Göz Hastalıkları

Dar Açılı Glokom (Akut Glokom Krizi)

Dar Açılı Glokom, erken tanınması durumunda izlem süreci daha rahat yürütülebilen bir hastalıktır. Konunun ayrıntılarına göz atın.

Dar açılı glokom, göz içi basıncının ani biçimde yükselmesiyle ortaya çıkan ve acil değerlendirme gerektiren ciddi bir göz hastalığıdır. Halk arasında daha çok "akut glokom krizi" olarak bilinir ve genellikle birkaç saat içinde gelişen şiddetli göz ağrısı, bulanık görme, bulantı ve baş ağrısı gibi belirtilerle kendini gösterir. Gözün ön bölümünde bulunan sıvının dışarı akışını sağlayan kanalın aniden tıkanması sonucu basınç hızla yükselir ve optik sinir bu basınçtan ciddi biçimde etkilenir.

Bu tablo, kronik glokom türlerinden farklı olarak sinsi değil, oldukça gürültülü bir başlangıç gösterir. Hastalar çoğunlukla akşam saatlerinde ya da loş ortamda bulunduktan sonra şikayetlerin başladığını ifade eder. Erken müdahale ile görme kaybı önlenebilir; ancak saatler içinde müdahale başlanmazsa kalıcı görme bozuklukları gelişebilir. Bu nedenle dar açılı glokomun belirtilerini tanımak ve hızlı davranmak, görmenin korunması açısından belirleyici bir unsurdur.

Kimlerde Görülür?

Dar açılı glokom, toplumda her bireyde aynı sıklıkta görülmez. Gözün anatomik yapısı bu hastalığın gelişiminde temel bir rol oynar. Ön kamara dediğimiz, korneanın hemen arkasında yer alan boşluğun dar olması, sıvı akışının daha kolay engellenmesine zemin hazırlar. Bu nedenle hipermetrop (uzağı net göremeyen) bireylerde, küçük göz yapısına sahip kişilerde ve gözün ön bölümü doğal olarak dar olanlarda risk artar. Ayrıca yaş ilerledikçe göz merceği kalınlaşır ve ön kamarayı daha da daraltır.

Cinsiyet açısından değerlendirildiğinde kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bunun temel nedeni kadınların gözlerinin ortalama olarak biraz daha küçük olması ve ön kamara açısının daha dar yapıda bulunmasıdır. Genellikle 50 yaş üzeri bireylerde sıklık belirgin biçimde artar ve menopoz sonrası dönemde tabloyu tetikleyen hormonal değişiklikler de etkili olabilir. Aile öyküsü de göz ardı edilmemesi gereken bir faktördür; birinci derece akrabalarında dar açılı glokom bulunan kişilerde risk daha yüksektir.

Risk gruplarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

  • 50 yaş ve üzerindeki bireyler
  • Hipermetrop (uzak görme kusuru) tanısı almış kişiler
  • Ailesinde glokom öyküsü bulunanlar
  • Asya kökenli ve Inuit toplulukları
  • Uzun süreli kortizon (steroid) içerikli ilaç kullananlar
  • Diyabet, hipertansiyon gibi kronik rahatsızlığı olanlar

Etnik köken de risk üzerinde belirgin bir etki gösterir. Uzak Doğu kökenli toplumlarda dar açılı glokom oranı diğer gruplara göre dikkat çekici biçimde yüksektir. Bu farklılık genetik yatkınlık ve gözün ön segment anatomisindeki yapısal özelliklerle açıklanmaktadır. Tüm bu nedenlerle riskli grupta yer alan bireylerin düzenli aralıklarla göz muayenesinden geçmesi, olası bir akut atak öncesinde önlem alınabilmesi açısından gereklidir. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar, Çin, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde dar açılı glokom sıklığının batı toplumlarına göre üç ila dört kat daha yüksek seyrettiğini ortaya koymuştur.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Akut glokom krizi, klinik olarak en gürültülü tablolardan birini oluşturur ve genellikle hastayı acil servise yönlendirecek kadar şiddetli yakınmalarla başlar. En tipik belirti, ani başlayan ve gözden başlayarak alın bölgesine, şakaklara hatta tüm başa yayılan şiddetli bir ağrıdır. Ağrı çoğu zaman dayanılmaz nitelikte olduğu için hasta ne yapacağını bilemez ve kısa süre içinde sağlık kuruluşuna başvurma ihtiyacı duyar. Bu durum bazı hastalarda migren ya da küme tipi baş ağrısı ile karıştırılabilir.

Görme bulguları da oldukça çarpıcıdır. Hasta, ışıkların etrafında gökkuşağı renginde halkalar gördüğünü ifade edebilir. Bu durum kornea ödemiyle açıklanır; saydam tabakanın su tutmasıyla ışık kırılması bozulur ve halo dediğimiz halkalar oluşur. Bulanık ve sisli bir görme, görme keskinliğinde belirgin azalma ve ışığa karşı aşırı hassasiyet diğer önemli bulgular arasındadır. Bazı hastalarda görme alanında kararma, daralma ve hatta tek gözde geçici görme kaybı gelişebilir.

Akut atak sırasında karşılaşılan başlıca yakınmalar şu şekilde özetlenebilir:

  • Ani başlayan ve şakaklara yayılan şiddetli göz ağrısı
  • Işık kaynaklarının çevresinde renkli halkalar görme
  • Bulanık, sisli görme ve görme keskinliğinde belirgin azalma
  • Mide bulantısı, kusma ve genel halsizlik
  • Gözde kızarıklık ve sertlik hissi
  • Işığa karşı aşırı hassasiyet ve göz kapağı şişliği

Göz dışı belirtiler de tabloya eşlik eder. Mide bulantısı, kusma, terleme ve genel halsizlik sıklıkla gözlenir. Bu sistemik belirtiler nedeniyle hasta zaman zaman gastrointestinal sistem ya da nörolojik bir rahatsızlık geçirdiğini düşünebilir ve önce dahiliye ya da nöroloji bölümüne başvurabilir. Oysa altta yatan neden gözdedir ve doğru yönlendirme yapılmadığı takdirde değerli zaman kaybedilir. Muayenede göz kızarık, kornea bulanık ve göz küresi taş gibi sert hissedilir.

Belirtilerin gelişim hızı da ayırt edici bir özelliktir. Saatler içinde tablonun şiddetlenmesi, hastanın ışıklı ortamda bile rahat edememesi ve gözünü kapatma ihtiyacı duyması dar açılı glokomu düşündüren bulgulardandır. Ataklar bazen kendiliğinden hafiflese de bu durum hastalığın geçtiği anlamına gelmez; aksine, ileride daha şiddetli bir krizin habercisi olabilir. Bu nedenle geçici belirtiler bile mutlaka değerlendirilmelidir.

Nedenleri Nelerdir?

Dar açılı glokomun temelinde, gözün ön kamarasındaki sıvının drenajının (boşalmasının) engellenmesi yatar. Gözün içinde sürekli üretilen hümör aköz adı verilen sıvı, normalde iris ile kornea arasındaki açıdan trabeküler ağ denilen yapıya doğru süzülerek dışarı atılır. Ancak ön kamara açısı dar olan bireylerde iris, bu kanalı kısmi ya da tam olarak kapatabilir. Sıvı dışarı çıkamayınca göz içi basıncı hızla yükselir ve akut glokom krizi tablosu ortaya çıkar.

Tetikleyici faktörler bu tabloyu hızlandırabilir. Loş ortamda uzun süre kalmak, sinemada ya da karanlık bir odada vakit geçirmek, gözbebeğinin genişlemesine yol açarak iris kökünün öne doğru itilmesine neden olur ve açı kapanır. Aynı şekilde duygusal stres, korku ve aşırı heyecan da sempatik sinir sistemini uyararak pupil dilatasyonuna (göz bebeği genişlemesi) yol açar. Bu nedenle akut atakların önemli bir kısmı akşam saatlerinde ya da yoğun stres dönemlerinde başlar.

İlaçlar da göz ardı edilmemesi gereken bir tetikleyicidir. Bazı antidepresanlar, antihistaminikler, antikolinerjik ilaçlar ve soğuk algınlığı şuruplarında bulunan etken maddeler göz bebeğini genişleterek açı kapanmasına yol açabilir. Hastaların bu nedenle eczaneden aldıkları ilaçların yan etkilerini bilmesi ve mevcut göz rahatsızlığını belirten bir not taşıması faydalıdır. Anestezi gerektiren ameliyatlar öncesinde de glokom geçmişi mutlaka hekime bildirilmelidir.

Yaşa bağlı değişiklikler de hastalığın altında yatan önemli bir nedendir. Yıllar içinde göz merceği kalınlaşır ve iris bu mercek üzerine doğru itilir. Bu yapısal değişim, zaten dar olan ön kamara açısının daha da daralmasına neden olur. Katarakt gelişimi de mercek hacmini artırarak benzer bir etki yaratabilir. Bu nedenle ileri yaş katarakt cerrahisi planlanan hastalarda glokom riski mutlaka değerlendirilir ve bazı durumlarda eş zamanlı müdahale planlanır.

Tanı Nasıl Konulur?

Dar açılı glokom tanısı, hekimin ayrıntılı bir göz muayenesi yapması ve birkaç temel tetkikten yararlanmasıyla konulur. Süreç, hastanın yakınmalarının dinlenmesi ile başlar. Şiddetli göz ağrısı, ışık etrafında halkalar görme, bulanık görme ve bulantı gibi şikayetler hekimin akut glokom krizinden şüphelenmesine yol açar. Aile öyküsü, kullanılan ilaçlar ve daha önce yaşanmış benzer ataklar da değerlendirme sürecinde dikkate alınır.

Muayenede ilk yapılan ölçümlerden biri göz içi basıncının değerlendirilmesidir. Tonometri adı verilen yöntemle yapılan bu ölçüm, normalde 10-21 mmHg aralığında olması gereken basıncın akut atakta 40-70 mmHg gibi çok yüksek değerlere ulaştığını gösterir. Yüksek basınç tek başına tanı koydurucu değildir; ancak diğer bulgularla birleştiğinde tabloyu netleştirir. Biyomikroskop ile yapılan muayenede kornea ödemi, ön kamaranın sığlığı ve iris yapısındaki değişiklikler net biçimde değerlendirilir.

Tanı sürecinde başvurulan başlıca yöntemler şunlardır:

  • Tonometri ile göz içi basıncı ölçümü
  • Gonyoskopi ile ön kamara açısının incelenmesi
  • Optik koherens tomografi (OCT) ile sinir lifi analizi
  • Görme alanı testi (perimetri)
  • Ön segment ultrasonografisi ve pakimetri

Gonyoskopi, ön kamara açısının doğrudan görüntülenmesini sağladığı için dar açılı glokomda kesin tanı sağlar. Özel bir lens yardımıyla yapılan bu inceleme, açının ne ölçüde kapalı olduğunu ve iris-kornea ilişkisini ortaya koyar. Optik koherens tomografi ise optik sinir başındaki hasar düzeyini değerlendirmek için kullanılır. Görme alanı testi, hastalığın görme fonksiyonuna etkisini sayısal olarak belgeler. Tüm bu yöntemler birlikte değerlendirildiğinde tanı netleşir ve uygun yaklaşım belirlenir.

Ayırıcı tanı da süreçte önemli bir yer tutar. Akut konjonktivit, üveit, kornea ülseri ve migrenle ilişkili göz ağrıları, benzer şikayetlere yol açabildiği için dikkatli bir değerlendirme yapılır. Hekim, biyomikroskobik bulgular ve basınç ölçümleri ile bu tabloları birbirinden ayırır. Bazı durumlarda her iki gözün karşılaştırmalı incelenmesi, dar açı yatkınlığının belirlenmesi açısından bilgi verir ve henüz atak geçirmemiş gözde de koruyucu adımların planlanmasına olanak tanır.

Komplikasyonlar Nelerdir?

Dar açılı glokom, zamanında müdahale edilmediğinde kalıcı görme sorunlarına yol açabilen ciddi bir tablodur. Yüksek göz içi basıncı, optik sinir liflerinde geri dönüşsüz hasara neden olabilir. Bu hasar başlangıçta görme alanının dış kısımlarında daralma şeklinde kendini gösterir; ancak sürecin ilerlemesiyle merkezi görme de etkilenir. Müdahale edilmeyen olgularda günler hatta saatler içinde kalıcı görme kaybı gelişebilir, bu da hastanın günlük yaşam kalitesini ciddi biçimde etkiler.

Kornea üzerinde de uzun süreli basınç artışı önemli sorunlara yol açar. Yüksek basınç nedeniyle korneanın iç tabakasındaki endotel hücreleri zarar görür ve kornea saydamlığını kaybedebilir. Sonuçta sürekli bulanık görme, ışığa karşı hassasiyet ve göz yaşarması gibi şikayetler yerleşir. Bazı ileri olgularda kornea naklini gerektirecek düzeyde harabiyet gelişebilir. Ayrıca lens üzerinde de beyaz lekeler (glaucomflecken) oluşabilir ve katarakt gelişimi hızlanabilir.

Tekrarlayan ataklar başlı başına bir komplikasyon kaynağıdır. Bir kez akut atak geçiren hastalarda diğer gözde de benzer bir krizin gelişme olasılığı yüksektir. Bu nedenle koruyucu yaklaşım, sıklıkla diğer göze de uygulanır. Sinir hasarı bir kez yerleştikten sonra geri çevrilemediğinden, ataklar arasındaki sessiz dönemde bile kontrollerin sürdürülmesi gereklidir. İhmal edilen olgularda görme alanı giderek daralır ve "tüp görme" olarak adlandırılan dar bir alandan görme tablosu ortaya çıkar.

Psikososyal etkiler de göz ardı edilmemelidir. Görme kaybı yaşayan bireylerde sosyal izolasyon, depresyon ve kaygı bozuklukları gelişebilir. Araç kullanma, okuma, yüz tanıma gibi günlük etkinliklerin kısıtlanması, bireyin bağımsızlığını yitirmesine yol açar. Bu nedenle dar açılı glokomda fiziksel komplikasyonlar kadar yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkiler de değerlendirilir ve tabloya bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılır.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Dar açılı glokom belirtileri ortaya çıktığında zaman son derece değerli bir kavrama dönüşür. Eğer aniden başlayan şiddetli göz ağrısı, görmede bulanıklık, ışıkların etrafında renkli halkalar görme, bulantı ve kusma gibi belirtileriniz oluşmuşsa, gecikmeden bir göz hekimine başvurmanız gereklidir. Bu belirtiler birkaç saat içinde kalıcı görme kaybına yol açabileceğinden, durumun bir an önce değerlendirilmesi gerekir. Mümkünse acil göz polikliniği olan bir merkez tercih edilmelidir.

Şikayetleriniz hafif ve geçici nitelikte olsa bile bunları önemsemeniz önerilir. Bazı hastalar, akşam saatlerinde başlayıp sabaha doğru hafifleyen ataklarla karşılaşır ve bu durumu yorgunluğa bağlayabilir. Oysa bu hafif ataklar, ileride yaşanacak şiddetli bir krizin habercisi olabilir. Aile öykünüzde glokom varsa, hipermetrop iseniz veya 50 yaşını geçmişseniz, herhangi bir belirti olmasa bile düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırmanız değerli bir koruyucu adımdır.

Kullandığınız ilaçların yan etkisi olarak gözde basıncın yükselebileceğini biliyorsanız ve bu süreçte görmenizde ya da gözünüzde bir değişiklik hissediyorsanız hekime danışmaktan çekinmeyin. Ayrıca daha önce bir gözünüzde akut glokom krizi geçirdiyseniz, diğer gözünüze yönelik koruyucu uygulamalar için planlı bir muayene programınızın olması gereklidir. Bu randevuları aksatmamak, ileride yaşanabilecek atakların önüne geçmenin temel yollarından biridir.

Son Değerlendirme

Dar açılı glokom, hızlı tanı ve doğru yönlendirme ile yönetilebilen ancak ihmal edildiğinde kalıcı görme kaybına yol açabilen ciddi bir göz hastalığıdır. Anatomik yatkınlık, ilerleyen yaş, bazı ilaçlar ve tetikleyici çevresel etkenler tabloyu hazırlayabilir. Belirtilerin tanınması, riskli bireylerin düzenli muayeneden geçmesi ve atakların zamanında değerlendirilmesi, görmenin korunmasında belirleyici unsurlardır. Tekrarlayan ataklar ve koruyucu yaklaşımlar açısından sürecin uzman bir göz hekiminin gözetiminde yürütülmesi büyük önem taşır.

Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümünde uzman hekimlerimiz, dar açılı glokom (akut glokom krizi) gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment