B hücreli lenfoma, bağışıklık sisteminin temel taşlarından biri olan B lenfositlerin (bir tür akyuvar hücresi) kontrolsüz biçimde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kan kanseri grubudur. Lenfoma denilen tabloların büyük bir kısmı bu gruba girer ve hastalık genellikle boyun, koltuk altı veya kasık bölgesindeki lenf bezlerinde şişlik şeklinde kendini gösterir. Bazı tipleri yavaş seyrederken bazıları haftalar içinde belirgin biçimde ilerleyebilir, bu nedenle erken fark edilmesi sürecin yönetimi açısından büyük önem taşır.
Hastalığın seyri tipine, evresine ve kişinin genel sağlık durumuna göre değişkenlik gösterir. Diffüz büyük B hücreli lenfoma gibi agresif formlar hızlı ilerlerken folliküler lenfoma gibi yavaş seyirli tipler yıllarca sessiz kalabilir. Günümüzde gelişen tanı yöntemleri ve hedefe yönelik yaklaşımlar sayesinde pek çok hasta uzun süreli hastalıksız dönemler yakalayabilmektedir. Aşağıdaki bölümlerde hastalığın kimleri etkilediği, hangi belirtilerle başvurabileceği, nedenleri, tanı süreci ve dikkat edilmesi gereken durumlar ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Kimlerde Görülür?
B hücreli lenfoma her yaş grubunda görülebilmekle birlikte sıklığı yaşla birlikte belirgin biçimde artar. Tanı alan hastaların büyük bölümü 60 yaş üzerindedir, ancak Burkitt lenfoma gibi bazı agresif alt tipler çocuklarda ve genç erişkinlerde daha sık karşımıza çıkar. Erkeklerde kadınlara kıyasla biraz daha fazla görüldüğü, batı toplumlarında insidansın doğu toplumlarına göre daha yüksek olduğu bilinmektedir. Coğrafi farklılıklar, çevresel etkenlerin ve genetik yatkınlığın hastalık üzerindeki rolüne işaret eder.
Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler bu hastalık açısından daha yüksek risk taşır. Organ nakli sonrası bağışıklık baskılayıcı ilaç kullananlar, HIV taşıyıcıları, otoimmün hastalıklar nedeniyle uzun süreli tedavi alanlar ve doğuştan immün yetmezliği bulunan bireyler dikkatle takip edilmelidir. Bunun yanında Epstein-Barr virüsü (EBV), hepatit C ve Helicobacter pylori gibi enfeksiyonların bazı lenfoma alt tipleriyle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Mide kaynaklı MALT lenfomanın H. pylori ile ilişkisi bu konuda en bilinen örneklerden biridir.
Ailesinde lenfoma veya başka hematolojik kanser öyküsü bulunan kişilerde risk hafif düzeyde artmış olabilir, ancak hastalık klasik anlamda kalıtsal değildir. Tarım sektöründe çalışıp uzun yıllar pestisit ve herbisitlere maruz kalanlar, benzen gibi endüstriyel çözücülerle temas edenler ve geçmişte radyoterapi ya da kemoterapi almış kişiler de daha yakından izlenmesi gereken gruplar arasındadır. Sigara kullanımının da bazı alt tipler üzerinde olumsuz etkisi olduğuna dair veriler bulunmaktadır.
- 60 yaş üzeri bireyler
- Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar
- HIV, EBV, hepatit C taşıyıcıları
- Otoimmün hastalığı bulunan kişiler
- Kimyasal maddelere uzun süre maruz kalanlar
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
B hücreli lenfomanın en sık karşılaşılan belirtisi ağrısız lenf bezi büyümesidir. Boyun yan tarafında, köprücük kemiği üzerinde, koltuk altında veya kasık bölgesinde fark edilen, haftalar içinde giderek büyüyen sertçe şişlikler tipik başvuru nedenidir. Bu şişlikler genellikle ağrı yapmaz ve bu özellik enfeksiyon kaynaklı lenf bezi büyümelerinden ayrımında dikkat çekici bir noktadır. Bazı hastalarda bezler dönem dönem küçülüp tekrar büyüyebilir, bu durum tanıyı geciktirebilir.
Hastalığın klasik üçlüsü olarak bilinen B semptomları yani gece terlemeleri, açıklanamayan kilo kaybı ve uzun süren ateş tablonun seyri açısından önemli ipuçlarıdır. Geceleri çarşafları ıslatacak düzeyde terleme, son altı ayda vücut ağırlığının yüzde onundan fazlasını kaybetme ve 38 derecenin üzerinde aralıklı ateş bu grup içinde değerlendirilir. Hastalar ayrıca belirgin halsizlik, iştahsızlık ve günlük işleri yapmakta zorlanma şikayetleriyle hekime başvurabilir. Bu bulgular hastalığın evresini belirlerken dikkatle sorgulanır.
Lenfomanın yerleştiği bölgeye göre farklı şikayetler de ortaya çıkabilir. Göğüs kafesi içindeki lenf bezlerinin büyümesi inatçı öksürük, nefes darlığı veya yutma güçlüğüne yol açarken karın içindeki tutulum karın şişliği, doluluk hissi ve bağırsak şikayetlerine neden olabilir. Dalak büyümesi sol üst karında baskı hissi yaratır. Kemik iliği tutulumunda solukluk, kanamaya eğilim ve sık enfeksiyon görülebilir. Bazı hastalarda ciltte kaşıntı, alkol aldıktan sonra lenf bezlerinde ağrı gibi daha az bilinen bulgular da tabloya eşlik edebilir.
Nedenleri Nelerdir?
B hücreli lenfomanın oluşumu, B lenfositlerin DNA yapısındaki değişikliklerle başlar. Normal koşullarda görevini tamamlayan hücreler programlı biçimde ölürken bu hücrelerde meydana gelen genetik bozukluklar onların sürekli bölünmesine ve ölümsüz hale gelmesine yol açar. Folliküler lenfomada sık görülen BCL2 geni düzensizliği, Burkitt lenfomada karşımıza çıkan MYC geni yer değiştirmesi ve diffüz büyük B hücreli lenfomada saptanan çeşitli mutasyonlar bu sürecin temel mekanizmalarındandır. Bu değişiklikler hücreye sınırsız çoğalma yeteneği kazandırır.
Kronik antijen uyarımı, yani bağışıklık sisteminin uzun süre belirli bir uyarana maruz kalması da lenfoma gelişiminde belirleyici unsurdur. Mide dokusunda Helicobacter pylori bakterisinin sürekli uyarısı MALT lenfomaya zemin hazırlar. Sjögren sendromu veya Hashimoto tiroiditi gibi otoimmün hastalıklarda lenfositlerin sürekli aktive olması zamanla kötü huylu dönüşümle sonuçlanabilir. Hepatit C virüsünün de splenik marginal zon lenfoma ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu örnekler enfeksiyon ve iltihabın hastalık sürecindeki rolünü ortaya koyar.
Çevresel ve mesleki etkenler de göz ardı edilemeyecek faktörler arasındadır. Benzen, formaldehit, bazı boyalar ve uzun yıllar süren pestisit teması riski artıran etkenler olarak gösterilir. İyonlaştırıcı radyasyona yüksek dozda maruz kalma, daha önce başka kanser nedeniyle kemoterapi veya radyoterapi alma da ikincil lenfoma gelişimine zemin hazırlayabilir. Beslenme alışkanlıkları, obezite ve düşük fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı etkenlerinin de küçük ölçekli bir risk artışına yol açabileceği yapılan çalışmalarda dile getirilmektedir.
- B lenfositlerde genetik mutasyonlar
- Kronik enfeksiyonlar ve uzun süreli iltihap
- Bağışıklık sistemi baskılanması
- Kimyasal madde ve radyasyon maruziyeti
- Otoimmün hastalıklar
Tanı Nasıl Konulur?
Tanı süreci ayrıntılı bir anamnez ve fizik muayeneyle başlar. Hekim, lenf bezlerinin büyüklüğünü, sertliğini ve hareketliliğini değerlendirir; dalak ve karaciğer boyutlarını muayene eder. Süregelen şikayetler, B semptomlarının varlığı ve risk faktörleri ayrıntılı biçimde sorgulanır. Tam kan sayımı, biyokimyasal incelemeler, laktat dehidrogenaz (LDH) düzeyi, ürik asit, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, hepatit ve HIV taraması gibi tetkikler ilk basamakta istenir. Bu testler tanıya temel oluşturur ve hastalığın yaygınlığı hakkında erken bilgi sağlar.
Lenfoma tanısının kesinleştirilmesi için lenf bezi biyopsisi gereklidir. Şüpheli lenf bezinin tamamının çıkarıldığı eksizyonel biyopsi tercih edilen yöntemdir, çünkü doku mimarisi alt tipin belirlenmesinde belirleyici unsurdur. İnce iğne biyopsisi tek başına genellikle yeterli olmaz. Çıkarılan doku patoloji laboratuvarında histopatolojik inceleme, immünohistokimyasal boyamalar, akış sitometrisi ve gerektiğinde moleküler genetik testlerle değerlendirilir. CD20, CD19, CD10, BCL2 ve BCL6 gibi belirteçler alt tipin saptanmasında kullanılır ve böylece tedavi planı netleştirilir.
Evreleme aşamasında PET-BT (pozitron emisyon tomografisi - bilgisayarlı tomografi), boyun-toraks-abdomen tomografileri ve gerekli görüldüğünde kemik iliği biyopsisi yapılır. PET-BT, hastalığın hangi bölgelerde aktif olduğunu gösterir ve tedaviye yanıtın izlenmesinde kesin tanı sağlar niteliktedir. Sinir sistemi tutulumu şüphesinde beyin omurilik sıvısı incelemesi ve manyetik rezonans görüntüleme gündeme gelir. Tüm bu bulgular Ann Arbor sınıflandırması ve uluslararası prognostik indeks gibi sistemlerle birleştirilerek hastalığın evresi ve risk grubu belirlenir.
Komplikasyonlar Nelerdir?
B hücreli lenfomanın kendisi ve uygulanan yaklaşımlar çeşitli komplikasyonlara yol açabilir. Hastalığın ileri evrelerinde kemik iliğinin tutulumuyla birlikte ciddi kansızlık, kanama eğilimi ve sık enfeksiyonlar gelişebilir. Büyüyen lenf bezleri damarlara veya hava yollarına bası yaparak üst vena kava sendromu, plevral sıvı birikimi veya bağırsak tıkanıklığı gibi acil tablolara neden olabilir. Karın içi büyük kitleler böbreklere baskı yaparak idrar yollarında tıkanmaya da yol açabilir. Bu tablolar hızlı müdahale gerektirir.
Hızlı çoğalan lenfoma hücrelerinin yoğun olduğu hastalarda, özellikle Burkitt lenfomada, tedaviye başlanmasıyla birlikte tümör lizis sendromu gelişebilir. Hücrelerin hızla parçalanması sonucu kanda potasyum, fosfor ve ürik asit yükselir; kalsiyum düşer; böbrek yetmezliği ve kalp ritm bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu nedenle yüksek risk taşıyan hastalarda yoğun sıvı tedavisi ve koruyucu ilaçlar tedavinin başında planlanır. Erken müdahaleyle bu komplikasyon kontrol altına alınabilir.
Uzun dönemde uygulanan kemoterapi ve radyoterapinin de bazı yan etkileri olabilir. Kalp kası üzerinde olumsuz etkiler, akciğer dokusunda fibrozis, kısırlık, tiroid bezinde işlev bozukluğu ve yıllar sonra ortaya çıkabilen ikincil kanserler bu tabloların başında gelir. Sinir sistemine yayılan hastalıkta nörolojik bulgular kalıcı olabilir. Hastalığın tekrarlaması da önemli bir konudur ve düzenli takip ile erken saptama büyük önem taşır. Psikolojik açıdan tükenmişlik, depresyon ve anksiyete de süreç boyunca destek gerektiren tablolar arasındadır.
- Şiddetli kansızlık ve enfeksiyon eğilimi
- Üst vena kava sendromu gibi bası tabloları
- Tümör lizis sendromu
- Tedaviye bağlı geç dönem yan etkileri
- Hastalığın tekrarlaması
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Boynunuzda, koltuk altınızda veya kasık bölgenizde iki haftadan uzun süredir kaybolmayan, giderek büyüyen ve ağrısız bir şişlik fark ederseniz vakit kaybetmeden bir hekime başvurmalısınız. Üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında ortaya çıkan ve birkaç hafta içinde küçülen lenf bezleri genellikle masum olarak değerlendirilir, ancak kalıcı ve büyüme eğilimindeki şişlikler mutlaka araştırılmalıdır. Bu süreçte erken değerlendirme alınması tanı sürecinin doğru ilerlemesi açısından önemlidir.
Açıklanamayan ateş, gece terlemeleri ve son altı ayda istemsiz biçimde belirgin kilo kaybı yaşıyorsanız bu bulguları hafife almamalısınız. Geceleri kıyafetlerinizi değiştirecek düzeyde terleme, sürekli halsizlik, iştahsızlık ve eskiden rahatlıkla yaptığınız işleri yapmakta zorlanma hissi varsa bir hekimle görüşmeniz uygun olur. Ayrıca inatçı öksürük, nefes darlığı, karın şişliği veya doluluk hissi gibi şikayetleriniz uzun sürüyorsa muayene için randevu almakta gecikmeyin.
Tanı almış bir hasta iseniz takip randevularınızı düzenli biçimde sürdürmeniz büyük önem taşır. Yeni ortaya çıkan lenf bezi şişlikleri, ateş, kanama, morarmalar, sık enfeksiyon veya nefes darlığı durumlarında bekleme yapmadan hekiminize ulaşmanız gerekir. Tedavi sürecinde ortaya çıkan bulantı, ishal, ağız yaraları veya yüksek ateş tabloları erken müdahaleyle daha kolay yönetilebilir. Süreci destekleyici bakımla birlikte değerlendiren bir ekibin takibinde olmak, hem fiziksel hem ruhsal açıdan rahatlatıcı olacaktır.
Son Değerlendirme
B hücreli lenfoma, bağışıklık sisteminin önemli bir oyuncusu olan B lenfositlerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan ve farklı alt tipleri bulunan bir hastalık grubudur. Ağrısız lenf bezi büyümeleri, gece terlemeleri, açıklanamayan kilo kaybı ve uzun süren ateş gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Erken tanı, doğru alt tipin belirlenmesi ve uygun yaklaşımın zamanında planlanması hastalığın seyrini olumlu yönde değiştirir. Gelişen tanı yöntemleri ve hedefe yönelik yaklaşımlar sayesinde günümüzde pek çok hasta uzun süreli hastalıksız dönemler yakalayabilmektedir.
Koru Hastanesi Hematoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, b hücreli lenfoma gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

