereken acil kanama tablolarında ve cerrahi girişim öncesi hazırlık dönemlerinde öne çıkan bir seçenek olarak değerlendirilir.

Rh pozitif, dalağı çıkarılmamış ve Coombs negatif çocuklarda anti-D immünglobulin uygulaması alternatif bir yaklaşım olarak sunulmakla birlikte intravasküler hemoliz başta olmak üzere bazı yan etki kaygıları nedeniyle seçilmiş olgularda tercih edilmektedir. Yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyen ya da ağır kanama riski taşıyan kronik ITP olgularında trombopoietin reseptör agonistleri olan eltrombopag ve romiplostim, son yıllarda pediatrik kullanım için onay almış güncel seçenekler arasındadır. Bu ajanlar, megakaryosit proliferasyonunu ve trombosit üretimini artırarak etkilerini gösterir ve düzenli aralıklarla karaciğer enzimleri ile kemik iliği bulguları açısından izlem gerektirir. Rituksimab, dirençli olgularda B lenfositlerin yüzeyindeki CD20 molekülünü hedefleyen bir monoklonal antikor olarak gündeme gelir; ancak uzun vadeli immün sistem etkileri nedeniyle dikkatli bir vaka seçimiyle planlanır.

Splenektomi, geçmiş yıllarda kronik ITP'nin önemli seçeneklerinden biri olarak konumlanırken günümüzde çocuk hastalarda mümkün olduğunca ertelenen bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Dalağın enkapsüle bakterilere karşı immün cevaptaki rolü göz önüne alındığında, özellikle beş yaşın altındaki çocuklarda splenektomi sonrası ağır enfeksiyon riski belirgin biçimde artmaktadır. Bu nedenle splenektomi kararı, tıbbi yaklaşımlara dirençli, yaşam kalitesi ileri derecede etkilenmiş ve genellikle on iki ay üzeri kronik seyir gösteren olgularda multidisipliner değerlendirme sonucunda gündeme alınır. Cerrahi öncesinde pnömokok, meningokok ve Haemophilus influenzae tip b aşılarının zamanında yapılması, ardından penisilin profilaksisinin planlanması girişimin temel hazırlık adımları arasında yer almaktadır.

Acil müdahale gerektiren ağır kanama tablolarında, özellikle santral sinir sistemi kanaması şüphesinde, çoklu modaliteyi içeren agresif bir yaklaşım benimsenir. Bu durumda yüksek doz intravenöz kortikosteroid ile birlikte intravenöz immünglobulin eş zamanlı uygulanır, ihtiyaç halinde trombosit süspansiyonu transfüzyonu gündeme alınır. Trombosit transfüzyonu, ITP'de antikor aracılı yıkım nedeniyle kısa etki süreli olmakla birlikte yaşamı tehdit eden kanama durumlarında değerli bir destek tedavisi olarak konumlanır. Eş zamanlı olarak antifibrinolitik ajanlar, lokal hemostatik önlemler ve gerektiğinde cerrahi girişim seçenekleri yoğun bakım koşullarında değerlendirilir. Olgu tıbbi olarak stabilize edildikten sonra ek immün baskılayıcı yaklaşımlar planlanır.

İzlem sürecinde aile eğitimi, hastalık yönetiminin temel unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Ailenin peteşi, ekimoz, mukozal kanama belirtilerini tanıyabilmesi, baş ağrısı, kusma, bilinç değişikliği gibi santral sinir sistemi uyarı bulgularını fark edebilmesi ve acil başvuru kriterlerini bilmesi önemlidir. Okul çağındaki çocuklarda öğretmenlerle iletişim kurularak beden eğitimi derslerinde kontaklı sporlardan kaçınılması, oyun sırasında düşme riskini azaltacak önlemlerin alınması önerilir. Bisiklet, kaykay ve buz pateni gibi düşme riski yüksek aktivitelerde koruyucu ekipman kullanımı vurgulanır. Diş hekimliği uygulamaları, cerrahi girişimler ve aşılama programları planlanırken hematoloji ekibiyle koordineli ilerlenmesi gerekli görülür.

Beslenme açısından özel bir kısıtlama bulunmamakla birlikte demir, B12 vitamini ve folik asit dengesinin korunması, hematolojik sağlığın sürdürülmesi için önem taşımaktadır. Asetilsalisilik asit içeren ağrı kesicilerden, ibuprofen başta olmak üzere bazı nonsteroid antiinflamatuar ilaçlardan, ginkgo biloba ve sarımsak ekstresi gibi trombosit işlevini etkileyebilecek bitkisel ürünlerden kaçınılması önerilir. Ateş ve ağrı kontrolünde parasetamol ön planda tercih edilen seçenek olarak değerlendirilir. Aşılama programının sürdürülmesi konusunda hematolog ile koordineli karar verilir; canlı virüs aşıları immün baskılayıcı tedavi alan çocuklarda dikkatle planlanır.

Çocukluk çağı ITP'sinin uzun dönem seyri genel olarak olumludur. Olguların büyük bölümünde altı ila on iki ay içinde belirgin düzelme gözlenirken, küçük bir kesimde tablo kronikleşebilmekte ve erişkin yaşamda da izlem gerektirebilmektedir. Kronikleşme açısından risk faktörleri arasında tanı anında on yaş üzeri olmak, sinsi başlangıç, geçirilmiş bir enfeksiyon öyküsünün bulunmaması ve antinükleer antikor pozitifliği sayılabilir. Bu çocuklarda otoimmün hastalıkların gelişimi açısından düzenli izlem planı oluşturulması önerilir. Eşlik eden Helicobacter pylori enfeksiyonu, sistemik lupus eritematozus, immün yetmezlik sendromları ve tiroid otoimmün hastalıkları açısından dönem dönem yapılan değerlendirmeler izlem planının bir parçası olarak yer alır.

Hastalığın çocuk ve aile üzerindeki psikososyal etkileri de göz ardı edilmemesi gereken bir boyut oluşturmaktadır. Sık hastane başvuruları, kanama korkusu, aktivite kısıtlamaları ve uzun süreli ilaç kullanımı, hem çocukta hem ebeveynlerde kaygı düzeyini artırabilmektedir. Bu nedenle çocuk hematolojisi ekibinin, psikoloji desteği, sosyal hizmet uzmanı katkısı ve okul danışmanlığı gibi multidisipliner kaynaklarla iş birliği içinde çalışması, yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlar. Aile içi iletişimin güçlendirilmesi, çocuğun hastalık hakkında yaşına uygun bilgilendirilmesi ve sosyal yaşamın olabildiğince sürdürülmesi sürecin önemli bileşenleri arasında değerlendirilir.

Sonuç olarak çocukluk çağı primer immün trombositopenisi, çoğu olguda iyi seyirli ve kendini sınırlama eğilimi yüksek olan, ancak küçük bir kesimde ciddi kanama ve kronikleşme riski taşıyan, dikkatli bir klinik değerlendirme ve bireyselleştirilmiş bir yaklaşım gerektiren bir hematolojik tablodur. Tanının doğru konulması, ayırıcı tanının titizlikle yapılması, yaklaşım planının kanama şiddetine göre belirlenmesi ve aile eğitiminin sürecin merkezine yerleştirilmesi, başarılı bir yönetimin temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Çocuk hematolojisi alanında deneyimli bir ekiple yürütülen düzenli izlem süreci, hastalığın seyri boyunca ortaya çıkabilecek değişikliklere zamanında yanıt verilmesini ve çocuğun yaşam kalitesinin korunmasını desteklemektedir.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji أطباؤنا

نحن إلى جانبك بأطبائنا المتخصصين ذوي الخبرة في هذا المجال

تعرّف على أطبائنا المتخصصين

احجز موعدًا الآن أو اتصل بنا من أجل صحتك.

WhatsApp موعد إلكتروني