Göz Hastalıkları

Laser Vision Correction (Refractive Surgery)

Laser vision correction is applied on the principle of photoablation in myopia, hyperopia and astigmatism refractive errors. Get information from our Koru Ankara Ophthalmology team.

Lazerle göz numarası düzeltme, yani refraktif cerrahi, miyopi, hipermetropi, astigmatizma ve presbiyopi gibi kırma kusurlarının kalıcı biçimde giderilmesini hedefleyen modern oftalmolojik girişimlerin genel adı olarak kabul edilmektedir. Bu başlık altında yüzey ablasyon yöntemleri, flep tabanlı teknikler, küçük insizyonla lentikül çıkarımı, göz içi lens implantasyonu ve refraktif lens değişimi gibi birbirinden farklı ancak ortak amaca hizmet eden pek çok cerrahi seçenek bir arada değerlendirilmektedir. Hedef, gözlük veya kontakt lense olan bağımlılığın azaltılması ya da tamamen sonlandırılmasıdır; ancak her hasta için tek bir standart çözüm bulunmadığı, bireysel anatominin ve yaşam koşullarının belirleyici olduğu vurgulanmalıdır. Bu sayfada refraktif cerrahi seçenekleri Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bakış açısıyla ele alınmaktadır.

Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümünde refraktif cerrahi süreci, uluslararası kılavuzların önerdiği kapsamlı ön değerlendirme protokolleriyle başlatılmakta; kornea topografisi, pakimetri, wavefront analizi, endotel sayımı, pupil boyutu ölçümü, kuru göz testleri ve fundus muayenesi bir bütün olarak yorumlanmaktadır. Elde edilen veriler ışığında PRK, LASIK, SMILE, fakik lens ve refraktif lens değişimi seçenekleri arasından hastanın yaşına, mesleğine, kırma kusurunun derecesine, kornea kalınlığına ve gözyaşı fonksiyonuna göre en uygun teknik belirlenmektedir.

Bu yazıda refraktif cerrahi kavramı; ışığın kırılma fiziğinden başlanarak fotoablasyonun biyomekanik etkileri, flep cerrahisinin evrimi, SMILE tekniğinin minimal girişimsel yapısı, temassız yüzey ablasyonu, ameliyat sonrası iyileşme dönemi, presbiyopiye yaklaşım, yüksek diyoptrilerde ICL uygulaması ve ameliyat öncesi muayene süreci başlıkları altında ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Amaç, hastanın karar sürecinde bilgiye dayalı bir çerçeveye kavuşmasını sağlamak ve refraktif cerrahiyi bütüncül bir perspektifle sunmaktır.

Işığı Kırma Kapasitesi Nedir ve Korneanın Anatomik Görevi Nasıldır?

Görme olayının temelinde ışığın göze girdikten sonra retina üzerine odaklanması yatmaktadır. Göz küresinin toplam kırıcılığı yaklaşık altmış diyoptri civarında ölçülmekte ve bu kırıcılığın üçte ikisine yakın kısmı kornea tarafından sağlanmaktadır. Kornea, ön yüzeyindeki hava-doku indeks farkı sayesinde güçlü bir mercek görevi üstlenmekte; geriye kalan kırıcı güç ise kristalin lens tarafından, akomodasyon ile dinamik biçimde tamamlanmaktadır. Bu iki yapının birlikte oluşturduğu optik sistem, görüntünün retinanın fovea bölgesine net olarak düşmesini mümkün kılmaktadır.

Kornea beş katmanlı bir yapıya sahip olup dıştan içe doğru epitel, Bowman tabakası, stroma, Descemet zarı ve endotel şeklinde sıralanmaktadır. Refraktif cerrahi girişimlerinin büyük bölümü stroma katmanı üzerinde gerçekleştirilmekte; çünkü stroma korneanın kalınlığının yaklaşık yüzde doksanını oluşturmakta ve şekil değişikliğine izin veren biyomekanik dayanıklılığı barındırmaktadır. Epitel katmanı ise sürekli yenilenen, koruyucu bir örtü işlevi görmekte; endotel katmanı korneanın saydamlığını devam ettirecek sıvı dengesini sağlamaktadır.

Işığın doğru kırılabilmesi için kornea ön yüzeyinin küresele yakın, düzgün ve simetrik olması gerekmektedir. Herhangi bir yüzey düzensizliği, kornea kalınlığındaki incelme veya biyomekanik zayıflık, ışığın retinada tek bir noktaya odaklanmasını engellemekte ve kırma kusurlarına zemin hazırlamaktadır. Refraktif cerrahi planlamasında bu nedenle korneanın anatomik bütünlüğü, kalınlık dağılımı ve biyomekanik direnci ayrıntılı biçimde incelenmekte; Pentacam veya Sirius gibi Scheimpflug tabanlı topografi cihazlarıyla üç boyutlu haritalamalar oluşturulmaktadır.

Kornea ile birlikte gözyaşı film tabakası da ön optik yüzeyin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Mukus, sulu ve yağlı katmanlardan oluşan bu ince tabaka, kornea üzerinde düzgün bir optik ara yüz oluşturarak ışığın homojen biçimde kırılmasını sağlamaktadır. Gözyaşı film tabakasının bozulduğu durumlarda, kornea sağlıklı görünse dahi görme kalitesinde dalgalanmalar ortaya çıkabilmekte; refraktif cerrahi ölçümlerinin güvenilirliği azalabilmektedir. Bu sebeple ön muayene sürecinde gözyaşı fonksiyonlarının değerlendirilmesi, ölçüm doğruluğunun temininde belirleyici bir aşama olarak öne çıkmaktadır.

Kırma Bozuklukları Nelerdir ve Işık Neden Doğru Noktaya Toplanamaz?

Kırma bozuklukları, gözün optik sisteminin ışığı retinada tam odak noktasına düşürememesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Miyopide göz ekseninin uzunluğu ya da kornea kırıcılığının fazlalığı nedeniyle ışık retinanın önünde odaklanmakta ve uzak görme bulanıklaşmaktadır. Hipermetropide ise göz ekseni beklenenden kısa olduğundan veya kırıcı güç yetersiz kaldığından ışık retinanın arkasına doğru toplanmakta; genç yaşlarda akomodasyon ile telafi edilebilen bu durum ilerleyen yaşta yakın ve uzak görme sıkıntısı olarak belirginleşmektedir.

Astigmatizma, kornea veya lens yüzeyinin küresellikten sapması sonucu ışığın farklı meridyenlerde farklı noktalara odaklanmasıyla tanımlanmaktadır. Kural içi, kural dışı ve oblik olmak üzere farklı formları bulunmakta; düzensiz astigmatizmada ise kornea yüzeyi keratokonus gibi hastalıklara bağlı biçimde belirgin şekilde deforme olabilmektedir. Presbiyopi ise kırma kusurundan çok kristalin lensin esnekliğini kaybetmesi ve siliyer kas fonksiyonunun azalmasıyla ilişkili bir yakın görme sorunu olarak değerlendirilmektedir; genellikle kırk yaş civarında ortaya çıkmaktadır.

Refraktif cerrahi öncesinde manifest refraksiyon, sikloplejik refraksiyon ve otorefraktometre ölçümleri birlikte yorumlanmakta; özellikle genç hastalarda akomodatif spazmın gizleyebileceği hipermetropinin ortaya çıkarılabilmesi için sikloplejik ölçüm zorunlu görülmektedir. Kırma kusurunun tipi, derecesi ve son bir yıl içindeki stabilitesi cerrahi kararın belirlenmesinde temel parametreler arasında sayılmaktadır. On sekiz yaşın altındaki bireylerde ve refraksiyonu stabilize olmamış olgularda kalıcı cerrahi girişim önerilmemektedir.

Kırma kusurlarına eşlik edebilen yüksek düzey aberasyonlar da göz önünde bulundurulmaktadır. Koma, trefoil ve küresel sapmalar gibi bu düzensizlikler, standart sferik ve silindirik düzeltmeyle giderilememekte; wavefront analizinde Zernike polinomlarıyla haritalandırılmaktadır. Özellikle geniş pupil çapına sahip bireylerde bu aberasyonlar gece görme kalitesini olumsuz etkilemekte; haleli görme, ışık dağılması ve keskinlik kaybı olarak yaşanmaktadır. Refraktif cerrahi seçeneklerinin belirlenmesinde bu yüksek düzey bileşenlerin dikkate alınması, kişiselleştirilmiş tedavi planının temel taşlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Fotoablasyon Nedir ve Lazerin Biyomekanik Yansımaları Nasıldır?

Fotoablasyon, excimer lazerin yüksek enerjili ultraviyole ışınlarıyla kornea dokusunda moleküler bağların koparılması ve çok ince tabakalar h├ólinde doku uzaklaştırılması esasına dayanmaktadır. Argon-flor karışımından üretilen 193 nanometre dalga boyundaki bu ışın, komşu dokularda ısı hasarı bırakmadan hassas bir kesim ve şekillendirme sağlamaktadır. Her atım yaklaşık çeyrek mikron kalınlığında bir doku katmanını uzaklaştırmakta; böylece kornea ön yüzeyi hastanın kırma kusuruna uyacak şekilde yeniden şekillendirilmektedir.

Ablasyon profilleri günümüzde yalnızca sferik ve silindirik düzeltmeyle sınırlı değildir. Wavefront-optimize profillerde küresel sapmalar en aza indirilmekte; wavefront-güdümlü profillerde ise hastanın kendi göz optiğinden elde edilen Zernike polinomları ile yüksek düzey aberasyonlar hedef alınmaktadır. Topografi güdümlü ablasyonlar düzensiz astigmatizma ve önceki cerrahi sonrası ortaya çıkan yüzey bozukluklarının düzeltilmesinde kullanılmakta; Custom-Q veya Q-değer optimizasyonuyla korneanın asferik yapısı korunmaya çalışılmaktadır.

Fotoablasyonun biyomekanik yansımaları açısından en kritik konu, ablasyon sonrası kornea kalınlığının ve rezidüel stromal yatağın yeterli olmasıdır. Genel kabul gören eşik olarak flep sonrası altında en az iki yüz elli mikron, mümkünse üç yüz mikron rezidüel stroma bırakılması hedeflenmektedir. Bu sınırın altına inilmesi durumunda yatrojenik ektazi, yani cerrahi sonrası ilerleyici kornea incelmesi ve öne doğru yer değiştirmesi riski belirgin biçimde artmaktadır. Bu nedenle preop planlamada pakimetri, topografi ve tomografi verileri bir bütün olarak değerlendirilmektedir.

Excimer lazer cihazları her atımın enerjisini, atım frekansını ve spot çapını hassasiyetle kontrol edebilmektedir. Küçük çaplı uçan noktalı sistemler, kornea yüzeyi üzerinde noktasal biçimde hareket ederek pürüzsüz ablasyon profilleri oluşturmakta; eye-tracker adı verilen göz takip sistemleri sayesinde milimetrenin binde biri düzeyindeki göz hareketleri anında yakalanarak ablasyonun hedef bölgeden sapması önlenmektedir. Torsiyonel hizalama teknolojisi ise oturur ve yatar pozisyondaki göz döngüsel hareketlerini karşılaştırarak astigmatizma ekseninde milimetrik hataların önüne geçmekte; sonuç öngörülebilirliğini artırmaktadır.

Flep Cerrahisi Nasıl Gelişmiştir? LASIK ve iLASIK Nedir?

Flep tabanlı refraktif cerrahi, korneanın ön kısmında ince bir kapak oluşturularak stroma katmanına doğrudan ulaşılması ve ablasyonun bu katmanda gerçekleştirilmesi ilkesine dayanmaktadır. LASIK olarak adlandırılan bu yöntem, ilk yıllarda mekanik mikrokeratom adı verilen özel bıçaklarla uygulanmış; sonrasında femtosaniye lazer teknolojisinin gelişmesiyle birlikte tamamen bıçaksız h├óle gelmiştir. Femtosaniye lazer ile hazırlanan flepler daha ince, daha eşit kalınlıkta ve daha öngörülebilir çaplarda üretilebilmekte; bu durum hem biyomekanik güvenliği hem de görsel sonuçları olumlu yönde etkilemektedir.

iLASIK olarak bilinen yaklaşım, femtosaniye lazerle flep hazırlığı, wavefront analiziyle elde edilen kişiye özel ablasyon profili ve iris tanıma teknolojisiyle desteklenen hizalama sistemlerinin birleşiminden oluşmaktadır. Bu kombinasyon sayesinde hasta ayakta ve oturur pozisyonda elde edilen refraktif verilerin, ameliyat sırasındaki yatar pozisyondaki göz döngüsel hareketlerine göre otomatik olarak düzeltilerek uygulanması mümkün olmaktadır. Yüksek düzey aberasyonların hedeflenmesi, özellikle mezopik ve skotopik koşullarda gece görme kalitesini artırmaktadır.

LASIK sonrası iyileşme dönemi yüzey ablasyon yöntemlerine göre belirgin biçimde hızlıdır; hastaların büyük bölümünde birkaç saat içinde görmede belirgin düzelme, birkaç gün içinde günlük yaşama dönüş sağlanmaktadır. Ancak flep varlığı, temas travmalarına açık meslek gruplarında ve yoğun temaslı sporlarla ilgilenen bireylerde uzun vadeli bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Bu tür olgularda yüzey ablasyon veya SMILE gibi flepsiz alternatifler daha güvenli seçenekler arasında yer almaktadır.

Flep tabanlı cerrahide nadir görülen komplikasyonlar arasında flep kırışıklığı, düğme deliği flep, epitel içerme sendromu, diffüz lameller keratit ve enfeksiyöz keratit sayılabilmektedir. Femtosaniye lazerin devreye girmesiyle bu komplikasyonların sıklığı belirgin biçimde azalmış; ancak sıfıra indirilememiştir. Ameliyat sonrası ilk günlerde flepin yerinden oynama riskini azaltmak amacıyla göz koruyucu kalkanlar, uyku sırasında dahi kullanılmakta; hastaya yüzünü sürterek uyumaktan kaçınması ve şüpheli belirtilerde derh├ól başvurması öğütlenmektedir. Modern cihazlar ve titiz postop takip sayesinde LASIK, günümüzde en sık uygulanan refraktif cerrahi yöntemlerinden biri konumunu sürdürmektedir.

SMILE Lazer Tekniği Nedir ve Neden Minimal Girişimsel Bir Devrimdir?

SMILE, İngilizce Small Incision Lenticule Extraction ifadesinin kısaltması olup küçük insizyonla lentikül çıkarımı anlamına gelmektedir. Bu teknikte excimer lazer kullanılmaksızın, yalnızca femtosaniye lazer aracılığıyla kornea stroması içinde ince bir lens biçiminde doku, yani lentikül şekillendirilmekte; ardından üç ile dört milimetre arasında değişen küçük bir insizyondan bu lentikül dışarı alınmaktadır. Böylece geniş bir flep oluşturmaya gerek kalmamakta; korneanın ön biyomekanik dayanıklılığı büyük ölçüde korunmaktadır.

Küçük insizyon sayesinde kornea yüzey sinirlerinin yalnızca sınırlı bir bölümü kesilmekte; bu durum ameliyat sonrası kuru göz belirtilerinin flep tabanlı yöntemlere göre daha az sıklıkla ve daha kısa süreli yaşanmasına katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda geniş kesi hattı bulunmaması, temaslı spor yapan bireylerde flep yer değiştirme riskini ortadan kaldırmakta; askeri, güvenlik ve profesyonel spor gibi meslek gruplarında tercih edilebilir bir seçenek h├óline gelmesini sağlamaktadır.

SMILE tekniği miyopi ve miyopik astigmatizma tedavisinde başarılı sonuçlar vermekte; belirli sınırlar içinde hipermetropiye yönelik protokoller de geliştirilmektedir. Ancak her hasta SMILE için uygun aday olmayabilir; kornea kalınlığı, tarama sırasındaki uyum kapasitesi, ışık kaybı toleransı ve kırma kusurunun tipi belirleyici olmaktadır. Refraktif cerrahi planlamasında SMILE, LASIK ve yüzey ablasyonu birbirinin rakibi değil, birbirini tamamlayan seçenekler olarak değerlendirilmektedir.

SMILE sırasında lentikülün oluşturulması ve çıkarılması aşamalarında cerrahın deneyimi belirleyici bir etken olarak öne çıkmaktadır. Küçük insizyondan lentikülün bütünüyle ayrıştırılması, geride parça kalmaması ve stromal ara yüzün pürüzsüz bırakılması, görsel sonucun kalitesini doğrudan etkilemektedir. Ameliyat sonrası ilk günlerde küçük kesi hattının hızla kapanması, hastanın günlük yaşama dönüşünü kolaylaştırmakta; toz, rüzgar ve makyaj gibi dış etkenlere karşı flep tabanlı cerrahiye kıyasla daha az kırılganlık göstermektedir. Uzun dönem çalışmalar SMILE sonrası refraktif sonuçların istikrarlı seyrettiğini ortaya koymaktadır.

No-Touch Laser Nasıl Tanımlanır ve Temassız Yöntem Nasıl İşler?

No-touch laser olarak adlandırılan yaklaşım, korneaya herhangi bir mekanik cihaz, bıçak ya da alkol temas etmeden, doğrudan yüzeyden lazer ablasyonu uygulanması ilkesine dayanmaktadır. Bu yöntemde ilk aşamada epitel katmanı doğrudan excimer lazer ile buharlaştırılarak uzaklaştırılmakta; ardından stroma üzerinde hastanın refraktif kusuruna uygun ablasyon profili şekillendirilmektedir. Trans-epitelyal PRK olarak da bilinen bu yaklaşımda tek bir seansta iki basamak ardışık biçimde tamamlanmaktadır.

Temassız yöntemin en belirgin avantajı, cerrahi sırasında kornea üzerinde mekanik basınç oluşturulmaması ve mikrokeratom veya alkol gibi ek etkenlerin devreye girmemesidir. Bu durum kornea biyomekaniğinin en yüksek düzeyde korunmasını sağlamakta; ince kornealı, sınırda topografiye sahip veya spor gibi temas riski yüksek meslek gruplarında bulunan bireylerde tercih edilebilir bir seçenek oluşturmaktadır. Ayrıca flep bulunmaması, uzun vadeli flep komplikasyonları riskini ortadan kaldırmaktadır.

Öte yandan yüzey ablasyonu esası taşıdığından, no-touch yönteminde iyileşme dönemi flep tabanlı tekniklere göre daha uzun sürmekte; birkaç gün boyunca ışığa hassasiyet, batma, sulanma ve bulanık görme yaşanabilmektedir. Epitel iyileşmesi tamamlanana kadar terapötik kontakt lens kullanılmakta; steroid ve nonsteroid antienflamatuvar damlalarla haze gelişimi kontrol altında tutulmaktadır. Nihai görme keskinliğine ulaşma süreci birkaç haftadan birkaç aya kadar uzayabilmekte; bu nedenle yöntem seçiminde hastanın yaşam koşulları ayrıntılı biçimde konuşulmaktadır.

Mitomisin C uygulaması, no-touch trans-epitelyal PRK sonrası haze riskini azaltmak amacıyla belirli hasta gruplarında uygulanan bir ek işlem olarak öne çıkmaktadır. Özellikle yüksek diyoptrili miyopi olgularında, ablasyon derinliğinin arttığı durumlarda mitomisin C stromal fibroblast aktivitesini baskılayarak subepitelyal bulanıklık gelişimini azaltmaktadır. Uygulamanın süresi ve konsantrasyonu, hastanın ablasyon derinliğine göre bireyselleştirilmekte; ameliyat sonrası ultraviyole korumalı gözlük kullanımı da haze kontrolünde önemli bir tamamlayıcı önlem olarak önerilmektedir.

Ameliyat Sonrası Batma Duyusu ve İyileşme Dönemi Nasıldır?

Refraktif cerrahi sonrası batma duyusu, kornea sinir uçlarının cerrahi sırasında etkilenmesi ve gözyaşı film tabakasının geçici olarak dengesini yitirmesiyle ilişkilidir. Yüzey ablasyon yöntemlerinde epitel iyileşene kadar birkaç gün süren belirgin batma, ışık hassasiyeti ve sulanma yaşanabilmekte; LASIK sonrası ise bu bulgular çoğunlukla birkaç saatle sınırlı kalmaktadır. SMILE tekniğinde küçük insizyon sayesinde postop rahatsızlık daha kısa süreli seyretmektedir.

İyileşme sürecinde koruyucu damlalar, yapay gözyaşı preparatları, antibiyotik ve steroid damlalarının belirlenen dozlarda düzenli kullanılması büyük önem taşımaktadır. İlk günlerde göz ovuşturmadan titizlikle kaçınılması, güneşe çıkılırken ultraviyole korumalı gözlük takılması, havuz, deniz ve sauna gibi ortamlardan uzak durulması önerilmektedir. Makyaj, göz çevresine krem uygulaması ve tozlu ortamlarda çalışma gibi durumlar da hekim onayı alınmadan başlatılmamalıdır.

Kontroller çoğunlukla birinci gün, birinci hafta, birinci ay, üçüncü ay, altıncı ay ve birinci yıl olmak üzere planlanmakta; her muayenede görme keskinliği, refraksiyon, kornea şeffaflığı, göz içi basıncı ve fundus değerlendirilmektedir. Nadir de olsa görülebilen halo, glare, gece görme sıkıntısı, hafif undercorrection ya da overcorrection gibi durumlar bu süreçte belirlenmekte; gerekli h├óllerde ek düzeltme, wavefront-güdümlü retreatment veya gece görme desteği veren damlalar planlanabilmektedir. İyileşme süresince göz kuruluğunun uzun soluklu takibi ihmal edilmemektedir.

Ekran başında geçirilen sürenin uzadığı çağımızda, refraktif cerrahi sonrası kuru göz yönetimi ayrı bir başlık olarak öne çıkmaktadır. Yapay gözyaşı damlaları koruyucusuz formlarda tercih edilmekte, uzun süreli kullanımlarda konjonktival hassasiyeti önlemektedir. Punktum tıkaçları, gerekli olgularda gözyaşının drene olmasını yavaşlatarak yüzey nemlenmesini artırmakta; siklosporin ve lifitegrast gibi anti-enflamatuvar preparatlar orta ve şiddetli kuru göz olgularında devreye alınmaktadır. Ekran molası alışkanlığı, oda nemlendiricileri ve omega-3 desteği de tedavinin destekleyici bileşenleri arasında değerlendirilmektedir.

Presbiyopi Nedir ve 40 Yaş Sonrası Yakını Görememe Neden Ortaya Çıkar?

Presbiyopi, kırk yaş civarında başlayan ve kristalin lensin esnekliğini kademeli olarak kaybetmesiyle ilişkili doğal bir yakın görme sorunudur. Yaşla birlikte lens lifleri çekirdek çevresinde birikmekte, lens yoğunlaşmakta ve siliyer kas kasıldığında lens artık gençlik yıllarındaki kadar bombeleşememektedir. Sonuç olarak yakın mesafede net odaklanma zayıflamakta; okuma, telefon ekranı ve el işi gibi aktivitelerde bulanıklık, göz yorgunluğu ve baş ağrısı yakınmaları belirginleşmektedir.

Presbiyopiye yönelik refraktif çözümler birden fazla stratejiyi kapsamaktadır. Monovision yaklaşımında baskın göz uzak görme için tam düzeltilmekte, baskın olmayan göz hafif miyopik bırakılarak yakın görme desteği sağlanmaktadır. Lazer blended vision uygulamasında ise her iki gözde asferik değişiklikler yapılarak orta mesafe köprüsü oluşturulmakta; beynin adaptasyonuyla üç mesafede işlevsel görme hedeflenmektedir. PresbiLASIK olarak adlandırılan multifokal ablasyon profillerinde kornea ön yüzeyine merkezden çevreye doğru değişen kırıcılık haritası kazandırılmaktadır.

Daha ileri yaşlarda ve özellikle kırma kusuruna presbiyopinin eklendiği bireylerde refraktif lens değişimi de bir seçenek olarak değerlendirilmektedir. Bu girişimde saydamlığını korusa dahi işlev kaybına uğramış kristalin lens çıkarılmakta ve yerine trifokal veya genişletilmiş odak derinlikli premium göz içi lens yerleştirilmektedir. Böylece hem kırma kusuru hem de presbiyopi tek girişimle giderilmekte; ilerleyen yıllarda katarakt gelişme riski de ortadan kalkmaktadır. Yöntem seçimi yaşam biçimine, mesleki ihtiyaçlara ve göz muayenesi bulgularına göre bireyselleştirilmektedir.

Multifokal ve genişletilmiş odaklı göz içi lens kararı verilirken makula sağlığı, glokom öyküsü, önceki refraktif cerrahi geçmişi ve gece sürüş sıklığı dikkate alınmaktadır. Retina hastalığı bulunan olgularda multifokal lenslerin görüntü kontrastını düşürmesi gündeme gelebilmekte; bu tür durumlarda tek odaklı veya minimal genişletilmiş odaklı seçenekler tercih edilmektedir. Ameliyat öncesi optik biyometri ölçümleri, farklı formüller kullanılarak lens gücü hesaplamalarına dönüştürülmekte; hedef refraksiyonun belirlenmesinde hastanın günlük görme alışkanlıkları ile diğer gözün refraktif durumu birlikte gözetilmektedir.

Yüksek Diyoptriler İçin ICL (Göz İçine Yerleştirilen Lens) Nasıl Bir Çözümdür?

ICL, İngilizce Implantable Collamer Lens ifadesinin kısaltması olup göz içine yerleştirilen fakik lens anlamına gelmektedir. Bu yöntemde hastanın kendi kristalin lensi korunmakta; iris ile lens arasındaki arka odaya, biyolojik uyumluluğu yüksek kolajen içerikli özel bir lens yerleştirilmektedir. Böylece yüksek miyopi, yüksek hipermetropi veya belirli astigmatizma değerleri gibi lazerle güvenli biçimde tedavi edilemeyecek kırma kusurları düzeltilebilmektedir.

ICL, özellikle kornea kalınlığının yeterli olmadığı, topografide sınırda bulgular saptanan, kuru göz sorunu belirgin olan ve gece görme kalitesi yüksek tutulmak istenen olgularda önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Cerrahi sırasında iki milimetre civarında küçük bir kesiden girilerek lens katlanmış h├ólde göz içine yerleştirilmekte ve arka odada uygun konuma açılmaktadır. Sonraki dönemde hastanın kendi lensinin akomodasyon işlevi devam ettiğinden özellikle genç yaş grubunda doğal görme deneyimi büyük ölçüde korunmaktadır.

ICL öncesi ön kamara derinliği, açı yapısı, endotel hücre sayımı ve göz içi basıncı ayrıntılı biçimde değerlendirilmektedir. Modern ICL modelleri merkezinde bulunan mikro delik sayesinde ek bir iridotomi girişimi gerektirmeden ön ve arka odalar arasında sıvı geçişini sağlamaktadır. Uzun dönem takipte endotel sayımı, göz içi basıncı ve lensin pozisyonu düzenli aralıklarla kontrol edilmekte; gerektiğinde lens çıkarılabilir veya değiştirilebilir özellikte olduğundan yöntem geri dönüşü mümkün bir seçenek olarak nitelendirilmektedir.

ICL boyutlandırması cerrahi başarının belirleyici unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Beyaz-beyaz mesafesi, sulkus çapı ve ön kamara derinliği, ultrason biyomikroskopi veya ön segment optik koherens tomografisi ile ölçülmekte; uygun lens uzunluğu ve gücü bu verilere göre belirlenmektedir. Fazla büyük seçilen lens göz içi basıncında yükselmeye, fazla küçük seçilen lens ise dönme ve merkezleme sorunlarına yol açabilmektedir. Toric ICL modelleri astigmatizmayı da düzelttiğinden, doğru eksende yerleştirme ameliyat sonrası görme keskinliği için belirleyici bir aşama olarak değerlendirilmektedir.

Cerrahi Öncesi Göz Muayenesi Süreci Nasıl İşler?

Refraktif cerrahi öncesi muayene, ameliyat kararının ötesinde uygun yöntemin belirlenebilmesi için kritik bir aşama olarak kabul edilmektedir. İlk basamakta ayrıntılı öykü alınmakta; kırma kusurunun süresi, gözlük numarasındaki değişimler, kontakt lens kullanım öyküsü, sistemik hastalıklar, alerjiler ve mesleki koşullar sorgulanmaktadır. Kontakt lens kullananlarda yumuşak lensler için birkaç gün, sert lensler için birkaç haftaya varan süreyle lens bırakılması istenmekte; korneanın gerçek şekline dönmesi sağlanmaktadır.

Muayenenin teknik kısmında görme keskinliği, manifest ve sikloplejik refraksiyon, kornea topografisi, tomografisi, pakimetri, endotel sayımı, wavefront analizi, göz içi basıncı ölçümü, mezopik ve skotopik pupil çapları, Schirmer testi ve gözyaşı kırılma süresi gibi kuru göz değerlendirmeleri gerçekleştirilmektedir. Ardından biyomikroskopik muayene ile ön segment, damla ile pupil genişletildikten sonra fundus muayenesi ile arka segment ayrıntılı biçimde incelenmekte; retina yırtığı, dejenerasyonu veya diğer patolojiler dışlanmaktadır.

Elde edilen tüm veriler bir bütün olarak yorumlanmakta; miyopide ekseni uzamış gözlerde retina değerlendirmesi özellikle önemsenmekte, hipermetropi ve dar açı riskinde gonyoskopi eklenmekte, keratokonus şüphesinde biyomekanik analiz cihazlarıyla ek incelemeler planlanmaktadır. Ameliyat gününde imzalanan bilgilendirilmiş onam formu hastanın seçilen yönteme, beklenen sonuçlara, olası risklere ve alternatif seçeneklere ilişkin ayrıntılı biçimde bilgilendirildiğini belgelemektedir. Bu titiz süreç, refraktif cerrahinin güvenli ve öngörülebilir sonuçlarla tamamlanmasında belirleyici rol oynamaktadır.

Refraktif cerrahi kararı, yalnızca gözlük numarasından kurtulma isteğinin ötesinde bireysel yaşam koşulları ve göz sağlığı bütünlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gereken kapsamlı bir tıbbi süreçtir. Koru Hastanesi bünyesinde PRK, LASEK, femtoLASIK, iLASIK, SMILE, no-touch trans-epitelyal PRK, ICL ve refraktif lens değişimi gibi seçenekler bir arada sunulmakta; hastanın kornea kalınlığı, kırma kusurunun tipi ve derecesi, mesleği, yaşam tarzı ve beklentileri değerlendirilerek en uygun teknik belirlenmektedir. Böylece tek bir yönteme bağlı kalınmadan, bireye özgü bir tedavi planı oluşturulmaktadır.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment