Çocuk Ürolojisi

Çocuklarda Ürolojik Anomalilerde Genetik

Çocuklarda Ürolojik Anomalilerde Genetik Nedir? CAKUT Genleri ve Genetik Test ve Danışmanlık, doğru tanı ve izlemle yaşam kalitesi üzerinde önemli etki yaratan bir hastalıktır. Tanı süreci ve dikkat edilmesi gerekenlere göz atın.

Çocuklarda ürolojik anomaliler, üriner sistemin böbrek, üreter, mesane ve üretra gibi bileşenlerinin embriyonel gelişim sürecinde ortaya çıkan yapısal ya da işlevsel farklılıklarını kapsamaktadır. Söz konusu tabloların önemli bir kısmı, doğum öncesi ultrasonografik değerlendirmeler sırasında saptanmakta; bir bölümü ise yaşamın ilerleyen dönemlerinde tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, büyüme geriliği veya laboratuvar bulguları eşliğinde fark edilmektedir. Son yıllarda moleküler tanı yöntemlerindeki gelişmeler, bu anomalilerin altında yatan genetik mekanizmaların çok daha ayrıntılı biçimde ortaya konmasına olanak sağlamıştır. Genetik yatkınlığın belirlenmesi, yalnızca güncel klinik yönetim açısından değil, aynı zamanda aile içi tarama, genetik danışmanlık ve uzun vadeli izlem planlaması yönünden de önem taşımaktadır.

Böbrek ve idrar yollarının konjenital anomalileri, literatürde sıklıkla CAKUT kısaltmasıyla ifade edilen geniş bir grubu oluşturmaktadır. Bu grup içinde renal agenezi, renal hipoplazi, displastik böbrek, atnalı böbrek, çift toplayıcı sistem, üreteropelvik bileşke darlığı, vezikoüreteral reflü ve posterior üretral valv gibi farklı klinik tablolar yer almaktadır. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar, çocukluk çağında son dönem böbrek yetmezliğine yol açan nedenlerin önemli bir bölümünün bu grup anomalilere bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Genetik araştırmalar, söz konusu tabloların sanıldığından çok daha yüksek oranda kalıtsal bileşen taşıdığını göstermekte; ailesel kümelenme, tek yumurta ikizlerinde artmış birliktelik oranları ve belirli sendromik tablolarda gözlenen sık birliktelik bu görüşü desteklemektedir.

Üriner sistemin embriyonel gelişimi, oldukça hassas bir moleküler sinyal ağı tarafından yönlendirilmektedir. Metanefrik mezenkim ile üreterik tomurcuk arasındaki karşılıklı etkileşim, GDNF, RET, GFRA1, WNT, PAX2, EYA1, SIX1, SIX2, BMP4, FGF ve HNF1B gibi çok sayıda gen ürününün uyumlu biçimde çalışmasına bağlıdır. Bu genlerden herhangi birinde ortaya çıkan patojenik varyantlar, üreterik tomurcuğun uygunsuz konumdan çıkmasına, nefron sayısının azalmasına ya da toplayıcı sistemin anormal biçimde şekillenmesine yol açabilmektedir. Söz konusu moleküler bozuklukların klinik yansımaları oldukça heterojen olup, aynı gendeki farklı varyantların birbirinden belirgin biçimde ayrışan fenotiplerle ilişkilendirilebildiği bilinmektedir.

HNF1B geni, çocuklarda ürolojik anomalilerin genetik incelemesinde en sık üzerinde durulan genlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu gendeki mutasyonlar ya da 17q12 bölgesini içeren mikrodelesyonlar; bilateral renal kist, hipoplastik böbrek, tek taraflı renal agenezi ve genç erişkin dönemde ortaya çıkan diyabet gibi tablolarla birlikte görülebilmektedir. PAX2 geni ile ilişkili renal koloboma sendromu ise böbrek anomalilerine göz sinirinin gelişimsel kusurlarını eklemekte; ayrıca sensörinöral işitme kaybı ve genitoüriner farklılıklar da klinik tabloya eşlik edebilmektedir. EYA1, SIX1 ve SIX5 genlerindeki değişiklikler branchio-oto-renal sendromu ile ilişkilendirilirken, ROBO2 ve UPK3A gibi genlerdeki varyantların özellikle primer vezikoüreteral reflü gelişiminde etkili olabileceği bildirilmektedir.

Otozomal resesif polikistik böbrek hastalığı, çocukluk çağında karşılaşılan kalıtsal kistik böbrek hastalıklarının başında gelmektedir. PKHD1 genindeki varyantlar bu tablonun temel nedenini oluşturmakta; doğum öncesi dönemde saptanabilen belirgin böbrek büyümesi, hepatik fibroz ve solunum güçlüğü gibi bulgularla kendini gösterebilmektedir. Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığı ise PKD1 ve PKD2 genlerindeki değişikliklerle ilişkilendirilmekte; klasik olarak erişkin dönemde tanı alsa da bir kısım olguda kistlerin çocukluk döneminde belirginleştiği görülebilmektedir. Nefronoftizi başlığı altında toplanan tablolarda NPHP1, NPHP2, NPHP3, NPHP4 gibi genler öne çıkmakta; kronik böbrek yetmezliğine ilerleyen sinsi klinik seyir dikkat çekmektedir.

Sendromik ürolojik anomaliler, çocuk hastalarda genetik değerlendirmenin özellikle önem kazandığı bir alt gruptur. Bardet-Biedl sendromu, Meckel-Gruber sendromu, Joubert sendromu, Alagille sendromu, Kallmann sendromu, Prune-belly sendromu ve VACTERL birlikteliği gibi tablolarda böbrek ve idrar yolu farklılıkları, çoklu organ tutulumunun bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tür sendromik tablolarda, tek başına ürolojik anomalinin değerlendirilmesi yeterli olmamakta; kalp, göz, iskelet sistemi, merkezi sinir sistemi ve endokrin sistem gibi farklı organlar da eş zamanlı olarak incelenmektedir. Multidisipliner yaklaşım, hem tanının doğrulanması hem de uzun vadeli izlem planının oluşturulması bakımından önem taşımaktadır.

Cinsiyet gelişim farklılıkları olarak tanımlanan tablolar da genetik altyapı ile yakından ilişkilidir. Konjenital adrenal hiperplazi, androjen duyarsızlık tabloları, 5-alfa redüktaz eksikliği ve karışık gonadal disgenezi gibi durumlar, dış genital yapıların atipik biçimde şekillenmesine yol açabilmekte ve çocuk ürolojisi pratiğinde önemli bir yer tutmaktadır. Karyotip incelemesi, SRY analizi, hormonal profil değerlendirmesi ve hedefe yönelik gen panelleri, tanısal sürecin temel bileşenlerini oluşturmaktadır. Ailenin bilgilendirilmesi, çocuğun psikososyal gelişiminin desteklenmesi ve büyüme dönemi boyunca izlem planlanması, bu tabloların yönetiminde göz önünde bulundurulan başlıca unsurlar arasında yer almaktadır.

Hipospadias, çocuk ürolojisinin en sık karşılaşılan konjenital anomalilerinden biridir ve genetik bileşeni giderek daha ayrıntılı biçimde tanımlanmaktadır. Aile öykülü olgularda risk oranının belirgin ölçüde arttığı, ikiz çalışmalarında ise kalıtsallık katsayısının yüksek olduğu bildirilmektedir. Androjen sinyal yolağında görev alan genler, WT1, SF1, MAMLD1, BMP4, FGF8 ve HOX gen ailesi üyeleri, hipospadias patogenezinde suçlanan başlıca moleküler oyuncular arasında sayılmaktadır. Kriptorşidizm olarak bilinen inmemiş testis tablosunda ise INSL3 ve RXFP2 genleri başta olmak üzere hormonal aksı düzenleyen çok sayıda genin katkısı üzerinde durulmakta; çevresel etkenlerin genetik yatkınlıkla etkileşim içinde olduğu vurgulanmaktadır.

Vezikoüreteral reflü, ürolojik anomaliler içinde ailesel kümelenmenin en belirgin biçimde gözlendiği tablolardan biridir. Etkilenen çocukların birinci derece yakınlarında reflü sıklığının belirgin ölçüde arttığı, bu durumun altında poligenik bir yatkınlığın yer aldığı düşünülmektedir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, üreterovezikal bileşke gelişiminde rol oynayan çeşitli lokusların risk artışıyla bağlantılı olabileceğini ortaya koymuştur. Kardeş taramaları, ailede reflü ya da tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu öyküsü bulunan çocuklarda erken dönemde değerlendirmeye alınmayı gündeme getirmekte; böylece böbrek hasarının önlenmesine katkı sağlanması hedeflenmektedir.

Tanısal süreçte kullanılan genetik yöntemler, son on yıl içinde önemli bir dönüşüm yaşamıştır. Klasik karyotip ve hedefe yönelik Sanger dizileme, yerini büyük ölçüde kromozomal mikrodizin analizi, yeni nesil dizileme temelli hastalık panelleri, klinik ekzom ve tüm ekzom dizileme yöntemlerine bırakmıştır. Sendromik ürolojik tablolarda ilk basamak inceleme olarak kromozomal mikrodizin analizi tercih edilebilirken, izole ancak ailesel özellik gösteren tablolarda hedefe yönelik gen panelleri değerlendirilmektedir. Elde edilen sonuçların yorumlanmasında Amerikan Tıbbi Genetik ve Genomik Koleji tarafından önerilen sınıflandırma sistemi esas alınmakta; patojenik, olası patojenik ve klinik önemi belirsiz varyantlar özenli biçimde ayrıştırılmaktadır.

Genetik danışmanlık, çocuklarda ürolojik anomali tanısıyla izlenen ailelerin sürecinde çok yönlü bir rol üstlenmektedir. Kalıtım paterninin açıklanması, sonraki gebeliklerde tekrarlama riskinin sayısal olarak paylaşılması, prenatal ve preimplantasyon tanı seçeneklerinin aktarılması ve akrabalarda tarama ihtiyacının değerlendirilmesi bu sürecin temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Otozomal dominant, otozomal resesif, X'e bağlı ve mitokondriyal kalıtım örüntülerinin her biri farklı risk profilleri barındırmakta; danışmanlık sürecinde ailenin sosyokültürel arka planı ve bilgi düzeyi de dikkate alınarak açıklayıcı bir yaklaşım benimsenmektedir. Bu bilgilendirme sürecinin, kararların ailenin özerkliği çerçevesinde şekillenmesine katkı sağladığı düşünülmektedir.

Doğum öncesi ultrasonografide saptanan üriner sistem anomalilerinde, genetik değerlendirme giderek daha erken dönemde gündeme gelmektedir. Bilateral belirgin böbrek büyümesi, oligohidramnios, mesane distansiyonu ve çoklu organ anomalisi gibi bulguların bir arada bulunması, invaziv prenatal tanı yöntemlerinin değerlendirilmesini gerektirebilmektedir. Amniyosentez ya da koryon villus örneklemesi ile elde edilen materyalde karyotip, mikrodizin ve seçilmiş olgularda ekzom dizileme yapılabilmektedir. Elde edilen bulgular, doğum sonrası klinik yönetimin planlanması, doğumun uygun donanıma sahip bir merkezde gerçekleştirilmesi ve yenidoğan döneminde çocuk nefrolojisi ile çocuk ürolojisi ekibinin hazır bulunması açısından yol gösterici olmaktadır.

Klinik yönetim, tanımlanan genetik alt tipe göre farklılık gösterebilmektedir. HNF1B ilişkili tablolarda ilerleyen yaşlarda diyabet ve karaciğer enzim değişikliklerinin izlenmesi önem kazanırken, siliyopati grubunda kalp, göz ve merkezi sinir sistemi değerlendirmelerinin belirli aralıklarla yinelenmesi gündeme gelmektedir. Otozomal resesif polikistik böbrek hastalığında karaciğer tutulumunun izlenmesi, nefronoftizi tablolarında ise büyüme ve laboratuvar takibinin yakın aralıklarla sürdürülmesi önerilmektedir. Ürolojik cerrahi girişimlerin zamanlaması, çocuğun genel klinik durumu, böbrek fonksiyonları ve eşlik eden sistemik bulgular gözetilerek belirlenmektedir. Böyle bir yaklaşımın, uzun vadede böbrek işlevlerinin korunmasına ve yaşam kalitesinin desteklenmesine katkı sağlaması hedeflenmektedir.

Genetik temelli ürolojik anomalilerin izleminde çocuk nefrolojisi, çocuk ürolojisi, tıbbi genetik, çocuk endokrinolojisi, radyoloji, patoloji ve gerektiğinde çocuk psikiyatrisi uzmanlıklarının bir arada çalıştığı bir modelin öne çıktığı görülmektedir. Bu çok disiplinli yapı, tanı sürecinin bütüncül biçimde ilerlemesine, izlem planının bireyselleştirilmesine ve olası sistemik tutulumların erken dönemde fark edilmesine katkıda bulunmaktadır. Elektronik sağlık kayıtları üzerinden yürütülen izlem programları, aile öyküsü, laboratuvar bulguları ve görüntüleme sonuçlarının bir arada değerlendirilmesine olanak tanımakta; böylece klinik kararların kanıta dayalı bir zeminde şekillenmesine katkı sağlanmaktadır.

Araştırma alanında, ürolojik anomalilerin genetik altyapısına yönelik çalışmalar hızla ilerlemektedir. Yeni aday genlerin tanımlanması, kopya sayısı değişikliklerinin klinik yansımalarının belirlenmesi, epigenetik düzenlemelerin patogenezdeki katkısı ve tek hücre düzeyinde yapılan transkriptomik incelemeler, önümüzdeki dönemde tanı ve izlem stratejilerinin daha da bireyselleşmesine zemin hazırlamaktadır. Aynı zamanda büyük ölçekli ulusal ve uluslararası veri tabanları, nadir varyantların yorumlanmasında önemli bir kaynak oluşturmakta; klinik önemi belirsiz olarak sınıflandırılan pek çok değişikliğin zaman içinde daha net bir konuma kavuşmasına katkı sağlamaktadır. Bu gelişmelerin, çocuk yaş grubunda ürolojik sağlığın korunmasına yönelik çabaların önümüzdeki dönemde daha da güçlenmesine katkıda bulunacağı öngörülmektedir.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment